
Neler Okuyacaksınız
Evvela bu mübarek ayın milletimize ve bütün insanlık âlemine hayırlar getirmesini Cenâb-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Saniyen şu hususu beyan etmekte büyük fayda var. Milletimiz için bu Ramazan'ın ciddi bir ayrıcalığı da var. Şöyle ki, on binlerce insanımızı deprem münasebetiyle Cenâb-ı Hakk'ın rahmetine kavuşmuş olarak bulmuş durumdayız. Bunların Allah'ın şehadet rütbesine erdiğinden, erdirildiğinden zerre kadar tereddüttümüz kuşkumuz yok. Ama böyle de olmuş olsa yine insan olarak aramızdan ayrıldıkları için, millet olarak ciddi bir üzüntü dönemi yaşadık. O kardeşlerimize Cenâb-ı Hak'tan rahmet, geride kalanlara da sabır ihsan etmesini niyaz ediyorum.
Ramazan Müslümanlar İçin Ciddi Bir Bayramdır
Ramazan Müslümanlar için hakikatte ciddi bir bayramdır. Çocukluğunuzdan beri hatırlarsanız Ramazan-ı Şerif farklı bir hava getirir, farklı bir atmosferde bilhassa milletimiz tarafından efendim geçirilir. Bir aydır ama herkes bu ay bitmesin, inancındadır. Hatta öyledir ki Ramazan'ın son günlerinde bitiyor diye insanımız da hüzünlü bir döneme devreye girer. Peki, Ramazan'ı bu kadar sevimli ve faziletli kılan unsur nedir, diye elbette insanın hatırına birtakım sorular gelebilir. Başta bu ayda Allah'ın Kur'an'ı Ramazan-ı Şerif içerisinde bizim itikadımıza göre Kadir Gecesinde ki bu Ramazan-ı Şerif'in 27. gecesi olduğu ekseri ulemanın rivayetine göre beyan ediliyor. Bazıları da Ramazan-ı Şerif'in her gecesinin bir Kadir Gecesi olduğunu ifade ile bu gecelerin değerlendirilmesini ortaya koyuyorlar ki ben de buna katılıyorum. Ramazan bu akşamdan itibaren bu gece Kadir Gecesidir, yarın gece Kadir Gecesidir, öbür günde yine Kadir Gecesidir diye her geceyi Kadir bilerek şu 30 Ramazan akşamı gecesini Kadir Gecesi bilerek bu geceyi baştan değerlendirmemizi ben tavsiye ediyorum.
Allah İlk İnsandan Son Peygamberine Kadar Orucu Emrediyor
Kur'an'ın fazileti üzerinde belki konuşuruz ama bu ay içerisinde sadece bu aya mahsus olmak üzere İslam'ın şartlarından bir tanesini de ifa ve eda ediyoruz. O da oruçtur. Malumunuz Kur'an'ı Kerim'de Cenâb-ı Hak, “Ya eyyuhellezine amenu kutibe aleykumus sıyamu kema kutibe alellezine min kablikum leallekum tettekun.” Cenâb-ı Hak buyuruyor ki, “Oruç sizden evvelki insanlar üzerine farz kılındı. Aynen onların üzerine farz kılındığı gibi sizin üzerinize de farz kılınmıştır.” (Bakara Suresi,183.Ayet) Demek ki orucun insanlığın ve bütün dinlerin merkezinde bir yeri var. İslam'ın 5 şartından bir tanesi de oruçtur. Orucun çeşitli faydaları olması münasebetiyle Allah ilk insandan son peygamberine kadar bu güzel emri, ibadeti, emrediyor. Peki, bunun faydası ne? Yani orucun öyle ya çok faydası var diyoruz da nedir? Malumunuz insanoğlu genelde efendim serbest yaşamayı, daha doğrusu nefsinin istikametinde sorumsuz yaşamayı, kontrol ve murakabenin dışında olmayı yaratılışının gereği olarak nefis olduğu için onda arzu eder. Yani bir sınırlama hayatına şayet din koymamışsa insanın kendi kendine sınırlama koyması zor, belki de imkânsızdır. Esasen din bu sınırlamalara getirip nefsimizdeki pürüzleri temizleyen ilahi bir kulvar, caddedir. Yani görünüşte Cenâb-ı Hak bize emrediyor, biz onu eda ediyoruz ama bütün bunların faydası bizedir. Kulluğun ispatı için de emri yerine getirdiğimiz için Allah'ı dinliyoruz. O halde diyoruz ki taat ve ibadeti eda etmekle nefsimizi güçlendiriyoruz, daha doğrusu eğitiyoruz. Eğitirken de Cenâb-ı Hakk'ın emrettiğine uymak suretiyle de kulluğumuzu yerine getirmiş oluyoruz. Oruçtaki en ciddi efendime söyleyeyim fayda bu yönüyle buradadır. Dolayısıyla oruç imsak vaktinden akşam sahur vaktine kadar affedersiniz iftar vaktine kadar insanın yemekten içmekten münasebetlerden, hülasa kendisine haram olan fiillerden uzaklaşmasıdır. Bu fiillerden uzaklaştığı dönem içerisinde yemez içmez. Bir takım nefsani hallerden de uzaktır. Dolayısıyla insan tam bir kendisine helal olduğu halde bile yapması Ramazan'ın dışında mümkün olan efendim faaliyetlerini bile yapamıyor. Ne oluyor? Bir kontrole giriyor. Dolayısıyla bir kontrol mekanizması. Bu insanın nefis tezkiyesinde, terbiyesinde çok ciddi bir adımdır. İşte oruçla biz bunu kazanıyoruz. Ayrıca efendim hiçbir taat ve de ibadet oruç kadar nefse etkili olamaz. Oruç insanın açlığına sebep olan bir ibadet olması vesilesiyle insandaki bazı duyguların da gücünü azaltıyor. Artı duygularınızı yönlendiriyor, hayra yönlendiriyor. Şer sahadan uzaklaşıyorsunuz. Düşüncenizde bir temizlik oluyor. İbadete kendinizi konsantre ettiğiniz için isteseniz de istemeseniz de bir düşüncenizde bir inkılap yapıyorsunuz. Onun için bakın, denilir ki dilinize oruç tutturmanız lazım. İki, kulağınıza oruç tutturmanız lazım. Gözünüze, ayaklarınıza, kalbinize oruç tutturmanız lazım. Yani sade yemek, içmekten ve birtakım münasebetlerden uzak olmak değil. Bunları da yapmanız lazım. Doğrudur. Zaten oruçtaki asıl maksat, dili, gözü, kulağı, eli, ayağı vesaire organları ve kalbi hayırlı bir noktaya taşımaktır. Hayırlı bir seviyeye ulaştırmaktır. Tabi en büyük etken, sebep Allah'a kulluktur. Emrettiği için eda etmektir. Ama kul olarak da bizim burada kazancımız, kârımız nedir diye sorarsak; gözümüzün terbiyesidir, kulağımızın terbiyesidir, dilimizin terbiyesidir, ayağımızın terbiyesidir. Ne demektir bu? Göze oruç tutturmak, dile oruç tutturmak, kulağa oruç tutturmak. Bunun manası şu demek: İnsan kendi hakkı olmayan şeye elini uzatmayacak. Haram olan şeyleri, sözleri ağzıyla, diliyle telaffuz etmeyecek. Yanlışa, harama, gözüyle bakmayacak. Kendisine ait olmayan meseleleri, dedikoduları, fitneyi, insanları birbirine düşürmeyi, bu kulakla beraber dinlemeyecek. Ve de yanlış olana, insanların arasındaki münasebetleri bozmaya, ne bileyim, hatırınıza ne geliyorsa, zararlı bir takım eylemlere teşebbüs etmeye gibi eylemlere, fiilleri adımına atmayacak. Yani bütün bu dediklerimiz, eda edildiği zaman, yerine getirildiği zaman bütün vücudumuz orucu tutmuş oluyor. Daha duygularımız, kalbimiz oruç tutmuş oluyoruz. Neden kaynaklanıyor bu? Bunun kaynaklandığı öz niyetimiz. Niyetiniz salim olunca, ne diyorsun, ben bu ibadetle bu ay Allah'ın dediği gibi bir insan, bir kul olmaya karar verdim. Buna karar veriyorsun. Bu karar var ya, işte orucun niyeti, ibadetin niyeti, hepsinin niyetidir. Bu kararı verdiği zaman senin kalbin rotasını Allah'a döndürmüştür. Sen kalp kulvarından farkında olmadan Allah'a yürüyorsun. Allah'a yürüyen insana ne olur? Allah'ın rahmeti olur. “Sen ona yürüyerek gidersen, O sana koşarak gelir.” Hadis. Onun için Ramazan, bak rahmet ayıdır bundan. Sen şimdi kalbini döndürmüyorsun, azalarını döndürmüyorsun, hiçbir tarafa bakmıyorsun, o rahmet ayında Allah korusun, felakete gark olursun. Zaten o mideyle de olsa karar verdiğimiz zaman o kulvara girdik, az veya çok. O bakımdan oruçlunun uykusu bile ibadet oluyor. O niyet var ya, o niyet insanı Allah'a taşıyan en büyük vasıta. Zaten biz imtihan sırrının gereği Allah'a yürümek üzere dünyaya gelmiş varlıklarız, insanlarız. Eşref-i mahlûk olmamızın hikmeti ve de sebebi irademiz de Allah'ı aramamızdan kaynaklanıyor. Şayet biz irademiz de Cenâb-ı Hakk'ı aramama noktasına gelirsek “Belhüm Adal” hayvandan da aşağı olur. Binaenaleyh oruç işte bu saymaya çalıştığım efendim manayı, ruhu, dereceyi insana bir ay içerisinde kazandıran ulvi bir ibadet. Artı bu ibadetle birlikte biz açın halinden anlıyoruz. Her gün biz tok olsak, karnımız doymuş olduğu halde açın halini pek düşünmeyiz. Bak inanınız ki oruçlu olduğumuz süre içerisinde deprem felaketine maruz kalmış kardeşlerimizi daha fazla düşüneceğiz. İftar vakti yaklaştığında Allah Allah, ya biz şu anda bile tahammül edemiyoruz açlığa; bunlar günlerce yemiyor, içmiyor, aç, susuz, soğuk altında başlayacağız muhakeme etmeye. Bakınız göreceksiniz eğer yardım efendim organizasyonları oluşturulabilir ise, Ramazan'ın dışında yapılan o yardımların belki de 10 misli bu ay içerisinde olacak. Neden? Çünkü hali sende yaşamaya başlıyorsun. Yani iğneyi kendine batırıyorsun tabiri caizse. Aaa diyorsun, ya bu çuvaldız başkasına gitmez, batmaz. Bu ayıktırıyor bizi işte. Böylece toplum hayatında fakirin fukaranın yardıma muhtaç olan insanın halini okumaya başlıyorsun ve içinden geliyor ona yardım etmek. Bu yardımla ben de Allah'ın rızasını en azından kazanayım diye efendim niyet sahibi oluyor onu fiiliyata amele yani aksiyon haline taşıyorsun. Evet böylece bu güzel ay içerisinde tabi söylenecek çok daha söz var. Hepsini bir sorun içerisinde hapsetmeyelim. Bu güzel ayda bütün kardeşlerimize hayırlı Ramazanlar niyazı ile güzel güzel oruçlarını tutmalarını ve Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmalarını, cennetini, cemalini nasip etmesini dua ile ilk sorunuza cevap vermiş olalım efendim.
Oruç, Reyyan Kapısına Ulaştıran Güçlü İbadet
Şimdi tabi orucun sevabı fazileti çok ama burada kısa ve öz olması münasebetiyle kaleme aldığım bazı hadisler var. Cenâb-ı Fahri Âlem efendimizin lisanından bunlar. Bakınız ne buyuruyor Allah'ın sevgilisi. Bu okuyacağım kutsî hadis-i şeriftir. “Her iyiliğin on katından yüz katına kadar karşılığı vardır.” Allah'ın sevgilisi buyuruyor ve bu kutsî hadis. On kattan yüz kata kadar Allah… Bir iyilik yapıyorsun en az on veriyor, yüz veriyor, yüze kadar veriyor daha fazla da veriyor. Yalnız Cenâb-ı Hak buyurur ki, yalnız “Oruç bana mahsustur. Onun karşılığını da ancak ben veririm.” Yani onda sevap on kattır, yüz kattır diyemiyorsun. Hani bazen insanlara bir yerden bir bilmediği bilmem bir servet aniden, onun gibi bir şey işte. Bir abat ediyor Allah'ın o an rızasını kazanmak daha kolay. Çünkü oruçlu insan aynı zamanda muhtaç insandır. Ne kadar güçlü kuvvetli olursan ol. Benim hatırıma bir şey geldi. Allah gani gani rahmet eylesin. Merhum Haçkalı Hazretleri'nin bir müridi diyelim. Yaz mevsim, temmuz ayı sıcak. Malum buranın da çok sıcak olduğu günlerdir. Gelmiş böyle pınarın başına içecek içemiyor. Harareti de var, şiddetli bir harareti var. Herhalde biraz da meczup bir ağabey. “Bak” dedi. “Allah'ım” dedi. “Sen olsan bozardın ama ben bozmayırım.” Şimdi insanı böyle nas halinde konuşturabilecek cilveye de Allah'la arasındaki hukuku düzenleyen farklı bir ibadet. İşte onun için Allah ne buyuruyor? Hakikaten iftara bir dakika kalıyor. Hadi aç bakalım orucunu, açmıyorsun. Yani bu ne güçlü bir irade, inanç. İşte ona Allah'ın muhabbeti. Bu kulum beni seviyor sayıyor, o bir saniyeyi atlamıyor. Değil mi? “Onun karşılığını ben sonsuz veririm” diyor. Şimdi bir başka hadis-i şerif: Cennetin adına “Reyyan” denilen bir kapısı vardır. Reyyan kapısı denilen bir kapısı vardır. “Oradan ancak oruç tutanlar girecektir.” Nereye? Cennete girecektir. E şimdi bu güzel günde gününü oruçlu tutan, oruçta geçiren kardeşlerimize müjdeler verelim. İnşallah Reyyan kapısında beraber cennete gireceğiz. Bu hadistir. Bunda kimsenin kuşkusu ve de şüphesi olmasın. Bir başka hadis-i şerif: “Oruç tutan için iki sevinç vardır. Birincisi, iftar anındaki. İkincisi de Cenâb-ı Hak'ka kavuşacağı andır.” Vuslat edeceği Allah'la beraber olacağı andır. Demek ki çok güçlü bir ibadet oruç. Bir başka hadis-i şerif: “Her şeyin bir kapısı vardır. İbadetin kapısı da oruçtur.” Hani ibadetlerden feyz alamıyorsan, muhabbet alamıyorsan demek ki oruç kapısından içeri girip de o ibadetleri tefeyyüz edeceğin bir hale kavuşturman lazım. Niye? Oruçluyken nefsin kontrole giriyordu ondan. O zaman namaz kontrollü oluyor. Allah'ı zikretmen kontrollü oluyor. Kur'an okuman kontrollü oluyor. Değil mi? Hz. Davud Aleyhisselam her gün oruç ile vaktini değerlendirirdi. Her gün. Hz. Davud'un sünnetidir bu. Tabi onları biz yapamayız. Hz. Fahri Âlem Efendimiz ‘in sünneti, bir gün tutup, bir gün yemek. Veya pazartesi perşembe günleri oruçlu geçirmek. Bunlar niçin taat ve ibadetler yapılıyor. Allah demeden feyz alalım. Namaz kılmaktan feyz alalım. Hacca gitmekten feyz yani muhabbet, sevgi, aşk işte oruçla insan bu kemali yakalıyor. Bu kemal noktalarını hayatına geçirme imkân ve fırsatını buluyor. Allah hepimize nasip etsin. Yine bir hadis-i şerif: “Oruçlunun uykusu ibadettir.” Allah Allah, zannediyoruz ki ya hani bazen diyoruz işte uyumayın filan. Yok, o da bir ibadet. İbadet. Ne için? Yani neden uyuyorsun? İftara sağlam, sıhhatli çıkayım da bu güzel orucumu bozmayayım diye. Değil mi? İbadet oluyor. Niyetin Allah'a, Allah'ın rızası olduğu için uyuman bile ibadet. Ne kadar güzel değil mi? Bir hadis-i şerif yine. Hazreti Ayşe annemize, Hazreti Fahri Âlem Efendimiz buyuruyor ki: “Ya Ayşe cennetin kapısını çalmaya devam et.” “Ya Resulullah, nasıl?” soruyor. “Nasıl ben cennetin kapısını çalabilirim ki?” “Ya Ayşe, oruç tutman ile” diyor, buyuruyor. Şimdi efendim cennetin kapısını çalacağız. Rabbimiz ’in rızasını kazanacağız. Allah'ımızın cemaline, lütuflarına mazhar olacağız. Bu güzel mevsimde, bu güzel günlerde Ramazan ayımızda tutacağımız oruç da diyor. Kardeşlerimize bu konuda sağlık, sıhhat, afiyet ve de muvaffakiyet niyaz ediyorum efendim.
Ramazan Ayı Kur'an-ı Kerim'in İnmeye Başladığı Aydır
Şimdi efendim Ramazan-ı Şerif'in delille yani kıymetli oluşunun sebebi. Esasen biz bu mevzuya tek başına girmiş olsak belki de bütün vakit yani sohbet vakitlerimizi kapsayacak bir konu başlı başına. Ama öz olarak ifade etmek istersek bu ay, Kur'an-ı Kerim'in başında da söylediğim gibi inmeye başladığı aydır. Kadir gecesinin içinde bulunduğu aydır. Yani Kur'an'ın indiği aydır. “İnna enzelnahu fi leyletil kadr. Ve ma edrake ma leyletul kadr. Leyletul kadri hayrun min elfi şehr.” (Kadir Suresi) “Bin aydan hayırlı olan gece, bu ayda.” Niye? Kur'an indi bunda. Kur'an demek ki çok mühim. Kur'an nedir? Allah'ın kelamıdır. Bizim anlayacağımız dile bunu tercüme edersek Kur'an Allah'ın diliyle zatını, sıfatını, esmâ-i ilahiyesini, efal-i ilahiyesini, mahlûkatını ne bileyim yarattığı bütün mükevvenatı anlatmasıdır Kur'an. Şimdi öyle bir Kitâb-ı Kerîm ki, Cenâb-ı Hak anlayanlardan ve feyzinden tefeyyüz edip Allah'ın rızasını kazananlardan eylesin. Kur'an'da Cenâb-ı Hak zatını anlatıyor. “Elhamdulillâhi rabbil'alemin. Errahmânir'rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na'budu Ve iyyâke neste'în. İhdinessirâtal mustakîm. Sirâtallezine en'amte aleyhim. Ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.” (Fatiha Suresi) Bakın, ne diyor Cenâb-ı Hak? Bu hepimizin beş vakit namazımızda okuduğumuz Fatiha. “Allah âlemlerin Rabbidir” diyor. “Elhamdulillâhi rabbil'alemin.” Bu âlemler ki bunu tanımaya başladığımız zaman hakikaten akıl kantarı bunu çekmiyor. Milyonlar, milyarlarca yıldızın içinde bulunduğu bir âlem. Şu bizim Samanyolu galaksisi gibi yüz binlerin üzerinde galaksiler var semada. Düşünebiliyor musunuz? Ve her an o genişlemekte Allah'ın beyanına göre. Ve sadece Samanyolu galaksisinde üç milyar adet yıldız var. Bunun bir tanesi Dünya’dır, bir tanesi Güneş’tir, Merih’tir vs. Üç milyardan bunlar birer tanesi. Düşünün ki bu galaksi topluluğu gibi yüz binlerce galaksi toplulukları. Nerede var? Semada var. İşte Cenâb-ı Hak, “Rabbil'alemin” derken, “Bütün bunların ben Rabbiyim” diyor. Ne demektir “Rab”? Rab demek “bunların bu âlemin içinde mevcut olan düzeni, kanunu, hepsini koyan ve devam ettirenim ben” diyor Allah. Yerçekimi kanunu değil mi? He bu Allah'ım. “Sünnetullah” diyoruz buna biz. Güneş bir bakıyorsun ki her sabah aynı yerden mevsimin kurallarına göre doğuyor ve batması gerektiği yerden de batıyor. E bunu kim yapıyor? Allah'ım. Şimdi müsaade buyurun. Eğer bu galaksiler, yıldızlardan bahsetmiyorum ben. O milyarlarca adet yıldızın kümeleştiği bir efendime söyleyeyim galaksiyi ele alalım. Semada yüzerken dönüşünü tamamlarken bir milimetre açı farkı yapsa yani şöyle gitmesi gerekirken bir milimetre açı sağ veya sola yapıyor. Mühim değil. Bir gün sonra o bir milimetre açı farkı ne kadar genişler, bir ay sonra ne kadar genişler, bir yıl sonra ne kadar genişler. Ve sen o zaman semadaki trafik kazaların eylemlerini var sen düşün değil mi? Ne muazzam güç kuvvet ki aman ya Rabbi. Hiçbiri birbirinden habersiz ve de mükemmel bir tarzda. “Ve kullun fî felekin yesbehûn.” “Gökyüzünde yüzüyorlar.” (Yasin Suresi, 36.Sure, 40.Ayet) Ve-şşemsu tecrî limustekarrin lehâ żâlike takdîru-l’azîzi-l’alîm. Vel kamera kaddernahü menazile hatta ade kel urcunil kadiym. Lâ-şşemsu yenbeġî lehâ en tudrike-lkamera velâ-lleylu sâbiku-nnehâr ve kullun fî felekin yesbehûn'' (Yasin Suresi, 36.Sure, 38-40 Ayet) Özet olarak Cenâb-ı Hak buyuruyor ki, “O ay, güneş, yıldızların tamamı hepsi yüzer." Ve hiçbiri de birbirine dokunmadan şunda bunda bulunmaz. O Allah'ın sünneti işte, kuralı kanunu. Ve Rab onların devam etmesi halidir. O güç Allah’ta haşa olmazsa bu düzenin hiçbir şeyi olmaz. Aman aman aman aman. Onu sen bırak ya. Şu insana bir gel bir bak. Ne muazzam bir kâinat.
Kur'an Her Şeyi En Mükemmel Şekilde Beyan Eden Kitab-ı Kerimdir
Şimdi düşünebiliyor musunuz? Ağzınızdan 100 gram proteinli madde alıyorsunuz. Gıda. Efendim şu neviden bu neviden bilmem sebze alıyorsun. O da 100 gram olsun. Dikkat edin. Her 100 gram gıda ya midenin salgılayacağı asit miktarı eşit şekilde değildir. Mesela eti farklı bir gramla ifraz ettiği asitle mide eritir, sebzeyi daha farklı, ekmeği daha farklı. Yani 100'er gram bunların üçünden insan yemiş olsa, üçüne de ayrı ayrı gramaj şey ediyor. Bir de düşün bunlar karma halinde alıyor. Öyle bir computer ki, öyle bir sistem koymuş Cenâb-ı Hak ki hemen bak diyor; baksana kardeşim, diyor. Mideye haber veriyor salgı bezini, ifraza yapacak olan. Şu kadar gram et geliyor, şu kadar gram ekmek geliyor, şu kadar gram su geliyor, şu kadar gram ne? Şu kadar gram da bütün bunların ortalamasına alarak sen asit ifraz etmen lazım. Şayet bu asiti fazla ifraz edersen ne olur? Asiti az ifraz ettin mi hazım olmaz. Fazla da ifraz edersen hastalık olur. Başlar sancı, aman aman aman. Sabaha kadar ooooy anam babam. Şimdi efendim işte Rab, Cenâb-ı Hak Kur'an-ı Azimüşşan'ında, Kur'an-ı Kerim'inde kendini anlatıyor, zatını anlatıyor. Bunları inşallah bir başka sohbet veya hatta bir sempozyum konusu yapmak lazım. Allah'ın zatı, sıfatları. Allah ne muazzam, ne büyük. İşte bunu tanımakla, neyle? Kur'an'ın diliyle. Kur'an-ı Kerim'de Cenâb-ı Vacibül Vücut nasıl anlatıyor zatını? Değil mi? İnsanı nasıl anlatıyor? Muhammed'ini nasıl anlatıyor? Diğer peygamberlerini nasıl anlatıyor? İşte bütün bunların tamamını biz o Kur'an ayetlerinden görüyoruz, tanıyoruz. Böylece nasıl mükemmel bir mümin, Müslüman olunur? Hangi tip insanı Allah sever, hangisini sevmez? Kamil bir insan örneği, modeli ortaya koyuyor Kur'an. O kâmil insanın modeli Hz. Fahri Âlem. Hani Cenâb-ı Peygamber Efendimiz ‘in hayatı Kur'an laboratuvarıdır. Kur'an onun halinde canlanıyor. Onu görüyoruz. Onun etrafındaki sahabesi Kur’an’cı. Yani o cemiyeti görüyorsun. Allah'ın sevdiği insanlar nasıl olması lazım? İşte onları en güzel tarzda yetiştirdiği için öyle bir mürebbi, öyle bir muallim de bugün olmadığından o sahabeyi yakalamak mümkün değil. Değil mi? İşte Kur'an öyle bir Kitab-ı Kâinat ki, o insanından bütün mahlûkatına kadar adeta onları her şeyini en mükemmel şekilde ve de tarzda beyan eden bir Kitab-ı Kerim’dir. İşte onun da o Allah'ı nasıl tanımamız lazım, ona nasıl varmamız lazımın bütün şifreleri, kuralları onda. Nasıl gideceğiz karar verdik? Kul olmaya karar verdik. Sen, ben. Nasıl gideceğiz? O olmasa gitmen mümkün değil işte. Bugün insanlığın asıl derdi, bunalımı, buhranı burada. Evet, inanıyor ama inandığı şey Allah'ın istediği gibi mi, değil mi? Değil, olmadığı için gidiyor kafasını taşa çapıyor. Kur'an işte. İnsanları Allah'a taşıyan bir burak, bir vesile, bir kulvar. Kur'an yolu. Değil mi? O yola girdin mi rahatlıyorsun. Niye? Ruhun artık senle miraç etmeye başlıyorsun. Allah'a yürüyorsun. E baba bu muazzam Kitab-ı Kerim bu ay da indi. Daha bu ayın kıymetini ne soruyorsun ki? Bunun kıymeti anlatmakla bitmez. Diyoruz efendim.
Muhammed Aleyhisselam Efendimiz ‘in Yolu Olmadan Allah'ı Tanımak Zor
Kur'an-ı Kerim hakkında dilerseniz ben teklif edeyim. Kur'an hakkında bu mübarek ayda Kadir Gecesi'nin önünde veya o gece de bir sempozyum ben teklif ediyorum. O zaman çok daha geniş ve daha mükemmel bir sohbet kardeşlerimize hazırlanıp anlatalım. Bu kadar bir iftar sofrasında kâfidir diyorum. Şimdi efendim zaten şu anlattıklarımızın dikkat ederseniz tamamı da tevhit ile alakalı olaylardır ve bu tevhidin hakikatte Cenâb-ı Hakk'ın rızası istikametinde yaşanması için de Allah'ın anlattığı gibi anlaşılması lazım. Dikkat ederseniz insanlık âlemi her dönemde hak veya batıl bir şeye inanmıştır. İnançsız kalmadı. Yani inanmayan ateist dediğimiz insan tabiatta çok azdır. Komünist Rusya'da bile en fazla yüzde altılar veya beşler seviyesindedir ateistler. Gizli aşikâne herkes gene bir şeye inandı. Ha mesele inanmakta değil. Nereye inanmaktadır? Neye inanmaktadır? İşte nübüvvet tevhidi açan, ortaya koyan nasıl olması gerektiğini beyan eden yoldur. Onun için Hz. Muhammed gerçeği olmadan, Peygamber aleyhisselam tanınmadan, tevhit akidesi de tanınmaz, bilinmez. Çuvallarsın. “Batıl hak” dersin. Allah korusun. Ve bugün insanımızın içinden çıkamadığı bunalımda buradan kaynaklanıyor. Teslise, “tevhit” diyor. Allah da o teslise, “şirk” diyor. Dikkat edin. Yani o teslise Cenâb-ı Hak Kur'an'ın da bir tane ayette değil, birçok ayette “şirk” diyor. E sen buna tevhit diyorsun. Bana göre olmadı. Neye göre olacak? Allah'a göre. “Yâ eyyuhe-lleżîne âmenû” “Ey iman edenler, iman ediniz.” (Bakara, 104. Ayet) Ne demektir bu? Kafana göre değil. Benim dediğim gibi iman et. O da neyle oluyor? Muhammed'imin yaptığı gibi. Onun için sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ‘in inancı, itikadı bize gerçek, Vacibul Vücut olan Allah'ı tanıtıyor. Onu anlıyoruz. O bakımdan Muhammed aleyhisselam Efendimiz ‘in yolu olmadan ona vuslat etmek Allah'ı tanımak zor. Mümkün değil. Kendi kendine birtakım icatlar, keşifler, şunlar bunlar yaparsın ama işin içinden seni Allah'a taşıyan yol olmadığı için çıkamazsın. Kendini kandırırsın. İşte tevhit o bakımdan tevhidin anlaşılmasında nübüvvet gerçeği Muhammed ‘un Resulullah gerçeği mührü hakikidir. Onu bilin. O mühürsüz Muhammed ’un Resulullah kapısından girmediğin müddetçe Allah'ı tanıman mümkün olmaz. İşin özü budur. Bu güzel ilk gecemizde, akşamımızda bizi takip eden kardeşlerimize hayırlar diliyor. Bu Ramazan ayının feyiz ve mübarek taat ve ibadetle dolu geçirmelerini Allah'tan niyaz ediyor. Kardeşlerime saygılarımı, hürmetlerimi arz ediyorum.
Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız