
Neler Okuyacaksınız
Bu Milletin Örfü, Adeti, Geleneği Birdir
Eğer bu meşaleyi yakarak yolumuza devam edersek göreceğiz ki memleketimizde halledilmeyecek iş kalmaz. O zaman hangi partiden olursan ol, adın ne olursa olsun; aynı örfün, aynı adetin, aynı geleneğin, aynı maneviyatın bir parçası olursun.
Bakın biz senelerce Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Boşnak, Arap hep bir arada yaşadık mı, yaşamadık mı? Yine soruyorum, bu kadar çeşitli etnik insan grupları bir arada yaşamasına rağmen örfünde, adetinde, geleneğinde bir ayrılık var mıydı, yok muydu? Yoktu. Niye? Çünkü dinimiz birdi. Onun için merhum İnönü, Lozan'da bu azınlıklar söz konusu yapıldığı zaman dedi ki “Türkiye'de azınlık yoktur.” Ölçü olarak da “Onların hepsi Müslüman’dır” dedi.
Kopenhag kriterlerinde diyor ki “Türkiye'de azınlık vardır.” Ölçü, din olarak alınmıyor. Orada bir de Kürt vardır, orada Çerkez vardır, orada Laz vardır; yani din ve mefhumunu kaldırıyor. Halbuki biz bir milletiz muhterem arkadaşlarım. Bu milletin örfü birdir, adeti birdir, geleneği birdir.
Bu gelenekler, bu görenekler, bu maneviyat bizi kardeş yapmıştır. Onun için bizim maneviyat ölçümüzde “innemel mu’minune ihvetun”. Yani manası ne? İnanan, inananın kardeşidir. Bu memlekette inanmayan yok ki. Hepimiz onun için birbirimizin kardeşiyiz. Bir bünye gibi olmak mecburiyetindeyiz, mükellefiyetindeyiz. Fazla konuşmaya gerek yok. Leyla ile Mecnun’un, Fuzuli'nin anlattığı bir hikâyesi vardır; onu da anlatarak bitireyim konferansı. Söz verdik, fazla konuşursak beni dinlemeye gelmezsiniz.
Bir Vücut Olup Birbirimizde Kendimizi Göreceğiz
Efendim Mecnun, Leyla'yı çok sever; onun yüzünden dağlara düşer. Leyla da haber gönderir “Madem bu oğlan, bu deli oğlan beni bu kadar seviyor, bana âşık; kolunu kessin, göndersin. Anlayayım ki beni seviyor, ben de varayım ona.”
Bu kadar da ağır imtihan olmaz. Geliyorlar Mecnun’a “Mecnun, Leyla senin kolunu istiyor.” “Öyle mi?” diyor. Alıyor bıçağı, kolunu tam keseceği sırada “Leyla'ya söyleyin, ona gönderecek kol bende yok.” diyor.
Leyla yıkılıyor. “Hani” diyor “bu benim için dağa düşerdi, ağlardı, bağırdı, çağırdı. Demek hep numaraymış.” İkinci elçi geliyor “Söyleyin” diyor “Leyla’ya, ben ondan kolumu esirgemedim. Kolumu kesip ona göndereceğim zaman baktım ki Leyla'nın kolu olmuş. Kimin kolunu kesip kime göndereyim? Onun için kolumu kesip göndermedim.”
Şimdi kardeşlerim biz böyle bir vücut olacağız, bünye olacağız. Hepimiz birbirimizde kendimizi göreceğiz.
Aşk, Karşısındaki İnsanı Kendisinde Görme Olayıdır
Büyük arif Abdulkadir Geylani, yine büyük arif Ahmet Er-Rufai hazretleri… Ona geliyor, Abdülkadir Geylani'ye geliyorlar, diyorlar ki “Efendim, bize aşkı anlat.” “Kardeşim Ahmet, Basra’dadır. Benim selamımı ona götürün, o size aşkı anlatır.” Gelen zat gidiyor Basra'ya, Hz. Ahmet Er-Rufai’nin huzuruna diyor “Efendim, ben şu anda Bağdat'tan geliyorum. Abdulkadir Geylani'nin sana selamı var. Aşkı sordum, dedi ki ‘Kardeşim Ahmet'e git, sor. O, sana cevabını verir.’ Geliş sebebim budur.” “Öyle mi? Sen otur bakayım şurada” dedi “Ben şimdi sema yapacağım, aşkın ne olduğunu sana anlatacağım.” Dönüyor, dönüyor… Bakıyor ki Ahmet Er-Rufai gitmiş, yerine Abdülkadir Geylani gelmiş ve tekrar eski haline döne döne geliyor. Sema bittikten sonra “İşte aşk budur” diyor.
Yani muhterem arkadaşlar, herkesin kendini değil karşısındaki insanı kendisinde görme olayıdır. Birbirimizle birbirimizi seyretme, Kahramanmaraş'ın kahraman evlatlarından da beklenir. Bu, asalettir. Bu muhabbetin kısa zamanda devamını talep ederek ben niyaz ediyorum ve de sizlere hürmet, saygı, muhabbetlerimi arz ediyorum. Allah'a emanet olun, diyorum efendim.
Ülkeyi Hep Birlikte Kurtaracağız
Ülkeyi kurtaracaksak, bir kişi kurtaramaz. Ben size hatırıma bir fıkra geldi, onu anlatayım. Hepimiz kurtaracağız. Hz. Ali'ye geliyor adamın bir tanesi diyor ki “Ya Ali” diyor “Ebu Bekir çok başarılı. Ömer de öyle” diyor “Onlar kadar değilse Osman da başarılı. Ama sana gelince” diyor “sende pek böyle bir başarı görülmüyor.” Buyuruyor ki cevaben “Ebu Bekir'in yanında kim vardı” diyor “söyler misin bana?”. Diyor ki “Ömer, Osman, Ali vardı” diyor. “Öyle mi?” diyor “Peki Ömer'in yanında kim vardı?” diyor. “Osman ile Ali vardı” diyor. “Osman’ın yanında kim vardı?” diyor. “Ali vardı” diyor. “Ali’nin yanında kim var?” diyor. “Sen varsın” diyor.
Şimdi, biz hep beraber olursak; Allah'ın lütfuyla her şey rahatlıkla halledilir, her müşkilatı aşarız. Arkadaşlar da en kısa zamanda sizin arzu ettiğiniz ve olması gereken bu siyasi hareketi noktalama safhasına -zannıma göre, geldiniz herhalde- müjdeyi verecekler. Hayırlı, uğurlu olsun diyorum.
Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız