
Neler Okuyacaksınız
Bendeki Din Anlayışıyla Millet Anlayışı Birbirinden Ayrılmaz
Şahsen bizim, bendenizin Rusya ile hiçbir alakam yoktu. Ama bizim Kazakistan'da, affedersiniz Kazan'da samimi arkadaşlarımız, dostlarımız vardı. 1980’li yıllardan itibaren tanıştığımız; kültür beraberliğimiz, inanç beraberliğimiz, medeniyet beraberliğimiz olan, birliğimiz olan kardeşlerimiz vardı. Bunlar yüzlerce insandı, binlerce insandı. Biz mükerreren hem şahsım hem de arkadaşlarımı o dünyaya gönderdik, gittik, geldik. İşte bu gidiş- gelişte Tatar asırlı bir arkadaşımız ve Rus asıllı bir arkadaşımız, Kazakistan'da ben onları gördüm. Ama her ikisi de yumuşak görünümlü, saygı dolu görünen insanlardı. Arkadaşlar “İsterseniz bunları bizim sohbetimize almayalım” şeklinde bir teklifte bulundular. “Hayır” dedim “ben bilakis bunların benim sohbete gelmesini istiyorum. Ben gizli kapaklı hiçbir şey ortaya koymam. Ben burada konuştuğumu televizyonda konuşurum, televizyonda konuştuğumu sokakta konuşurum, caddede konuşurum, her yerde konuşurum. Yani benim konuştuğum herkesin alabileceği, mutlaka alması gerektiği bilgilerdir. Herkesin ihtiyacı olan kurallardır” dedim ve o arkadaşları da aldılar. Güzel bir sohbet ettik. Onların da anlaması için bir arkadaşımız da Rusça konuşarak onlara ifade ettiler. Ben ilk defa Rus asıllı arkadaşı orada tanıdım.
Bilahare biz Moskova'dan uçmamız gerekiyordu Türkiye’ye, Moskova'ya gittik aynı uçakta. Dedi “Ben buraya gelmişken sizinle bir kahvaltı yapmak istiyorum”. Sabahın erken saati olduğu için, mükellef bir kahvaltı hazırladılar. Orada kahvaltımızı yaptık. Kahvaltıdan sonra da… Şimdi, Müslüman’a düşen vazife tarafsız Allah'ın dinini insanlara, kullarına tebliğ etmektir. Ben her şartta bunu yaparım. Mesela Avrupa ile iş yaptım, tüccarlara ben İslam'ı tebliğ ettim. Uzak Doğulu ile iş yaptım, onlara tebliğ ettim. Japon ile iş yaptım, Çin ile iş yaptım, Kore ile iş yaptım; her gittiğim yere ben dini tebliğ ederim. Ben, dinim ile şeref bulmuş bir insanım. Onun üstünde ben bir mevki, bir rütbe, bir görüş kabul etmiyorum. Eğer biz Türk olduysak; bizi de Türk eden, o dindir. Bunu hiç unutmayalım. Bendeki din anlayışıyla millet anlayışı birbirinden ayrılmaz. Bende ikiz kardeştir bunlar. Benim İslami siyasi görüşüm, benim Türklük siyasi görüşüm; medeniyet algılamam, Türklük medeniyeti algılaması; maneviyat algılamam, Türklük maneviyatı algılaması; ikiz kardeştir bunlar. Al birini, vur ötekine. Onun için beni kabul eden, Türk’ü kabul eder; Türk’ü kabul eden, İslam'ı kabul eder. Zaten tarihte bu böyle yaşandı ve ben bununla da iftihar ediyorum.
Uzatmayalım işte kahvaltı yaptık, ettik; beni uçağa getirdi, koydular. Ben de onlara müteşekkir oldum. Dedim “Sizin bu yaptıklarınız, o Tatar arkadaşla sizin bu yaptıklarınız hakikaten medeni bir insanın yapması gerektiği şeydir, vazifelerdir. Bunu yaptınız siz. Bir ilim adamına, bir din adamına, bir hoca kimlikli insana bu yakınlığınız beni şahsen memnun etti. Sizin niyetiniz ne olursa olsun” dedim, özellikle çocuğa söyledim, tercüman “Sizin niyetiniz ne olursa olsun ama bu görüntü çok normal, çok güzel, verimli bir görüntü. Bilahare sizinle görüşmek isterim” dedim.
Beni Avlamaya Gelenler Bende Boğulup Kaldılar
Şimdi, ben hiçbir zaman beni avlamaya gelenden korkmam ve çekinmem. Çünkü ben şunu iyi biliyorum; benim maneviyatım güçlü, kültürüm güçlü, bilgim güçlü. Ben çok doluyum. Eğer beni alacaksa helal olsun, hodri meydan. Ama beni gelip de bugüne kadar alan ben görmedim. Bana gelenler, bende boğulup kaldılar. Ama Victor’un ben şahsen öyle bir niyeti olduğunu hiç görmedim. Neden görmedim? Çünkü bana çok saygılı davrandı. İslam'ı anlatıyorum, adam sanki bal yiyor. Yani İslam dininden ben bahsediyorum, tercüme ediyor arkadaş; bal. Bilhassa İslam'da insanla Allah arasındaki rabıta nasıl olmalı? Yani bir kul Allah'ı nasıl tanıyabilir? Allah'a nasıl gidebilir? Allah'la beraber olabilir mi? Konuşabilir mi? Anlaşabilir mi? Yani bizim şeyimizde, kültür yapımızda, tasavvuf dediğimiz derinliklerde olanı ben herkesin algılayabileceği tarzda bunları aktarmaya çalıştım. Şimdi adam öyle oldu ki neredeyse Allah'ı görür gibi bir mantığa sahip oldu. Dedim “Tabii öyle olacak” dedim “Öyle olursa onu bulursun, yoksa bulamazsın. Sakın ona bir şekil verme” dedim “Çünkü bir, bütün şekiller senin aklının şeklidir. Aklının şekli ise, o senin aklının icadıdır; var olan Allah değil”. Neyse biz bunları böyle bir kerede, iki kerede konuşmadık. Sonunda dedi ki “Ben” dedi “Müslüman oluyorum” ve Müslüman oldu. O günden bu tarafa da biz onunla konuşmaya, görüşmeye başladık.
Ardından bildiğiniz gibi 95 yılında, kendisi iyi bir iktisatçı, hakikaten güçlü bir iktisatçı “Biz de” dedi “Ural-Altay kökenliyiz, siz de” dedi “Ural-Altay kökenlisiniz”. “E ben de bu iddiadayım” dedim “Benim de görüşüm bu Ali Victor” dedim “Benim de görüşüm. Bırak onu” dedim “biz Hz. Adem'den beraberiz” dedim filan, o da çok hoşuna gitti.
Şimdi ateizmin hâkim olduğu bir dünya Rusya. Evet, 90 yılında vazgeçtiler ama 90-91 yılında vazgeçtiler; orası kültür olarak, yapı olarak maalesef bu. Onun için verdiğiniz bilginin de dozuna dikkat etmeniz lazım. Biz herhalde buna dikkatten değil de şanstan dolayı ölçülü vermiş olduk ki her zaman beni dinlemek istedi; sorular buldu, sordu; geldi, incelemeye çalıştı ve her defasında “Ben galiba” dedi “Müslüman oldum”, her defasında ama. Dedim “Bu işin de bir de muamelesi var” dedim. Enteresandır, meseleyi anlatınca ona, dedi “Ya bizim hanımdan müsaade almamız lazım”. Dedim, “O senin mesele, bizim meselemiz değil. Ama işi bil".
İslamsız İnsanın Huzur Bulması Mümkün Değil
Şimdi, böyle bir yolculuğa çıktık bu arkadaşla. 2005'te de iktisatçı olduğu için dedim “Böyle böyle bir tezimiz var”. O tezin… Mesela Lebedev, Putin'in danışmanıdır. Gavriletz, Putin’in… Bunların hepsi çok güçlü insanlar ve iktisat bakımından da güçlü olmaları yetmiyor; siyasette de yorum sahibi insanlar. “Tamam, ben” dedi “arkadaşları” dedi “ikna ederim ve inşallah” dedi “kongreye geliriz”. Yanılmıyorsam orada Çar ailesinden olmak üzere 5 tane ilim adamı, İstanbul'da ilk Cevahir Salonu’nda kongreye iştirak etmişlerdi. Ben de ilk defa cemaat olarak onları orada gördüm. Gavriletz çok güçlü bir adam, Lebedev müthiş bir adam; yani, sıradan insanlar değil bunlar.
Oturduk, tabii biz ekonomi konuştuğumuz gibi, ben devamlı kim olursa olsun… Mesela Hristiyan papazlar ile görüşürüm. Benim ilk vazifem onlara Allah'ı, Allah birdir, vahiddir, aheddir, sameddir, hiçbir şeye muhtaç değil her şey ona muhtaçtır; kısaca, İslam'ı tebliğ ederim. Benim bu tabiatımdır. Benimle böyle yolculuğa çıkarsanız, bunu yaşarsınız. Bunlara da öyle yaptım. Oturdum, yemek yiyeceğiz, başladım bunlara işte İslam’ı anlatmaya ve İslamsız insanın huzur bulması mümkün değil. Ne yaparsan yap. Çünkü insanın geldiği alem, ruhlar alemi indallahtandır, Allah'tandır. ‘Ben, nef’a ettim kuluma’ diyor Allah. Yani sende ve bende Allah'tan bir nef’a-i ilahi var. ‘Ondan geldik’ ve ‘inna lillâhi ve inna ileyhi raciun’, ‘sonra ona döneceksiniz’. Yani çıkışın da o, gidişin de ona. Ondan çıktın, ona gideceksin.
Şimdi, kabul etsek de etmesek de bu konular şahsen anlatıldığı zaman benim tüylerim diken diken oluyor; ya ben Allah'tan geldim, aman aman aman. Allah'a döneceğim, aman aman aman. E insan orada heyecan, müthiş bir kendi iç tabiatında devrim yaşıyor ve ben açıkça bunlarda gördüm bunu.
Evet, Victor’un, Ali Victor'un dışındakiler iman etmedi ama şu anda hepsi o çizgidedir. Mesela Lisiçkin’i dinle “Bu adam Müslüman oldu” dersin. Gidiyoruz bir sohbete, direkt benim kanaatimi soruyor. Düşünebiliyor musun? Ya bu adamlar burnundan kıl aldırmaz; direkt benim kanaatim. Her defasında “Sende” diyor “çok farklı bir ufuk var. Ben, bunu kimsede bulamıyorum. Benim dedem keşiş” dedi. Yani, keşiş adam. “Ben dine saygılıydım ama ilk defa benim kalbimi, gönlümü açan senin yorumların. Açık konuşayım” diyor “Biz kimseye ‘Gel Hristiyan ol’ söyleme de söylemeyiz”. Şimdi düşünüyorum niçin? “Bizim” diyor “anlatacak malzememiz yok elimizde. Ama sen bir başladın mı bitirmiyorsun” diyor. Derinliği olan bir insan. Mesela Lisiçkin, maneviyatı geçmişte olan dedesinden inanarak gelen, iyi bir Hristiyan ama konuşulduğu zaman da bütün gönlünü açarak istifade etmeye çalışan bir insan.
Şimdi Lisiçkin'i dinle, Haydar Hoca'yı bir anlatsın, dersin ki “Ulan bu adam Müslüman oldu” ve ben %1.000 Müslüman olacağına olan inancım tam. Yani böyle sıradan, gelişigüzel bir Müslüman anlayışı değil. Böyle işte tanıştık, beraber olduk. Sonra bizi tanıdıkça, benim sistemin içine girmeleri o kadar kolay oldu. Yani sistemi tanımaları, beni tanımalarından sonra oldu; içine girdiler. Bu sefer tam şaşırdılar. “Böyle bir şey olamaz” diyorlar. Lisiçkin çok açık ve net konuşan bir adam. Jirinovski de baş danışmanıdır, İktisat Komisyonu Başkanı’dır mecliste, dumada. Öyle bir adam yani, sıradan insanlar değil bunlar. Hatta Lebedev enteresandır “İktisat matematiğinde dünyada benim üzerime bir adam yoktur” diyor, çok iddialı. “Ama” diyor “beni bu tez durdurdu” diyor “dondurdu” diyor “Her okuyuşta farklı bir koda rastladım. Onu bir tarafa” diyor “sadece geleceği, şey günümüzü değil geleceği de uyarlıyor, programlıyor”.
Şimdi bu anlayıştan sonra elbette ben de bütün gücümle onları bir noktaya taşımak istedim; Allah'a şükür taşıdım. Yani iyi bir arkadaşlığımız, dostluğumuz; benim inandığım kulvarda yürüme başladı. Belki görünüşte “Ben buyum” demedi ama ben, benim yolumda gittiğini görüyorum. Bana bu yolda “Çok doğrusun, dediklerin doğrudur” dediklerini yaşıyorum. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Ben İdeolojik Bir Saplantı İle Dinimi Anlatmıyorum
Mesela bazı böyle sapıklar, kıskanç, haysiyetsizler “Ah Haydar Hoca Rusçu oldu”. Lan manyak seni, ruh hastası seni, kimliksiz, kişiliksiz seni. Haydar Hoca sen misin? Sen Haydar Hoca’yı tanıyor musun? Haydar Hoca kimi kabul eder öyle kolay kolay? Var mı öyle bir kabul ettiği? Ben rakipsiz bir adamım. Bunu inandığım için söylüyorum.
Kısaca şunu demek istiyorum, iyi bir yola girdik. Tanışmamız böyle oldu. İnşallah bu yolda da devam edeceğiz. Bizim çok faydalı olacağımıza inanıyorum. Bunda hiç kuşkum yok. Ben ideolojik bir saplantı ile de dinimi anlatmıyorum. Ama bana “Türk nasıldır?” diye sormuyorlar. Sorsalar “Karşınızda işte, o Türk işte. Nasıl görüyorsanız, Türk budur”. Zaten bunu zaman zaman da bana ihsas ediyorlar “Keşke herkes senin gibi olabilse”.
Ruslar Bir Arayış İçinde
Şimdi, akşam yaptığımız sohbette kısmen de olsa bunu ifadeye çalıştım; esasen Ruslar bir arayış içinde. kendi öz vatandaşlarından dahi %15 Müslüman olmuş insan var, belki de %20’dir. Onun tamamı Türk dünyası, diğeri Türk dünyası ve Müslüman insanlar. Dolayısıyla bu insanlarla beraber olabilmek için asgari bir müşterekte bir arada olmaları lazım. Bu ne olmalıdır? İstihbaratları da güçlü olduğu için şunu da görüyorlar, adamı alıyorlar; adam farklı bir milletin, farklı bir devletin ajanlığını yapıyor çaktırmadan. Ya oğlum senin karşındaki enayi değil. O bu işleri bitirmiş, okulunu kapatmış, yeni bir dönem açmaya çalışan bir millet, köklü bir medeniyet tarih sahibi. Bunlar, bu ayak oyunlarına gelecek insanlar değil. Dürüst olacaksın, samimi olacaksın. İşte, elhamdülillah bendeniz her hususta taşıdığım düşünce; medeniyet, kültür, tez konusunda dışarıya yansımam tamamen samimidir. Yani, bir insanı ben anlatıp da kendi bana tutkusu olan bir bende yapmak istemem. Aklı ile eğer Haydar Hoca bir kıymetse; onu kendi tespit etsin, benimle olsun. Yani biz, bağımsızlık yanlısı bir insanız. İsterim ki herkes de bu bağımsızlık yanlısı insan olsun.
‘Milli Devlet ve Sosyal Devlet’i Biz Bütün İnsanlık İçin Yazmışız
Victor bana dedi ki “Hocam” dedi “ciddi şekilde radikalizmi bize pompalıyorlar. Biz de bunun önüne geçemiyoruz. Ne yapacağız?”. Hatta ondan önce Rusya'da birçok böyle aklı başında, lider çapında insanlar öldürüldü. Bunlar, bundan da müşteki. Ama gerek onlar bunu öldürdü gerek başkası, onu ben bilemeyeceğim; Allah ile Allah kendi aralarında. Ama şunu ben görüyorum; yani, bu bir dert ve bu dertten kurtulmamız lazım. Bunu gerçekten dert edinmişler. Dedim “O zaman bana biraz müsaade et. Benim aynı zamanda ‘Milli Devlet, Sosyal Devlet’ diye farklı bir tezim var”. “Onu da biliyorum, okudum” dedi. Katılmıştı o kongreye de Victor. Ben geldim önce bir şablon hazırladım, 10 sayfalık. Ondan sonra bizim arkadaşları, başta Ünal Emiroğlu hocamızı aldım; yani yasalara uygun, artı insan haklarına uygun, artı demokrasiye uygun bir görüş ortaya koyalım ki yani ‘dostlar bizi iş başında görsün’ mantığıyla değil gerçekten faydalı olabilelim. Tezi hazırladık, yani o görüşlerimizi. O benim ‘Milli Devlet ve Sosyal Devlet’imin dışa yansımasıdır, dış ülkelere yansımasıdır. Ben anladım ki ‘Milli Devlet ve Sosyal Devlet’i de biz sade deme toplum, bizim toplum için yazmamış; bütün insanlık için yazmışız. Bunu anladım. İşte başta Sayın Ünal Hocamız; bütün arkadaşlar görüşlerini bildirdiler. Aldık, yerli yerine koyduk. İlk gönderdiğimizde bunları bizim Ruşen Guliyev, Rusçaya çeviriyor. Çeviriyorlar ama ben alıyorum; yani öyle, nokta dahi yanlış olmayacak. Konuşturuyorum ona. Tabi kontrol ettik, dedik “Şimdi gönderebiliriz”. Bu gitti, Jirinovski’ye gitti. Jirinovski vasıtasıyla Sayın Putin’in eline geçti. Ben ısrarla şunu telkin ettim onlara “İnsan haklarına son derece ehemmiyet vereceksiniz. Dünyada bütün insanlığın merkezi olmak istiyorsanız; demokrasi, insan hakkı. İnsan hakları merkezli bir toplum, demokrasi ile vücuda gelecek. Hiç buna Rusların müdahil olması düşünülemeyecek. ‘Ha, Rusya mı? Evet, yapar bunu. Niye? İnsan hakları burada doya doya yaşanıyor, demokrasi doya doya yaşanıyor’ bunu diyecekler. Artı, hangi dinden olursa olsun, zerre kadar tavır belirlemeyeceksiniz. Ne isterse, onu yapsın. Hatta terör bile din adına yaparsa, gözünüzü yumun. Göreceksiniz ki o dindarlar da kendi inançları istikametinde selametli olacaklar, yani dinlerini anlayacaklar. ‘Ya ne yaparsak burada bize kimse bir şey yapmıyor. Ne kendi kendimize karıştırıp duruyoruz’. Efendim, yani şeytanlıklarını önleyeceksiniz. Özellikle Müslümanlardan olduğunu zannettiğiniz Arap Baharı, öyle ortaya çıktığını gördüğünüz zaman ‘Kesinlikle bunu Müslüman yapmaz, yapamaz’ diyeceksiniz”. Putin aynısını yapmadı mı? Adam çok akıllı. Ya baktı ki Haydar Hoca'nın dedikleri beni dünya devi yapıyor; ekonomisini uyguladım, fırtına gibi gidiyorum; sosyal görüşleri, acayip. Hatırlarsanız bir olay oldu orada, hemen din adamlarını çağırdı. Dedi ki “Kesinlikle bu Müslüman’ın işi değil. Bunu bir Müslüman yapamaz”. Olay kesilmiştir orada, bitirdi. Bir cümleyle Arap Baharı'nın önüne geçti. Ama kafan çalışırsa, denileni dinlersen Putin'in yaptığını yaparsın. Yani, o sosyal açılımlar; çok iyi benimsendi, çok iyi kavrandı, idrak edildi.
En Geç Bir Yılda Avrupa'yı, Onun İki Mislinde Amerika’yı Geçeriz
Ben buraya gelmişken bir ara cümle olarak; bak, ekonomide şimdi bu adamlar bir noktaya geldi. Bunlar, bizde olsa “Ben yaptım” herkes der. Öyle değil mi? Hiçbiri kendine mal ediyor mu? “Kim yaptı?” diyor. “Haydar Hoca yaptı” diyor. Lan bıktım ben bizim bu toplumdan; halkından da bıktım, siyasisinden de bıktım. Bu ne biçim iş ya? Nasıl Müslümanlık? Böyle iman olur mu ya? Anlatıyorum, ben bu işi 24 saatte yaparım. Karşıma geçiyor, öyle bir gülüyor anla yani; diyor ki “Kalk, benimle kavga et”. Oğlum benim yaşım şu kadar geçmiş. Ben senle nasıl kavga edeyim? Yani şu mantık, “24 saatte ben bu işi yaparım” dediğim zaman… Bak yeminle konuşuyorum gene bana teslim etsinler, 24 saatte yaparım. Avrupa nedir ya? Ben ciddi araştırmalar yaptım orada; çok iyi biliyorum, tanıyorum. Amerika. Bunlar… En geç bir yılda Avrupa'yı geçeriz, onun iki mislinde Amerika’yı geçeriz. Beraber oluruz değil vallahi geçeriz, hodri meydan.
Siyasetçi 2 Sene Sonrasını Değil En Az 50 Sene Sonrasını Gören Adamın Adına Denir
Şimdi, biz bu gerçekleri Müslüman olduğunu kabul ettiğimiz kardeşlerimize anlattık; bize güldüler. Onlar, Hristiyan olan dünyanın arkasından gidenlerin peşinden gittiler; rezil oldular. Bak onlar şimdi İslam alemini kasıp kavuruyorlar. Öyle değil mi? İşitmiş, bilmem Işid’miş, Nusra imiş, El-Kaide imiş… Bunlar ne ya? Nedir bunlar? Bunları sen besledin, bu noktaya sen getirdin. Biz dediğimiz zaman, bizi dinlemedin “Yarın bunlar, senin başına bela olacak”. Siyasetçi 2 sene sonrasını değil, en az 50 sene sonrasını gören adamın adına denir. Ya bunlar burnun dibini görmüyor. Ama ben bunlara kabahat bulmuyorum. Milletimiz nasıl bu farkı fark etmiyor, ben buna hayret ediyorum. “Biz, onu yapacağız” diyoruz, suç işliyoruz. Bir gün anladım ki benden bir bardak su istiyorlar, ben onlara okyanusu getiriyorum. “Aa bu nedir?” diyorlar. Halbuki sana istediğinin çok katlarca fazlasını getiriyoruz. Yapacağız, memnun olması gerekiyor. Ama bunu göremiyoruz. Fakat bu bir şey değil, sonuç değil. Bir anda çözülecek, yanlış anlamayın. Bir anda toplum çözülecektir.
Bak batının kulu, kölesi olmak isteyenlerin arkasına gittik; ne hale geldik. Komşularımızı kaybettik. Öyle değil mi? Kanlıyız; ne kavgalısı ya. Kanlı, bıçaklıyız. Ee sen tır dolusu silah gönderiyorsun, adamı enayi zannediyorsun. Hadi oradan be. Çocuk mu zannediyorsun dünyayı sen? Öyle uluslararası suçlar işlendi ki Allah muhafaza eylesin. Zannediyor ki benim arkamda zannettiğim kişiler, devletler bana sahip çıkacak. Saddam’ı bir bayram sabahı idam edenler; aynen bugün olduğu gibi onu pohpohlayıp meydana sürenlerdir. “Lan helal olsun sana. Kuveyt'e gir”, girdi. “Ulan helal olsun sana. İran'la kavga et”, etti. Sonunda ne oldu? Ben şeydeydim bayram sabahı, Mekke'de olmam lazım. Dediler “İnfaz edildi”. E işte Allah korusun. Bunu görmeliyiz, göreceğiz.
Bizim Görüşlerimiz Tüm Dünyada İktidar Olacak
Sonra kimdir ya, bu adamlar kimdir? Senin neyinden üstün, onu söyle. Biz kaç defa “Gelin, bu işi beraber yapalım. Bu vatan hepimizin”. Ama dinletemedik. İnşallah halkımız bir an ayıkacak ve biz bu işi… Ha ayıp mıdır? Göreceksiniz, bizim görüşlerimiz Avrupa’da iktidar olacak; Amerika'da, Güney Amerika'da iktidar olacak; Uzakdoğu'da olacak; tsunami gibi Türkiye'yi kuşatacak ya. Sen ister ol, ister olma. Ama o zaman olmanın da bir manası olmaz. İş, bunun değeri, kıymeti; şu anda olmakken olmaktır, diyorum ve halkımızın da inşallah bu olaylardan ders çıkartacağına inanıyorum.
Rusları, Haydar Hoca'nın Kapısında İyi Bir Müslüman Yapacağız Diye Düşünüyorum
Bakın en önemlisi bütün bunları işte dinlediler, ettiler, yükseldiler; Müslüman olmakla, Müslümanlara hürriyet vermekle iftihar etmeye başladılar. Gurur duyuyorlar. Bunu görmüyor muyuz? O gelen hanımefendi ismini bilmiyorum ben, Elena ha tamam, “Hocam” diyor bana “senin sayende biz insanın, Müslüman’ın kıymetini anladık” diyor özel sohbetimizde. Tabii canım, Müslüman kadar kıymetli varlık var mı? Ama öyle bir Müslüman modeli oluşturdular ki kavga, gürültü, bıçak, silah… Böyle bir Müslüman yok kardeşim. Var; ne zaman? Savaşta. Ama şu anda biz barıştayız. Barışta yapılacak olan; güzellikleri, iyilikleri, hakkı, hakikati tebliğdir. Sen hangi noktadasın? Barış elde etmişsin, yüzünü kapatıyorsun; silah alıyorsun, adam öldürüyorsun. Kan var, gözyaşı var, ölüm var. Adam bunu benimser mi?
Kısaca, sade o değil. O Romen “İyi ki sizi tanıdım ben” diyor, Jirinovski anlatırdı. Tabii biz onları Boğaz’da birde gezdirdik, yedirdik, içirdik efendim. Sabah dediler bana ki “Ya içkisiz de eğleniliyormuş”. Dedim ya “Daha neler olacak içkisiz”.
Kısaca şunu demek istiyorum yani Ruslar ateisttir; İslam'a, dinlere kapalıdır diye bir şey kalmadı. İnşallah Rusları, Haydar Hoca'nın kapısında iyi bir Müslüman yapacağız diye düşünüyorum; inancım budur, diyorum. Temiz insanlar. Sonra, çok iftira edilmiş. Ooo, o komünizmle mücadele dernekleri… Biz çocukluğumuzdan beri bu işlerin de içindeyiz. Sana ben bir anlatsam “Allah Allah… Bu Hoca’nın kaderi ne enteresandır” dersin. Yani ben her tarafı gördüm ama bu kadar da iftira olacağını zannetmezdim.
İslam'a İnandığımızı Zannettiğimiz Halde İslam'ın Dışına Çıktık
Şimdi geldiğimiz bu netice, geldiğimiz bu netice, Türkiye'de sıradan bir netice değildir. Neden? Türkiye'nin siyasi şartlarını, ekonomik şartlarını, kültür şartlarını, yayın-basın şartlarını, din algılamasını, manevi algılamasını değiştirerek öyle bir toplum oluşturma noktasına gelindi ki İslam'a inandığımızı zannettiğimiz halde, İslam'ın dışına çıktık. Hadiste ne diyor? Hadis-i Şerif çok manidardır ‘Mescitler insan dolacak. Ama bir tane Mümin çıkmayacak içinden’. Halbuki iman, mescitte olanların hepsinin imanlı olması lazım; ‘Allahu ekber’ diyor, namaza duruyor. Hadise göre bu adamların kalbinde iman yok, enteresan. Devam ediyor, bitmedi ‘Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacak. Ama kendini Müslüman zannedecek’, işte bizi buraya taşıdılar, tam da buraya taşıdılar. Basın-yayın, siyaset, parti, ne bileyim her şey bu algılama ile asırlardan beri oynuyorlar Türk toplumuyla ve bu noktaya taşıdılar bizi.
Ben Annem Gibi Sünni’yim, Babam Gibi Sünni’yim
Şimdi Ehl-i Beyt’in sütünden, göğsünden süt emen, o ilmi akseden bir kadro yetişti. Şimdi Allah'a şükür külliyatını ortaya koyduk. Sade Haydar Hoca okumadı, okuyor. Bu kadronun o tertemiz Türk kültürü, medeniyeti, ahlakı, ne bileyim siyaseti, anlayışı, maneviyatı; o da bir oluş vücuda getirdi. Şimdi farkında olmadan bu görüşler çarpışıyor. Ben onun için dün akşam ne söyledim? Ben Alevi değilim, ben Sünni’yim. Yani sözüm ona iyi de bir Sünni’yim Allah'a şükürler olsun. Ama bunların anladığı manada Sünni değilim. Ben annem gibi Sünni’yim, babam gibi Sünni’yim. Nasıl oluyor yani? Benim anam, Allah rahmet eylesin, gece yarısı kalkar, işrak vaktine kadar, güneş doğduktan takriben 1 saat sonrasına kadar ibadetle meşgul olur; öyle bir kadındı. Ben onun oğluyum, ben ondan aldım bu terbiyeyi. Babam keza, anam kadar değildi ama o da öyleydi. Bir aileden, böyle bir aileden geliyoruz. Onu biz siyasete girdikten sonra nedir, ne değildir diye araştırmaya başladım. Benim anam Alevi değil. Ama öyle bir hayat yaşıyor ki yaşadığı hayat, Hz. Fatıma'nın hayatı; evradından tutun da uykusuna kadar. Yani bunu annemi methetmek için değil, gerçekten ben annemi de çok severim ama aynı annemle biz Mekke’de de kavga ettik. Allah rahmet eylesin, çok temiz bir insandı, ibadet ehliydi. Ondan aldığımız o terbiye, o görüş Ehl-i Beyt’i araştırmamıza sebep oldu. Sade o mu?
Hasan Hüseyin dede ile tanıştıktan sonra dedik “İmam-ı Ali’yi yazalım”. Aboo, bir kaynak aradık ki hiçbir şey yok Hz. Ali hakkında. Rahmetlik üstat Necip Fazıl'ın bir eseri var; bir de Sepetçinin, Necati Sepetçigil’in. Allah ikisine de rahmet eylesin. Ama benim ortaya koymak istediğim eser biraz da dört dörtlük, akademik olsun diye düşündüm. Türkçe hiç kaynak bulamadım. E benim bir sürü işim var; ticaretim var, işte televizyon yayınımız, sanayimiz, siyaset hepsi var. E ben bunların içinde nasıl araştırma yapayım? Allah önümüzü açtı, kaynak kitapları bulduk ve işin içine girdik. Gerçekten de İmam-ı Ali, İmam-ı Ali oldu. Yani, tam onu anlatamadık ama yani benzerse ancak Hz. Ali'ye benzer diye bir eser yazdık. Hz. Fatıma annemiz… Ve ben o olaylarda öyle şeyler okudum, gördüm ki… Okudum, tüylerim diken diken oldu. Ama okuduklarımı günlük hayata yansıtıp da bir fitne konusu da yapmadım.
Şimdi bu Sünni geçinen bazılarını çok iyi tanırım; onlar Sünni filan, hepsi hikâye. Yani bizi tahrik edip sanki Sünniliğe saldıracağım. Lan ahmak mısın? Benim anam, babam, amcalarım, dayılarım Sünni ya. Beni aptal mı, kendin gibi mi zannettin? Ama benim aynı zamanda ruhum da Ehl-i Beyt. Onu sonra fark ettim ben. İşte bu açılım üzerine çok güzel bir medeniyet anlayışı, bir dünya anlayışı, maneviyat anlayışı, siyaset anlayışı ufkumuzda yer aldı.
Batıl Yok Olmaya Mahkumdur
Rusya’yı fethetti, BRICS ülkelerini fethetti, Güney Amerika'yı fethetti. Ben ona bağlıyorum bütün bunları. Şimdi adamlar bunu hazmedemiyor. Radyosunda verir mi, televizyonunda verir mi, gazetesinde verir mi? Yani, bu bir çatışma. Kim galip gelecek? Biz galip geleceğiz, bunda kuşkun olmasın. Çünkü batıl, yok olmaya mahkumdur. Bunlar, batıldır. Ama arkasında çok ciddi bir siyasi güç var, ne olursa olsun. Biz nelerini gördük. Bir zamanlar ben daha öğrenciyim, başbakanlar kavga etti; kaybeden onlar oldu. Bakanlar kavga etti, dedim “Siz gideceksiniz, Haydar Hoca kalacak”. Mahkeme kadıya mülk olmaz; benim inancım bu. Ben, bu vatanın evladıyım. Ben, şehit torunuyum. Benim anlayışım sağlam, dosdoğru. İlmen, fikren, edeben hakikatin kendisidir diye elhamdülillah, şimdi adamlar bunu yok edecekler. Sen kimsin ya? Hiçbir şey yapamazsın. Korktuklarından, bizi yansıtmaya çekiniyorlar. Yansıtırsa “Vay bu maya tutarsa?”. Ya tuttu oğlum bu, tuttu “Tsunami gibi” “Geldi mi, bunun önüne kimse geçemez”. Ama ben şunu beklerdim; kamuoyu bunlara iyi bir ders vermesi lazım. “Ne yapıyorsunuz? Bu kadarı da…” deyip şöyle şamarını göstermesi lazım. Ondan sonra da bunlar aklını başına almaları lazım. Biz bu işte %100 başaracağız.
Bu Vatan Bizimdir, Bizim Kalacak
Sonra ben, tek kişi yola çıktım. Benim arkamda ne bir devlet gücü var ne bir para gücü var ne şu var ne bu var. Bütün imkanlarını kendi hazırlayan ben bir adamım, yanlış anlamayın. Beni bu noktaya getiren Allah, sıfırdan beni başlattı. Ooo bunlar… Çoktan Üsküdar'ı biz geçtik, haberleri yok. Yani zafer bizimdir, bunda kimsenin kuşkusu olmasın. Ben dahasını söylerim ama o zaman büyük bir iddia olur. Daha doğrusu, gerçeğin yansıması olur. Bakarsın korkudan kalpten giderler de onu demeyelim, diyorum. Yani, bu sonuç bize aittir. Bu vatan bizimdir ve bizim kalacaktır. Tapusu bize aittir. Mustafa Kemal’i bize aittir. Ordusu bize aittir. Devleti bize aittir. Milleti bize aittir. E bizden olmayanların da yeri değildir, diyorum efendim.
Bizi takip eden kardeşlerime saygı ve hürmetlerimi bildirmek isterim. Bize sahip çıksınlar. Artık hep ben yalnız koşan, yürüyen bir insan olmayayım; beraber olalım. Sayın Bülent Arınç demiş ki “Haydar Hoca'nın 1.000’de 1 oyu var”. Hasan Demir de çok güzel bir cevap verdi “Yanlış konuştu” dedi “Hadi Haydar Hoca, 7 milyarda 1’dir” dedi “yani efendim ama öyle bir 1 ki atom bombası gibi, hidrojen bombası gibi”. Beni tek başıma bırakmasınlar. Bu işi bir an evvel halledelim; rahata kavuşalım, huzura kavuşalım.
Devlet Babadır
Bak ben ne demiştim? Vatandaşlık maaşı vereceğim. Verebilir misin? İktidar olduğum günün ilk günü. Kadınlara maaş vereceğim. Çocuklara maaş vereceğim. Çocuklara, okuyanlara burs vereceğim. Üniversiteleri sınavsız yapacağım. Hatırına ne geliyorsa. Çiftçiyi sigortalı yapacağım. Bir kuruş almadan ürünü garanti, garantörlük devlet ona verecek. Yani, başına bir felaket geçti; çiftçi düşünmeyecek. Yani devlet, babadır. Babalığı yapıyorsa, devam eder; yapmıyorsa, Allah'ın selameti başına olsun. Ben o baba devleti her yön ile… Adam 10 sene olmuş araba kullanıyor; yani dini, imanı kalmamış arabanın. Ama başka da ekmek kapısı yok. Gene onu kullanıyor. Hatırınıza ne geliyorsa. Çiftçisinden çöpçüsüne kadar herkese mutlu bir yarını, mutlu bir geleceği, cebi dolu olarak…
Sonra, emeklilik maaşı nedir ya? 900 lira, 800 lira. Ayıp söylemesi bunlar ya; çay parası bunlar. Biz bunu inşallah emeklilere daha fazla… O asgari ücret, asgari ücret en az 4.000 lira. Mesela, polis arkadaşlarımız var. Bunlar, canıyla parasını kazanıyor; olayın içine giriyor, birçoğu ölüyor, Allah rahmet eylesin. Bu adama 4.000 lira asgari ücret olmaz, 5.000 liradan başlayacak. Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki arkadaşımız 5.000 liradan başlayacak. Böyle, sonu riskli olan meslek grupları asgari ücreti 5.000 lira; ama diğerleri, vasat işçi veya memur 4.000 lira alacak bizim dönemimizde.
Bizde para diye bir problem yok. Bu arkadaşlar, paranın ne olduğunu bilmiyor zaten. Dünya bizimle bütün bunları inşallah öğrenecek, diyorum. Takip edenlere hürmetlerimi sunuyorum efendim.
Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız