info@profdrhaydarbasenstitusu.org

Kum Saati Programı /Avrupa - Türkiye İlişkileri / 23 Ocak 2001
15/01/2026 SİYASET 16

    Neler Okuyacaksınız

Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin Girmesi Mümkün Değil

Şimdi efendim hakikaten arkadaşlarımızın tamamı gerek Avrupa Birliği mevzuunda, gerekse Fransa'nın Ermeni soykırımı kanunu tasarım halinde meclisine sunmasında ve kabulünde kim ne derse desin çok ciddi ayrıntılar var. Artı Avrupa Birliği'nin bir defa kültür, fikir, zevk ve inanç bakımından bizim dünyamızda mukayesesi mümkün olmayacak derecede farkları var ve bu tasarının da hazırlanmış bir “komplo” diyelim olduğu hususunda kesin benim şahsıma göre kanaatlerim var. Tabii bütün bunlar siyasi iradenin zafiyetinden kaynaklanan neticelerdir. Evvela bunu çok iyi görmemiz lazım. Biz baştan beri “Avrupa Birliği'ne Türkiye'nin girmesinin mümkün olmadığını” eğer gündeme getirmiş isek bunun temel bir esprisi vardır ve bir sebebi vardır. Şahsımıza ait görüş de değildir. Bir insan niçin inanır? Evvela bu soruyu sorduğumuzda inandığı şeylerin doğru olduğunu bildiği için inanır. Ve bu doğrular onun gerek iç tabiatına, gerekse dış tabiatına etki eder. Onu “Sırat-ı müstakim” diye dinimizde ifadesini bulan doğru yol üzere taşıdığı ve götürdüğü için dine inanır. Bir başka ifadeyle inancının temelinde yatan espri onu Allah'a taşır, ahirette kurtuluşuna sebep olur. Bunun için inanır. O bakımdan dinde öyle kurallar var ki “bu benim mantığıma uyar, uymaz” diye bunun tartışmaya açmaz. Niye? Başta hükmü vermiştir “ben buna inanır, amel olarak hayatıma geçirirsem bu benim gelecekteki hayatımı garantiye alacak ve beni yaradan Rabbime bu beni taşıyacaktır.” Benim şahsen inanç dediğim zaman anladığım şey budur. Ve bu yönüyle ben inancımı yaşarım, hayatıma geçiririm. Şimdi böyle inandığımız için de evvela bu tip konularda mesela sosyolojik olarak hadiseye baktığımız zaman Avrupa Birliği konusunda bizim batı dünyasından farkımız ne? Akademisyenler tespit etmişler. Demişler ki batıdan farkımız: “Bir, inanç olarak farklıyız. İki, fikir dünyası olarak farklıyız. Üç, kültür dünyası olarak yani birimleri veya ölçüleri olarak, mikyasları olarak farklıyız. Dört, enteresandır, zevklerimiz ayrıdır. Ondan farklıyız.” Yani sen şimdi istesen de bir batılı gibi zevk sahibi olamazsın. O da senin gibi zevk sahibi olamaz. Bir inanmış müminden bahsediyorum, bir Türk gencinden. Efendim artı senin gibi düşünemez. Sen de onun gibi düşünemezsin. Ha pozitif olaylar vardır, ilmi konular vardır bunlar ayrı. Ama sosyal hadiselere yön veren tarzlarda ne o senin gibi düşünebilir, ne sen onun gibi düşünebilirsin. İşte bütün bunları içine alan bir ölçüyü Kur'an veriyor. Kur'an diyor ki “Onlar sizden olmaz. Siz de onlardan olamazsınız.” Bir şart koyuyor. “Siz onlardan olmadığınız müddetçe, onlar sizden olmaz.” (Bakara Suresi, 120. Ayet) Bu bizi Yaradan'ın iki tarafı görerek verdiği hüküm. Yani benim kalbimi de o biliyor. Benim aklımı da o biliyor. Bütün melekelerimi de o biliyor. Onunkini de o biliyor. İkimizin de Rabbi o, ikimizi de Yaradan o. Hakemlik yapıyor. Yani Kur'an'ın hani diyoruz ya “Allah'ın hakemliğine başvurmak. Kur'an'ın hakemliğine başvurmak” nedir? İşte bu denilen hükmü kabul etmek. Biz bu mevzular gündem olduğu ilk günlerde baktık dedik “hakem olarak Cenâb-ı Hakk'ı tayin edelim” öyle ya. Herkes bir şey diyor. O ne diyor? Diyor ki “siz onlardan olmadığınız müddetçe” çok ayetler var da ben bir tane mevzuyu hülasa eden “onlar sizden olmaz.” Ve sordum şahsen bu 87'de her ne kadar konuştuğumuz konuysa olay 60'lı yıllarda başladı. Yani biz İmam Hatip okulunda okurken bütün bunları o zamanki muhterem ağabeylerimizle mütalaa, müzakere ederdik. Benim o zamanda kanaatim düşüncem buydu. Seyrettiğim bir filmden dolayı. Dedim ki “acaba biz bunlardan olabilir miyiz?” Cevap verdim “hayır olamayız.” O halde biz Avrupa Birliği'ne girmemiz mümkün değil. Yani bunlar bizi kabul etmez. Fakat şimdi gerçek bu olduğuna göre neticede bunların bir sürü araştırmacısı var, ilim adamları var dediler ki “hakikaten bunlara böyle biz kabul edemeyiz.” Ne yapalım? Bunları bize benzetelim. Bize benzediler mi? Ha ismi Türk olmuş, ha Arap olmuş, ha Acem olmuş, ha Boşnak olmuş, ha Çerkez olmuş, ha Laz olmuş, ha Arnavut olmuş fark etmez. Bize benzedikleri zaman. Benzemekteki kriterler. Bir, akait yani akait birliği olacak. İki, fikir birliği olacak. Üç, kültür birliği olacak. Dört, zevk birliği olacak. Şimdi dikkat ederseniz bütün bu kulvarlarda hakikaten insanımızın kabul ettiği ne diyelim buna “ajan” mı diyelim? “Gaflette olan insan” mı diyelim? “Yolunu şaşırmış” mı diyelim içimizde. Hem de çok ama çok insanımızın beğendiği, takdir ettiği kiralandılar. Ben buna “kiralandı” diyorum. Bir de baktık yani çok şahit olduğum ciddi mevzular var burada, bir de baktık ki bu kiralanmış kafalar, “kiralanmış” diyorum imanlarını inşallah kaybetmediler, ettiyseler zaten transfer oldu karşı tarafa o çok kötü.

Batı ile Birlik Mümkün Değildir

Hatırlarsanız daha evvel yaptığımız buradaki sohbetlerde daha esnektim ama şimdi gün geçtikçe ben ümidimi kaybettim. Sen bir yerlerde kardinalin evinde rahatlıkla oturup ömür sürdürüyorsan Allah senin belanı verdi demek. Sen hem dini sattın, hem vatanı sattın şerefsiz. Çık ortaya delikanlı gibi “ben filancayım” de herkes sana o şekilde itibar etsin, o şekilde itimat etsin,  o şekilde seni tanısın. Evet öyle yapıldı ve önce “ne var canım ya onlar da Allah'a inanıyor, sen de Allah'a inanıyorsun ne var ki?” Yok oğlum öyle onlar bizim bir “Allah” dediğimiz Kuran'da “Kul hüvellâhü ehad, Allâhüssamed, Lem yelid ve lem yûled” (İhlas Suresi) sıfatlarına muhtevi olan Rab yok ortada. Onlar din adamlarını Rab edindiler. Rab burada kim senin gibi bir beşer. Yani onun din adamı, ben ismini söylemeyeyim. Rahiplerini Rab edindiler. Buradaki Rab bu. Bir bakıyorsun yine inceliğine olayın “kardeşim, şu İncil böyle diyor, bu İncil böyle diyor.” Teferruatına girmeye gerek yok. Artı şu kadar İncil var. Allah'ın vahyettiği eğer bir kitapsa bu niye böyle ayrı ayrı nüshaları var? Sen o zaman İsa'yı tanımadın. Allah Allah, niye? “İsa vahyi kabul etmez.” Niye? “O Rab ‘tır.” Allahu Ekber. Çıktı şimdi, ben ilahiyatçıyım hiç… “Bu rivayet yeni çıktı.” “Oğlum nereden çıkardın bunu sen?” Ha o Rab olduğu için Resuller gönderdi. O Resullere de vahyetti işte ayrı ayrı olmalarının temel sebebi bu. Benden transfer ettiği adam bunu anlatıyor. Bu akaide inanıyor, “bu da kurtulmuştur” diyor. Hülasa şunu demek istiyorum “ben ondan olmadığım için beni kendisine benzetmek kastıyla transfer ettiği, adama şimdi onunla benim aramda fark yoktur”u benim satılmışıma bana söyletiyor. O da sana senede bir cümle slogan olarak ezberletiyor. O cümlede malumunuz “herkes Allah'a inanıyor ne var ki.” “Canım bunlar da Allah'a inanıyor.” İsim veriyor o zaman. “Filancalar da Allah'a inanıyor, e inananların Allah'a inananların tamamı cennetlik değil mi?” “Yani Muhammed olmuş, olmamış ne yazar? O geldi bıraktı gitti, şu anda var mı?” Dikkat ederseniz bu mantık bir kişi tarafından değil, öyle kimisi gitti Amerika'da Moon çadırında talim terbiye gördü geldi, o şekilde onun transferi farklı. Peygamberi devreden çıkartmakla işe girdi. Bir tanesi gitti hiç gelmedi oradan sünneti devreden çıkartmakla. Efendim bir şeyde programda seyrediyorum, “e peki o zaman bir namaz kıl da görelim” dediler ona. Sünnet yok peygamber yok. “Allahu kebir.” Şimdi yanındaki demiyor ki “şerefsiz senin kıldığın namaz değil.” “Allahu ekber” demediği müddetçe o namaz namaz değil. Niye? Mescid-i Dırar olayı sen İslam’ın içinde büyük bir nifak geliştiriyorsun. Bir meselede gittin tamam, ikinci, ikinci hükme gerek yok. “Ekber” demedi mi bir adam onun namazı… Yani inadına peygambere benzememek istemediği zaman gitti bu adam. Bunun ikinci, üçüncü, dördüncüsünü aramaya gerek yok. Hala onu takip ediyor ki ne diyecek. Aslında denilecek çok şey var ama neyse. Şimdi böyle yaptılar. Ya biz diyoruz ki “arkadaş bunlara benzemeyiz mümkün değil.” Anlatamıyoruz. Gözünü sevdim mübarek askerim. Diyorlar bana “Niye seviyorsun?” Niye sevmeyeceksin. “Bu” dedi “Haçlı ekolidir, Haçlı karargahıdır kafana akıl koy!” Ne oldu %11 birden arttı, değil mi anket? Birden arttı yüzde on bir birden arttı. Vay ulan demek ki burası bir Haçlı kulübü, bir Haçlı karargâhı. Ne demek istedi şimdi? Bana da diyor ki: “Ahmak herif, kafana akıl koy. Sen de Müslümansın” öyle değil mi? Bitti, olay budur. 

Bize Göre Medeniyet, İnsanın İnsan Olmasıdır

Aslında aramızda çok ciddi medeniyet farkı var. Ben bunu bir programda burada bir, bir buçuk saat izah etmiştim sadece. Bu farkı ama temel esprilerini kavramamız için bir daha hülasa edeyim. Batı medeniyetinin nirengi noktaları: Bir, Yunan kurumları, Helen medeniyeti kurumlar üzerine kurulmuştur. İki, Roma kuralları. Roma’da dikkat edin, kanunlar, kurallar, prensipler hâkimdir. Üç, Hristiyanlık ahlakı. Bu üç ayak üzerine Batı medeniyeti oluşmuştur, kurulmuştur. Şimdi Batı’da siz “medeniyet” dendiği zaman, mükemmel bir insanı hatırlayamazsınız: Ahlak, fazilet sahibi, görgülü… Bunu hatırlayamazsınız. Ya caddesi geniş, motoru çalışan, efendime söyleyeyim, yani madde hatırlarsınız. Medeniyetin tarifi içinde Batı’da madde vardır, efendim, süs vardır. Evine girersin, aa dışarıdan çok muazzamdır. Affedersin, tuvaletinin kapısını tutarsın ki açılmasın. Mübalağa etmiyorum. Hollanda’da beni misafir ettiler, çok özür dilerim, abdest tazeleyeceğim. Şimdi gittim, ulan çok şey, “eyvah” dedim “ya bu adamcağızlara Allah güç kuvvet versin.” Medeniyet işte. Ama gayet güzel boyalı moyalı, içeride canın patlar. Yatak odası öyle, salonu öyle. Yani medeniyet eşkâlden ibarettir. Ha bize gelince, işte bizim aydınımız maalesef bu özü kaybetti. Medenilik nedir? Bize göre medenilik insanlıktır. Medeniyet insanın insan olmasıdır. Ha bir insanın maddeyi kullanması medenilik olabilir. Ama maddenin şekilden şekle girmesi medenilik değildir. Nedir bu? Bu tekniktir. Teknik bir eylemdir, işlemdir. Ha bu kalem, başka şey de olabilirdi bu. Nitekim yapıyorlar, bir sürü plastikten çatal da yapıyor, kaşık da yapıyor, kalem de yapıyor, ne bileyim şunu yapıyor, bunu yapıyor. Ha bunun şekilden şekle girmesinin adı “tekniktir.” Teknik bir gelişmedir. Onu o şekilden şekle sokan zihniyetin, mimarı olan insanın faziletli, iffetli, hayâlı, namuslu, fetanetli olması; insanları sevmesi, insanlığa hizmet etmesi, insanca davranması, fakiri fukarayı gözetmesi… İşte, medenilik budur. Ve bu, bu medenilik hiçbir zaman ölmez. Onun için bizim medeniyetimizde en büyük medeni olan kişiler Allah’ın sevdiği, seçtiği eşhasıdır. Onlar hiç unutulmaz. Niye? Bu vadide, bu kulvarda öyle muazzam örnekler olmuşlardır ki, Allah Allah. Gözleri yaşartıyor, gönülleri ferahlatıyor. Şimdi fazla konuşmayalım gecenin bu vaktinde. 


Biz Batılı Olamayız, Batılı da Bizim Gibi Olamaz

Biz Batılı olamayız. Batılı da bizim gibi olamaz. Olur, ancak bize benzerse. Allah onlara bize benzemeyi nasip eylesin. Tamam. O bakımdan bizi oraya alamazlar. Mümkün değil. Şimdi adamlar bilmem ne şu kararı, bu kararı. Benim endişem, siyasilerimiz ne kendisini, ne bu milleti, ne gönlünde taşıdığı inancı, ne zevklerini… Bunları herhalde bilmiyorlar, unuttular. Benzemek isteseler de benzeyemezler. Batı kusar onları, anlatabiliyor muyum? Eee peki, bu bugüne kadar böyle çalkalandı. Çok görüşler ortaya çıktı. İnsanlar hakikaten öyle bir noktaya geldi ki, hep birbirimize karşı çok yanlış şeylerle dolduk. Birbirimizi inkâr eder bir manzara, bir vaziyet aldık. Maalesef öyle bir noktaya geldi ki bu adamların düşünceleri farklı olduğu için ülkeyi, bölüp parçalamak. Bölüp parçalamak için nereden başlıyor? Benim kafamdaki düşünceyi bölmekten, senin kalbindeki duyguyu bölmekten başlıyor. Bu manada, hakikaten milletin kafası, gönlü bölündü. Zaten yapmak istediği de bölmek, parçalamak. Şimdi öyle oldu ki bir aile içerisinde on eşhas olsa, hepsi ayrı telden çalıyor. Derim ki: “Bugün ülkenin ne şuna, ne buna çok ciddi derecede birliğe, beraberliğe, vahdete ihtiyacı var. Birbirini sevmeye, birbirini kucaklamaya ihtiyacı var. Hatta fertlerin ötesinde kurumların dahi birbirini sevmesine, birbirini kabul etmesine hepimizin ihtiyacı var.” Hocam bazen konuşuyoruz, “tamam çok doğru ama filancanın şu yanlışı var. Öyle günah işledi ki, bunun affı da mümkün mü?” Şimdi bir de araya şeytan avukatlık yapınca bir sürü de ilaveler yapıyor. Sen de “doğru ya” bunlara bakmayacağız, olabilir. Her birimizin, her birimizin temsil ettiği kurumun yanlışları olabilir. Geçmişte de olmuştur, olabilmiştir. Şimdi de hâlde de olmuştur, olabilir. Buradan bakmayacağız. Akşam telefonla katıldığım programınızda hatırıma Allah sevgilisinin çok güzel bir misali geldi. Köpeği görüyorlar. Çürümüş köpek. Oo köpeğin çürümüşü de acayip kokar ha! Mübarek, o kadar sahabe diyor: “Ne kadar kötü kokuyor ya Resulullah, kaçalım buradan” dercesine. Ya ne mübarek insan. Şimdi bak, medeniyete bak kardeşim. Orada gözü mübareğin, dişlere takar: “Ne kadar güzel dişleri var.” Hah. Olaylar bizi ne kadar çürüttüyse çürütsün, ne kadar kopardıysa koparsın; en güzel tarafları göreceğiz, toplayacağız bunları bir araya. Bu herifleri çatır çatır çatlatacağız. Dereyi karşıya geçtik, karşıya geçtik. Ondan sonra oturacağız bir daha bu gaflete, bu yanlışa düşmemek için. “Bak oğlum güzel ama hatırlıyor musun, az daha birbirimizden kopacaktık, birbirimizi vuracaktık, birbirimize hasım olacaktık. Senin şu yanlışından, benim şu noksanımdan” deyip işte orada herkes kendisini ikmal edecek, tamamlayacak, bi iznillahi teala, dört dörtlük, büyük bir millet olma sevdası, aşkıyla yolumuza devam edeceğiz inşallah. Türk milleti, kim ne derse desin, tarihin en büyük bir milletidir. Ne zaman düşmeye böyle meyli olmuş, bir de bakmışsın çakı gibi ayağa dikilmiştir. Onun için herkes avucunu yalayacaktır. Kimse bunun bitmesini, tükenmesini, düşmesini beklemesin. Onun da işaret ve alametleri görülmüştür. Dimdik yoluna devam edecektir. Allah bizi birbirimizden ayırmasın. Sevgimizi, muhabbetimizi gani eylesin. Ve geleceğimizi aydınlık kılıp, bütün âleme hizmeti, evvela kendi yoluna hizmeti, saniyen bütün insanlara hizmeti, bu yüce millete nasip eylesin diyorum. Bizi izleyen çok muhterem, saygıdeğer kardeşlerimize hürmetlerimizi arz ediyorum. 

Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir