Neler Okuyacaksınız
Türk Milletinden Öyle Hazineler Miras Kaldı ki, Bu Miras Bitmez
Euzu billahi mineşşeytanirracim, bismillahirrahmanirrahim. Ben bir şiir ile başlayacağım, müsaadenizle. Bunu genç yaşlarımızda marş olarak okurduk.
“Göktürkler, Uygurlar, Oğuzlar, Peçenekler
Türk'ün yüce tarihine bin bir zafer ekler.
Bir gün gemiler dağlara tırmandı denizden.
Kudret ve zafer bizlere miras dedemizden.”
Bizlere büyük Türk milletinden öyle hazineler miras kaldı ki yıllar, on yıllar, yüz yıllar bir araya gelse biz bu hazineyi ne kadar kaba hoyrat davranırsak davranalım yemekle bitiremeyiz. Yetmiş üç senesinde Mevlâna ihtifali için Konya'dayız. Anna Masala isminde şarkiyat profesörü bir hanımefendi “Siz Türkler hazine üzerinde oturmuş dilencilere benziyorsunuz. Batı dünyasının tarihinde Mevlâna gibi bir hazineyi bulmanız hiç ama hiç mümkün değildir. Neden bu medeniyet mirasınıza liyakatle sahip çıkmıyorsunuz? Sahip çıkın.” Şimdi Meltem'in başarısını kardeşlerim iftiharla burada takdim ettiler. Ben şahsen çok mutlu oldum, mütehassıs oldum. Bize öyle bir kuvvet, öyle bir maneviyat verdiniz ki artık;
“Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Artık deli rüzgâr, ne yandan esersen es…”
“Sen Sahip Olursan Bu Vatan Batmayacaktır”
İcmal döneminden başlamıştı bu hizmet. Efendim ben Recep Bey kardeşimizin adı geçti. Ondan bir hatırayı naklederek sohbete devam edeceğim. Recep'i biz Urfa'ya gönderdik. Dedik ki: “Recep sana üç yüz tane dergi veriyoruz. Ev kiran bundan çıkacak. Tuttuğun dükkân kirası bundan çıkacak. Maaşın bundan çıkacak. Ayrıca derginin parasını satıp bundan bize göndereceksin.” Recep Bey şimdi burada, sorun, teyit alabilirsiniz. “Baş üstüne” dedi. Üç yüz dergi aldı. Rahmetlik Celal abimizin uğurlamasıyla yola çıktı. Recep Bey daha evvel Bursa'daydı. Bursa'da hizmet etti. Çok ciddi bir temel attı. Halka, bürokrata, siyasiye her tarafa güzel girdi. Dedik “bu başarısını Güneydoğu'da da devam ettirelim.” Oraya gönderdik. Ve hakikaten üç beş kuruşu da vardı Recep'in cebinde. Gittiği gün üç beş gün otelde kaldı. Parası bitti. Ne yapacak? Anzele bahçesine gitmiş. Parası olmadığı için orada bahçede uyumaya karar vermiş. Tam o esnada bir sarhoş gelmiş. “Yahu” demiş “siz de benim gibi” demiş, “böyle kimsesi olmayan bir gariban mısın?” falan, Recep'i uyandırmış. Receple sohbete başlamışlar. Garibanın cebinde bir sigara varmış, bölmüş. Yarısını Recep'e vermiş. Recep demiş “ben sigara içmem.” Efendim neyse “epey sohbet ettik” diyor. “Ona ben içkiyi tövbe ettirdim.” Dedi ki diyor, “Evime getireceğim seni, bir odam var. Annem orada, ben orada…” Kusura bakma sen burada yine istirahatına devam et.” Evet kardeşlerim, “Ardından” diyor “polisler geldi” diyor. O gitti, polisler geldi. “Vay ulan bu herhâlde anarşisttir.” “Karakola getirdiler beni” diyor. Araştırdılar vesaire. Baktılar ki bunun o tarafta bir bezi yok. “Neyse” diyor, “sohbeti ilerlettik, kırk polisi ben orada abone ettim dergiye.” Şimdi “Kuran öğreniyorum” programının yapanı ve takdim edenidir. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Hakikaten yetişmiş bir kardeşimiz. Üç defa dünya çapında derecesi olan, birinciliği olan aynı zamanda bir kardeşimizdir. Yani bizim kadromuzun elemanları bunlar. Efendim kardeşlerimize biz bu hizmet ruhunu vermeye gayret ettik. Ama öyle oldu ki bazı aileler bizi anlamaz oldu. Ya bunlar çocuklarımızı aldı, çocuklarımızdan olduk. Demeye, dedikodu etmeye… Allah Allah!
Şimdi rahmetlik şairin ismini unuttum. Çok güzel bir şeysi var.
“Sahipsiz olan vatanın batması haktır.
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.”
Biz de sahip çıkmaya kalktık, karşımıza çıktı veliler. Ana baba ne yapacaksın? İsyan edemezsin, dövemezsin, kovamazsın, sövemezsin. Geliyor “ya babam istemiyor, annem istemiyorum.” “Oğlum istiğfar et, Salât-u selam getir, başını secdeye koy, Allah'a dua et. İnşallah Rabbim onun kalbini yumuşatır.”
Nizamlar, Düzenler, Kanunlar İnsanla Kaimdir
Evet, ben bu kısa konuşmamda hayatımızdan çıkardığım bazı efendim kuralları sizlere tavsiye etmek istiyorum. Bu bir hizmet anlayışıdır. Siz kendinizi davanıza vakfedeceksiniz, inancınıza vakfedeceksiniz. Ne kadar o inandığınız şeye kendinizi verirseniz Allah da size o kadar fazla nimet ikram ediyor. Bugün dünyada ve Türkiye'de olmayan kalkınma projesi yok. Osmanlıyı büyüten projeler bugün hala mevcut. Ama onu dipdiri tutan ruh o insan bugün olmadığı için o proje hayata geçmiyor. Yani nizamlar, düzenler, kanunlar insanla kaimdir. O insanı mükemmel hale getirebilmeniz için ona bu aşkı, bu sevdayı, bu muhabbeti, kısaca bu imanı kazandırmamız, aşı yapmamız zaruridir ve de şarttır. Biz şuna inandık muhterem kardeşlerim. Bu milletin çok mükemmel bir geçmişi var. Onun için ne ararsanız bütün temel taşları bu toplumun içinde mevcut. Şimdi bunları teker teker ortaya çıkarmak işte sizin bizim görevimiz. “Ha bunu filanca yapsın” eğer bunu bir başkasından bir başkası da bir başkasından beklerse maalesef “har vurup harman savrulur.” Hiçbir işimiz hayırla neticelenmez. İşte Meltem kadrosu ifade etmeye çalıştığımız bu düşüncenin, bu duygunun, bu imanın adıdır. Meltem Televizyonu budur muhterem arkadaşlarım. Genç Cumhuriyetimizin ayakta durması, onurlu ve ileriye gidebilmesi bu anlayışa malik kadroların Türkiye'mizin her tarafında yetişmesine bağlıdır. Muhterem arkadaşlar; milletine, devletine, örfüne, âdetine, geleneğine bağlı bir yayın anlayışı. İşte Meltem bunu gündem etmeye çalıştı. Bayrak, sancak, asker, polis, çöpçü, çiftçi bu milletten her şey ne varsa mukaddes ve de muazzezdir. Buna inandı, bunu hayatına geçirmeye çalıştı. Anketleri okuduk, şahsen ben çok sevindim. %88 oranında bizi bu millet bağrına bastı. Allah bu milletten razı olsun. Ve bu millete hizmet etmek kadar büyük bir şeref yok. Allah'ın sevgilisini bir Arabi arıyor. Henüz İslam olmamış. Olduğu meclise gidiyor. Bakıyor, Allah Allah! “Burada Muhammed kim?” “Şu ayakta hizmet eden zata sorayım” diyor. Peygamber Aleyhisselam o esnada kalkmış. Ashabına su ikram ediyor, su dağıtıyor. “Men seyyidül kavmi.” “Kavmin efendisi kim?” Soru. “Seyyidül Kavmi Hadimühüm.” “Kavmin efendisi şu anda ona hizmet edendir.” Yani siz efendi olmak istiyor musunuz? Evet değil mi? O halde bu millete hizmet edeceğiz. Şimdi şimdi sade hizmette yetmiyor. Hizmette yarış var. Var mısınız hep beraber bu hizmet yarışına girelim, ha var mısınız? Allah razı olsun.
Türk Milleti Bir Bünyedir, Bir Anatomidir
Sevgili kardeşlerim sosyal, ekonomik, kültürler, sosyal çözümler mümkün değil. Manevi takviyelerin üretildiği bu televizyon programında üzerinde en fazla programlarında en fazla üzerinde durulan ve durmamızı gerektiren Türk milleti bir bünyedir, bir anatomidir. Bunun eli var, ayağı var, gözü var, kulağı var. Her birimiz bu organlardan bir yerdeyiz. Şimdi bu kadar yakın birbirimizi kabul eder ve yaklaşırsak çok samimi konuşuyorum; şu ya veya bu sebeple hele siyasi mülahaza ile hiçbir fert birini inkâr etmeyecek, kendinin dışına atmayacaktır. Bu ruha bugün muhtacız. Ben çok sevdiğim Hacı Bektaş'la muasırı olan Mevlana arasında geçen bir fıkrayı nakille sohbetime son vereceğim. Gelmişler Mevlana'ya demişler ki, “Hazret, bir koyun bulduk.” “Ee”, “Etinden yiyebilir miyiz?” “Evet yersiniz” demiş. “Ama Hacı Bektaş yenmez” dedi. “Doğru o bir elmastır, o kir kabul etmez.” O zaman da varmış demek böyle hocaları birbirine takma. Gelmişler Hacı Bektaş'a, “Ya Hazret biz bir koyun bulduk, bunun etinden yemek istiyoruz, ne dersin?” “Yiyemezsiniz.” “Mevlana yenir” demiş. “O bir ummandır. O kir kabul etmez ki, kir tutmaz onu.” Bu yakınlığı, bu ilgiyi, bu alakayı, bu müsamahayı… İki, bir büyük medeniyet örneği daha az. Medeniyet bu olma, medeni olma budur arkadaşlar. Büyük Veli Hazreti Abdülkadir Geylani'ye, adamın biri geliyor, daha evvel Ahmet Rıfâ-i Efendimize gitmiş. Demiş, “aşk nedir?” “Git bu soruyu kardeşim Abdülkadir'e sor. O sana cevabını verir” demiş. “Benim selamımı götür ona.” Gidiyor, diyor ki “efendim ben Abdülkadir'e gittim, böyle bir soru sordum, beni sana gönderdi.” “Öyle mi” diyor. “Şimdi ben sema edeceğim, döneceğim. Sen cevabını alacaksın.” Hazreti Pir ayağa kalkıyor, dönüyor, dönmeye başlıyor. Affedersiniz. Ahmet er-Rıfâi, Hazreti Pir'e geliyor. Abdülkadir'e geliyor, o da Ahmet er-Rıfâi 'ye gönderiyor. “Ona sor” diyor, “o sana bunun cevabını verir.” Gidiyor Hazreti Ahmet er-Rıfâi, “aa öyle mi” diyor. Kalkıyor, baş kesiyor. Ben sema edeceğim, beni seyret diyor. Dönmeye başlıyor, adam bir bakıyor ki Allah Allah! Ahmet er-Rıfâi kayboldu yerinde Abdülkadir Geylani. Biraz sonra bakıyor, yine Hazreti Ahmet er-Rıfâi. “İşte” diyor “aşk budur.” Yani birbirimizde insanların birbirinde fena olmasıdır. “Benim elimde seni, senin elinde beni senin görme halidir aşk.” Var mısınız böyle bir sevda ile sevdalanmaya? Sevgili kardeşlerim, milletimiz bunu bekliyor. Herkes bunu bekliyor. Özellikle ben de bunu bekliyorum. Ve beklediğimi buldum. Allah hepinizden razı olsun. Bâkî Hüdâ’ya emanet olun.
Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız
