info@profdrhaydarbasenstitusu.org

Ramazan Sohbeti - Ramazan-ı Şerif ve Oruç / 1997-1998
04/04/2025 DİNİ YAŞAM 25

    Neler Okuyacaksınız

Ramazan-ı Şerif'i Bir Bayram Havası İçerisinde Yaşarız ve Geçiririz

Şimdi Ramazan-ı Şerif ile ilgili hatıralarımız çok, çocukluk yaşından itibaren Ramazan'a karşı millet olarak bizim çok ciddi bir alakamız, ilgimiz ve duyarlılığımız vardır. Bu cümleten olarak tabi bölge, mahalle, aile olarak da bizlerin Ramazan-ı Şerif'e karşı ilgimiz, alakamız son derece doruk noktadadır. İftar vakitlerinde, sahur vakitlerinde atılan toplar, büyük vilayetlerde, Anadolu'nun bazı kesimlerinde sahur vaktinde çalınan davullar adeta bizim milletin bayramını ifade eden alametler ve de işaretlerdir. Ramazan-ı Şerif'i biz bir bayram havası içerisinde, 30 gününü oruç tutmak suretiyle bir bayram şenliği havası içerisinde yaşarız ve geçiririz. Tabi bizimki de böyle olmuştur ailece, efendime söyleyeyim arkadaş çevresi olarak. Gençlik çağlarımızda, gençlik olarak camilere toplu halde giderdik. Mesela Trabzon'da olduğumuz süre içerisinde, Trabzon'un camilerini gezerdik. Orada teravih namazları kılardık. Teravihten sonra arkadaşlar olarak sahur vaktine kadar çeşitli eğlence dallarında eğlenir ve sahuru yaptıktan sonra, hatta sabah namazını kıldıktan sonra istirahate geçerdik. Hemen hemen bu benim şahsıma ait bir şey değil. Bizim bu bölgenin Trabzon bölgesinin bireylerinin tamamı Ramazan'ı bu şenlikte, bu rahatlıkta, bu sevinçte yaşar ve de karşılar. Bunun yanında bizlerin mesleği hocalık olduğu için Ramazan-ı Şerif'te çoğu defa efendime söyleyeyim dolu olurduk. Teravih vaktiyle akşam namazı arasında efendime söyleyeyim bazı nasihatlerde bulunurduk, camilerde vaaz ederdik. Bu tabi çeşitli cemaat gruplarıyla yüz yüze gelmeyi, onlarla sohbet etmeyi, efendime söyleyeyim bu imkân haline getirir idi. Bu arada bendeniz Ramazan-ı Şerif'te birçok defa Avrupa'ya da davet edildim. Orada Ramazan-ı Şerif münasebetiyle konferanslar verdik, bazı nasihatlerde bulunduk. Tabi Batı dünyasında işçi kardeşlerimizin Ramazan-ı Şeriflerini değerlendirmeleri de çok farklı bir havada oluyor. Onların bayramı da çok daha farklı oluyor. 30 günün 30'u tamamen adeta bayram oluyor. Yani bunu bu sevinci doya doya orada biz arkadaşlarla birlikte, işçi arkadaşlarımızla birlikte yaşadık. Şimdi de yine bizleri davet ediyorlar, gidiyoruz. Tabi sürekli kalmamız da mümkün değil. Bendeniz Ramazan-ı Şerif'te bir de birkaç defa da umre yapma imkânı buldum. Orada da Mekke'de, Medine'de Ramazan'da çok daha farklı bir kulvarda geçiyor. Bir manevi havası farklı. Çünkü bu dünyanın çeşitli bölgelerinden ayrı ayrı renklerde, dillerde konuşan insanlarla hemhal oluyorsunuz. Beraber aynı sofrada oturuyorsunuz, efendim iftarınızı yapıyorsunuz, sohbet ediyorsunuz ki 72 milletin orada bireyleri var, temsilcileri var onlarla; kısaca gerek yurt genelinde, gerekse dünya genelinde ümmeti Muhammed bu ayı sevinçle sevda ile karşılıyor, idrak ediyor ve de yaşıyor. Cenâb-ı Hak bu Ramazan'ı da hakkımızda milletimize ve bütün İslam âlemine hayırlı uğurlu eylesin, hayırlara vesile kılsın diyorum.

Günümüzde Kültür ve Sosyal Bağların Yerine Ekonomi İndirgendi 

Şimdi tabi o zaman iktisadi kaileler, iktisadi problemler bu derece insanları meşgul etmiyordu. İnsanlar daha ziyade birbirlerine sosyal bağlarla çok daha fazla bağlıydı. Şu anda adeta bunların kültür bağlarının, sosyal bağların yerine ekonomi indirgendi. Yani olayı biz tamamen sanki maddeleştirdik. Çok imkânlarımız olmasına rağmen hiç imkânımız yokmuş gibi konuşuyoruz. Ben de buna samimi olarak konuşuyorum ve hayret ediyorum. Yani şu anda çok ciddi bolluklar var kim ne derse desin. İstanbul trafiğinde yola çıktığınız zaman gideceğiniz yere saatlerce gidemiyorsunuz. Caddeler tıklım tıklım otomobil dolu, yani dolmuş taşıyor. O halde açlık tehlikesi diye bir olay yok ama konuşuyorsunuz sanki herkes aç. İşin de bu tarafı var. Bu gösteriyor ki insanlar manevi bağlardan ziyade iktisadi bağları artık daha fazla ilgi alaka duyuyorlar. Yani değer ölçülerimiz sanki değişir gibi. Bunu tabi bu hali yaşayan yaşlılar geçmişteki insani değerleri önde göremedikleri ve de bulamadıkları için “ah” diyor, “eski ramazanlar.” Ama işin ardını biraz ortaya koyarsanız yani eski bağların kalmadığını ifade edeceklerini göreceksiniz. Ben şahsen olayı böyle görüyorum.

Oruç, Nefsin Tezkiye ve Temizlenmesini Sağlar

Şimdi tabi Ramazan-ı Şerif, hadis-i şerifte belirtildiği ifade edildiğine göre, “başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da hidayettir.” Yani mümin olarak bu ayda orucunu tutan kardeşlerimiz Cenâb-ı Hakk'ın hidayetine kavuşurlar. Hidayetten maksat da Allah'ın cemalidir, Cenâb-ı Hakk'ın cennetidir, yani buna kavuşur. Şimdi böyle bir seçilmiş bir oruç mevsimi ramazan, oruç ayı. Hatta ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak, “Ya eyyuhellezine amenu kutibe aleykumus sıyamu kema kutibe alellezine min kablikum leallekum tettekun.” (Bakara Suresi, 183. Ayet) Yani ramazan ayında tutulan oruç aslında geçmiş ümmetlere de farz kılınan bir ibadettir. Dolayısıyla bu ayın içerisinde sevabını hesap edemeyeceğimiz yapılan ibadetler var bunun içerisine, iki, ramazanı şerif aynı zamanda zaman olarak Allah'ın seçtiği bir ay. Neden? Çünkü bu ay içerisinde Kur'an-ı Kerim nazil oldu. Kur'an Allah'ın maksadının efendime söyleyeyim kullarına beyanıdır. Kur'an nedir? dendiği zaman ayet-i kerimeler, Cenâb-ı Hakk'ın bir maksadı var, bir gayesi var; o gayeyi, o maksada Kur'an'da dercetti. Ve o Kur'an, Allah'ı anlatan, Allah'ın maksadını beyan eden Kur'an, bu ay içerisinde inmeye başladı. Kadir gecesi bu ay içerisindedir. “İnnâ enzelnâhu fî leyleti-lkadr.” “Biz onu Kadir gecesinde indirdik” diyor. (Kadir Suresi, 1. Ayet) Kadir gecesinde inen Kur'an, bu ay içerisindedir yani Kadir gecesi de Ramazan-ı Şerif’tedir. Binaenaleyh bu ayı idrak eden kardeşlerimize bu ilk akşamdan itibaren Kadir gecesinin 30 gün, 30 gece aramalarını ben şahsiyen öneriyorum. Evet, her ne kadar “27. gecesi Kadir gecesidir” diye yoğun bir görüş var ise de ama bu “Ramazan'ın her gecesinde saklıdır” diyen ulema görüşleri de vardır. Binaenaleyh bu bir neticede bir aydır. Hiç olmazsa bu gece Kadir gecesidir diye yatmadan evvel efendime söyleyeyim veya sahura kalktığımız zaman iki rekâtta bir selam vererek, 4-6-8 rekât namaz kılalım. Yani bu gece Kadir gecesidir, hiçbir şey kaybetmeyiz. Olmasa da kazanırız, olsa tabi çok daha fazla kazanırız. Yine benim tavsiyem istiğfar, salât-u selâm, kelime-i tevhid okumalarıdır kardeşlerimizin. Birer tesbih istiğfar okusunlar. Yani bu gece Kadir gecesidir, o halde biz istiğfar edelim. Kadir gecesidir, 100 defa salât-u selâm okuyalım. 100 defa “la ilahe illallah” diyelim. Bunu yaparsak, ola ki Kadir gecesi hakikaten bu gecelerden biri olur da ihya etmiş oluruz. Binaenaleyh tedbiri şimdiden alalım. Bu fırsatı, bu imkânı kaçırmayalım diyorum. Binaenaleyh yani Ramazan-ı Şerif farklı bir ay. Cenâb-ı Hak 12 ay içerisinde bunu seçmiş. Şimdi zamanlar, aylar içerisinde Ramazan'ı seçmiş. Günler içerisinde Cumayı seçmiş. Hakikaten Cuma günü seçilmiştir. İşte geceler içerisinde Berat gecesi seçilmiştir, Kadir gecesi seçilmiştir. Hülasa böyle Cenâb-ı Hakk'ın seçtiği geceler var. Mesela Kurban bayramı gecesi seçilmiştir, Arafat gecesi günü seçilmiştir. Bu bir noktada ümmetin kurtuluşu için bunlar bir sebeptir, piyangodur. Bunları çok iyi değerlendirmek lazım. Bu ayda sadakatle, ihlas ile ibadetlerini, taatlarını yerine getiren kardeşlerimiz gündüz oruçludurlar, gece namazlıdırlar. Hani gece namaz kılar, gündüz oruç tutar. Dolayısıyla Allah onu madden manen temizler. Oruç insanın nefsini tezkiye ediyor, temizliyor. Namaz imanının varlığını ispat ediyor. Mesela sen “inandım” demek malumunuz bir iddia oluyor. Namazla bu iddiayı ispatlıyorsunuz. Oruçla nefsinizi tezkiye ediyor, temizliyorsunuz. Kısaca Kur'an-ı Kerim bu ayda okunuyor. Artı teravih namazları kılınıyor; mukabele, “hatim” diyoruz, hatimler indirilir. Mukabeleler, mukabele karşılıklı okumak. Genelde imam efendi okur, cemaat de takip eder. Buna “mukabele” karşılıklı okumak. Hayır, okunma tek başına olursa “hatim” diyoruz. Hatmediyorsunuz Kur'an'ı, ayrı bir sevap alıyorsunuz. Mukabele de karşılıklı okuyan da, dinleyen de sevabı alır. Hatimde sadece okuyan sevap alır. Teravih namazını kılıyorsunuz 20 rekât, onun ayrı bir sevabı var. Salât-u selâm getiriyorsunuz, efendime söyleyeyim teravih namazının arasından onun ayrı bir sevabı var. İlahiler, kasideler vs. bir farklı bir âlem, bir devran, bir devran dönüp gidiyor. Ramazan böyle bir ay; nasıl, ne diyelim yani? 

Muhammed Aleyhisselam'a İman Etmeden, İman Sahih Olmaz

Şimdi tabii oruç bizim bildiğimiz 5 şartın bir tanesidir. Biliyorsunuz din, İslam'ın 5 tane şartı var. Oruç tutmak, namaz kılmak, hacca gitmek, zekât vermek, şehadet cümlesini söylemektir. Şehadet cümlesi aynı zamanda imanın esasıdır. Yani hem ibadettir, hem imanın esasıdır. Şimdi burada bir inceliği de beyan etmek istiyorum. Muhammed Aleyhisselam'a iman etmeden, iman sahih olmaz. Şehadet cümlesini iman nevinden ele aldığınız zaman “Muhammedün Resulullah” ibaresi ilaveniz şarttır. Bunu ilave etmezseniz imanınız iman olmaz. İbadet nevinden “Muhammed” cümlesini ilave etmeniz şart değildir. Yani İslam'ın şartlarından saydığınız zaman “Eşhedü en la ilahe illallah” demeniz kâfi oluyor. Allah'ın birliğine şahitliğiniz kâfi oluyor. Bu ibadet oluyor. Onun için kâle Resulullah, “Men kâle Lâ ilâhe illallah muhlisan dehale'l-cenne” “Kim ihlas ile ‘la ilahe illallah’ derse cennetliktir.” Fakat bu imanı yani “Muhammedün Resulullah” dedikten sonradır. Bir arkadaşla sohbet ediyoruz da dedi, “Ya hocam hadis-i şerifte deniliyor ki: ‘Lâ ilâhe illallah’ diyen cennetliktir. Ama siz ‘Muhammedün Resulullah’ı buna şart koşuyorsunuz.” Ha İslam'ın şartı cümlesinden “Lâ ilâhe illallah” ibadettir. Bunu ihlasla dediğin zaman cennete giriyorsun. Muhammed Mustafa'ya imanın şartından sonradır bu. İman etmezsen olmaz. Anlatabiliyor muyum? Buna inanacaksın. İnandığı zaman “Lâ ilâhe illallah” demek de seni kurtarır. İnanmazsan hiçbir şey seni kurtarmaz. Değil “Lâ ilâhe illallah” sadece okumak, bütün Kur'an'ı hatmetsen ve Muhammed Mustafa'ya inanmasan Allah korusun hiçbir şey seni kurtarmaz. Burada bu incelik var. Bilmem ifade edebiliyor muyum?

Oruç, Bütün Organların İbadetidir

Size ait olmayan bir şeye dokunmayacaksınız. Ayaklarınız helaliniz olmayan tarafa yönelmeyecek. Bütün bunlarla birlikte insanlar organlarına orucu tutturur. Sadece yemekten içmekten mahrum değil. O da olmakla beraber bütün organlarına oruç tuttururlar. Ayet-i Kerime'de Cenâb-ı Hak “El yevme nahtimu ala efvahihim ve tukellimuna eydihim ve teşhedu erculuhum bima kanu yeksibun.” “O gün eller, ağızlar mühürlenir. Eller ve ayaklar konuşur.” (Yasin Suresi, 65. Ayet ) Yani Ruz-i Mahşer ’de şahit olarak Cenâb-ı Hak başkasını dinlemeyecek, yine şahit sende. Elin ne yaptı? O konuşacak. Ayak ne yaptı? O konuşacak. Efendim “ben öyle bir yere giderim ki işlediğim bu suçu hiç kimse görmez.” Sen bunu organlarınla işleyeceksin. Bunlar sana emanet-i ilahi. Bu emanet-i ilahi olan organlar o gün işte ayete göre, “yaptıklarını tek tek anlatacaklar.” İşte organların oruç tutması hiçbir şeyin, kimsenin olmadığı yerde de bu organlara hatayı, günahı, vebali yaptırmamak demektir. Bizden beklenilen de budur. Esasen toplumda iman seviyesini yükselttikçe işi bu noktada algılayan ve ibadeti bu vadide hayatına geçiren insanlarımızın âdeti çoğalacak, çok samimi konuşuyorum. O zaman kolluk kuvvetlerine, polise, bekçiye bu derece ihtiyaç kalmayacak. 

Oruç İnsanı Kemale ve Rihlete Erdirir

İşte Müslüman bireylerin çoğalması 12 ayda da efendim bu temiz hali kemal halini kendi iç tabiatında ortaya koyup, dış tabiatına yansıtması lazımdır. Bizden istenilen ve de beklenilen budur. Bir de “Havas-ül havas”ın orucu vardır. Ki buna “takva insanların orucu” da diyebiliriz. Bunların orucu da kalbine oruç tutturmak. Sadece organları filan devreden çıkarmak değil, haram olan şeylerin düşüncesini aklına ve kalbine koymamaktır. Ne haramdır? “Yok arkadaş, ben oraya adım atamam” demesi lazım. Yani insanın adeta tamamen temizlenmesidir. Müslüman olarak bizden beklenilen de bu neticedir. Nefsimizi tam tezkiye edeceğiz, tam terbiye edeceğiz ve aklımıza yanlış şeyleri getirmeyeceğiz. İşte bu manada oruç insanı kemale erdirir, insanı rihlete erdirir. Tabii insanlarda müteşekkil toplumlarda huzura, saadete, mutluluğa kavuşur, diyoruz efendim özetle.
Tabii şimdi bir de farz olan orucumuz var, nafile olan oruçlarımız var. Farz olan oruçlarımız Ramazan-ı Şerif'in 30 gününde tuttuğumuz oruçlardır. Ve bu ay içerisinde bu günlerde oruç tutmamız hepimize farz ayıdır. Tabii burada seferi olmak var keyfiyet olarak. İki, hasta olmak var. Bir de “hayız” ve “nifas hali” , “doğum hali” ve “ay hali” denir kadınlarda bu hallerde bunlar tutamazlar. Artı hasta olan, iktidardan düşkün olan hastalarımız da oruçlarını tutamazlar. Bunu bilahare kaza ederler. Şimdi bu Ramazan-ı Şerif için farz olan oruç bu. Nafile olan oruca gelince, Ramazan-ı Şerif'in dışında ümmetin bizzat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi örnek alarak tuttuğu oruçlar vardır. Mesela Hazreti Davud'un oruçtaki sünneti, “bir gün yiyip bir gün bozmaktır.” Yani bir gün yer, bir gün tutar, bir gün yer, bir gün tutar. Bu Hazreti Davud'un sünnetine uyarak tutulan oruçtur ki Peygamber aleyhisselam bu orucu methediyor. İki, bunun dışında Resulullah'a ait bir sünnet vardır ki “Pazartesi ve Perşembe günleri tutulan oruçtur.” O da Peygamberimizin sünnetidir. Bizi takip eden kardeşlerimiz şayet imkânlara müsait ise Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutsunlar ki bu sevaptan istifade etmiş olsunlar ve bu faziletli mevkiye, rütbeye nail olmuş olsunlar diye ben tavsiye ediyorum. 

Oruç, İbadetlerin Kapısıdır

Tabii, bu konuda çok hadis ayet var da ben şurada birkaç tanesini aldım, onları okuyalım. Şimdi Cenâb-ı Hak “oruç tutan gençler için” buyuruyor. “Şebâbuhu lî ente indî ke-ba‘dı melâiketî”  “Benim için şehvetini terk edip de oruç tutan gençler var ya”, şimdi gençliğe müjde veriyoruz, müjdeler veriyoruz. “Bunlar benim meleklerim gibidirler” diyor. “Ke-ba‘dı melâiketî” “Benim meleklerimin bazıları gibidir.” Yani bütün melekleri de benzetmiyor onları Allah. Yani “öyle melekler var seçkin ki, onların sınıfına girer” bunlar diyor. Onun için gençliğe, oruç tutan gençliğe müjdeler olsun. Yine orucun çok büyük bir fazileti var. “Kulu veşrabu henîen bimâ esleftum fî’l-eyyâmi’l-hâliye” “Oruçlu olarak geçirdiğiniz günler karşılığı, yiyin için” diyor Cenâb-ı Hak. Yani “ziyadesiyle yiyin, ziyadesiyle için” manasınadır bu. Bakınız oruçlunun halinden bahiste Peygamber Aleyhisselam, “Nevmü’s-sâimi ibadetün.” “Oruçlunun uykusu ibadettir.” Oruç tutuyorsunuz, öğle ikindi arası geldiniz uyuyorsunuz. Bu uykunuzda ibadettir. Kim buyuruyor? Peygamber Aleyhisselam. “Nevmü’s-sâimi” “Oruçlunun uykusu ibadetün ibadettir.” Gece uykusu da ibadettir, yanlış anlamayın. Daha “Likulli şey'in bâbun” “Her şeyin bir kapısı vardır.”  “Ve bâbu’l-ibâdeti’s-savm” “İbadetlerin kapısı da oruçtur.” diyor Peygamber Aleyhisselam. “Her şeyin kapısı var ama ibadetin kapısı oruçtur.” Demek ki namazdan huşu, huzur almak istiyorsak orucu hayatımıza geçireceğiz. Cenâb-ı Hakk'ı sevmek istiyorsak, oruçla o kapıyı açacağız. Allah'tan korkmak istiyorsak, oruçla o kapıyı açacağız. Niye? “Çünkü ibadetlerin kapısı”, diyor “oruç” Peygamber Aleyhisselam. O kapıdan oralara giriliyor. Bir başka Kâle Resulullah, “lil-cenneti bâben yukâlü lehu’r-Reyyân” “Cennetin Reyyan isminde bir kapısı vardır.” “Cennetin bir kapısı var ki onun adına ‘Reyyan’ denir” buyuruyor Peygamberimiz. Bakınız devamla. “Lâ yedhulü” “Kimse giremez oradan, oradan girilmez.” “İllâ's-sâimûn” “Ancak oruçlar girerler.” “Cennetin Reyyan kapısından ancak oruçlu olanlar, oruç tutanlar girebilirler.” Demek ki cennetin oruç kapısı var. O kapıdan içeri kim girecek? Efendim oruç tutan mümin, mümine kardeşlerimiz girecek. Allah mübarek etsin diyoruz. Evet, bu kadar zannıma göre kâfi, Ramazan-ı Şerif'in ilk sohbeti oluyor. Bizi takip eden kardeşlerimize hayırlı Ramazanlar dileyerek kolaylıklar, oruçlarında kolaylıklar, ibadetleriyle feyziyab olmalarına niyaz ediyor, saygılarımızı arz ediyor, hayırlı iftarlar diliyoruz efendim. 

Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir