info@profdrhaydarbasenstitusu.org

Haftanın Sohbeti - Ramazan ve Oruç / 20 Kasım 2000
04/04/2025 DİNİ YAŞAM 23

    Neler Okuyacaksınız

Ramazan Ayının Bereket ve Faziletinden Yararlanmak İçin Oruçla Yaklaşmalıyız

Efendim evvela bu mübarek ayın milletimize hayırlar getirmesini ve de Cenâb-ı Hakk'ın rahmetine mağfiret olunmamızı Cenâb-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Saniyen bu ay içerisinde milletimizin de ferdi planda tezkiyesini tamamlayarak birliğe, beraberliğe ve de kardeşçe yaşamaya alışkın bir manevi zemine gelmesini yine temenni ve niyaz ediyorum. Malumunuz Ramazan-ı Şerif 11 ayın sultanı diye anılan ve de içinde bu ayların içerisinde 3 tane ay var ki 3 aylar adı altında Recep, Şaban, Ramazan. Ve bunların da Şahı veya Padişahı Ramazan-ı Şeriftir. Bu ay Allah'ın seçmesi bakımından muazzezdir, mukaddestir. Ama en önemlisi bu ayda hepimizin bildiği gibi Kur'an-ı Azimuşşan inzal olmuştur. Cenâb-ı Peygamber Efendimiz bu ayda peygamber olarak seçilmiştir. Malumunuz Kadir gecesi bu ayın içerisindedir. Yani Ramazan-ı Şerif'in içerisinde olan Kadir gecesinde Kur'an-ı Kerim inmeye başlamıştır. Böyle maneviyatı engin, zengin efendim, bereketiyle birlikte bizi kuşatan bir aya Cenâb-ı Hak bizi nasip eyledi. Şimdi mühim olan bunu çok iyi değerlendirmektir. Evet çok mukaddestir, çok muazzezdir ama siz bunun neresindesiniz? Ne kadar bunun faziletinden tefeyyüz edebiliyorsunuz? Bunu sorduğumuz zaman o takdirde diyeceğiz ki: ne yapmamız lazım ki bu ayın işte bereketinden ve de faziletinden istifade edelim? Şimdi Cenâb-ı Peygamber Efendimizin bu ay içerisinde sahabesiyle birlikte ve ümmetine emrolunan farz olan orucu tuttuğunu iyi biliyoruz. Ya bu tevatür yoluyla da bize kadar gelmiştir. Ayet-i Kerime’de de bu husus sabittir. Yani oruç sizden evvelki insanlar üzerine farz olduğu gibi, size de farz olunmuştur. Ayet-i Kerimesi’nde beyan edilen oruç ibadeti bu ayda farzdır. Yani ibadetlerin malumunuz belli bir zamanı vardır. Bazı ibadetlerin de mekânları vardır. Orucun da zamanı bu Ramazan-ı Şerif ayıdır. Bu ayda farz olan oruçlar tutulur. Bir de nafile oruç vardır, vacip olan oruçlar vardır. Vacip olan oruçlar, adak dediğimiz bir şeyin vuku anında. Bu böyle olursa ben bunun yerine şunu yapacağım. Şeklinde yaptığınız adaklardan doğan oruçlar da vacip oruçlardır. Bir de nafile oruç dediğimiz oruç ki, sünnet olan oruçların adına bizi nafile diyoruz. Yani nafile demek faydası olmayan manasın da değil. Halk arasında kullanan nafile ile fıkıh terimindeki nafile Cenâb-ı Peygamber Efendimiz ‘in sünnetinin yerine geçen deyimin ve terimin adıdır. Şimdi bu manada sünnet olan oruçlar vardır. Cenâb-ı Peygamber Efendimiz her haftanın perşembe ve pazartesi günlerini sünneti gereği oruç tutardı, oruçla geçirirdi. Artı Şaban-ı Şerif'in tamamını oruç tutardı. İşte bunlar sünnet olan oruçlardır. Biz de eğer Cenâb-ı Peygamber Efendimiz ‘in sünnetini hayata geçirmek istersek pazartesi ve perşembe günleri Ramazan-ı Şerif'in dışında oruç tutarız. Böylece nafile oruç dediğimiz orucu ifa etmiş oluruz. Veyahut da Şaban-ı Şerif'i veya Recep ayını oruçlu geçiririz. Bunlar işte nafile olan oruçlardır. Farz olan oruç ise bu ayda tutulan oruçtur. Yani Ramazan-ı Şerif'te tutulan oruçtur.

Asıl Oruç, Kalbe ve Organlara da Oruç Tutturmaktır

Şimdi ne zaman başlıyor Ramazan? Şaban ayından hemen sonra başlıyor. Başladığı anda Hilal'in görüldüğü andır. Cenâb-ı Peygamber Efendimiz bunun için de “Hilal'i gör başla, gör bayram et” buyurur. Yani ayı gördüğünüz zaman Sema'da, oruca başlıyorsunuz. Yine gördüğünüz zaman bayram yapıyorsunuz. Oruç ise sahurla iftar vakti arasında yemekten içmekten ve cinsi münasebetten bir Müslümanın efendime söyleyeyim uzak olmasıdır. Bir başka ifadeyle kendisine helal olduğu halde bu zaman içerisinde yapması haram olan efendime söyleyeyim fiillerdir. Bundan uzak olduğunuz zaman işte siz oruç tutmuş oluyorsunuz. Şimdi, tabii bu işin bir fıkıh yönü var. Bir de kalbi boyutu vardır ki asıl oruç da insanın sadece yemekten, içmekten efendim uzak olması manasında değil. Kalbine de orucunu tutturması lazım. Gözüne oruç tutturması lazım. Kulağına orucunu tutturması lazım. Eline ayağına oruç tutturması lazım. Bunlar nedir? diye sorduğumuz zaman, işte gözünüzü harama bakmaktan menederseniz efendime söyleyeyim, sizin gözünüzün orucu bu olmuş olur. Daha efendim dilinizi yalandan uzak yaparsanız malayani olan, masiva olan mevzulardan uzak tutar da efendim milletin, memleketin, devletin hayrına mevzular sohbetlerde bulunur. Allah'ın rızasını kazanma istikametinde lisanınızı değerlendirirseniz bu da ne olmuş olur? Bu da oruç olmuş olur. Dilinizin oruç tutması. Bir de var ki akşama kadar dedikodu yapıyorsunuz, fitne çıkartıyorsunuz, insanları birbirine katıyorsunuz. Evet sizin mideniz boş ama diliniz rahat durmuyor ki. İşte yaptığınız fiili, eylemi yani tuttuğunuz orucu halinizle buluşturmanız, birleştirmeniz lazım. İşte bunu yaptığımız takdirde bizim orucumuz orucu olur. Daha efendim kulak vermek, her gelen söze yabani efendime söyleyeyim dedikoduya, fitneye kulağınızı vermeyeceksiniz. Kapatacaksınız. Doğruyu, güzeli dinleyeceksiniz. Bu manada işte kulağı da oruç tutturmuş oluyorsunuz. Elinizle, ayağınızla yanlışa yürümeyeceksiniz, yanlışa imza atmayacaksınız. Hülasa bütün organlarınıza oruç tutturmanız ancak bu organları yaratılışı istikametinde değerlendirmek; gerek kendi nefsinize, gerek aile efradınıza, gerek milletinize, gerekse insanlığa hayırlı birer uzuv olarak değerlendirdiğiniz zaman bu halinizde sadece mideniz oruç tutmamış oluyor. Ya, bütün organlarınızda buna iştirak etmiş oluyor. Ki asıl istenilen oruç da budur. Yani Cenâb-ı Hakk'ın istediği oruç da budur. Tabii bunların derece derece sevapları vardır. Allah en yüksek dereceden bu ibadetten istifade eden kullarından eylesin. Tabii oruca başlamak dedik sahur vaktinde olur, gece yarısında. Ehli Kitap hadis-i şeriflerde beyan edildiği üzere sahur vakti yemeden orucunu tutarmış. Cenâb-ı Peygamber Efendimiz onlardan ayrı olmak kastıyla da şimdi bir takım diyalogcular var onlara benzeyelim. Peygamber Aleyhisselam her halükârda sahabesini onlardan ayırmıştır. Ve bizzat efendim sahura kaldırarak yemek yedirmiştir. Enes İbn-i Malik Hazretleri Cenâb-ı Peygamber Efendimiz'e giderek bu mevzuyu anlatıyor. Yani Ehl-i kitap halini. Ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz onunla birlikte sahuru yapıyor yani yemek yiyorlar. Böylece bu konuda bile onlardan farklı olduğunu… Hatta Ehl-i kitap diyor “sakalını boyatmaz siz sakalınızı boyatın.” Bilmem anlatabiliyor muyum? Yani çok ayrıntıları vardır. Ben son eserimde bunları detaylı bir şekilde izah ettim. Bizi takip eden kardeşlerimiz alıp bunu da değerlendirsin okusunlar. Dini ve milli bütünlüğümüze yönelik tehditler adlı eserimizi de bunları izah ettik.

Meşakkat, Kulun Rütbe-i Âliyesini Yüceltir

Peki ne zaman orucumuzu açıyoruz? Akşam vakti yani güneşin gurubundan sonra iftar dediğimiz vakitte efendim orucumuzu açıyoruz. O ana kadar yaptığımız her işin feyzi, bereketi son derece büyük sevabı vardır. Ve o anki oruçlunun ağzından çıkan nefes, koku Cenâb-ı Hakk'ın indinde “misk, miskten daha hayırlı daha da güzeldir” diye Peygamber Efendimiz hadisi şeriflerinde buyuruyor. Malumunuz hasta olanlar, yola çıkanlar yani seferi olan insanlar oruç tutmayabilirler. Ama bir insan yola çıktığı halde oruç tutmak istemiştir onu da tutabilir. Yani bunun da bir mahsuru yoktur. Geçen günü bir sohbette hasta olan insan oruç tuttuğu zaman nefsine zulm eder. Bu manada oruç tutması da onun hesaba çekilmesini gerektirir şeklinde bir son derece basit bir izah dinledim bizzat. Bunlar çok yanlış. Kulun Allah için efendime söyleyeyim, çile ve meşakkate katlanması onun olsa olsa rütbe-i âliyesini yüceltir. Anlatabildim mi? Ama kendisine de bir ruhsat verilmiştir orucunu da tutmayabilir. Anlatabildim mi? Tabii hiç kimse de ölürcesine bu ibadeti ifa etmez. Bilmem anlatabiliyor mu? Kısaca olayı da bu kulvarda değerlendirmenin bir manası yok. Yani sen orucu anlatıyorsun. Nasıl tutulmaz? Evvela istisnadan işe başlıyorsun. Bu samimi bir ifade değil. Anlatabiliyor muyum? Bunlar istisnai hallerdir. Adam hastadır. Zaten hastaya sen oruç tut diyen yok ki. Kalkıp da bunun izahına giriyorsun. Nasıl tutmayacak nasıl. Nasıl tutacağının izahını yapmalısın ki bu millet senden istifade edebilirsin. Herkes nefsi planda kendinden ve yaratıcısından kaçarken olaylara bu tarz yaklaşmanın benim görebildiğim kadarıyla milletimize ve özellikle insanımıza zerre kadar faydası olamaz. Ve hele bunu ilim adına gerile gerile konuşarak efendime söyleyeyim, hiçbir yere varılamaz. Bu benim kanaatim çok yanlış bir kulvarda, yanlış olarak yürümenin bir tarzıdır, bir ifadesidir diyorum. Şimdi bir de kadın halleri vardır ki. Mesela kadınlar doğurduğu zaman evlat dünyaya getirdiği zaman nifâs hali denilir buna. 40 güne kadar onlar da muaftır. İki, hayız halinde de kadınlar efendimize söyleyeyim adetleri gereği oruç tutmazlar. Yani o halde oruç tutulmaz. Şimdi malumunuz bu halde efendime söyleyeyim namazlarından mesul değillerdir ancak oruçlarından mesuldürler. Yani temizlendikleri zaman kazaya kalan oruçlarını ne yaparlar? Eda ederler, ifa ederler, kaza ederler diyoruz.

Teravih, Cenâb-ı Peygamber Efendimiz ‘den Zamanımıza Kadar Gelen Güzel Bir İbadettir 

Bir de bu güzel günler içerisinde, bu güzel geceler içerisinde hemen iftardan sonra malumunuz insanlar camilere bölük bölük koşarlar. Böyle Allah'ın rızasını kazanabilmek için. Niye? Teravih namazını kılmaya. Malumunuz Cenâb-ı Peygamber Efendimiz ‘den zamanımıza kadar gelen güzel bir ibadettir teravih. Bazı insanlar bunu mütalaa, müzakere konusu yaptıysalar da yok cemaatte kılınır kılınmaz, yok şu kadar kılınır kılınmaz. Bütün bunları ben bizi takip eden kardeşlerime dinlememelerini, hepsini elini tersiyle atmalarını efendimize söyleyeyim ve eğer bu yanlışsa ben âcizane, biz İmam-ı Azam’ın yaptığı yanlışa razı olarak, mezhep imamlarımızın yaptığı yanlışa razı olarak bunları taklidi öneriyorum ki onların yanlışı, bizim doğrularımızın fevkinde doğrulardır. Başkalarını dinlememek lazım. Bizim güzel adetlerimizden, örfümüzden, geleneğimizdendir teravih namazlarına gitmek. 
Hatta ben çocukluk yaşımda çok iyi hatırlıyorum. Her akşam ayrı ayrı camilerde teravih namazlarını kılan ekipler, gruplar vardı. Biz de bazen bunu hayatımıza geçirirdik. Mesela bir akşam A mahallesinde, bir akşam B mahallesinde böyle bütün mahalleleri dolaşırdık. Şimdi ilk de bakıldığı zaman adam “Bu nedir?” diye bir düşünce geçebilir. Ama hattı zatında senin orada kıyamda durduğun o bastığın yer, secde ettiğin yer, dizinin değdiği yer, ruz-i mahşer de sana ne yapacak? Şahitlik edecek. O kadar ayrı ayrı yerlerde, ayrı ayrı şahitler, değil mi? Bunlar Cenâb-ı Hakk'ın lütfuyla, izniyle şahitler olacak. Yetmiyor mu bu sana? Çimenlerde, çiçeklerde… İbadeti ne kadar farklı bölgelerde, yerlerde yapar isen o kadar farklı şahitleri de kendi lehine çevirebilirsin. Biz bunu yapardık çocukluğumuz döneminde. 
Ağabeylerimiz vardı, bizi alırlardı böyle. Mahalle mahalle, cami cami gezer. Efendime söyleyeyim, farklı farklı camilerde teravih namazı kılardık. Ve çok hoş olurdu, çok tatlı olurdu. Bu namazların hemen akabinde o zaman Kur'an kursları vardı efendim. Bu kurslar çok güzel sohbetler yaparlardı. Dini nasihatler yaparlardı, fıkralar anlatırlardı. Trabzon bölgesinde hiç unutmam tabakhanede bu kurslardan bir tanesi vardı. Nihat hocamız Avrupa'dadır şu anda. Onun çok tatlı sohbetleri olurdu. Allah selamet eylesin. Yine biz İmam Hatip Okulu mezunlar derneği cemiyeti olarak bizim de bir huzur lokalimiz vardı. Bu lokallere giderdik. Namazlardan sonra, akşam, yatsı namazından, teravihten sonra malumunuz tıklım tıklım dolardı. Böyle fevkalade programlar olurdu. Dini sohbetler olurdu. Tarihi mevzular, mütalaalar, müzakereler, ne bileyim ilahiler, Kur'an-ı Kerimler. Çok farklı bir mevsim yaşardık. Bir ramazan adeta bir seneye bedeldi. 
Şimdi açık konuşayım. Efendim insanımız bugünleri aramıyor değil. Bu manevi havaya bugün dünkünden çok daha fazla ihtiyacımız var. Sanki din, böyle efendime söyleyeyim olsa da olur, olmasa da olur tarzında. İşte hani kütüphanelerde bazen fazlalık bir eser olur. Koyarsın onu oraya orada durur gibi bir düşünceyle idrak edilmeye başlanmıştır. Hâlbuki böyle değil. Kesinlikle yanlış. Hayatımızda iç içe, gönlümüzdür, ruhumuzdur, aklımızdır, din budur, bir zevktir, zevki manevidir, bir medeniyettir. İşte bu yaşadığın haller örfündür, âdetindir, geleneğindir. Yani iftar vaktinden başlar. İnanır mısınız gene Ramazan-ı Şerif gelmeden evvel rahmetlik annem böyle yufkalar açarlardı, makarnalar keserlerdi. İnanır mısınız böyle çocuklar olarak biz bayram ederdik. Atlardık, zıplardık, bağırırdık, çağırırdık. Böyle bir sevinç, böyle bir sürur. O âdete o manevi havayı yedisinden yetmişine millet olarak yaşardık. Şimdi efendim bu fıkhi malumatların yanında aslında bu manevi zevki hepimizin fevkalade nispetli ihtiyacı var. Bu denilenleri tekrar hayatımıza geçirebilsek o eski sohbetler, eski muhabbetler, efendim bir araya aileler gidip gelirler. Çeşitli mevzular da sohbetler yaparlar. Ne bileyim, iş görüşmesinden, affedersiniz mahalle dedikodusuna kadar bütün bu mevzuatlar orada güzelce hallolurdu. Ve çok tatlı bir mevsim yaşardık, yaşıyoruz. İnşallah bundan sonra da böyle olacak. 
Teravih namazından açılarak bu noktaya geldik. Ben işte teravih namazına kardeşlerimizin gitmesini tavsiye ediyorum. 20 rekâttır. Orada bunu güzelce efendim kılalım, eda edelim. Bunun dışında evimize geldiğimiz zaman, bu dediğimiz işte sohbetlerden efendim vakit geçirmelerden sonra, eğer Kur'an okumasını biliyor isek hiç olmazsa bu gecelerde vaktimiz iyi geçsin. Bunu çok iyi değerlendirelim diye, bir Sûre-i Yâsîn okuyalım. Hayır çok, bu uzundur hocam. Bir sayfa Kur'an okuyalım derim ben. Yani gece vaktini değerlendirelim. İstiğfar okuyalım, salatü selam okuyalım. Çocuklarımızla bir araya gelerek bu dediklerimizi yapmaya çalışalım. Yani sadece biz kazanmayalım. Ben şimdi erkek arkadaşlarıma fazla bir hususu görüyorum. Kendileri ibadet yapacaklar, hanımları bundan mağdur olacak. Değil. Eve geldikleri zaman niye topluca istiğfar etmiyorlar, salatü selam okumuyorlar, tekbir okumuyorlar. O evde bir bayram havası, değil mi? Her akşam, her gece bir bayram havası. Üç dakika, beş dakika fazla. Hayır. Fazla yaparsan çok iyi olur da, üç beş dakikada yine bu efendim faziletten, bu feyizden istifade etmene sebep olabilir. Çok zor. Hiç zor bir şey değildir. Şimdi salatü selam getirmesini bilmeyen insan yoktur. İstiğfar etmesini, yani “Yarabbi günahımı affet, estağfurullah” demesini bilmeyen insan yoktur. Tekbiri bilmeyen insan yoktur. Hülasa bunu yapalım diyorum. 
Bir de gündüzleri malumunuz mukabeleler okunur. Karşılıklı Kur'an-ı Kerim. Her Ramazan'da Cebrail aleyhisselam Hazreti Fahr-i Âlem’e gelir, Peygamberimize gelir. Cenâb-ı Peygamber Efendimiz Hz. Cebrail ile Kur'an'ı mukabele ederdi. O okurdu, o dinlerdi. Anlatabiliyor muyum? Şimdi onun sünneti, günümüzde efendim özellikle Türk milleti bunu hayatına geçirmiştir. Bütün camilerinde efendim, mukabele okunur. Karşılıklı okur, dinlerler. Bu güzel adetleri, bu güzel ibadetleri ne bileyim yapmayan kardeşlerimizi davet ediyor, tekrar tekrar bu güzel Ramazan'ın hayırlara vesile olmasını, hayırlar getirmesini, affımıza vesile olmasını, Allah'ın rızasını kazanmamızı istikametinde, güzelliklerin halkına, zuhuruna vesile olmasını niyaz ediyorum, diyerek bu sorunuza kısa bir cevap vermiş oluyoruz. 

Oruç, Toplumsal Dayanışma ve Merhameti Güçlendiren Bir İbadettir

Zaten oruçtan dilerseniz başlayalım. Şimdi biz insan olarak geçimimiz yerinde olduğu zaman başkasını düşünmüyoruz. Hâlbuki toplumda öyle mağdur insanlar var ki, çok samimi konuşuyorum. Günde iki vakit, iki öğün değil, bir öğün bile gıda alamıyor. Şimdi bunları biz unutuyoruz. Bir elimiz yağda, bir elimiz balda. Ama ne zaman ki Ramazan-ı Şerif'te sahurla iftar arası epey bir vakit. Başlıyor, eyvah bir defa iftar olsa da yesem. Bu efendim hal Allah Allah diyorsun ya. Ben bir ay bu işe tahammül edemiyorum. Ömür boyu bu şekilde yaşayan insanların hali nice olur. O zaman başlıyoruz merhamete gelmeye, fakire fukaraya tasadduk etmeye, sadakalar veririz, zekâtlar veririz, fitreler veririz. Bu ayın efendim fiili olarak bizi sürüklediği bir kulvardır bu. Bu da sosyal barışı efendim ne bileyim birbirini sevmeyi. Şimdi ne yapar o zaman? Sen bir fakire yardım ettiğin zaman, dikkat ederseniz kapitalist toplumlarda, liberal toplumlarda yardım yoktur. Din kaynaklı efendim onu siz iletişimi güçlendirirseniz, fertler arasındaki münasebetleri geliştirirseniz o zaman zengine karşı tavırlı değil. Yahu hiç olmazsa bu insan bana yardım ediyor. Allah razı olsun. Sadakasıydı, fitresiydi, zekâtıydı, üç beş kuruş veriyor diye hem ona dua edersiniz ona teveccühünüz meyliniz artar. Onun da size şefkati ve merhameti artar. Böylece toplum içerisinde birliğe, tevhide, tesanüte girilir. Yani zekâtın olsun, sadakanın olsun, fitrenin olsun, sosyal münasebetlerin gelişmesinde, insanların birbirini sevmesinde, saygısında, hürmet ve muhabbetinde, aralarındaki muamelelerin tekâmülünde veya tekemmülünde bu ayın ne bileyim göz ardı edilmeyecek. Hatta çok üstün seviyeye çıkacak nispette faydaları vardır diyebilirim efendim.  
Yani bu ak şam sohbeti olduğu için Ramazan akşamı televizyonda böyle bir şey yapsın. Sadece oruçtan Ramazan'dan tabi efendim. Bildiğimiz kadarıyla biz de bir şeyler söyleriz.

Türk Dünyası ile Birlik Oluşturup Türk-İslam Medeniyetinin Ne Olduğunu Dünyaya Gösterelim

Sayın Rauf Denktaş'ın görüşmelerden çekilmesi en doğru efendime söyleyeyim karardır. Bunun kesinlikle devam etmesi lazımdır. Bazı şeyler vardır ki bunlar pazarlık konusu yapılamaz. Yani vatanın bütünlüğü, Misâk-ı Millî hudutlarının devamı, vücuda gelmesi bunlar pazarlık konusu olmaz, bunlar namustur. Siz bunların pazarlık konusu yaptığınız zaman varlığınızdan şüphe edilir. Bu münasebetle bence doğru yapılmıştır. Bakınız adamlar diyorlar ki çekinmeden, Avrupa Parlamentosu bunu diyor ki, efendim diyor “işgalci askerler Kıbrıs'tan çekilecek.” Şuraya bak, işgalci askerler. Yedisinden yetmişine, o bölgedeki kardeşlerimiz mağdur edildi, eziyet edildi, işkence edildi, ölüme mahkûm edildi. Ve bu 74 senesinde öyle boyutlara ulaşmıştı ki, Dünya kamuoyuna bunlar arz edildiği zaman, evet doğrusunuz, dedikleriniz yanlış değildir. Hepsi bunu tasdik ettiği halde, Kıbrıs çıkarması olduktan sonra bütün dünya bize sırtını döndü. Biz kabul etsek de etmesek de bu kavgalar devam edecek. Anlatabiliyor muyum? Yani bu efendim çatışma, medeniyetlerin çatışmasıdır. Bunların temelinde olan maneviyatların çatışmasıdır. Sen istesen de bu devam edecek, istemesen de. Kabul etsen de devam edecek, etmesen de. 
Onun için biz yerimizi alıp, dilerseniz fazla daha bu mevzulara girmeyelim ve bu son olsun diyelim. Yerimizi alıp millet olarak bir araya gelmesini bilmeliyiz. Bize bizden başkasından fayda yoktur kardeşim. Dünyada 300 milyon bizim kanımızı taşıyan, inancımızla yaşayan bir millet var. Elhamdülillah. Onun kapıları 90'dan sonra aralandı. Bir ara tam açıldı. Şimdi bak bunu kapatıyoruz, kaybediyoruz. Ben derim ki başka dünyada kendi yerimizi değil, kendi öz kardeşlerimizde, öz efendime söyleyeyim, ruhumuzda, dinimizle olanlarla beraber olalım da. Efendim dünyada bizim kimliğimizin ne olduğunu, Türk medeniyetinin, Türk-İslam medeniyetinin ne olduğunu şu mübarek günlerin yüzü suyu hürmetine dünyaya gösterelim diyorum. Ben şahsen bunu söylüyorum. 
Haftanın sohbeti Ramazan münasebetiyle uzun olmasın diyorum. Zira ramazan münasebetiyle çok dolu programlar var. Ben reklamlarını da takip ettim. Onun için şimdilik kardeşlerimize hayırlar niyaz ederek saygılarımızı sunuyorum. Allah'a emanet olsunlar diyorum.  

2000 Bakü Depremi Mesajı

Orada birkaç kardeşimiz Allah'ın rahmetine kavuştu. Onu da Allah razı olsun hatırlattınız. Biz taziyelerimizi ve sabır dileklerimizi bildirdik. Tekrar Cenâb-ı Hak kardeşlerimizin efendime söyleyeyim ölülerine rahmet eylesin. Hayatta kalanlara kuvvet ihsan eylesin. Ve tevhidimize, birliğimize Cenâb-ı Hak nazar ederek muhabbete gark eylesin, diyorum. 

Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir