
Neler Okuyacaksınız
Çok Muhterem arkadaşlarım, Sevgili İzmirliler, ekranlara bir başında bizi takip eden Yüce milletim, konuşmama başlamadan, hepinizi saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum.
2 saate yakındır bu salondasınız. Epeyi de insan var. Direklerden dolayı, olan kişiler de insanlar da görünmüyor. Çok da havasız kaldınız kanaatime göre. Onun için ben pek uzatmayacağım. Arkadaşlarım söylenmesi gereken her şeyi söylediler. Ben de bir hülasa yapacağım.
Mustafa Kemal Atatürk’ü eleştirenler kimlerdir?
Sevgili arkadaşlar,
Bakınız, bugün, benim şahsen görüp de endişe ettiğim bir konu var. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni öyle kolay kolay, rahat bir zemin içinde kurmuş değiliz. Bütün savaşları verdik, özellikle bir İstiklal Mücadelesi verdik. Arkasından da Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurduk. Bunu kuran kimdir? Mustafa Kemal Atatürk. Allah rahmet eylesin.
Bakın, o şartları okuyan arkadaşlarım çok iyi bilir. Yaşlı insanlar, yaşı 90 80 olan insanlar bizden çok daha iyi bilirler. Arkadaşımız konuşurken bir tanesi söyledi, “ayağında çarığı yok, askerin ayağında çarığı yok, elinde silahı yok, yiyeceği yok.” Böyle bir ordu nasıl savaşabilir ki? İşte Mustafa Kemal denilen insan, bu insanlarla birlikte ordunun hem de en önünde.
Şimdi, komutanlar -askerlik yaptınız- ordunun önünde olmaz, arkasında olur. Yani öleceksek, ona sıra çok sonra gelir. Herkes ölür, ondan sonra sıra ona gelir. O en önde. Yani “Öleceksek ben öleceğim. Biri ölecekse, O da ben olacağım.” inancında bir insan. İşte Cumhuriyeti kuran irade bu. Yani her an ölümü düşünen.
Şahsı hakkında ileri geri konuşanlar çok. Onlara cevap vereceğim.
Ama bugün anneler günü. Başta annelerin sultanı olan Hz. Hasan ve Hüseyin'in annesi Peygamberimizin mübarek kızı Fatıma'nın ve onun bugünkü varisi Molla Zübeyde Hanımın ve bütün annelerin anneler gününü tebrik ediyorum. Allah bizi bugünlere tekrar tekrar nasip etsin diyorum.
Sevgili arkadaşlar,
Bakınız, bir devlet kuruluyor. Şimdi dernek kuruyorsunuz, bu derneği yaşatmak zor. Niye? Aidat alamazsanız -üyeleriniz size 5 lira 10 lira neyse aidat verecek, vermezse- bulunduğunuz, oturduğunuz yerin kirasını veremiyorsunuz, faaliyet yapamıyorsunuz, bir bildiri basamıyorsunuz, bir mecmua veya bir gazete basıp dağıtamıyorsunuz, bir mahalleye gidip konuşamıyorsunuz. Yani bütün bunları yapmanız için size bir mali bütçe lazım. Bir dernek için bunlar olmadı mı; o derneği yaşatamıyorsun.
Şimdi Cumhuriyetin kurulduğu andan bugüne kadar –Efendim- bu dernekler masasına gidin, on binlerce dernek kuruldu ve kapandı. Türkiye'yi bir dernek kabul eden zihniyet de bunu kapatmak istedi, yok etmek istedi. Ama kiminle mücadele etti? Milletle mücadele etmedi. Bu devleti kuran irade ile mücadele etti. Her türlü iftira, dedikodu, fitne ona yakıştırılmaya çalışıldı. Adı anıldığı zaman, “Canım O Müslüman değil, dinsizdir.” Bendeniz bu sohbetlere çok kendi memleketimde katıldım, çok iyi biliyorum. İtiraz etmek istersin, edemezsin. Çünkü yaşlı başlı insanlar, aleyhte konuşanlar, bunlar, sanki biri ona söylemiş, onu yetiştirmiş, o da bunları çok iyi biliyormuş gibi konuşur. Sen orada her şeyi çok iyi bilmene rağmen konuşamazsın.
Peki! Hocam siz araştırdınız mı bu fitnenin temelini?
Evet, araştırdım. Bu fitneyi, bu dedikodu yayan kimler?
Bizim Türk vatandaşlarımız değil. Ama konuşanlar Türk. O da birinin uydusu olmuş, çanakçısı olmuş, çömlekçisi olmuş, eli olmuş, gözü olmuş, kulağı olmuş. Kimin eli, gözü, kulağı oldu?
Yunan istihbaratının. Bu devletin kurulması, en çok Yunanistan'ı, –hayır- o kadar rahatsız etti ki; gelip işte Marmara Bölgesi'nde, Ege Bölgesi'nde Yunan askeri devlet kuracak, topraklarını taaa işte bizim bu Trakya Bölgesi'ni vesaire alacak; bir anda elinden çıktı gitti. Bir anda. İzmir'i alacak. Baktı! İzmir yok, Trakya yok, Marmara yok, Ege yok. Bunu kim yaptı?
Elbette yunanlının gözünde bunu yapan adam haindir. Ama bir Türk evladının gözünde bunu yapan bir mücahittir, bir kahramandır.
Eğer bu böyleyse, bugün ona dinsiz diyenler de demek ki Yunan kafasıyla, istihbaratı ile hareket eden insanlardır. Anlaşıldı mı? O bakımdan bunlara üzülmeyeceksiniz. Niye?
Bunlar bizden değil de ondan.
İki, yetmedi. Mustafa Kemal'in aleyhinde en fazla konuşan istihbarat kimin istihbaratıdır?
İngiliz istihbaratıdır. Türkiye’de demek ki; Mustafa Kemal'in aleyhinde konuşanlar bir kısmı bilerek bilmeyerek bu istihbarata ajanlık yapıyor. Yani onların bedava ajanları, bazıları da paralı ajanları var. Bizzat İngilizlerin istihbaratından para servis ediliyor bunlara ve bunlar Türkiye'de bu hainliği sergiliyorlar. Şimdi siz Merhum Mustafa Kemal'in aleyhinde birinin konuştuğunu duyarsanız üzülmeyin. Niye?
Bu adam İngiliz’in ajanı, -Efendim- Yunan'ın ajanı, gavurun adamı, bizim adam değil diyeceksiniz.
Mustafa Kemal Atatürk nasıl bir adam idi?
Şimdi gelelim Mustafa Kemal, nasıl bir adamdı?
“Ben öyle sizin bildiğiniz gibi” diyor, “çok ibadet yapan biri değilim” diyor. “Ben” diyor, “cihat müslümanıyım, cihat” diyor.
Sevgili arkadaşlar, hayatında burada içimizde askerlik yapan veya mesleği askerlik olan Yüzbaşı Binbaşı arkadaşlarım olabilir. Var zaten, benim tanıdığım. Bana söylesinler, “Bir komutan desinler ki, şu kadar savaşa girdi hiçbirini kaybetmedi.” Dünyada bir tek adam gösterebilirler. Girdiği savaşların tamamını kazanan insan Mustafa Kemal’dir.
Tabii, bu yönüyle ona baktığın zaman, Ona laf etmek, vallahi dinsizlik, namussuzluktur.
Nasıl sen bunu görmezsin ya?
Ve onların hocalarını ben iyi tanıyorum. Onlar bu milleti Hristiyan yapmak için servis yapan, o servisleri yapanlara çanakçılık yapan hainlerdir. Dediğim gibi bunların adını duydunuz mu, “Hadi be, defol git!” diyeceksiniz. Var mısınız buna.
Yok Mustafa Kemal evlatlığına almış onunla temasta bulunmuş. Diyelim ki evlatlığı ile evlendi. Böyle bir şey olmadı. Ama varsayalım bunların dedikleri doğru. Anladınız mı beni? Bakın ben size Allah'ın ayetini burada okuyacağım. Bak bunların namussuzluğunu Allah konuşuyor. Ben demiyorum.
Ayet Ahzap Suresi 4:
“Evlatlıklarınızı da oğullarınız olarak kabul etmemiştir.”
Ben birini evlatlık aldım. Tamam. Ama Allah bunu kabul etmiyor. Hz. Zeyd, Peygamberimizin evlatlığı. Peygamberimizin evlatlığı olmasına rağmen, Hz. Zeyd öldüğünde, Cenab-ı Hak –nikahını- bizzat Hz. Zeyd'in hanımıyla Resulullah'ın nikahını kıyıyor. Öyle bir gerçek var ortada. Yani sen istediğin kadar evlatlık de. O senin evladın değildir. Süt ve kan bağı vardır İslam'da. Bu olmadıktan sonra bütün iddialar yok olmaya mahkumdur ve bunların tamamı da yalandır. Mustafa Kemal böyle bir şey yapmadı. Yani bir beraberlik kurmadı. Kurmuş olsa dahi, nikahını kıymış olsa dahi, bu ayet-i kerimeye göre helal bir iş yapmış olur. Anlaştık mı arkadaşlar? Eğer bu adamlar müslümansa bu kadar yeter. Daha fazla uzatmaya gerek var mı?
Öğretmenlikten siyasete
Sevgili Arkadaşlar,
Şimdi aslında benim siyasete girmek diye hiçbir düşüncem yoktu. Hiç mi hiç!
Trabzon Lisesi’nde hocalık yapıyorum. Bir gece yarısı bana birileri geldi. Bahçecik Mahallesi'nde, Trabzon'un Bahçecik Mahallesi’nde oturuyorum. Kapımı çaldılar. Açtım, baktım, bir partinin başkan yardımcısı -il başkan yardımcısı- Of ilçesinden bir arkadaş, Akçaabat ilçesinden bir arkadaş, Merkez ilçeden bir arkadaş veya iki arkadaş, toplam 7 insan beni ziyaret ettiler. Hayır haber, hoş geldiniz. Şahsen tanıdığım insanlar.
“Hocam.”
Ne var?
“Biz seni vekil yapacağız.” “Nereden çıktı bu?” dedim.
Durup dururken Haydar Hoca. Benim mesleğim öğretmenlik. Vekil olmak için çok gencim, daha yeni atılmışım mesleğe. Hakikaten çok da başarılıyım mesleğimde. Trabzonlu da beni çok seviyor.
Bir hatıramdan bahsedeyim:
Tayinim benim Isparta'ya çıktı. Isparta İmam Hatip Okulunda ve Ticaret lisesinde vazife yapıyordum. Bir arkadaşımız Trabzon Lisesi’nde vazife yapıyor. O da Ispartalı imiş. Buldu beni, “Seninle becayiş yapalım da ben Isparta'ya sende Trabzon Lisesi’ne gel.” dedi. “İyi yapabilirsek” dedim “ben de gelirim.” Ve başardık, Ben Trabzon Lisesine, ben Isparta'ya. Arkadaşlar sınıfa ilk defa girdim, din dersine giriyorum. Bakın okulunda –böyle- en fazla derse giren hocası benim. Din dersine giriyorum, bir. Biyoloji dersine giriyorum, iki. Psikoloji dersine giriyorum, üç. Ahlak dersine giriyorum, dört. 4 tane derse giriyorum. Biyoloji hiç bildiğim yok. Hazırlanıyorum çocuklar gibi, giriyorum, o şekilde ders veriyorum. Bunlar uzun hikâye de.
Şimdi dedim ki, “ya şu çocukları bir tanıyayım.”
Bir delikanlı kaldırdım. Yani sormak, niyetim o soruyu sormak da değil.
“Gusül abdestini anlat. Boy abdesti diyoruz. Ben zannediyorum ki, hemen bunu çocuk cevaplandıracak.
Durdu, durdu. “Herhalde utandı” dedim. “Al bir kağıt kalem” dedim, “şurada otur, yaz oğlum.” İkinci çocuğu kaldırdım. Aynı soru. 17 tane çocuk kaldırdım, arkadaşlar. 17 tane evladımız boy abdestini bilmiyor, gusül abdestini bilmiyor. Allah Allah! Böyle bir şey olabilir mi? Neyse, ben ondan sonra arkadaşlar, -Trabzonlu da olduğum için- Trabzon'un bizim Kemeraltı'nda küçük bir dükkânımız var. Rahmetlik babam işte orada duruyor. Ben de Kemeraltı'na devamlı gidip geliyorum. Trabzon'da kaldığım müddetçe bütün esnafları bizi tanıyor. Bizim Mahmut da Kemeraltı eşrafındandır. –Efendim- gidiyorum çocuğu benim öğrencimdir, değildir, tanıdığım adam olduğu için;
- “Selamünaleyküm.”
- “Aleykümselam.”
- “Ya senin çocuğu bugün ben kaldırdım gusül abdestini sordum, bilmiyordu.”
Mesele Ona da gusül abdestini anlatmak. Niye? Anladım ki, ana baba da bilmiyor. Vallahi bak! Başlıyorum, “Ya bak, o kadar basit ki. Eve gittin mi çoluk çocuğuna anlat.” tembih ediyorum ona:
- “3 defa ağzına dolu dolu su vereceksin.” “Tamam mı? Neymiş?”
-“3 defa ağzına dolu dolu su verecek.” Tekrar ettiriyorum.
-“3 defa burnuna dolu dolu su vereceksin.” “Tamam mı?”
-“Bütün vücudunu hiçbir kuru yer kalmamak şartıyla yıkayacaksın.” “Anlaşıldı mı?”
-“Hocam anlaşıldı.”
-“Anlatacak mısın?”
-“Evet Hocam.”
Arkadaşlar, ben böyle bak, yeminle konuşuyorum, Trabzon'un din dersi hocası oldum. Herkes beni bekliyor. Gittiğimde çay, çorba, yemek ısmarlıyor. “Yok ya, ben şunları anlatayım, öğrenin.”
Arkadaşlar sonra baktım. Biz müslüman insanız. Bir esprinin altını çizeceğim:
Bizim insanımız gusül abdestinin bilmiyor, namazı bilmiyor, namazda okunacak sureyi bilmiyor, adam diyor ki “şeriatı getireceğim.” Ne dersiniz buna?
Ya eğer şeriatı kendin için getireceksen konuşmana gerek yok. Ama bu insanlar için getireceksen, bunlar temizliği bile bilmiyor ya. Niye yalan konuşuyorsun?
Sonra Arkadaşlar, şeriat nedir biliyor musunuz?
Zannetmeyin ki, öyle çok ağır bir şey. Allah'ın emrettikleri, yasakladıkları. Bu iki şey. Neyi emretti? Namaz kıl, oruç tut, zekât ver, hayır yap, fakiri fukarayı doyur, bunları emretti. BU şeriat. Şimdi öğle oldu, akşam oldu, abdest aldın, “Allahu Ekber” dedin. Vallahi şeriatı yaşıyorsun. Anlaşıldı mı? Artı, cebinde 3-5 kuruş var, fakiri fukarayı gördün, sadaka verdin. Şeriatı yaşıyorsun.
Peki, şeriat gelir mi?
Yalan. Şeriat yaşanır. Ben doğduğum günden beri şeriatı yaşıyorum.
Sen şeriatsızsan bana ne! Senin Allah'ın hukukuyla ilgin yoksa, alakan yoksa bana ne! Lanet olsun sana!
Şeriatı getirecekmiş. Sen müslüman ol be!
Sevgili Arkadaşlar, çok şey var da. 2 saatten sonra konuşmak da zor. Şu hususa çok dikkat edeceksiniz. Nedir o?
Bakın çok zor şartlar altında bir devlet kuruluyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti. İngiliz ve Yunan en büyük düşmanlığı yapıyor. Türkiye'de yetiştirdiği ajanlar, bu devleti yıkılması için düşmanlık yaptı, yapmaya devam ediyor:
“Dinsiz devlet yıkılacak elbet!”
“Gözün kör olsun!”
Sevgili Arkadaşlar, bütün bunlar hainliktir. Anlaşıldı mı? Bunları çok iyi anlayın. Devletin aleyhine hiç kimseyi konuşturmayın. Devlet ve millet, bunlar birbirini tamamlayan iki ana cüzdür. Sen devleti, devlet de seni kucaklayacak. İşte bizim İcmal Gençliğinin idealindeki millet ve devlet kavramı budur. Milletin ve devletin bir beraber olmasıdır. Var mısınız buna?
Artı, daha ne var?
Millet var, devlet de var. Kim koruyacak bunu? Ha söyleyin bakalım. Efendim! Bando takımı.
Devleti ve milleti koruyacak olan gücün adına da Ordu –asker- denir.
Evet arkadaşlar, sen askerini korumadın, ordunu darmadağın ettin, Allah da belanı verir. Ne olur ne olur arkadaşlar?
Şurada bir avuç 15 milyonluk Yunan, “kedinin kuyruğu ile oynar gibi seninle oynar.” Anlaşıldı mı?
Askerin var, sen varsın. Biz askerlik yapıyoruz, yedek subay okulundayız. Çok sevdiğim maneviyat ehli büyük bir zat beni ziyarete geldi, eğitim yerine. Anons ettiler. Bekliyordum zaten, gittim.
-“Aaa! Hoş geldin, sefa getirdin, nasılsın iyi misin?”
-“Evlat sen nasılsın?” dedi. Dedim:
-“Baba!” dedim, “Ya burada, bunlardan hiçbir şey olmaz.”
İyi dinleyin arkadaşlar. Hâlbuki Rahmetlik Anam beni askere gönderirken, -Vallahi de billahi!- namaz kılarak, bana namaz kıldırdı, kendi namazını kıldı, abdestli uğurladı taa arabaya kadar. İşte Trabzon'dan, o zaman yolcu ettiler beni. Arabaya kadar geldi, arkadaşlar beni güzelce uğurladılar. Yani biz peygamber ocağına gidiyoruz.
Sevgili arkadaşlar geldik tabi. Şeker çuvalı üzerinde -yağmur yağıyor- “Allahu Ekber” namaz kılıyoruz. Ben buna dayanarak dedim, Ya Baba! bunlardan adam olmaz.”
-“Yok evlat” dedi. “Öyle deme!” dedi. Bismillahi şimdi Burayı dinleyin:
-“Burası olmazsa namazımızı kılamayız, orucumuzu tutamayız, haccımıza gidemeyiz, zekatımızı veremeyiz, müslümanlığımızı yaşayamayız. Bu kadar mühim”
Arkadaşlar benim kalbim birden döndü. O güne kadar biz bazı arkadaşların, bazı büyük saydığımız insanların etkisinde idik. Asker mi? İşte şudur. Vay! dedim “Ben ne yaptım ya?”
Devlet kurulmuş, millet var. Biz Onu koruyacak olan güce karşı çıkıyoruz, dinsiz diyoruz, onu diyoruz, bunu diyoruz. Ondan sonra benim yakınımda olanlara sorun. Benim hiçbir zaman devletin aleyhinde konuştuğumu kimse izah edemez, ispat edemez. Var mı böyle duyan arkadaşlar? Niye?
Bir maneviyat ehli, maneviyat eri bunu bana söyledi de ondan. Ben daha şaşar mıyım?
Türk kimdir?
Sevgili arkadaşlar, -millet aleyhinde- bak “biz Türk’üz” diyoruz. Nasıl bir Türk’üz biz?
Kültür beraberliği, medeniyet beraberliği, din beraberliğim olan Türk’üz biz. Bu Anadolu Yaylası'nda Arap var.
Mesela bu adam Arap.
“Öyle mi?”
“Sen neydin Fuat?”
Fuat Boşnak, Ahmet Çerkez, Selim Laz, Mehmet Kürt. Bir espriyi anlatacağım size. Mehmet sen Laz mıydın? Mehmet Laz. Ama Haydar Hoca'nın etrafında hepsi Türkoğlu Türk’tür! Bunu iyi bilin.
Arkadaşlar bu kimin politikası?
Merhum Hacı Bektaşi Veli'nin politikası. Horasan’dan kalkıyor, altı yedi bin kilometrelik yolu ayağıyla -yani o zaman eşeği yok, devesi yok, atı yok- Hacı Bektaş, kardeşiyle Anadolu’ya geliyor. Yedi bin km, yahu! Buradan Trabzon’a 7 defa gideceksin.
Arkadaşlar Trabzon'a 7 defa gidilir mi? Gideceksin. Ve öyle yaptı, gittiler. Anadolu yaylasına geldi Hacı Bektaşi Veli. Orada Keldani var, Yezdani var, Süryani var, Rum var, Ermeni var, Yahudi var, hepsi var. Ara sırada Türk var. Evet biz 1071'de Anadolu'ya girdik. Ama Anadolu'yu İslamlaştıramadık. Hacıbektaş 1200'lü yıllarda geliyor, öyle bir tohum atıyor ki bütün gönüllerde İslam'ın nuru fışkırıyor. İşte bu insanların tamamının adına; Keldani Müslüman oluyor Sen Türk’sün diyor; Yezdani Müslüman oluyor Sen Türk’sün diyor; Rum Müslüman oluyor Sen Türk’sün diyor; Ermeni Müslüman oluyor Sen Türk’sün diyor. Ve hepsi seve seve biz “Türkoğlu Türk’üz” diyorlar. Anadolu Türklüğü budur Arkadaşlar!
Şimdi bunu kopardınca, adam başladı Rumum demeye, Ermeniyim demeye. Bu adamlar bu hainliği yaptı. Bunun intikamını almaya var mısınız?
Sevgili arkadaşlar,
Merhum Mustafa Kemal Atatürk döneminde İnönü Lozan'a gidiyor. Şeyler diyor ki, -yabancı murahhas azalar- “Kürtler” diyor, “Kürtlerin hakkını vermemiz lazım.” Atatürk bunu biliyor. Yani önümüze koyacaklar, diyeceksin ki; “İsmet! Diyeceksin ki, Onlar müslümandır.”
Allah Allah! Ve diyor, hepsi kalıyor yerinde. “Kürtler müslümandır yani Türkoğlu Türk'tür” diyor.
Biz ne yaptık senelerden beri?
Ayrımcılık yaptık, etnik güçleri birbirinden ayırdık. Şimdi bir tarafın elinde silah, bir tarafın elinde füze, bir tarafın elinde bomba. Yazık günah değil mi arkadaşlar? Bu milleti kardeş etmeye var mısınız?
Bu işi ben yaparım, Hiç endişe etmeyin. Gelecek, eee. Avrupalı gelecek, benim kardeşimin hakkını benden isteyecek. Allah'tan kork be! Avrupalı kimdir? Avrupalı kimdir onu söyle bana? Asırlarca Müslüman Türk'ün karşısında durup kaçan adamlar bunlar, bunların adına Haçlı denir. Haçlı zihniyeti, azıcık gücü buldu mu yine sana saldıracak. Sen geliyorsun eee. Onun kulu kölesi oluyorsun, ondan sonra da kafa tutuyorsun ona. Ben de bu millete anlamış değilim. He vallahi! Öyle bir yardakçılık yapıyor ki; lan kardeşim, sen bugün ona böyle dedin, yarın gidiyorsun kapısına yalvarmaya. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar, olabilir mi? Niye konuşmuyorsunuz? Neden konuşmuyorsunuz? İpe mi çekecekler sizi?
Arkadaşlar bakınız. Ben ne dedim size, siz benden ne anladınız?
Size Ben her Türk evladına –dedik işte- Müslüman olan herkes Türk'tür. Azınlık Türkiye'de çok azdır, binde bir bile değildir bunu iyi bilin. Sakın! Öyledir, bunları hep biz Müslüman Türk yaptık. Anlaşıldı mı?
Bak benim Akçaabat'taki mahallemde 8 hane vardı, aile vardı. 7 tane kilise vardı. Akçaabat'ın ibadet merkezi idi. Gidin şu anda bir tane orada Hristiyan bulamazsınız. Hepsi müslüman olmuş, yani Türkoğlu Türk olmuş. Anlaştık mı?
Ben oradan değilim. Benim de köküm, Hacı Bektaş’ın olduğu yerdir. Ama oradan değilim, ama oralı oldum. Bunu da inkar edemeyiz. Anlaştık mı?
Milli ekonomi modeli vatandaşlık maaşı
Onun için biz her Türk vatandaşına bin Türk Lirası maaş vereceğiz dedik mi? Duydunuz mu? Bakınız şimdi, ben sizi nasıl hesaba çekiyorum.
Ben size dedim mi ki asgari ücretinize 5.000 Türk Lirası vereceğim, dedim mi?
Niye vermediniz oy? Söyleyin bakayım? 4 milyar insan, bunların dini benim dinimden değil, medeniyeti benim medeniyetimden değil, onlar bana inandı benim sistemimi aldı. Rusya'ya dikkat edin. Kaç saat konuştum orada ben. 4-5 saat konuşma yaptım Rusun meclisinde. Beni dinlediler, benim sistemi mi hayata geçirdiler. Ruslar beni dinledikten sonra karnı doydu, sırtı elbise gördü, ayağı çarık gördü, cebi para gördü, meydan okudu. Ama Türk siyaseti ile yıldızları barışmadı. Türk siyaseti bana sahip çıkmadı, kıskandı beni. Siz bana imkan vermediniz ki! Neyse, oralara gireceğiz. Asgari ücret 5.000 lira dedim. Siz bana inanmadınız. Niye inanmadınız?
Gelip bana niye sormadınız ki “Hocam! Tamam, güzel de bunu nasıl vereceksin?”
Sorsa idiniz, bunu ben size verebilecek miydim? Ne biliyorsunuz?
Ben bu işi kitabını yazdım.
Çocuklar, bakın! Bu eser devrimdir. Ben Atatürk gibi olamam ama, Onun yolunda bir “Hoca Atatürk” olabilirim. Anlaşıldı mı? Bakın bir devrimdir arkadaşlar.
Ben sizi otelin bir odasında takip ettim. Televizyon bunları veriyordu, bu yabancı İlim adamlarının bu fakir hakkında söylediklerini. Doğru, yalan konuşmuyorlar, iltifat etmiyorlar, bana lütufta bulunmuyorlar, az bile konuşuyorlar. Ben bu işin dâhisiyim. Bunu iyi bilin. Ben bunu yaparım.
Hadi bu kadar zamandan beri konuşuyorum, bütün siyasilere, iktisatçılara hodri meydan. Gelsinler, hiçbiri karşıma çıkamaz, itiraz edecek! Kimdir bu, nedir yani! Ben bir medeniyetin sütünü emerek bu eseri kaleme aldım. Türk-İslam Medeniyetinin göğsünden süt emerek bu eseri kaleme aldım. Azeri bir profesör arkadaşımın dediği gibi “Bunu başkası yazamaz. Ancak bir Türkoğlu yazabilir.”dedi. Doğrudur.
Şimdi geçiminiz nasıl iyi mi yani böyle? Asgari ücret kaç para alıyorsunuz? Sohbet ediyoruz arkadaşlar. Geçinebiliyor musunuz? Geçine biliyor musunuz? Oh oluyor size! Ya benim ilmimin sadakası -zekâtını bırakın- etmeyen adamlara siz oy veriyorsunuz, bana çalım atıyorsunuz. Ya ben çalım yiyecek adam mıyım? Ben futbolu da iyi bilirim.
Sevgili kardeşlerim, İzmirli arkadaşlarım.
Lütfen ayıkalım. Vallahi ben bu işi çok iyi biliyorum. Avrupa nedir ya! Ben Avrupa'da gittim inceleme yaptım, Amerika'da yaptım. Bir yılda Avrupa'yı, 2 yılda Amerika'yı geçmezsek namerdim. Kimdir bunlar ya!
Seçim zamanı geliyor, Türkiye'de bulunan bütün partiler hep benden çalıyorlar. Desen ki; “Hadi anlat bakalım!”, bilmez. Almış buradan bir maddeyi, yazmış oraya. Yahu orada o maddenin bir dosya dolusu dokümanı var. Onu bilmeden bunu yapamazsın. Sonra senin böyle bir hazırlığın yok ki!
Beni Hz. Yusuf gibi kuyuya attınız!
Sevgili Gençler, Arkadaşlar,
Ben ülkücü kökenli bi insanım. Ben komando kamplarında reislik yaptım. Beni iyi tanıyın. Yani kavga etmesini iyi bilirim. Ama baktım ki yahu “biz –vay- birine dinsiz diyeceğiz, birine komünist diyeceğiz, kardeşlerimizi kıracağız öldüreceğiz. Bu parlamenter sistem için hayatımızı ortaya koyduk, öyle mi? Kim koydu?
Devlet Bahçeli. Bugün Devlet Bahçeli nereye gitti? Şut attı, başkanlık sisteminin safına geçti. Ne diyeyim size ben yahu, kusura bakmayın ne diyeyim size? Yanlış yapıyorsunuz, yaptığınızın ne olduğunu bilmiyorsunuz. Ha! O hareketin içinde benim saygı duyduğum, sevdiğim, çok güçlü vatanperver; devletini, milletini, dinini, vatanını seven mükemmel insanlar da var. Doğru. Ama siz Haydar Hoca gibi olanlara çalım attınız. Beni yapayalnız bıraktınız. -Kim söyledi?- Hz. Yusuf gibi kuyuya attınız beni ya. Erkeksen çık. Çıkaracak mısınız beni kuyudan?
Milli Ekonomik Modeli Ev Hanımı Maaşı
Artık gelelim şimdi ev hanımlarına. Ev hanımları, siz açlıktan ölürseniz ben kurban keseceğim. Niye?
Ya ben demedim mi size 1.500 Türk lirası maaş vereceğim. Dedim mi demedim mi? Niye vermediniz oy? Allah aşkına lütfen konuşalım. Eğer yanlış ben de ise onu ben hemen telafi edeyim. Ama siz de ise hemen düzeltin, daha bu yanlışları yapmayın. İsterse şu salon İzmir'i bir numara yapar, vallahi de yapar, billahi de yapar. Tamam mı?
Artı, ev hanımlarına 1.500 lira, her çocuk için 250 Türk Lirası maaş. Ne zamana kadar? Akıl baliğ olana yani 18 yaşı doldurana kadar. Ondan sonra bin Türk Lirası maaş alma hakkına sahip olacak. Öğrenci ise burs alacak, devlet babası onu okutacak.
Arkadaşlar Türk geleneğinde Hakanlar vatandaşının karnını önce doyurur, sırtını giydirir, geçimini temin eder, istikbalini hazırlar. Bizim örfümüz bu, geleneğimiz bu. Ben o gelenekten gelerek size bunları vereceğim. Siz “yok” diyorsunuz. Siz hangi gelenekten geliyorsunuz ya! Söyleyin Allah aşkına! Şimdi hep beraber ikna oluyor muyuz, oluyor muyuz?
Ama sakın bak! Dışarıya çıktığınız zaman bir şeytan gelip sizi kandırmasın. Şeytanlar bol, bugünün şeytanlarını düşündüm de Merih de bir tımarhane yapıp oraya göndereceğim.
Bakın geliyoruz, “3 tane çocuk yapın, 4 tane çocuk yapın, 5 tane çocuk yapın” rahatlıkta diyoruz. Peki, bunlar geçinebilecek mi? Geçinemeyecek. Ben diyorum ki “Her doğum yapan anne 15 bin Türk Lirası ikramiye alacak.” Var mısınız?
Çocuğuna da çocuk maaşı veriyorsun.
Milli Ekonomi Modeli ile İstihdam - İşsizlik
Sonra arkadaşlar, yani bir insan şu ülkede yaşayacak ve bu insanın işi olmayacak. Ben bunu hayretle karşılıyorum. Ya şu anda benim evin kapısında kaç kişi çalışıyor biliyor musunuz? En az 20 kişi. He vallahi! İsterseniz böyle bir baskın yapın, biletlerimizi ben alayım, gelin bakın. Herkese bir iş veriyorum. Şimdi de ne yapacağım biliyor musunuz? Ne yapıyorum? Bıldırcın, keklik -bir de neydi onun adı ya- sülün yetiştireceğim. İşte yerini arkadaşlar kuruyor. Bıldırcınlarım şeyinden çıktı, yumurtadan çıktı. Sülünler bugün çıkacakmış veya yarın çıkacak. Başladım ona. En az 3-4 kişi orada çalışacak. Ya yeter ki sen, “ben iş yapıp insanımın karnını doyuracağım” de, bunu düşün. Vallahi Allah önünü açıyor. Ama kimsenin –bizde- böyle bir derdi yok. Ne derdi var?
Hep cebini dolduracak. Ne anlıyorsun ondan? Zaten hiçbir şey anladığı yok. Oğlu, babası ölüyor, bir mevlit okutuyor o kadar. Yemek de vermiyor. Veriyorlar mı? Yok. Kız da zaten evde değil, gitmiş kocasının evine. O da orada bir şey yaptığı yok. Sen bu serveti kim için kazanıyorsun? Hayır hasenat yapsana.
Arkadaşlar biz gerçekten Müslüman-Türk olursak, bu memlekette bolluktan bereketten geçilmez. Bak, yeminle konuşuyorum. Gelin sizinle bu bölgeyi bir gezelim. Öyle araziler var ki, birazdan geleceğim, bakın tarımla ilgili.
Niye biz bir şey yapamıyoruz? Böyle bir derdimiz yok da ondan.
Artı istihdam için bugün bir iş yapmaya kalkıyorsun, bir sürü vergi alıyorlar senden. Bir tek kuruş vergi vatandaştan alınmayacak. “Hocam güzel de. Sen bu yoğurdun bolluğunu nereden buldun?”
Ya ben bulurum işte, benim özelliğim o.
Milli Ekonomi Modeli sınavsız üniversite
İçimiz de hepimiz liseyi bitirdik, üniversiteye gittik, değil mi?
Bak gençler dershanelere gidiyorlar, okulu bitiriyorlar, anası dini ağlıyor, gece gündüz çalışıyor. Şimdi de ilkokuldan başladılar. Benim çocuklar var, sınava giriyorlar kan, ter içerisinde. Aşağı yukarı 2 ay ben çalıştırdım onları. Bizim oğlan 100 üzerinden 87 aldı, 87 buçuk. Nasıl iyi mi? Gayet güzel. Pekiyi demek bu. Bizim zamanımızda pekiyi, iyi, orta. Pekiyi bu.
Evet, artı arkadaşlar,
Emekli maaşlarından kesintiler alınıyor. Bunlar kalkacak. Zaten ben asgari ücret sistemini getireceğim, her birinize en az beş bin Türk Lirası maaş vereceğim. Anlaşıldı mı?
Eğer bana dersen “Hocam sen bunu nasıl vereceksin?” sonunda vereceğim, o şekilde bunu anlatacağım. Ama anlatmayı unutursam, sizde sormayın unutursanız, vallahi de vereceğim billahi de vereceğim. Anlaşıldı mı?
Lise mezunları dedik. Lise mezunlarını sınavsız üniversiteye alacağız. 4 milyon insan giriyor sınava, 500.000 kişi alıyor. Kaçta kaçı dökülüyor Ahmet. Aşağı yukarı sekizde biri kazanıyor –efendim- yüzde 87 buçuk da dökülüyor. Bunu kaldıracağız. Ne olacak o zaman? Girenlerin tamamı üniversiteye girecek. Bir tanesi bana dedi, “Hocam güzel de herkes doktor olmak isteyecek, avukat olmak isteyecek, nasıl bu işi halledeceksin?
Oğlum ben hallederim ya! Haydar Hoca da çözüm bitmez. Şimdi, size soruyorum. Doktor niye olmak istiyorsunuz? Maaşı fazla.
Ben öğretmene 10.000 lira maaş versem, doktor olur musunuz?
Bu sefer millet, öğretmen olmak ister. Arkadaşlar bu denklemi biz kurarız. Ama hayatında denklem olmayanlara siz ülke emanet edip ettiniz. Türkiye denklemsiz kaldı. Öyle değil mi? Şimdi gelin denklemi olanlarla beraber olalım.
Az sene olmadı ya! Bana yüzde bir oy veriyorlar, gururuma dokunuyor. Vallahi ya! Yüzde bir oy nedir? Nedir bu ya? Adam –bakıyorum- at kişnemesi gibi konuşuyor, hiç bir özelliği yok. Vayyy! En sonunda beni terörist yapacaklar. Yok terörist olmaz benden. Niye demiyorsunuz? Üniversiteye giriyor çocuklar. Harçlar kaç kaç para?
Bu çocuk, bizim insanımız bunu veremez. Onu da kaldırıyoruz. Tamam mı?
Üniversiteyi bitirdik, kahvelerde boş boş oturuyorlar. Hiçbir işi yok. Üniversiteyi bitiren herkes iş sahibi olacak. Anlaşıldı mı? Ben bunu yapacağım. Nasıl yapacağım? Yapın da görün işte.
Gençlere faizsiz uzun vadeli evlenme kredisi
Şimdi evlilik çağı geliyor oğlumuzun, kızımızın. Evlenecekler, para yok, iş yok. Allah nasip ederse, evlilik faizsiz kredisi vereceğiz. Gelecek, devlet babasından bu krediyi alacak, düğününü, derneğini yapacak. Beni de davet edecekler. Bana da güzel bir çorba şerbet içirecekler, nikâhını kıyacağız, işi bitireceğiz. Anlaşıldı mı arkadaşlar?
Artı, bak bugünkü iktidar benden çaldı bunları. Bunlar hiçbir şey bilmezler. Bunlar bir şey biliyor zannetmeyin. Bilseler dünyanın önünde bu kadar eğilmez. Haydar Hoca'nın önünde dünya eğiliyor, bunu görmüyorsunuz. Ama siz dünyanın önünde eğilip kapananlara “evet” diyorsunuz. Öyle değil mi arkadaşlar? Yanlış mı konuşuyorum? Ya ben öyle bir saat yaşasam, vallahi ölümü tercih ederim. Ben, kim onlar ki gideceğim. Avrupa'ya gidiyorum Avrupa üniversiteleri ayakta karşılıyor beni, halkı öyle. Böyle bir adam buldunuz, O’nu da elinizden kaçırıyorsunuz. Kaçıracak mısınız? Anlaştık.
Evlenme kredisi dedik, ev kredisi yani bu 20 yıl dedik burada, ama bu 30 yılda olabilir.
İş ve ticaret hayatı
Benim kafamda arkadaşlar çok güçlü projeler var. Zaten projeniz varsa bunun çözümünü düşünürsünüz, finansını düşünürsünüz, bulursunuz. O projeleri anlatmaya başlarsınız, hayata geçirirsiniz. Bilal Bey anlattı, Bilal Karamus. Sorun O’na “Kaç parayla yola çıktınız?” değin. Onun hanımının 4 tane bileziği vardı, bizim hanımın 4 tane bileziği vardı. Bunları bozdurdum, o günün şartlarında 3 milyon mu, 3 bin lira mı ne bir para tuttu. Akçaabat'ta bir dükkân tuttuk arkadaşlar. Bin 500 lirasını verdik oraya. Elimizde bin 500 Türk lirası var. Yani biz işe sermayesiz başladık. Ama sermayesiz başladık ama hiçbir Allah kulunu atlatmadık, dolandırmadık. Bu vereceğim misali iyi dinleyin. Çoluk çocuğunuza anlatın.
Fabrikayı kurduk, Metal Sanayii. Mal aldık fazla. Tabi hesap edemedik, üretimi yaptık. Pazara giriyorsun bir sürü firma var. Onlarla da mücadele edeceksin. Gerçi benim pazarlama firmam çok güçlüydü. Zaten onu kurduktan sonra mamülleri imal etmeye başladım. Bir gün işte aldığımız ham madde 50 ton mu ne ham madde almıştık. Epey bir hammadde yani böyle. Tencere, tava vesaire gibi. Ödeme anı geldi, yaklaştı diyelim bir hafta önceden. Yahu ne yapacağız Mehmet Ali, ne yapacağız şimdi? Ne kadar girdiğimiz var? Ne kadar banka hesabımız var, elimizde çek senet ne kadar var? Sıfır, hiçbir şey yok. Aklı başında arkadaşları topladım. İlkokul mezunu Mustafa Savaşer. Allah gani gani rahmet eylesin. Burayı çok iyi dinleyin arkadaşlar. Dedim “Yahu işte 3 gün sonra bizim bir ödememiz var, yüklü bir ödeme var. Bankalarda arkadaşlar bir adama kredi vermek için böyle sonuna kadar araştırma yaparlar ve zorla evet derler kredide. Adam geliyor -ben teminat mektubu istiyorum- “Ben sana diyorum para kredisi vereyim, mektup vermeyeyim.” Bana da o kadar güveniyorlar. Olay bu.
Neyse; bir arkadaş dedi ki “Ya” dedi, “bankadan kredi alalım, biz gitsek bize verirler hemen kredi.” Öteki farklı bir görüş getirdi. Mustafa Savaşer isminde ağabeyimiz, “Hocam benim bir görüşüm var” dedi. “Buyur Abi.” dedim. “Yahu” dedi, “biz bu mamülleri aldık” dedi, “borcumuz bunlara. Şimdi bunları biz işte şu kadar karla satsak bu kadar edecek. Ama bu bizim çekimiz senedimiz protesto olduktan sonra da bir kıymeti yok.”
“Abi ne yapalım o zaman?” dedim. Dedi ki “bunları” dedi “aldığımız fiyatın %50 zararına verelim.” Arkadaşlara baktım. Ben Onlar “hayır” demesinler diye “çok güzel” dedim. “Vallahi” dedim “en doğrusu bu.” Ben böyle deyince onlar da benim dediğimi demek mecburiyetinde kaldı.
Arkadaşlar gittik, bir günün yarısına kadar, yani öğle bire kadar veya bir buçuğa kadar biz elimizdeki mamülü sattık ve borcumuz ödedik o gün. Ama öyle bir köprü geçtik ki, şimdi piyasada o kadar büyük parayı ödeme de büyük bir olay.
Sevgili arkadaşlar, önüm bir açıldı, bir açıldı, bir açıldı ki. Ünal isminde –Ünal’dı değil mi Bilal?- Ankara'da iş yaptığımız bir Ağabey vardı. Mekanı cennet olsun. O kadar mükemmel bir insan. Şimdi Trabzon'un en büyük tüccarlarına bu mal veriyor. En fazla verdiği vade 45 gün, çek karşılığı. Yani en güçlü tüccarlara mal veren O. Biz gittik oturduk bundan; “Selamünaleyküm”, “Aleykümselam”, “Sen bize ne kadar vadeli mal vereceksin?” Ama adamın sattığı mal da altın gibi böyle. Dedi “ben” dedi, “45 güne çalışıyorum” dedi, “hatta siz yenisiniz” dedi “yarısını peşin vermeniz lazım.”
“Sen o peşini unut” dedim. “Bize ne kadar zaman tanıyacaksın?” Neyse; oturduk, ilk aldığımız vade 3 ay. Öyle mi Bilal? 3 ay vade aldık ondan. Biz gittik bu malı peşine yakın fiyatına sattık bankaya koyduk. İkinci malını aldık, 4 ay. En sonunda 6 aya kadar çıktık onunla. Allah gani gani rahmet eylesin. Bizi tüccar eden adam O.
Arkadaşlar ticarette itimat çok mühimdir. Sana güvenecek, itimat edecek, bu adam dürüsttür, bunun meselesi budur, paramı yemez, haksızlık yapmaz. Bak yeminle konuşuyorum O Ünal ağabeyimiz, bize öyle zamanlar, öyle el tuttu ki; “Aman Ya Rabbi!”
Şimdi bankada benim müthiş param var. Eskiden geleneklerde biriyle iş yapacağın zaman, banka adreslerini verirsin, açar telefonu “filan adamın durumu nasıl?” Eğer bankada paran varsa; “Aaa! Çok mükemmel canım.” Biz o zaman Ticaret Bankası ile çalışıyoruz. Birkaç tane banka. Hakikaten paramızda var orada. “Onlar çok zengin adam” diyor. Hemen adam, biz daha gitmeden “Ya neredesiniz bekliyoruz.”
Ve arkadaşlar, biz böyle sıfırdan dürüstlük üzerine kurduğumuz ticareti büyüttük, büyüttük, bugüne kadar geldi. Kaç tane televizyon var şu anda? 6 televizyon. Adamlar işte şu kadar milyon, şu kadar bilmem ne topladılar, televizyon kuramadılar. Bizim sıfır kuruşumuz var. Televizyonları kurduk ve hiçbir televizyonda arkadaşlar bu milletin aleyhinde bir şey bulamazsınız. Canım, eee kazanalım. Yoook. Allah muhafaza etsin. Bu millet kaybederse Allah onun da hesabını bizden soracak. Bu milletin geçimi, geçim işi çok mühim. Bu milletin bağımsızlığı, hürriyeti, hakkı, hakikatı ortaya koymak senin görevin. Biz bu görevi elhamdülillah senelerden beri bu görevi bihakkın arkadaşlarımız olarak ifa ediyoruz. Ben üzerime düşeni yapıyorum, hiç merak etmeyin. Şimdi size rica ediyorum. Gelin sizi ben tamamen çileden, perişanlıktan kurtarayım. Var mısınız arkadaşlar?
Sağolun
Engelli vatandaşlarımıza istedikleri hayat, istedikleri şekilde verilecek
Engelliler hakkında benim çok müthiş görüşlerim var. Ona girersek çok sürer. Yani hiçbir engelli endişe etmesin. Ama kafasında engelli olanların peşinden de gitmesinler.
Bir savaşa gidip, askere gidip ölen şehitlerimiz var, kardeşlerimiz var. Bunların tamamı, çoluk çocuğu, hanımı, anası, babası geçimi garanti altına alınacak. Ne demek ya! Çocuğu okuyor kitabı yok, okuyor ayakkabısı yok, defteri yok. Ne? Babası nerede? Filan yerde şehit oldu? Ya nasıl müslüman insansın sen. Ya bu adamın kanı olmazsa, sen bu topraklar üzerinde yaşayamayacaksın. Haram sana bu topraklar. Allah nasip ederse onlara da istediği hayatı, istediği şekilde vereceğiz.
Düşük gelirli kesimden vergi tamamı ile kaldırılacaktır
Artı şimdi ticaret yapan arkadaşlara sesleniyorum.
Dükkanı var, mahalle bakkalları vardı eskiden. Bunlardan vergi alınır mı arkadaşlar?
Mesela esnaflar var, vergiye boğuyorlar bunları, perişan ediyorlar. Vergi memuru haydi bakalım, erkeksen yapma. Dediğini yapmazsan iktidarın, gönderiyor sana bir sürü vergi memuru. Benim konuşmama bakma. Yarın bakarsın bütün vergi memurları bizim iş yerlerinde. Ama benim için “Hodri Meydan!” Yanlış bir şey yapmıyorum, haksızlık yapacak. O da karşılığını bir gün bulur.
Çiftçiden vergi alınmayacak ve emeklilik hakkı tanınacaktır
Gelelim şu çiftçilere. Burası tarım bölgesi. Bu insanlardan vergi alınmayacak ve bunlara emeklilik hakkı tanınacak. Şimdi tarım kesiminde çalışanlar emekli oluyor musunuz?
Senin adın neydi? Kenan’ı tanıyor musunuz? Kenan benim çiftçim.
“Evet Kenan! Bağ-kur'u ödemeyeceksin. Senin çalışman en güzel bağ-kur. Senin vazifen yetiştirmek. Sen yetiştireceksin. Tarlan ne -efendime söyleyeyim- üretiyorsa en güzel şekilde yetiştireceksin. Devlet baba da sana garantörlük yapacak. Devlet baba garantörlük yapar, sende vazifeni yaparsan denge tamamlanır. Aksi takdirde bu iş olmaz.
Artı benim çocukluk dönemimde Mustafa Kemal Atatürk'ten kalma, tarım kesimine avans verilirdi avans. Ürettiği ürünün yarı parası -6 ay sonra ürünü alacak- 6 ay evvel avansı veriliyordu. Şimdi siz böyle bir memlekette yaşasanız, istediğiniz ürünü yetiştirmez misiniz? Yetiştirirsiniz. Parayı alıyorsun, ürünü yetiştiriyorsun, 6 ay sonra da ürünü teslim ediyorsun. Artı, fiyat politikasını devlet tespit etmeyecek. Vatandaşlar kendi arasında komisyon kuracak. O komisyon, devletin bir temsilcisi ile birlikte karar verecek. Şu kadar liraya.
“Ama Hocam, tamam, bunlar pahalı satarsa biz nasıl bunu alacağız?”
Hiç merak etmeyin. Onun da çözümü var bizde. Devlet sizin alacağınızı da garanti altına alacak. Ne şekilde? Size yardım etmek suretiyle.
Evet, şura çok mühim. Tarımda uğraşanlara 5 yıl elektrik, gübre, mazot bedava verilecek. Dinliyor musunuz?
Tayin bekleyen bütün memurlar tayin edilecek. Anlaştık mı?
Milli Ekonomi Modeli’nde kaynak
Sevgili arkadaşlar daha var da. Bu kadar yeter size. Bunları ben hep size anlattım. Siz beni dinlemediniz, bildiğiniz düdükten çaldınız, sonumuz iyi gelmedi. Bak size diyorum, ben geleceği gören bir liderim. Türkiye'nin geleceği iyi değil. Nasıl çıkacaksınız içinden.
Benim dediklerimin tamamı bugüne kadar çıktı mı çıkmadı mı? Yanlış tespitim oldu mu? Yahu bu kadar doğru gördüğünüz, bildiğiniz adama niye oy vermediniz?
Sevgili arkadaşlar “Hocam, tamam sen bunları nasıl yapacaksın? Bu serveti nereden bulacaksın?”
Senyoraj nedir?
Ya ben şimdi elimi cebime uzattım, hep para. Hiç endişe etmeyin.
Bakınız arkadaşlar, Türkiye'de iktisadı bilen bilim adam yok, siyaset adamı yok. Bunlar kopya çekiyor. Siz bu kopyacıların peşine gidiyorsunuz. İktisat tarihinin en güçlü geliri “Senyoraj hakkı” denilen gelirdir. Bunu Avrupalılar da benden öğrendi. Yanlış anlamayın.
Senyoraj nedir?
Bizim şu anda Türk devleti olarak yıllık gayri safi milli hasılamız kaç paradır?
2,5 trilyon civarında bizim gayri safi milli hasılamız var, yani gelirimiz var. Peki buna mukabil bizim piyasada kaç paramız var?
2,5 trilyon kazancın olduğu bir Türkiye'de 60 milyar paramız var piyasada. Bu kadar servet, bu parayla döner mi?
Dönmez, dönmesi mümkün değil. İşte biz iktisat kurallarına göre, bazı sene %40, bazı sene %30, bazı sene %50, bazı sene % 60 piyasanın durumuna göre senyorajı devreye koyacağız.
Yani iki buçuk trilyon mu?
Ben bir trilyon parayı devriye koyacağım. Amerika ne yapıyor? Bunu yapıyor. Yapıyor, geliyor sana yardım adı altında kâğıdını veriyor, köle gibi seni kullanıyor. Öyle değil mi?
Ben o trilyonu size dağıtacağım.
Vatandaşlık maaşı verebilir miyim o zaman?
Burs verebilir miyim?
5.000 lira asgari ücret verebilir miyim?
Hepsini toplayın o trilyon etmiyor. Ediyor mu? Yazın bakın, olmuyor, tutmuyor.
Hesap olarak ben konuştuğum zaman, herkes bana kafa salladı, yine gitti bildiğini okudu. Yalancıların ağzına uydu. Şimdi karnı aç. Karnınız doyuyor mu?
Doymuyor. Tabii doymayacak.
Şimdi karnımızı doyurmaya var mıyız arkadaşlar? Hem de helal lokma ile kendi kazancınızla. Allah'ın izniyle ben bu işi herkesten -zaten benim dışımda bilen yok- daha iyi biliyorum, daha iyi yaparım. Var mısınız?
Allah razı olsun. Beni de fazla yormayın. Anlaştık mı arkadaşlar?
İzmir'i çok heyecanlı gördüm. Sakın heyecanınızı söndürmeyin. Öyle mi? Teşrif ettiğiniz için hepinize çok teşekkürler ediyorum. Allah hepinizden razı olsun. Üzdü isek üzmem de, kırdıysak kırmam da hakkınızı helal edin.
Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız