info@profdrhaydarbasenstitusu.org

Haftanın Sohbeti- Muharrem Ayının Onuncu Günü
04/04/2025 DİNİ YAŞAM 39

    Neler Okuyacaksınız

Muharrem Ayı’nın 10’u, Büyük Olayların Cereyan Ettiği Gündür

Kıymetli dinleyenlerim, bu akşam haftanın sohbetinde Muharrem Ayı’nın 10. gününü esas alan bir konuşma yapmak istiyoruz. Malumunuz Muharrem Ayı’nın 10. günü çok büyük hadiselerin cereyan ettiği ve bütün insanlığın bu olaylara şahit olduğu günlerdir. 
İman ehli Müslüman olarak bizi ilgilendiren tarafı, bu hadiselerle birlikte Peygamber (S.A.V.) Efendimiz arşın küpeleri dediği Hz. Hüseyin Efendimiz ’in 10 Muharrem’de Kerbela denilen yerde şahadetidir. Bu akşam özellikle Hz. Hüseyin Efendimiz ‘in şahadetine temas ederek haftanın sohbetini tamamlamak istiyoruz. 
Muharrem Ayı’nın 10’u, büyük olayların cereyan ettiği gündür demiştik. Mesela Hz. Adem Aleyhisselam cennetten çıkarıldığı zaman tövbesi bu günde kabul edilmiştir. Artı, Nuh’un Gemisi bu günde karaya oturmuştur. Hz. Musa’nın kavmi, Firavun’un zulmünden Muharrem’in 10’unda kurtulmuştur. İbrahim Peygamber Efendimiz 10 Muharrem’de dünyaya gelmiştir. Süleyman Peygamber’in, Hz. Süleyman Peygamber’in tövbesi yine bu günde kabul edilmiş, tahtı kendisine bu günde tebliğ edilmiştir. Eyüp Peygamber’in dertlerinin devası yine 10 Muharrem gününde olmuştur. Malumunuz Hz. Yunus Aleyhisselam da balığın karnından bu günde necata ermiştir. Hz. İsa’nın dünyaya gelişi sahih rivayetlere göre 10 Muharrem’de zuhur etmiştir. Bütün bunlar hep aynı günde, yani 10 Muharrem gününde olmuş olaylardır. 
Kaynak olarak Sahihi Müslim’in Şerhi 6/140 Abdül Rezzak, Musannef 4/291, Ali el-Muttaki Kenzül Malin 8/576 no: 24256.
Yine Fecir Suresi’nin 2. ayetinde geçen ’10 geceye yemin olsun’ ifadesinin tefsirinde, ayette geçen 10 gecenin Muharrem Ayı’nın ilk 10 günü olduğu beyan edilir. 
Bu konuda da kaynak Kurtubi, El-Camiu Li Ahkami’l Kur’an; Fahreddin Er-Razi, Mefatihu’l Gayb; Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili, 8. Sayfa, 5, 50/ 5793 no. Kaynaklar böyle; yani bu günlerde bu olmuş, bu olaylar olmuş. Ama bizim üzerinde duracağımız asıl konu; bu ayda, bu günde Hz. Hüseyin Efendimiz’in şahadetidir. 

Hz. Hüseyin Efendimiz, Kerbela’da Şehit Edilmiştir

Bu kadar mühim olayların olduğu Muharrem’in 10’unda anlaşılıyor ki, insanlığa Cenab-ı Hak büyük ikramlarda bulunmuş. Bu ikramların karşısında insanlık; Allah’a şükretmesi, secde etmesi, hamd-ü sena etmesi gerekir. Bu nedenle de bugün de cana, mala, namusa asla kıyılmaz ve de tecavüz edilmez. Her zaman olmasına rağmen, özellikle bugün de insanların can emniyetine, mal emniyetine, namus emniyetine, din ve vicdan emniyetine son derece dikkat etmek gerekir. 
Ayetle sabit olan oğlu hükmündeki Hz. Hüseyin Efendimiz, Kerbela denilen yerde maalesef vahim bir şekilde şehit edilmiştir. Bu sadece şahsına ait bir netice değil; aile efradına, sülalesine ve de çocuklarına tabi tutulmuş bir katliam ve soykırımdır. Onun için buna tarihi bir vaka olarak ‘vahşet’ diyoruz, bir ‘soykırım’ diyoruz. Öyle bir günde yolda yürüyen karıncayı bile incitmemek gerekirken, bu vahşeti ve soykırımı yapanlar; İslam’ın ve insanlığın ancak olsa olsa yüzkarası olabilirler. 
İnsanlığın her ne kadar madden kaybı gibi görülen bugünde Hz. Hüseyin Efendimiz şahadet şerbetiyle üstün rütbelere nail olmuş ve peygamberlikten sonra gelen ‘şehitlik’ rütbesine erişmiştir. 
Hiçbir insanın ibadetle elde edemeyeceği bu rütbe, Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla Hz. Hüseyin Efendimiz’e ihsan edilmiştir. O bakımdan bütün peygamberlerin 10 Muharrem’de kazandıklarını Hz. Hüseyin efendimiz, şehitlik rütbesine kavuşmakla elde etmiştir. 
Hz. Hüseyin bu sebeple nebilere denk bir insandır. Bugün bize düşen vazife; onun çektiği acıları çekmek, bu ıstırabı yaşamaktır. Birazdan kaynakları ile göstereceğiz ki; bunu bizden Ehl-i Beyt İmamları ve Cenab-ı Peygamber Efendimiz’in gösterdiği ifadeleri beyan etmektedir. 

Kerbela Katliamındaki Acıyı Paylaşmak Büyük Bir Fazilet ve de İbadettir

Kerbela katliamının gerçekleştiği günden beri yapılan vahşet unutulmamış; İmam’ın şahadeti, neden kıyam ettiği, neden öleceğini bildiği halde Kerbela yolculuğuna çıktığı asırlar boyu gündeme gelmiş, gönülden gönüle aktarılmıştır. 
Bazı çevrelerde onu anmak için bugün yaptığımız gibi merasimler düzenlemenin, ağıtlar yakmanın bir manası olmadığını ifade etseler de kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre; bugün de bu acıyı paylaşmak büyük bir fazilet ve de ibadettir. 
Nitekim İmam-ı Sadık’tan yani İmam-ı Cafer Es-Sadık’tan şöyle bir rivayet vardır: “Hüseyin’in başına gelenlerin dışında hiçbir musibete ağlamak yakışık almaz. Hüseyin bin Ali’ye ağlamaksa büyük bir fazilet ve ibadettir” buyuruyor. 
Nitekim İmam-ı Bakır’dan “Taraftarlarımıza İmam-ı Hüseyin Aleyhisselam’ın kabrini ziyarete gitmelerini söyleyin. Zira bizim imametimize inanan iman sahibi herkesin İmam Hüseyin’in ziyaretini yani kabrini ziyaret etmesi gereklidir” buyuruyor. 

“Müminlerin Kalplerinde Hz. Hüseyin İçin Gizli Bir Muhabbet Vardır”

Asırlar önce yaşanan bir hadiseyi hala hatıralarda tutmak elbette ki İmam Hüseyin’e olan sevgi ve muhabbetin sonucudur. Bu hususta Rasul-ü Ekrem Efendimiz şöyle buyurmaktadır: Hz. Mikdad’a Allah’ın sevgilisi “Müminlerin kalplerinde Hüseyin için gizli bir muhabbet vardır ki, onun kaynağı annesi Fatıma’dan kaynaklanır”. Gelmiş ve gelecek kadınların en üstünü olan Cennetin Gülü Hz. Fatıma anamızı da bu vesileyle burada rahmetle anıyoruz. 
Hz. Hüseyin; Peygamber Aleyhisselam’ın reyhanıdır, İmam-ı Ali ve Hz. Fatıma’nın evladıdır. Ancak kutsi hadislerde ve İmran 61. Ayet-i Kerime’de Hz. Peygamber Efendimiz’in evladıdır. Ali İmran 61 “ ‘Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra da dua edelim’ de, Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun”. Burada oğullarımızdan maksat Hz. Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz olduğu beyan edilmektedir.

Allah’ın Muradı Peygamber Efendimizle Birlikte Ehl-i Beyt’inin Saygı Görmesi, Müminlerin Onları Tanıması, İtaat Etmesi, Tabi Olmasıdır

İmam Hüseyin, velayet nurunu taşıyan nasbedilmiş 12 İmam’dan (biridir) ve Hz. Hüseyin Ehl-i Beyt’tir. İmam’ın şahadetiyle, Ehl-i Beyt mantığını bir arada görmek istersek deriz ki; bu konuda nazil olmuş ayet-i kerimeleri ele alıp ne kadar ulül azim bir şahsiyet olduğunu ayetlerin ışığında görelim. 
Tathir Ayeti “Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten, her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister” (Ahzap /33). 
Kimdi bu Ehl-i Beyt? 
1. Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hüseyin, Hz. Hasan ve sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’dı. Ayette bunların tertemiz olduğunu Cenab-ı Vacibul Vücud Hazretleri özellikle vurguluyor. 
Yine Meveddet Ayet-i Kerime’sinde işte bu 5 kişi için “De ki, ben bu peygamberliğimi tebliğe karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiçbir şey istemiyorum”. Yani Allah’ın sevgilisi Ehl-i Beyt’e sadece bir sevgi, muhabbet, saygı istiyor Şura Suresi’nin 23. Ayeti’nde.
Mübahele Ayet-i Kerime’sinde “Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya girerse de ki ‘Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra dua edelim’ de, Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun”. Ali İmran 61. 
Bu ayetlerden ve ebrar ayetlerinden görüldüğü üzere; Allah’ın muradı Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz’in bizzat şahsıyla birlikte Ehl-i Beyt’inin bu şekilde saygı görmesini, müminlerin onları bu şekilde tanımasını, itaat etmesini, tabi olmasını istiyor. 

Ehl-i Beyt Bazı Meselelerde Cenab-ı Peygamber Efendimiz’le Eşit Olarak Beyan Edilmiştir 

Yine Ehl-i Beyt bazı meselelerde Cenab-ı Peygamber Efendimiz’le eşit olarak beyan edilmiştir. Bunlardan biri ‘selam’ konusudur. Ahzab Suresi 56. Ayet Estaizubillah ‘İnnallahe vemela-iketehu yusallûne ala-nebiy ya eyyuha-llezine amenû sallû aleyhi vesselimû teslima’, “Şüphesiz ki Allah ve melekleri Muhammed’ine salat ve selam okur. Siz de Muhammedim’e salat ve selam okuyun”. 
Burada Peygamber Aleyhisselam Efendimiz’in önemli bir uyarısı vardır “Sakın ha selavat-u şerifeyi kesik okumayın”. Devamen “Ne demektir bu, ya Resulallah?” sorulduğunda, “ ‘Allahümme salli ala Muhammed’ demek, kesik şekilde selam vermektir, selat-ü selam okumaktır. ‘Ala Muhammed’in ve âlâ âli Muhammed’ demek de bütünüyle beraber selat-ü selamı, lafzını ifade etmek demektir”. 
Yani hem Peygamber Aleyhisselam Efendimiz’e ve hem de hamse-i al-i aba olan Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i ifade etmek demektir “Allahümme salli ala Muhammed’in ve âlâ âli Muhammed”. Bilerek de bilmeyerek de herkes bu selamla birlikte Hz. Peygamber’i, onun Ehl-i Beyt’iyle beraber ifade ediyor.
Demek ki birinci mesele; ‘selam’ ile müminler, Allah’ın sevgilisi ve Ehl-i Beyt’ini bir arada zikrediyor. Bu onların talebinden dolayı değil; İslam’ın kurallarının onlara yüklemiş olduğu yükümlülükten dolayıdır. 
Yine ‘temizlik’ konusunda Peygamber Aleyhisselam Efendimiz’le eş olarak zikredilir. Mesela Ahzab Suresi’nin 33. Ayeti’nde şöyle buyrulmuştur “Allah her çeşit kötülüğü siz Ehl-i Beyt’ten uzaklaştırmak ve sizi tertemiz kılmak istiyor”. Yani Allah’ın muradı hem bu 4 kişi ve hem de Allah’ın sevgilisini tertemiz yapmak, olarak beyan ediyor. Ayet-i Kerime’de bu ifade ediliyor. Yani yine not düşülmüş; bu ayet, âli aba olan 5 insan hakkında nazil olmuştur. Kimmiş bunlar? Sevgili Peygamberimiz, İmam Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve İmam Hüseyin’dir. 
‘Sadaka’ bahsinde yine Peygamber Aleyhisselam’la bu insanlar beraber zikredilmiştir. Tıpkı sadakada da Peygamber’in sahip olduğu hükme sahiptirler. Cenab-ı Peygamber’e nasıl sadaka vermek haramsa, Ehl-i Beyt’e de sadaka verilmez. 
‘Sevgi’ bahsinde de Ehl-i Beyt’le Allah sevgilisi eş tutulmuştur. Cenab-ı Hak Şura Suresi’nin 23. Ayeti’nde şöyle buyurur “Ey Peygamber de ki, ben buna karşılık akrabalara yani Ehl-i Beyt’ime sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum” buyurmaktadır. Bu da sevgi konusunda Peygamber Aleyhisselam Efendimiz’le Ehl-i Beyt beraber zikredildiği anlaşılıyor. 

Hz. Hüseyin, Allah Sevgilisinin Torunu Ama Hakiki Manada Evladıdır

Bizi takip eden sevgili dinleyenlere; Hz. Hüseyin, Allah sevgilisinin torunu ama hakiki manada evladıdır. Dünyaya teşrif ettiği zaman süt emmemiştir ta ki Cenab-ı Peygamber Efendimiz gelip onu ziyaret edene kadar. Allah’ın sevgilisi mübarek elini Hüseyin Efendimiz’in mübarek ağzına koyuyor ve Hz. Hüseyin de o parmağı emiyor. Eti etinden, kanı kanındandır. Böylece Hüseyin’in, Hz. Hüseyin’in bizzat ayette belirlenen hükmi manada Allah sevgilisinin olduğu hükmü böylece tezahür etmiş oluyor. 
Peygamber Efendimiz’e Hz. Hüseyin fiziki manada çok benzemektedir. Başı olduğu gibi Peygamber’e benzer. Onu görenler tıpkı Peygamber’i müşade ediyormuş havasına düşüp o feyzi, o muhabbeti alırlar. Sehl Said’in şöyle rivayet ettiği beyan ediliyor “Ben Şam şehrinde İmam Hüseyin’in mübarek başını şu vasıflarda gördüm; o mukaddes başından nur yayılıyordu. Sakalları yuvarlak; kılları siyah, beyaz ve rastık ile boyanmıştı”. Yani sakallarında beyaz vardı ama onu rastıkla boyamıştı. “Mübarek gözleri siyah, kaşları ve burnu çekikti” buyuruyor. Hüseyin Efendimiz büyük bir ilim ve hilim sahibi idi. Cömertliği dillere destandı. Engin merhamet sahibiydi. Fakire, fukaraya, düşküne devamlı yardım eder; kimsenin görmediği, bilmediği zamanda sırtında yükler insanlara hizmet ederdi. Hatta bir defasında onun sırtında görülen izleri sorulduğunda, tanıyanlar ‘taşıdığı yüklerden, hibe için taşıdığı yüklerden dolayı sırtındaki bu izler ortaya çıkmıştır’ diye ifade buyruluyor. 

Hz. Hüseyin İnsanlığın Asla Ulaşamayacağı Bir Noktada, Doruk Noktada Kâmil Bir Mümindir

Şecaati Hz. Hüseyin farklı bir kişiliğe, insanlığa sahip; olayları ne kadar muazzam, irkitici boyutta olursa olsun hiçbir hadise onun gözünü yummaya, geriye kaçmaya sebep teşkil edecek bir adım attıramamıştır. Bilhassa Kerbela gününde olayların üzerine gitmiş ve de seve seve Allah uğrunda canını, nefsini, aile efradını feda etmiştir. Şecaati de insanlığın asla ulaşamayacağı bir noktada, doruk noktada kâmil bir mümindir. 
İmam Hüseyin’in farklı bir özelliği vardı; o da, her anını taat-ü ibadette geçirmek. Oğlu Zeynel Abidin’e sorulduğunda “Niçin sizin kardeşleriniz azdır?”; o cevaben buyuruyor ki “Ben bu kadarına da hayret ediyorum. Babam gece ve gündüz bin rekat namaz kılardı. Nasıl oldu da bunlar dünyaya geldi hala hayretler içerisindeyim” buyuruyor. 

“Hüseyin Bendendir, Ben De Hüseyin’denim”

Peygamber Aleyhisselam Efendimiz, Hz. Hüseyin Efendimiz’in doğduğu andan itibaren şahadet şerbetini içeceğini biliyordu. Zira Hz. Cebrail Aleyhisselam ona bu gerçeği çok önceden haber vermişti. Allah sevgilisi o bakımdan Hz. Hüseyin’e şefkat ve merhametle davranıp devamlı surette dualarda bulunurdu. Peygamber Aleyhisselam Efendimiz Hz. Hüseyin’i her vesilede övmüştür “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim.”

“Hasan ve Hüseyin’i Seven, Beni Sevmiştir; Onlara Buğz Eden De Bana Buğz Etmiştir”

Yine Hasan ve Hüseyin, cennet ehlinin 2 gencidir. Allah şefaatlerine nail eylesin. Hasan ve Hüseyin’i seven, beni sevmiştir; onlara buğz eden de bana buğz etmiştir. Bir gün Hz. Hasan’la Hz. Hüseyin aralarında güreş müsabakası yapıyor; Peygamber Aleyhisselam Efendimiz de büyük torunu Hz. Hasan’ı tutuyor. Hz. Fatıma annemiz de “Baba” diyor “bu konularda küçükler tutulur, desteklenir”. “Ben onu tutuyorum ama baksana” diyor “Cebrail de Hüseyin’in yanında”. Yani bu derece manevi ilişkileri, rütbeleri büyük olan 2 büyük insan; Hz. Hüseyin işte bu ikiden birisi. 
Hz. Hüseyin babasıyla birlikte Sıffın ve Cemel vakalarına katılmış ve bu olaylarda hiçbir ifraat ve tefrite kalmamıştır. Üzerine ne düşmüşse bunu en olgun ve kamil bir şekilde ifa etmiştir. 

Cenab-ı Peygamber Efendimiz Gadir-i Hum’dan İtibaren Halifenin Kim Olduğunu Beyan Etmiş ve de Bunu Açık Olarak Ortaya Koymuştur

Buraya kadar Hz. Hüseyin’in, Ehl-i Beytin ve Peygamberin ona bakış usulünü ortaya koymaya çalıştık. Müsaadenizle bundan sonra da İmam Hüseyin neden kalkıp biat etmemiş, kıyam etmiştir? Bunun üzerine de 3-5 cümle ortaya koyalım. 
İslam’da imametin seçilme usulü her ne kadar başta Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman Efendilerimiz’in seçim usulüyle olmuş… Biliyorsunuz Hz. Ebu Bekir bir küçük cemaat tarafından seçilmiş. Bunun üzerine seçildikten sonra asaptan biat istenmiştir. Hz. Ömer’i de Hz. Ebu Bekir seçmiştir. Hz. Osman da 6 kişilik bir şura heyeti tarafından seçilmiştir.  
Halbuki İslam kuralına göre Cenab-ı Peygamber Efendimiz Gadir-i Hum’dan itibaren halifenin kim olduğunu beyan etmiş ve de bunu açık olarak ortaya koymuştur. Bu konuda bakınız İbn Kesir’in Bidayet’i cilt 5, sayfa 212’de /Ahmet bin Hanbel’in Müsned cilt 4, sayfa 164-165-281’de/ Celaleddin Suyuti’nin Dürrül Mensur’unda/ Nesai Hasais Hadis no. 66-95-96’da. 
Tüm bu delillerden sonra ‘Peygamber yerine halife bırakmamıştır’ şeklinde iddialar herhalde geçerli olmasa gerektir. Sadece Taberi’nin  El Velayeti Fi Tariki Hadil Gadil adlı eserinde 70’ten fazla şekilde Hz. Peygamber’den Gadir-i Hum hadisi nakledilmiştir; yani yerine İmam Ali’yi halife bıraktığına dair delil vardır.
Ancak Rasullullah’ın rıhletinden sonra hilafetin Allah’ın emri ile ilan edilmesi konusu unutulmuş. Burada İmam-ı Ali’nin ne hikmetse hakkı unutulmuştur. Bu konuda Muaviye’nin enteresan bir itirafı vardır. Halife Muaviye, Hz. Ebu Bekir’in oğlu Muhammed bin Ebu Bekir’e yazdığı cevabı mektupta; hilafetin aslında İmam-ı Ali’nin hakkı olduğuyla ilgili açık bir beyanı vardır. 
Sünni Mesudi’nin Mürucü’z-Zeheb adlı eserinde “Peygamberimiz hayatta iken” bu Muaviye’nin mektubu “babanla yani Ebu Bekir ile yan yana idik”. Biz diyor, senin babanla beraberdik. “Ebu Talib’in oğlunun hakkını kendimiz için biliyorduk. Yani evet ona böyle bir hak var, ama o bizimdi. Onun fazilet ve üstünlüğünü, her ikimize de açık bir şekilde önde olduğunu da biliyorduk. Baban Ebu Bekir, Faruk, Ömer; zorla ve çirkin bir şekilde Ali’yi hakkından mahrum eden ve onunla muhalefete kalkışan ilk kişilerdi. Çok önceden bu işi yapmayı kararlaştırmış onun ön hazırlıklarını yapmışlardı”. Mesudi, Mürucü’z-Zeheb adlı eserden; yani bunlar benim görüşüm değil. 

Ehl-i Sünnet İmamlarının Hilafet Hakkındaki Görüşleri

Evet. Malum geçenlerde yine ben bu hususa temas ederek ehl-i sünnet imamlarının da bu konudaki görüşlerini ortaya koymuştum. Şimdi yeri gelmişken bu hususlara temas etmemizde fayda var. İmam-ı Azam hilafetle ilgili görüşünde “Şamlılar bizi sevmiyor. Çünkü biz ancak Ali’nin askerleri arasına katılıyoruz, diyoruz. Ehl-i hadis diye bilinenler bizi sevmiyor. Zira biz Ehl-i Beyt’i seviyoruz. Ehl-i Beyt’e gönülden bağlıyız. Hilafetin Hz. Ali’nin hakkı olduğuna inanıyor ve savunuyoruz”. Ezzazı Menakıb-ı Ebu Hanife, sayfa 275, Darül Kitabül Arabi. 
Nitekim İmam-ı Gazali’nin hilafet ile ilgili görüşü “Fakat hilafet hususunda delil bütün açıklığıyla ortaya çıktı ve konu aydınlandı. Cumhur Müslümanlar’ın tamamına yakın çoğunluğu Gadir-i Hum Hutbesi’ndeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Peygamber Aleyhisselam şöyle buyurdu ‘Ben kimin idareci issi isem, Ali’de onun idarecisi ve velisidir’ ”. İmam-ı Gazali, Surul Alemin ve Keşfi Mafid Darein, sayfa 16-18. 
“Dolayısıyla icmaya ve icmayla sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek batıldır” diyor. Kim? İmam Gazali. “Eğer onun hilafetini kurtarmak için” devam ediyor “icma hasıl olmuştur denirse, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü onun hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki? Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali ve zevcesi Hz. Fatıma evlatlarının hiçbirisi biat halkasında değildi. Dahası Sakifede bulunanlar bile bu işe çoğu muhalefetle ayrılmışlardır”. İmam-ı Gazali, Surul Alemin Keşfi Mafi Darein, sayfa 16-18.
İmam-ı Razi’nin hilafet hakkındaki görüşüne gelince “İmamlığın ümmetin seçimine bırakılmış olması, ifade ettiği konum ve önemle bağdaşır mı? İmamlık üstün bir yere, büyük bir öneme, yüksek bir konuma ve erişilmez bir değere ve kavrama, kavranması gereken bir misyona sahiptir. Bu yüzden insanlar akıllarıyla erişemezler, görüşleriyle onu kavrayamazlar; kendi seçimleriyle bir imam tayin edemezler” buyuruyor. Kuleyni, Usul-u Kafi, cilt 1, sayfa 347-351.
Ha orda son cümlesi de “Hilafet imamı Aleyhisselam’ın hakkıdır” buyuruyor.

Hz. Hüseyin ve İmamet

Hz. Hüseyin ve imamet. Bundan sonra Hz. Hüseyin hakkı olan imameti, Yezid babası ve Muaviye’den miras gibi almıştır. Yani İmam Hüseyin’in kıyam etmesinin esas sebebi; gasp edilen hilafet makamını geri almak istemesidir. Onun hakkıdır. Bu mektup şeklinde inen hadislerde, kutsi hadislerde vakidir. Benim eserimde bunlar açıkça yer almıştır. 
Allah’ın sevgilisi, Allah Resulü imamların Kureyş’ten geleceklerini bildirmiştir. Hz. Cabir-i Semüre anlatıyor “Rasullullah buyurdu ki ‘Bu din hepsi Kureyş’ten gelecek olan 12 halifeye kadar aziz ve güçlü olacaktır’ ”. 
Ahmet bin Hanbel, Cabir bin Semüre’den naklettiğine göre, Rasulullah (S.A.V.) buyurmuştur ki “Bu ümmetin 12 halifesi olacaktır”. Hanbel, Müsned, cilt 5, sayfa 86-108.

İmamların Sahip Olduğu Vasıflar

İmamların vasıflarına gelince; imamlar doğrudur, zikir ehlidir, sıratı müstakim üzere giden insanlardır, nefislerine göre adım atmazlar, her attıkları adımı ‘Allah bundan razı olsun’ için atarlar. 
Ebu Bekir şöyle rivayet etmiştir “Muhammed Bakır’a ‘Kur’an kendilerine ilim verilenlerin göğüslerindeki apaçık ayetlerdir’le ilgili olarak sordum. (Ankebut Suresi, 49. Ayet) Şöyle dedi ‘Allah’a yemin ederim ki ey Muhammed, burada Mushaf’ın iki kapağı arasındaki ayetler kastedilmemiştir’. Dedim ki ‘Peki ayetler, bu bilinen ayetler nedir?’. Buyurdu ki ‘Acaba bizden başkası olabilir mi?’ “. Yani Peygamber Aleyhisselam, Gadir-i Hum’da “Ben size ashabım iki kaynak bırakıyorum. Onlara sarıldığınız müddetçe asla sapmazsınız. Biri Kur’an, diğeri benim Ehl-i Beyt’imdir”. Ehl-i Beyt neydi? Kur’an’ın yaşanılır tarzıydı. İşte burada ifade edilen husus da bu yaşanan Kur’an biçimidir. 
İmam Hüseyin de bu vasıflara sahip olan bir canlı Kur’an’dır. Bir insanın günde 1.000 rekât namaz kılması mümkün olabilir mi? Elbette ki hayır. Ama İmam Hüseyin için bu, imkân dahilinde olmuştur. Neden? Çünkü her anı zikirdir, her anı fikirdir, her anı Allah’la beraber olmakla ömrünü geçirmiştir. 

Hz. Hüseyin’in Kıyam Etmesinin Nedenleri

İmam’ın kıyam etmesini 3 ayrı başlık altında toplayabilirim. Bunlardan ilki; kendisinin nasp edilmiş bir imam olmasından, seçilmiş değil de Allah tarafından nasp edilmiş bir imam olmasından kaynaklanıyor. Bu hak benimdir diyor, sizin değildir. Evet. 
İkincisi; Yezid gibi düşük ahlaklı birinin bu makama tasallut etmesinden ve zorla bu makamı ele geçirmesinden, babasının saltanat yoluyla bunu Yezid’e bırakmasından… Bunun için kıyam etti.
Üçüncüsü; kıyamda diyor ‘emri bil maruf nehyi anil münker’ vardır. Şayet biz bu gerçekleri ümmeti Muhammed’e olduğu gibi ortaya koymamış olursak, Allah tarafından bize verilen vazifeyi bi hakkın ifa etmemiş oluruz ki, indallahda bunlardan mesul olma durumunda oluruz. 
Kıyam etmesinin bu 3 sebebi münasebetiyle İmam-ı Hüseyin Efendimiz, Kerbela’ya doğru yola çıkmış ve üzerine düşeni bi hakkın eda etmiş; 75 insanla çıktığı bu yolculukta 72’si Allah’ın rahmetine kavuşmuş, hepsi kılıçtan geçirilmiş, büyük bir vahşet, büyük cinayetler işlenmiştir. 


İmam Hüseyin Haklıdır ve Kaybeden İmam Hüseyin Olmamıştır 

Şimdi, bu konuda bazı ehl-i sünnet diye geçinen alimlerin yok ‘itaat şarttır’ gibi safsataları; hiçbir zaman hak ve hakikatin yerini tutması mümkün değil. Bir konuda nasp varit olmuşsa, senin aklının asla bu konuda yeri yoktur. Eğer bu kurum dini bir kurumsa ve bunun devamında dini esaslara göre olacaksa; o zaman senin iradenin, benim irademin içinde olduğu bir kurumun din kurumu olması diye bir konunun düşünülmesi de asla mümkün olmayacaktır. Binaenaleyh bu olay sadece bir dini hadisedir ve dini bir konudur. Dini hadiseler kendi kurallarıyla beraber ölçülür, ona göre dini hüküm verilir. Bu o bakımdan biz deriz ki, İmam Hüseyin haklıdır ve kaybeden İmam Hüseyin olmamıştır. 
Mesela Allah’ın iradesine iktiba etmek, tabi olmaktır. O, bu konuda Cenab-ı Hak’ın iradesine iktiba etmiş, tabi olmuş; Cenab-ı Peygamber’in izinden, büyüklerin yolundan gitmiştir. Asıl kaybedenlerse nefsin esaretiyle beraber bir saltanat sarhoşluğu içine girip cinayeti işleyenler, soykırımı yapanlardır. Asıl bedbahtlar bunlardır. 
Bakınız Kerbela’da komutan Hür, Hz. Hüseyin’e karşı çıkıyor. Sevgili Hüseyin ona hitap ediyor, gerçekleri anlatıyor; Hür, ayıkıyor, Hz. Hüseyin’in safına geçiyor. Ondan sonra Küfe Valisi Ubeydullah bin Ziyad, Komutan Ömer bin Saad’ı onlara gönderiyor. Bu ikisi de hakikaten askerlik hususunda güçlü bilgileri, sanatı olan insanlar. Yahu, 75 kişinin üzerine 30 bin kişilik ordunun gönderilmesini hangi mantıkla siz izah edebilirsiniz? Böyle bir mantık olabilir mi? Bu ne dehşet bir vahşettir. Onun için hala müminler, Müslümanlar bu vahşeti kınıyor, hala İmam Hüseyin Efendimiz’e rahmet okuyor, onun şefaatına sığınıyor. 
Hiç unutmam bir defasında bir dostum “Ben Şam’a gittim. Hüseyin Efendimizn’in mübarek başını, makamını ziyaret ettim”. “Peki” dedim “ne hissettin?”.  “Vallahi” dedi “sanki Beytullah’ın içinde Allah’ın varlığını hissettim, gördüm” dedi. Yani evet, hak dostu olan kardeşlerimizin bu halleri yaşaması çok tabii ve de tabii bir sonuçtur. Haa ama siz ona bu manevi gözlükle bakıp bu dersi, bu feyzi alamadıktan sonra aranızda hayvandan farklı bir bakış açısı olamaz. Ha hayvanın semaya bakması, oradan hiçbir netice almadan geriye dönmesi; ha da sen. Fark edecek hiçbir şey yoktur. 
Kısaca deriz ki; Hür bu sahada hidayete nail olmuş, o da şahadet şerbetini içmiştir. Ömer bin Saad’ın gaddarca saldırısı üzerine meydanda, olan bitenlerin içine girmeme gerek yok, gaddarca şehit edilen Hz. Hüseyin Efendimiz’in mübarek başı kopartılıyor, cesedi atlara ezdiriliyor ve bir hediyeymiş gibi Yezid’e takdim ediliyor, getiriliyor. 

Hz. Hüseyin’e Karşı Çıkanlar Musibet-i İlahiye Çarpıyor

Her ne kadar bazıları “Yezid bu işte talimat vermemiştir” diyorsa da olayın içerisinden tamamen… Başını getirenler Yezid’e takdim etmişler. Bu konuda da bir tek aleyhte cümlede, beyanda bulunmamıştır. 
Küfe Valisi daha sonra ortaya çıkan isyanlar münasebetiyle “Hz. Hüseyin gibi bir insanın şehitliği elbette ki müminlerin tamamını etkilemiş ve bunların ayağa kalkmasına sebep olmuştur”. Ubeydullah Bin Ziyad’ın başı gövdesinden kopartılmış ve sonunda Küfe Mescidi’nin önüne getirilmiş. Küfe Mescid’inin önünde enteresandır; İbn-i Ziyad’ın burnundan yılan girip ağzından çıkmış defalarca. Böyle bir sonucu Allah hiçbir kuluna nasip etmesin. Bu büyük bir beladır. Asıl bela işte budur. 
Artı, yine o zaman Yezid ava çıkıyor, bütün bu hadiselerden sonra. Avlanma esnasında bir huysuz merkebi, eşeği var, maymunları çok severdi. Maymunu eşeğin sırtına bindirdi, onun üzerine de kendi çıktı derken; o anda düşüyor, boynu kırılıyor, karnı çatlıyor. Bu şekilde o da ölüyor. 
Kısaca Hz. Hüseyin’e karşı çıkanlar en kısa zamanda Allah tarafından faturasını ödemek durumunda kalıyor; musibet-i ilahiye çarpıyor. 
10 Muharrem günü onun yaşandığı bu gündür. Şimdi onu biz şimdiden rahmetle anıyoruz, şefaatlarını niyaz ediyoruz. Bizi dinleyen kıymetli dinleyenlerime saygılarımızı, hürmetlerimizi arz ediyoruz. Allah’a emanet olunuz, diyoruz efendim. 
 

Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir