info@profdrhaydarbasenstitusu.org

Haftanın Sohbeti Ramazan Ayının Önemi / 2001
04/04/2025 DİNİ YAŞAM 23

    Neler Okuyacaksınız

Ramazan, Mükemmel İnsan Olma Yolunda Ahlâk-ı Hamideyi Kemale Ulaştırır

Şimdi tabi Ramazan'ın bize kazandırdığı manevi halleri böyle tek tek izah etmemiz evvela zor bir hadise. Ama genel olarak olaya bakacak olursak deriz ki başladığımız andan geldiğimiz şu noktaya kadar nefsani merdivenleri tek tek her kardeşimiz Cenâb-ı Hakk’ın rızasıyla yükseldi. İşin en kâmil doruk noktasına ulaştı. Bu kalp ayağı ile beraber gezdiği, yürüdüğü bu sahada duyduklarını, hissettiklerini, yaşadıklarını aldığı manevi hazzı belki kalemi alıp izah edemez. Diliyle söyleyip anlatamaz. Ama bunlar gerçekten çok yüce haller ve yüce iştiyaklar, efendime söyleyeyim, bedii zevklerdir. Cenâb-ı Hak tekrarını nasip eylesin. Biz de bu Ramazan'ın son programını bu münasebette yapıyoruz. Esasen ibadetlerin temelinde iki ana espri var. Bunlardan bir tanesi ve en önemlisi yapılan bütün ibadetlerin Allah rızası için yapılmasıdır. Kul olmamız gerekçesiyle ve de Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmamız kastıyla bütün ibadetler yapılır. Eğer bir ibadetle Allah'ın rızasını kazanma ve de ibadet etme niyeti, maksadı yoksa siz ne yaparsanız yapın bu bir hiçten ibarettir. Yani çok mükemmel şekle bürünseniz dahi, çok fevkalade bir eda tarzı ortaya koysanız dahi, eğer niyetiniz Allah'a kul olmak, onun rızasını kazanmak, ibadet etmek değilse bunların tamamı hiçbir hiç, hiçtir. Binaenaleyh bu kulvardan, bu pencereden oruca baktığımız, Ramazan'a baktığımız takdirde gördüğümüz şey, Allah rızası için yola çıktığımız bu ayda hakikaten Allah'ın rızasını doya doya kardeşlerimiz kazandılar. Evvela bu hallerini tebrik ediyoruz ve devamını niyaz ediyoruz. 
 İkinci hal ise, tabi bütün ibadetlerin hem kulluğa yönelik bir tarafı var hem de insanın nefsini tezkiye eden bir yönü vardır. Yani insanı insan eden bir penceresi var olayın. Dikkat ederseniz ibadetlerde bu iki ana espri birbirini mütemmimidir. Yani Allah'a kulluğun yanında mutlaka o insanın kemale erişmesi söz konusudur. Emredilen namazı eda ettiğinizde Allah'a kul oluyorsunuz. İki, o kulluk esnasında nefsini tezkiye ve terbiye yapıyorsunuz. Ama siz farkında değilsiniz. Oruçta durum aynıdır, zekâtta durum aynıdır, hacda aynıdır. Yani bütün evamiri ilahiler yerine getirilirken bir Allah emrettiği için kul olmak kastıyla ibadet ediyorsunuz. İki, bu taat ile bu ibadet ile birlikte de mükemmel bir insan haline geliyorsunuz. Bugünkü değimli ifadeyle aydın bir kişilik kazanıyorsunuz. Neden? Çünkü sizdeki Ahlâk- ı zemime tarafı artık iflas noktasına gidiyor. Bu Ahlâk- ı zemime tarafı Ahlak-ı hamideye tebdil olunuyor. Yani bunu şöyle de anlatmamız mümkün. Yani sizde başlangıçta gurur vardı, kibir vardı, ucup vardı, haset vardı, riya vardı. Hülasa bunu çoğaltabiliriz. Bunlar işin zemime tarafı. Yani bir başka ifadeyle kötü tarafı. Bu huylar, bu davranışlar bu bizde mevcut, var. Ama değil mi ki bu ayın bize kazandırdığı ibadet alışkanlığı, kulluk alışkanlığı bütün bu hallerimizin zeval bulduğuna, Ahlak-ı hamidemizin de kemale doğru gittiğine şahit oluyor. İnsan kendi nefsinde bunu görüyor. Mesela bir bakıyorsunuz cimriliğiniz kalktı, cömertliğiniz yerini aldı. Cimriliklerinden bir şey kalmadı. Gururunuz, kibiriniz kalktı, tevazu yerine geldi. İfade edebildin mi? İnsanlara ihsanda bulunuyorsunuz. Merhamet sahibi oluyorsunuz. Hülasa işi bir boyutta değil de genelde değerlendirdiğiniz zaman Allah'ın güzel surette yarattığı o insan hem huy, hem tabiat ve hem de şekil olarak mükemmel hale geliyor. Taatli, ibadetle. İşte Ramazan-ı Şerif bu güzel karakteri, bu güzel kimliği, Mü'min-i kâmil olma, İnsan-ı kâmil olma, mükemmel insan olma, erdemli insan olma kimliğini bize kazandırıyor ve kazandırdı. Bu halin Ramazan sonrasında devam etmesini ben Cenâb-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Arkadaşlarımıza başarılar bu konuda temenni ediyorum. 

Ramazan Ayı, Sosyal Barışı ve Hoşgörüyü Doruk Noktasına Taşıyor

Burada şu hususu da hemen ifade edeyim. Dikkat ederseniz Ramazan ayı girdikten sonra suç oranları azalmıştır. Artı bazı kardeşlerimizin bazı kötü alışkanlıkları vardı, bunlar terk edilmiştir. Bu alışkanlıklardan dolayı ortaya gelen nahoş hadiseler yok olmuştur. Mesela yoğun bakımlara, acil servislere, hastanelerin gidildiği zaman hemen hemen olayın dörtte üçünün gittiğini, dörtte birinin kaldığını görüyorsunuz. İzah edebildim mi? Yani toplum içerisinde bir dengenin oluştuğunu, sosyal barışın gerçekleştiğini, her insanın birbirine hoşgörüyle baktığını, birbirini dinleme tahammülünde bulunduğunu, nezaket ve nezafetin doruk noktaya çıktığını, kısaca, ya hakikaten burası bu bölge, bölgede İslam var, Müslümanlık var diyebileceğimiz güzelliklerin sergilendiğini Ramazan ayı içerisinde hep beraber tespit ettik, teşhis ettik. Onun için diyorum ki bu hallerimiz böyle devam etsin ve kardeşlerimize bu taatin, bu ibadetin Cenâb-ı Hakk’ın nezdinde sonsuz ecirlere vesile olmasını, aynı zamanda böyle bir ibadeti yapmaya muvaffak oldukları için de tebriklerimizi arz ediyor. Bu konuda başarılar tekrar diliyoruz efendim.
Başlarken, “Ya, bir gün dolar mı?” filan, yani bir gün akşama kadar… Ama sonuna geldik, “Ay bitti ya, ne oldu? ” filan ve hüzün dönemi başlıyor, dikkat ederseniz. İnsanımızda tatlı bir hüzün ama bir taraftan da mükellefiyeti eda etmenin efendime söyleyeyim bir şeysi var rahatlığı var, gururu var, şuuru var bunu elhamdülillah eda ettik yani o bayrama kavuşmanın sevinci var. Bu hep beraber görüyoruz toplumda her bireyin üzerinde bu halin yaşandığını ortaya çıktığını temaşa ediyoruz. 

Haset ve Kibir, İnsanlığın Barışını ve Kendi İnsaniyetini Yok Eder

Şimdi efendim esasen en ciddi hastalıklar bu ikisi birbirini tamamlayan insanın zemime tarafını oluşturuyor. Malum insan varlık icabı, benlik icabı hep benim der. Bu benliğini de efendim bazen hak önüne geçirir. Yani ben bilirim, ben yaparım, ben ederim, benden doğrusu yoktur, benden efendim güçlüsü yoktur gibi hep ben ben ben olan şeyler. Efendim bu olduğu yerde hakkın ikamesi mümkün değildir. Yani benin olduğu yerde doğru birinci planda olamaz. Çünkü sen varsın. Hasbelkader hep sen yanlıştaysan ve sen de öndeysen yani birinci plandaysan orada doğrunun konuşulması, adaletin tahakkuk etmesi mümkün değil. İşte bu hale kibir diyoruz. Başkasına kendi varlığı dışındaki insanlara efendime söyleyeyim onu teşmil ederek, reddine de haset diyoruz. Yani başkasında bu var bir takım iyi haller var. Bu halleri reddine, bir başka ifadeyle o insanın bütün halinin çekilememesine bunun inkârına ne diyoruz? Haset diyoruz, çekememe diyoruz. Gerçekten de insan olarak bu iki duygu hem üstün görme, hem de başkasını çekememe. İnsanoğlunun tabiatında mevcut. Bunu şu espride görmek lazım. Esasen imtihanlık için bu duygular zaruride ondan. Cenâb-ı Hak bu duygularla kullarını deniyor. Bunları veriyor sana. “Bunları sen adam edebiliyor musun?” “Bu kötü taraflarını silip atabiliyor musun?” Attığın takdirde insan olma şerefiyle müşerref oluyorsun. Hayır atamadın, o zaman biraz sonra anlatacağım beyanlar ölçüsü istikametinde adeta insanoğlu şeytanlaşıyor. Mesela bakınız Hz. Âdem’in yaradılışında Cenâb-ı Hak İblis’e emrediyor. İblis, Melaike-i Kiram Hazretleri içerisinde en fazla ilmi bilgisi olan bir melektir. Cenâb-ı Hak emrediyor. “Benim şu Âdem’e, yarattığım Âdem’e secde edin.” Ayeti Kerim'e buyuruyor ki, ayette Allah buyuruyor,  “scudû li- âdeme.”  “Âdem’e secde edin.” (Tâhâ Suresi, 116.Ayet) Efendim bütün melekler illa İblis secde ettiği halde, İblis etmedi, secde etmedi. “Eba vestekbere ve kane minel kâfirin.”  “Böbürlendi, kibirlendi, büyüklendi ve küfür edenlerden, kâfirlerden oldu”, diyor Cenâb-ı Hak. (Bakara Suresi, 34.Ayet)  Dedi ki, “Ya Rabbi sen bunu topraktan beni ateşten yarattın, ben ondan üstünüm.” Benliğini koydu ortaya. Hâlbuki diğer melaike taifesi, melekler, değil mi ki “Cenâb-ı Hak emretti bizim varlık nedenimizle Allah'ın emrine itaattir, ne olursa olsun” dedi ve secde ettiler Hz. Âdem’e. O da varlık sebebini düşünmeden benliğini ortaya koydu, isyan etti. Yani bir başka ifadeyle gurur kibir sahibi oldu. Hz. Âdem Aleyhisselam'a enaniyet etti, enesini ortaya koydu, kibretti, haset etti. İnsanoğlunun temelinde demek ki bu duygu çok enteresan ve haset ettiği için, kibrettiği için de, “Eba vestekbere.” “Büyüklendi, kibirlendi.” (Bakara Suresi, 34.Ayet)  “Ve kâne minel kâfirin.” “Kâfirlerden oldu.” (Bakara Suresi, 34.Ayet)  Şimdi bu Hz. Âdem’e karşı çıkmanın temelinde yatan nükte  Kibretmesi, haset etmesi oldu İblisin, kâfir oldu. Sade onunla sınırlı kalmıyor. Ondan sonra dikkat edin, Hz. Âdem yaratıldı. Hz. Habil'in, Cenâb-ı Hak duasını kabul etti, Kabil’in niyeti maksadıyla duası kabul olunmadı. O da kardeşi Habil'e, ona haset etti. “Allah ona verdi bana vermedi” diye. Bak yani bu insanlık tarihiyle var olan haller bunlar. Onun için o günkü insanda var da bu günkü insanda yok, bu günkü de de vardı, o günkü de de vardı. O hallerle insanları deniyor Allah. Haset edince kardeşi Habil'i öldürüyor Kabil. Öyle bir başı da belaya giriyor ki ne yapacak bunu? Günlerce sırtında gezdiriyor. Bu hasedin bir başka veçhesi. Onunla da bitmiyor. Tarihte haset sahibi insanların çok ama çok yaptığı çok yanlış icraatlar var. Kardeş kardeşi öldürüyor mesela, artı kardeş kardeşin ayağının altını efendime söyleyeyim, “eşiyor” derler bizde yani “boşaltıyor.” Mesela Hz. Yusuf'un, Yakup Aleyhisselam tarafından sevildiğini gören kardeşleri, ondaki bu üstünlük halini hazmedemiyorlar. Hz. Yakup'a “Biz kardeşimizle beraber işte bir geziye çıkalım, onu eğlendirelim, onu seviyoruz”, şöyle diyoruz böyle… Hz. Yakup da onların bu hallerini bilmiş olsa bile, “Yusuf'umu kurt yiyebilir, gözünüzden kaçar, dolayısıyla onu koruyamazsınız.” İkna ediyorlar, alıyorlar ve nitekim kuyuya atıyorlar. Gömleğini alıp babasına Hz. Yakup'a, “baksana işte onu kurt parçaladı” filan, bir koyun keserek kanın üzerine sürüyorlar. Ama Hz. Yakup onun diri olduğuna, bu olayın bir senaryo olduğuna inanmasına rağmen ispatı mümkün. Yani Hz. Yusuf'a bu çileyi çektirmenin temelindeki yatan espri gene hasettir, çekememedir. Olayları günümüze teşmil edersek bundan farklı bir neticeye varacağımız mümkün değil. Zaten insanların kendi dünyalarındaki bu haller ıslah edilmediği müddetçe toplum hayatındaki barışın da temini görülemez. Haset o kadar enteresan bir olaydır ki, rivayet edilir Hz. Musa'ya bir hamalın birisi, “Ya Musa tura çıkıyorsun, Cenâb-ı Hakk’a rica et de bana bir tane merkep, eşsek versin. Gece gündüz hamallık yapa yapa, anam dinim ağladı. Bir merkep versin de biz bu işi rahatlıkla halledelim.” Ve tura gittiği zaman Hz. Musa, Cenâb-ı Hakk’a “Ya Rabbi filan kulunun bir ricası var. Bir merkep istiyor senden.” “Ya Musa ben ona vereceğim ama komşusuna bir tane, kendisine iki tane. Mutlaka komşusuna vereceğim. Söyle bakalım kabul ettiği takdirde biz ona bunu ikram edelim.” Geliyor “evet Cenâb-ı Hak sana o merkep eşşeği verecek, ikram edecek, lütfedecek, bir şartı var.” “Ya nedir ya Musa?” “Ben o kuluma bir tane değil iki tane eşşek vereceğim, lütfedeceğim ama komşusuna bir tane. Onu kabul ederse.” “Yok ya Musa, ne ona versin ne bana.” Şimdi bu kadar enteresan bir duygu. Anlatılır yine padişahın bir tanesi işte bir adamın biri ondan ihsanda bulunmuş. Demiş ki “vereceğim ama” demiş, “sana bir vereceğim komşuna iki.” Hasedinden dolayı padişahın bu ihsanına mukabil, “benim bir gözümü çıkart” demiş. Komşusundaki de… Böyle bir duygu bu. 

Oruç, Nefsin Tezkiye ve Terbiyesini Sağlar

Şimdi oruç niçin bu kadar meseleyi detaylandırdık? Oruç açlık nedeniyle insan bir takım olaylarla karşı karşıya gelmesi, nefsani tezkiye, terbiye ve bu hallerin zail olmasını gerektiriyor. Yavaş yavaş biz bunlardan tecrit edildik farkında olmadan veya son noktaya doğru geldik. İşte Ramazan sonrası gayretimiz hasedin, gururun, kibirin tamamen mahvolmasına, yok olmasına neden olacaktır. O bakımdan oruçta kazandığımız alışkanlıkları Ahlak-ı hamidenin gündem edilmesi ve huy sahibi, ahlak sahibi olmamız için sürekli olması lazım. Biliyorsunuz insanda iyi ve kötü huylar vardır. Bu huyların sürekli olmasına ahlak diyoruz. Biz bir defa iyilik yapabiliriz, bu Ahlak-ı hamide değildir, güzel ahlak değildir. Bir defa kötülük de yapabiliriz, bu da Ahlak-ı zemime halimiz, ahlakımız değildir. Bunlar sürekli olursa tabiat olarak bizde yerleşirse o zaman biz Ahlak-ı hamide sahibi olur, Ahlak-ı zemimeden kurtarırız. Onun için bu hallerimizi biz Ramazan-ı Şerif münasebetiyle elhamdülillah azalttık. O hamide de ısrar etmemiz lazım, güzel ahlakı sürekli devam ettirmemiz lazım o huyları. Bu huylar bir ömrü ihata edip kuşattığı zaman güzel ahlak olarak insanlarda ortaya çıkar. Âcizane, ben bu programda kardeşlerimizin bu halleri istikrarlı bir şekilde devam etmelerini tavsiye ediyorum. O da neyle olacak? Ramazan'da yaptıklarını tekrar etmekle, bu alışkanlıkları hayatına geçirmekle, güzellikleri takip etmekle olacak, diyorum efendim. 

Fitre Hem Orucun Hem de Sıhhatin Kefaretidir

Şimdi Ramazan'ın tabi bize yardım, rahmet, merhamet yönünden çok büyük katkıları oldu. Bu ay içerisinde dikkat ederseniz mükellef olan kardeşlerimizin tamamı zekâtlarını verdiler, veriyorlar. Fitrelerimizi mutlaka verelim. Fitre hem orucun ve hem de sıhhatin kefaretidir. Eğer fitremiz verilmemişse, oruç diyor peygamberimiz, “arz ile sema arasına gidip gelir, ta o fitre verilene kadar.” Düşün bayram namazından evvel fitrelerimizi verelim. Anlatabildim mi? Hem yaratılmış varlık can sahibi olmanın teşekkürünü hem de mümin bir kul olarak tuttuğumuz orucun bedelini ödemiş oluyoruz. Yani bir teşekkürdür esasen. Bu teşekkür münasebetiyle de Ümmeti Muhammed birbirine hediye verir yani az çok neyse. Fitrenin de pek o kadar büyük bir tarafı yok. Yani bugün zannıma göre en düşüğü 500 bin civarında, en büyüğü de 2 milyon civarında olması lazım. Her neyse veya 1,5 milyon  ilgili müftülüklere sorulup bunlar verilsin diyorum. Birinci tavsiyem bu.

Bayramda Gelenekleri Yaşatmalı, Hatıraları Canlandırmalıyız

İkincisi, bu günler münasebetiyle  artık dargınların barışması şart. Belki Ramazan ayı içerisinde dargınlar vakit bulup birbirini ziyaret edemediler. Şu andan itibaren bütün arkadaşlarımız bayrama barışık olarak girsinler, bayram namazlarını o şekilde eda etsinler. Hatta bayrama giderlerken bir şekerle ağızlarını tatlandırarak namazlarını eda etme cihetiyle camiye gitsinler. Mümkünse efendim çocuklarını da alıp beraber bayram namazına gitsinler. O çocukların şuurunda şuurunun altında bu tarihi hatıralar ileride canlanır. Aslında onların kimliğidir. Bunu âcizane tavsiye ediyorum. Diğer bir husus, tabii ölüler dirilerin ziyaret edilip barışık bir ortamı vücuda getirdiğimiz gibi biz geçmişimizle de irtibatımızı koparmayız, Müslüman olarak. Ölülerimizi de ziyaret edelim. Onların mağfiret olunması için o kabirde gidip dua edelim. Efendim Sûre-i Mülk’ü, Sûre-i Yasin’i okuyalım, dua edelim. Hülasa bütün bunların yanında yani bu bayram alışkanlıklarının yanında bize yapılacak olan ziyaretleri hepsini gönül hoşluğuyla beraber kabul edip bayramda bayram edelim diyorum. Ve bizi takip eden kardeşlerimize hayırlar diliyorum. Bayramları mübarek olsun. Cenâb-ı Hak tekrarını nasip eylesin. Ve birbirimize ileriki günlerde kavuşup bu güzel günleri yaşamanın, hatıralarını anlatmanın, efendime söyleyeyim, Bedii zevkini ihsan etsin diyorum efendim.

Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir