
Neler Okuyacaksınız
5.000 Türk Lirası Asgari Ücret Vereceğiz
Efendim bizi takip eden kardeşlerime saygılarımı sunuyorum. Hayırlı geceler diliyorum. Sizden öyle bir soru soruyorsunuz ki yani “bu millete o kadar para fazla değil mi?” mantığıyla soruyorsunuz. Doğru bu ana kadar cahillerin peşine giderek bütün haklardan mahrum olan bu insanlara, doğrusu hakikatten ben de hayret ediyorum. Ben bu zamana kadar konuştum, yazdım, dünyada benim kadar ekonomi tezi konuşulan bir insan yok. Memleket hiçbir şey bilmiyor. Böyle bir şey olabilir mi ya. Şimdi Gelelim asıl meseleye yani biz 5.000 Türk Lirası maaşı asgari ücreti vereceğiz derken, burada bizi takip edenlerin zerre kadar kuşkusu olmasın. Bakınız biz meclise girelim, namerdim ben 10 bin Türk lirasına bunu çıkarmazsam. Hesabını şimdi vereceğim. Ha bu hesabı bunlar bilmez mi? Bilmez. Bilseler de yapamazlar. Neden? Çünkü bunların milli parası yok.
Türkiye'de Cebimizdeki Para Hakikatte Amerikan Dolarının Tercümesidir
Türkiye'de cebimizdeki para her ne kadar TL olarak yani Türk lirası olarak yazılıyorsa da hakikatte Amerikan dolarının tercümesidir, karşılığıdır. Konvertibl olabilmesi için öteden beri adamlar koyuyorlar hazineye doları, doların karşılığında, atıyorum ne kadar ihtiyaç kabul ediliyor, 50 milyar onu piyasaya sürüyor. Ne kadar lazım oluyor? 20 milyar, onu piyasaya arz ediyor. Ekonomi bu değil, bu yanlış, bu batıl. Böyle bir ekonomi anlayışı olabilir mi?
Ekonomi üretim, iş karşılığında olan paranın adıdır, başka bir şey değildir. Peki bunun adı iş midir, üretim midir? Haşa, ne demek ya! Adı üzerinde, sen ecnebi gücünü, yani parasını hazinene koyuyorsun, onun karşılığında “Aaa! Türk lirası” diyorsun, elime veriyorsun. Bu bana ait değil ki! Yani biz başkasının adına başka milletlerin parasını kullanıyoruz. Madde 1, onları kazandırıyoruz. Ve Türkiye ne kadar kazanıyorsa o kadar fazla borçlanıyor. Niye? Ticaret siz de yaptınız bilirsiniz. Bir insanın sermayesi ne kadar büyük olursa, sermayenin dönebilmesi için paranın da o kadar büyük olması lazım. Atıyorum 10.000 liralık bir para gücüyle 500 milyonluk iş yapamazsınız. Niye? Çünkü o kadar büyük sermayeye onu dönüştürebilecek olan nakit paraya ihtiyaç var. Gerçi bunların para da kullandıkları yok. Ne kullanıyor banka kartlarını kullanıyor, plastik para kullanıyorlar. Onun için bunlar için bu dediklerimizin de bir kıymeti yok.
Şunu demek istiyorum. Yani Türkiye bugüne kadar kendi öz parasını kullanmadı.
Öz para Alın Terimizin Karşılığı Olan Gayri Safi Milli Hasılamızdır
Nedir öz para?
Alın terimizin karşılığı olan Gayri safi milli hasılamızdır. Her milletin yıl sonunda bir kazancı vardır. Bu kazancın adına iktisat dilinde “Gayri safi milli hasıla” denir. Bizim bugün bakıyoruz ne kadar? Ki bunların beceriksizliği iş bilmezliği, işten anlamazlığına rağmen Türkiye’nin yılda kazandığı Türk lirası 2 trilyon lira. Fakat bu kazanılanlar nakit para değildir. Nedir? Maldır. Şimdi sayım yapılır, belki bunun yüzde biri, yüzde ikisi veya yüzde beşe nakittir; %95’i de maldır. Babanın işte dükkânı vardı, Zeytinlik’te hatırla. Sene sonunda zarar kâr hesabını yaptığı zaman nerede kâr ettim? Şu kadar, o para değildir. Alacaktır, dükkandaki maldır, vesairedir. Ha şimdi bunu biz nakit paraya çevirmemiz lazım.
Devlet odur ki inisiyatifini kullanır emisyonunu genişletir, senyoraj hakkını devriye kor, parasını piyasaya sürer. Biz bunu yaptığımız takdirde Türkiye'de olması gereken para miktarı ne kadardır? Ne diyorlar? 2 trilyon Gayri safi milli hasılamız var. Tamam doğru kabul et. Ha bizim iktidarımızda bu ne 2 trilyon, en az 10 trilyon olacak. Burada kimsenin kuşkusu olmasın. Bir devlette yapılacak olan işlem hacmidir bu. Ama işi beceremedikleri için bütün devletlerle vatandaşla, bunların tamamının toplamının geliri 2 trilyon.
2 trilyon Türk lirası.
Sadece Gümüşhane ile Türkiye’yi 100 Sene İdare Ederiz
Asıl bizim kaynağımız ki; bakın burada gelirken nedir bunlar? Rio Tinto, Kominkowo, Yamas, Toprak, Gülmar, Omya, Normandi. Bu adamların her yıl Türkiye üzerinden 20 milyar dolar, 30 milyar dolar karı var. Madenlerden karı var. Hem de Türkiye'de bunu işletmiyorlar, yanlış anlamayın. Gemilere yüklüyorlar. Atıyoruz nerede Güney Amerika'da doğru Güney Amerika’ya, nerede İngiltere’de İngiltere’ye. Ve hiçbir tüccar iş adamıdır anlaması lazım “Ya ne yapıyorsunuz Türkiye'nin milli servetini başkasına nasıl peşkeş çekersiniz” demiyor. Zaten iktidar öyle bir olmuş ki; bütün bunları elinden çıkarmış.
Bak şimdi ben size burada madenlerden okuyacağım: Taşkömürü, Linyit, Demir, Manganez, Fosfat, Bor, Krom, Manyezit, Bakır, Kurşun, Oksit, Çinko, Altın, Gümüş, Kaolin, Kil, Bentonit, Feldspat, Kuvars, Pomza, Perlit, Barit, Zeolit, ya ne istersen var, her türlü şey var. Bunun toplamı, -o da batılıların bize verdiği rakamlara göre- 3 katrilyon dolar. Yani Türkiye'de olan madenlerin bugünkü temel değeri 3 katrilyon dolar. Kaldı ki; bunlar en az %50 sini inkâr ettiler. Mesela Gümüşhane ile Artvin arasında bir altın damarı bulundu. Onu da yeni mevcut olan altının %100 Üzerinde 1 altın kitlesi, toprakta. Ve burada çıkan altın miktarı bir ton toprakta 1 kilo 750 gram altın. Dünyada böyle bir şey yok. Yani bir ton topraktan çıkan altın miktarı 1 kilo 750 gram altın. Dünyada en verimli toprak da çıkan altın miktarı 17 gramdır. Kısaca biz Türkiye’yi sadece Gümüşhane ile 100 sene idare ederiz. 5.000 Türk lirası değil, 10.000 TL maaş veririz. Sadece Gümüşhane ile Türkiye’yi 100 sene idare ederiz. Bak dikkat ettiniz mi? Biz görüşümüzü beyan ettikten sonra, bir tanesi çıkıp bir yetkili “hayır, veremezler, nerede bulacaklar” dedi mi? Derse işlediği cinayeti önüne koyacağım.
Şimdi sayın iktidarın -bakınız- sayın iktidar Cumhurbaşkanının damadı Çalık grubunun ortak, yani genel müdürü. Bu genel müdürün “Antonio Mineral” denilen bir şirketle Çalık grubunun ortaklığı var. Ne işletiyorlar biliyor musun? İşlettikleri altın. Peki sadece bu şirketin Gümüşhane'deki altından kârı ne? 12 milyar dolar, Türk Lirası değil. Kaç tane şirket orada altın işletiyor, altın madeni işletiyor? Bir yılda Gümüşhane'de elde edilen dolar cinsinden gelir yüz milyar doların üzerinde bir rakam.
Sen diyorsun ki; 5 bin Türk lirasını nasıl vereceksin?
Sen diyorsun ki; 5 bin Türk lirasını nasıl vereceksin?
Yani vatandaşlara ben diyorum. Ya şimdi elbette sen bunları bedavaya verirsen, senin bunu vermen mümkün değil. Bedava veriyorsun, hiç mümkün değil. Bizim yeraltı kaynaklarımız yılda bakınız 2 trilyon dolar olarak işletmeye kazandırdığımız zaman ne e diyor? Bugünkü para ile 5 milyar Türk lirası, öyle değil mi? 5 milyar Türk lirası o kadar kıymetli Hazineyi ortaya çıkartacak, milyonlarca insan bundan istifade edecek bir. O 5 milyar ile beraber kaç aile geçinecek? Kusura bakmayın 5 trilyon. 5 trilyon Türk Lirası eder, 2 trilyon dolar. Biz her sene senyoraj hakkını kullanarak bu madenleri kazanmaya çalışsak 5 trilyon Türk lirası devreye girmiş olacak. 5 Trilyon.
Şimdi onun da o taraftan işletme cilvesi de daha farklı. Yani biz tam işine girmiyoruz. Yani var mıdır yok mudur hesap ediyoruz. Sadece sadece bunu yaptığımız zaman bu yeraltı kaynaklarımız Kaç yılda tükenir biliyor musunuz? 1.500 yılda. Yani Türkiye’ye 1.500 sene yetecek kaynak var bizde. E şimdi adam gidiyor gidiyor körün sağırın arkasından aç kaldım diyor, bu senin hakkın. Körün sağırın arkasından gidilir mi? Bu hesabı bilmeyen ile beraber olunur mu? Bu sana 5.000 Türk lirası değil, 500 lira verebilir mi? 940 lira veriyor eli titriyor. Ne veriyorsun millete 940 lira ile ne olur veya 1.000 liradan ne olur. Asgari ücret hiç kimse endişe etmesin en az 5.000 Türk lirası olacak. İktidara geldiğimiz gün 10.000 Türk lirasına bunu çıkartırsak kimse bundan kuşku duymasın. Vallahi ve billahi biz bu işi biliyoruz.
Milli Paralar Devreye Girmedikçe Paramız Esaret Altındadır
Peki biz ne yaptık bugüne kadar böyle bir parayı Türk milleti tanımadı. Bu bizim paramız başkasına ait para değil. Ne yaptık az evvel söylediğim gibi; aldık sendikasyon kredilerinin doldurduk, hazineye onun karşılığında tercüme yaptık. Ahmet'in cebine Mehmet’in cebine zannetti ki bu bizim paramız bize ait değil. Sayın Putin Türkiye'ye geldiği zaman dedi ki; “Milli paralarla, -sizin milli paranız ile- bir ticaret yapalım.” Bizimkiler “yok” dedi. İyi ki “yok” dedi. Çünkü kendine ait milli para yok.
İran’a gitti, İran’a diyor ki; “Milli para ile ticaret yapalım.” Ya senin milli paran yok ki! Sen milli paranı devre koyduğun zaman abat olursun. “Ama Hocam niye koymuyorlar?” Onu destekleyen güçler ne diyor biliyor musun?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak hiç kimse senyoraj hakkını benim dışında kullanamaz. Yani “milli paranı devreye koyamazsın,” bunun Türkçe manası bu. -- Ya-- Asıl esaret cebimizdeki para, esir yani. İnşallah bu seçimde milletimiz ayıkırsa hem parayı hürriyetine kavuşturacak hem de kendi hür olacak. Bundan kuşkusu olmasın. Yani biz bunu rahatlıkla veririz. Hiç zorlanmayız. Dediğim gibi 5.000 lira çok büyük bir para değil. Bizim elimizdeki imkanlara göre vereceğimizin belki de yarısı olacak. Dediğimde şey değil bir atma değildir. En ciddi adamlarını getirsinler televizyon ekranlarında tartışalım ikna olsunlar. Zaten diyecek bir şeyleri yok, ne diyecekler, deme imkanları yok diyorum efendim.
Bu kadar basit. Ama inanan için kabul eden için aksi takdirde çürümeye mahkûm olur.
Eskiden Gizli Hristiyan vardı.
Cumhurbaşkanı başbakanken dedim. “Seni ben ancak kurtarırım. Beni danışman yap bir kuruş maaş almayayım, Türkiye’yi düze çıkartalım.” Ama öyle endişe ediyor ki; “Haydar Hoca bir tutarsa, bir tanınırsa bitti.” Biteceksin zaten, sen bitmeye mahkumsun. Şimdi o tarafa girmeyelim.
Bu Hakkı Biz Kullanalım Kölelikten Paramızı, Servetimizi, Milletimizi Kurtaralım
Allah'ın izniyle ben bu sahada ilim adamlarının beyanına göre tek adamım ya. Anlamadığım bu kadar basiret ehli olan millet, nasıl bu kadar aydın güneşi görmez. Mutlaka görelim, bu işi bitirelim. Artı sadece vatandaşlık affedersiniz asgari ücret değil. Bir de Türkiye'de ezilen bir sınıf var. Kadınlar mağdur, kadınlara işkence yapılıyor, işte kadınlar şöyle, kadınlar böyle, ne veriyorsun kadına? Hava.
Allah nasip ederse bendeniz hanımlara 1.500 Türk lirası vatandaş olduğu için bu milletin evladını doğurduğu, evladını yetiştirdiği, yemeğini pişirdiği, kocasına hizmet ettiği, evinin hanımı olduğu için 1.500 Türk lirası maaş vereceğim. Bunda da kimsenin kuşkusu olmasın.
Bak şimdi hesap vereyim de bu hesaba göre çetelemizi tutalım. Yani verebilir miyiz veremez miyiz? Bu adam atıyor mu? Hakikaten bir şey de bilerek mi konuşuyor?
Şimdi 150 liradan. Geçen bir hesap ettim ben. Bir de aldım rakamları, Türkiye'de 11 milyon işçi var, 2,5 milyon memur var. Affedersin 11 milyon emekli insan var, 2,5 milyon memur var 4 milyon da işçi var, işçi statüsünde insan. Bunların tamamı 17,5 milyon ediyor. Bak 17,5 milyon ediyor. 17.5’u kalk 5.000 ile çarp ne ediyor? Ben 20 milyon dedim, ayda 100 milyar ediyor.
Niçin böyle hesap ettim? Fazla fazla koydum ki; yani demesin yani, bak işte el ele baş başa geliyor. Peki bir yılda kaç para ediyor?
1 trilyon 200 milyar para ediyor. Bizim gayri safi milli hasılamız kaç paraydı? 2 trilyon Türk lirasıydı. Ama adamların eline bakıyorsun ne elde var ne avuçta var. Ne yaptınız mı serveti? bu serveti ne yaptınız? Bunu diyen sensin. Diyorsun ki “15 bin dolar gayri safi milli hasıla fert başına düşen rakamdır”, tamam yalan değil doğrudur, getir ortaya.
İki. Hanımlara 1.500 Türk lirası maaş verdiğimizde 20 milyon da onu kabul ediyorum. 20 milyon o sınıf. 20 milyon hanımlar, olması mümkün değil. Ama fazla fazla. O da ediyor mu sana yılda 360 Milyar. 1 trilyon 200 milyar toplam 1 trilyon 560 Milyar para. Toplam bu kadar bizim giderimiz. Peki sadece gayri safi milli hasılamız kaç para? İki trilyon. İki trilyondan 1 trilyon 560 milyarı çıkarsak 450 milyar yine cebimizde para kalıyor.
Artı bir de dediğimiz gibi senyoraj hakkımızı kullanıp beş trilyon parayı devreye soktuğumuz zaman. Bir de vergilerden aldıklarımız en az 6 trilyon elimizde daha para kalıyor. Sen diyorsun bana ki 5.000 Türk Lirası maaş verebilir misin veremez misin?
Haa bunlar veremez. Niye? Çünkü iktidara gelebilmek, muhalefet partisi lideri olabilmek için senyoraj hakkını kullanmamak üzere söz almış, “senin hakkını ben kullanacağım” diyor ve kullanıyorlar. Ve Türkiye kendi hakkını bugüne kadar kullanmadı.
Ekran başında beni takip eden yüce Milletim, “bu hakkı biz kullanalım kölelikten hem paramızı, servetimizi, milletimizi kurtaralım” diyorum. Kadınlara da 1.500 Türk Lirası her ay maaş vereceğiz unutmayın bunu.
Liseyi bitiren bütün öğrencileri sınavsız olarak üniversiteye alacağım
Bağımsız Türkiye Partisini çözümleri evladım öyle karışık filan değil. Liseyi bitiren her öğrenci, “işte ben bir yıl daha eğitim alayım okuma hakkını elde etmek için sınavlara gireyim,” öyle bir şey yok. Üniversiteye girmek için liseyi bitirmesi kafi. Okumak istediği takdirde, sınavsız üniversiteye girebilecek.
Bana bir zamanlar dediler “Hocam güzel de herkes şimdi Tıp Fakültesi isterse veya Mühendislik isterse ne olacak?” Biz hesap adamıyız, dengeyi kurmasını çok iyi biliriz. Bugün Tıp niye tercih ediliyor? Maaşından dolayı, gelirinden dolayı. Kaç para kazanıyor? atıyorum 15.000 lira. Mühendis kaç lira kazanıyor? 10.000 lira. Öğretmen ne kazanıyor? 4000 lira. Öğretmeni çıkart 10.000 liraya, bak herkes öğretmenliğe koşmuyor mu? Bu denklemi biz kurarız, bunda kimsenin bir kuşkusu olmasın.
Ben öğrenci kardeşlerime buradan ilan ediyorum. “Liseyi bitiren bütün öğrencileri sınavsız olarak üniversiteye alacağım.”
Artı yetmedi, üniversiteyi bitirdiği gün diploması elinde işi de hazır olacak. Asgari ücret de 5.000 Türk Lirası olacak. Hiç endişe etmesinler kuşku duymasınlar. Eğer bu memleketi idare eden insanlara bunu sorarlarsa, zaten ellerinde bir imkân olsa bugüne kadar millet için bunu devreye koyarlardı. Onlara sorarlarsa, yanıltırlar, yalan konuşurlar, bu işi bilen biziz. Allah nasip eder, öğrencilerinin tamamı sınavsız girecek, üniversite bitirdiği zamanda hepsine iş garantisi. Kimse Bundan kuşku duymasın.
Efendim 300 bin insan. İsterse 1 milyon olsun, hepsine iş vereceğiz. Zaten bizim sistemin diğer sistemlerden farkı bu. Açıkta bir tek insan kalmayacak, herkesin karnı doyacak, sırtı giyecek, ayağa çıplak olmayacak. Hayatından “Ya ne iyi ettim de ben dünyaya geldim” diye bayram edecek. Şimdi öyle mi? “Lan nereden geldim bu dünyaya” Anlaşıldı mı? Hani bunda kuşku duyulmasın.
Ha şimdi onu da izah edeyim sana. Onlar veremez. “Ama hocam sen de yani atıyorsun, sen nasıl veriyorsun?”
Dedim ya burada, onların parası millete ait para değil. Sendikasyon kredisi ile aldıkları faizli parayı hazineye korlar, onun karşılığında parayı devreye koyduktan sonra onunla beraber, ha yetmezse; vergilere veya zamlara sığınırlar. Şimdi sana beş kuruş vereceği zaman ya vergini arttıracak ya zammı arttıracak. Binaenaleyh bunların beş kuruş verme şansı yok. Yalan konuşuyorlar, Vallahi de billahi de. Bilmiyorlar sonra. Milli para devreye girerse yaparlar, ama onlar koyamaz da. O zaman kulağından onları getirenler tutar kaldırır atar “hadi oradan, bu ülke benim” diyor adam. “Bunun haracını ben yiyeceğim” diyor. İşin Türkçesi bu. Bunlar veremez yani.
Tarım Ürünleri Stratejik Ürünlerdir
Tarım ürünleri stratejik ürünlerdir. Eğer bir milletin tarım ürünü yoksa silahı yok demektir. Allah korusun bir savaş olduğunda anında bize “eller yukarı” derler ve işimizi bitirirler. Onun için siyasiler bu inceliği hassasiyetle görmeleri lazımdı, fakat bugün görmediler. Avrupa Birliği diyor ki “benim tarım ürünlerime sizin ülkeniz pazar olacak, dolayısı ile sizin tarım ürünleriniz bağınızda bahçenizde yetişmeyecek.” Bu adamlar da buna söz verdiler, bunlara söz verdiler. Ben vatandaşlara anlattım dedim, “sakın ha bunlara oy vermeyin. Avrupa Birliği'ne girebilmek için, köylerde o zaman 45 milyon, affedersin 40 milyon insan yaşıyordu. Avrupa dedi ki “bunu 10 milyona düşüreceksiniz, ondan sonra biz evet dersek düşünürüz.” Ne oldu şimdi köylerdeki nüfus 5 ile 7 milyon arasına düştü. Niye? ektiği biçtiği bir işe yaramadı. 10 kuruşa mal etti, 7 kuruşa sattı veya satamadı. O zaman ne yaptı? İstese de istemese de köyünü terk etti, şehirlere gittiler, kapıcı oluyorlar. Şimdi o vatandaşlarım beni iyi dinlesinler.
Allah nasip ederse biz ürün alma garantisi veriyoruz. Devlet baba 4 yıl vatandaşının yetiştirdiği ürünleri bağından bahçesinden teslim alacak, parasını verecek eline, teslim alacak.
Artı bak bu yetiştirdiği ürünün tohumunu devlet bedava verecek. Gübresini bedava verecek, enerjisini bedava verecek, suyunu bedava verecek. Daha geriye bir şey kaldı mı? Yok. Sadece ona işçiliği kaldı. Yetmedi, şahsı sigortalı olacak ve ürünleri sigortalı olacak.
Biz Allah nasip ederse köylü vatandaşlarımıza, tarım kesiminde çalışan vatandaşlarımızın tamamına cennet hayatını yaşatacağız. Bunda da kuşkuları olmasın.
Bak ben şu anda Eskişehir'in Bozan Mahallesi'nde araziler aldım. Nasip olursa orada yatırımlar da yapacağım. Ne demek ya! Benim bu kadar toprağım olacak ben bunu işletmeyeceğim. Bu körlüktür, sağırlıktır, nasipsizliktir. Biz bunu yapacağız ve Türkiye'de “Köylü milletin efendisidir” mânâsına gelen o söz hayata geçecek, bunda da kimsenin kuşkusu olmasın.
Bizim dışımızda kimseyle konuşup kafalarını bulandırırlar, bulandırmasınlar.
Bak ben bütün bunları geçmişte de yaptım bu konuşmaları, noter tasdikli senet olarak dağıttım. Bundan daha büyük garanti olur mu? Yani ben ödeyemediğim zaman, veremediğim zaman, yakama yapışacaksın, neyim var neyim yok elimden alacaksın, hapse tıkayacaksın. Hangi siyasetçi “Hodri meydan!” diyebilir böyle. Ancak bu işi yaptığı işi bilen adam der. Ve ben de bunun için hodri meydan diyorum. Hala o senetler taahhütler geçerlidir.
Kardeşlerim Yanılmasın, Gelsinler Bağımsız Türkiye Partisi'nin Saflarına Dahil Olsunlar
Hiç kanmasınlar, o milliyetçi, ben hepsini biliyorum, hiçbirinden bir şey olmaz. Bunların hepsi, bu çocukları tetikçiliğe, şuraya buraya sürüklediler, geleceklerini mahvettiler, birçoğunun hayatına mâni oldular, hayatını yok ettiler. Oralara tam girmeyelim, beni iyi dinlesinler. Ülkücü gençler beni iyi dinlesin. Bozkurt arıyorlarsa, Bozkurt burada! Daha ne yapacaklar Bozkurdu. Çakaldan Bozkurt olmaz. Çakalın arkasında gidiyorlar. Öyle şey mi olur. Binaenaleyh ve tetikçi olandan da Bozkurt olmaz. Medeni insan, insanlara faydası olan, düşenin elinden tutan, aça yoksula hastaya yardım eden, ne bileyim, herkesin birebir destekleyicisi olan insandır Bozkurtçu. Delikanlılığı nefsine yapar, başkasına değil. O hayatı biz çok iyi biliyoruz. Kardeşlerim yanılmasın, gelsinler Bağımsız Türkiye Partisi'nin saflarına dahil olsunlar ve sandıkta Bağımsız Türkiye Partisi'ni temsil etsinler ve çalışsınlar. Bütün gençlere rica ediyorum girsinler, vazifelerini yapsınlar bu işi bitirelim. Yapmazsam, dediklerimi yerine getirmezsem namerdim. Bundan ötesi de olmaz artık. Oldu mu? Evet
Bizi takip eden arkadaşlara gençlere, kardeşlerimize vatandaşlarımıza saygılarımı sunuyorum. Tekrar ediyorum hiç kimseyi dinlemesinler. Bu adamları dinledikleri zaman batağa batar, saplanır kalırlar ve kurtulmalarına imkan olmaz.
Türk Milletinin Devletinin Yapısı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurduğu Hukuk Devletidir
Sonra bu seçim hakikaten öyle bir ayrım noktası ki; “ya var olacağız yok olacağız.” O noktaya getirmişler. Sayın Cumhurbaşkanı sanki bir parti lideriymiş gibi çıkıyor, konuşuyor. Böyle bir hakkın yok senin. Ya bir tane Genel Başkan çıkıp da “ne yapıyorsun ya kardeşim sen nesin? Padişahlık mı istiyorsun? Krallık mı istiyorsun? Biz demokrasiye geçeli şu kadar yıl oldu. Buraya daha dönemezsin haberin olsun.” (demiyor).
Türk milletinin devletinin bir tek yapısı var, yapılanması var. O da nedir? Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu hukuk devleti olan üniter yapımızdır. Herkes aynı hakka sahip. Adam diyor ki “ben imtiyaz istiyorum.” Şu işe bak ya! Kim imtiyaz ister? Hakkı olmayan insan imtiyaz ister.
İsteyen insana sorun çalışırsan Cumhurbaşkanı olabilir misin? Evet. Başbakan olabilir misin? Evet. Mühendis olabilir misin? Evet. Doktor olabilir misin? Evet. Çiftçi olabilir misin? E peki ne istiyorsun ya? Senin isteyip de bulamadığın nedir? Korkunç bir tahrik var. Türkiye üzerinde müthiş hesaplar var. O “ben kimsenin etkisi altında kalmıyorum” diyen insan bile korkunç bir etki altında, Allah korusun. Adam kalkıyor, üniter yapıyı terk ediyor, herkesin ayrı ayrı haklara sahip olduğu yapılanmayı, yani federatif yapıyı gündem ediyor. Bilmesek, okumasak hani filmlerini seyretmesek diyeceğiz ki; “ya ne mübarek adam!” Lan bu millet kendisi konuşuyor, oyunu veriyor, temsil ediyor, bu olmuyor. Sen kral gibi davranacaksın, hesap vermeyeceksin, senin dediğin olacak, öyle bir şey olabilir mi ya! Sen sorgulanamazsın!
Devletin İtibarı Devleti Temsil Etmektir
Şu Beyaz Saray mıdır? Aksaray mıdır? “Baba bunun hesabını ver” diyorlar. Veriyor mu? Sana çaldı diyen yok, yedin diyen yok, bunu ver de bir görelim. Sen bundan bile kaçınıyorsun. “Hodri meydan” diyerek “ben bunu şu kadar liraya mal ettim, şunu şunu şunu yaptım şu gerekçeyle.” Bunu demek senin boynunun borcu.
Ya devletin itibarı bina yapmak mıdır ya? Devletin itibarı devleti temsil etmektir, o iradeyi ortaya koymaktır. Soykırım iddiasında ne yaptın? “Ya o da beni aldattı” dedin. Senin itibarın bu mu? Seni kimse taktığı yok ki. İslam dünyası seni terk etti, Batı zaten terk etti, orta doğu ile hiçbir ilişkin yok. Ya! Bina ne işe yarar. Ha bir gece yatar uyursun. Ayrı konu.
Vatandaşlarımızın şu işi çok iyi görmesi lazım. Avrupa Birliği bize asla kabul etmez, etmeyecek. Ama BRICS ülkeleri kollarını açmış bekliyor. Akif'in dediği gibi “sana avucunu açmış duruyor peygamber.” Yani gerçekten bizi bekliyor. Milletine, devletine, dinine oralarda hizmet edersin. Vallahi yeminle konuşuyorum. Oralarda her şeyine hizmet edersin, itibarın olur. Burada seni adam bile kabul etmiyor ya! Memleketine sokmuyor adam. Öyle bir hale geldik ki hiçbir şeyden ibret almıyoruz. Diyorum, tekrar saygılarımı sunuyorum teşekkür ediyorum.
Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız