info@profdrhaydarbasenstitusu.org

28 Mart 2004 Yerel Seçimleri Öncesi Aday Tanıtım Programı - Bursa / Mart 2004
04/04/2025 SİYASET 38

    Neler Okuyacaksınız

Bağımsız Türkiye Partisi Bu Milletin Tamamını Temsil Eden Partidir

Bugün, Bağımsız Türkiye Partisi ilk defa mahalli seçimlere girme hak ve fırsatını elde ederek sizlerin huzuruna çıkmış bulunuyor. Hayırlı olsun, uğurlu olsun. 
Türkiye'nin bütün vilayetlerinde girerek birinciliği kazanmıştır. Hayırlı olsun. 
Bağımsız Türkiye Partisi Türk milletinin bir bölümünü, bir kısmını değil; bu milletin tamamını temsil eden partidir. Çünkü bu parti bir zarurete binaen ortaya çıkmıştır. Siyasetimiz, işgal altındadır, kültürümüz işgal altındadır, medeniyetimiz işgal altındadır, maneviyatımız işgal altındadır. Bu vahim manzara karşısında milletin iradesi kuva hareketini, kuva-yi milliye hareketini başlatmıştır. Kuvva demek güç, kuvvet, milletin milli iradesi demektir. İşte bu iradenin içerisinde sağcısı vardır, solcusu vardır, aydını vardır, ümmisi vardır, çağdaşı vardır, dindarı vardır, hamalı vardır, çiftçisi vardır, çöpçüsü vardır, köylüsü vardır, işçisi vardır, memuru vardır; topyekün Türk milleti vardır.

Efendim, siz yeni kuruldunuz. Ee? Bu seçimlerde şansınız yoktur. Niye? Çünkü siz kadrolarınızı tamamlamadınız. Hey hat, kendine gel. Kimden bahsediyorsun? Benim güzel vatanımın 81 vilayetinde teşkilatlanan kuvva hareketinden bahsediyorsun. Kendine gel. Bu hareketin içinde çağdaş kardeşim var, bu hareketin içinde sağcı kardeşim var, bu hareketin içinde solcu kardeşim var, bu hareketin içinde ümmi kardeşim var, bu hareketin içinde dindar kardeşim var, hamalı var, çöpçüsü var, çiftçisi var; yani topyekün bir millet var. Ben, o kadroyu kurdum. Ben, o kadroyu kurdum; milletimin huzuruna arz ettim. Şimdi sıra bugün Bursa'da. Bursa'da bu kıymetli kadroyu huzurlarınızda takdim ettim, vazifemi yaptım. Şimdi onları 28 Mart gününe kadar sizlere emanet ediyorum.  

Memlekette Ekonomi Çökme Noktasına Geldi

Müstesna mültezimleri tenzih ederim ama bugün öyle bir basın anlayışı, öyle bir medya anlayışı var ki; geçmişte bir mütareke basını vardı. Bu mütareke basını ülke alevler içerisinde yanarken azınlıkların yanında olmuş, işgalcilere çanak tutmuştu. Adeta o günleri hatırlar gibi haller yaşamaktayız. Memlekette ekonomi çökme noktasına geldi. Açıyorsunuz bir de ne görüyorsunuz? Enflasyon tek rakamlara düştü. Düştü de kardeşim, vatandaşın cebinde mecal kaldı mı? Vatandaşın bir mala talep imkânı oldu mu? Cebinde parası var mı? Neden bundan bahsetmiyorsun? Neden bunu söylemiyorsun? 
Şimdi sen ölüm hastalığına yakalanmış, ecel yastığında başı duman bir insanın yanına dünyanın en leziz taamlarını, yemeklerini koyuyorsun “Lütfen ye” diyorsun. Ama iktidar yok ki yesin. Şu anda Türkiye'nin durumu, bu hastanın durumundan farksızdır. Milleti bu hale getirmişlerdir. 28 Mart günü bunun hesabını soracaksınız. Var mısınız? 
Kardeşlerim, bakınız iş yerlerimiz bir evvelki yıla nispetle %23,7 oranında kapanmıştır. 2002 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin iç ve dış borçları toplam olarak 240 milyar dolara bali olmuş iken bu, 80 yıllık bir borç birikimidir. 2003 yılında, bir yıl içerisinde bu iktidarın yaptığı borç tam 64 milyar dolardır sevgili kardeşlerim. Yani, 80 yıllık cumhuriyet hükümetlerinin borcu 240 milyar dolar; 240’ı 80’e böldüğünüz zaman, yılda 3 milyar dolar borca tekabül ediyor. Yani, geçmiş hükümetler ortalama olarak bir yılda 3 milyar dolar borçlanır iken bu hükümet bir yılda 64 milyar dolar borçlanmıştır. Bunun neresi iyiye gidiş?  Bunun hesabını versinler. 
Onun için bu yapılan propagandalar tamamen aldatmacadır. Bunların hiçbirine inanmamanız gerekmektedir. Zira inanır, bunların oyununa kanar, gelirseniz; 28 Mart sonrası yağacak olan zam yağmurunun altında ezilmeye mahkûm kalacaksınız. Sevgili kardeşlerim asıl şu anda bu hükümet, zam yapmak durumunda. Ancak önünde seçim olduğu için ‘millet bana oy vermez, beni teyit etmez, beni seçmez’ diye bu zammı tehir etmektedir. Haberiniz olsun. 28 Mart'tan sonra zamlar yağmur gibi yağacaktır. Şimdi kendini gizlemekte olan bu iktidara 28 Mart günü hesap sormaya, Bağımsız Türkiye rüzgarıyla onu şamarlamaya var mısınız? Var mısınız? 

Bugün Türkiye Yol Ayrımındadır

Bakınız kardeşlerim öyle bir noktaya geldik ki bugün Türkiye hakikaten yol ayrımındadır. Artık insanımız Bağımsız Türkiye Partisi demekten başka bir noktaya gitmesi de mümkün olamamaktadır. Zira bütün partileri gerek iktidarda gerekse muhalefette hepimiz denedik. Mesela Doğru Yol Partisi'ni hem iktidarda denedik hem muhalefette denedik hem de mahalli hizmetlerde denedik. Öyle değil mi? Peki Anavatan Partisi'ni iktidarda denemedik mi, muhalefette denemedik mi, mahalli hizmette denemedik mi? Bütün bunları denedik, yaptıklarını gördük. Onlar, ülkeyi bu noktaya kadar ancak taşıyabildiler. Ama öyle bir manzara ortaya çıktı ki bu manzara, milletin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin batma noktasıdır. Onun için ne Doğru Yol Partisi ne de Anavatan Partisi bu hastalığın tedavisi, reçetesi asla olamayacaktır diye milletimiz bu partilere teveccüh etmeyecektir. Gerek Cumhuriyet Halk Partisi gerekse Demokratik Sol Parti ile insanımız hem iktidarda hem de muhalefette denemiştir. Ne gördük? Hiçbir şey görmedik. Borç gördük, perişanlık gördük, zulüm gördük; başka bir şey görmedik. 
Milliyetçi Hareket Partisi'ni en milli davaları halletsin diye seçtik, meclise gönderdik. Milletimin 5.000 insanını şehit eden katili şu anda adada hazır bakmaktadır. Onun için MHP de artık şansını kaybetmişti, SHP'de şansını kaybetmiştir, Cumhuriyet Halk Partisi de şansını kaybetmiştir; AK Partisi’ne  gelince onun karnesi sıfıra sıfır, elde var sıfır, hiçbir şey yoktur. Neden, diyeceksiniz. Biliyor musunuz, AK Partisi dinci görünen insanların bir araya gelip milletin maneviyatına, mukadderatına, iktisadına hizmet etmek isteyen kadrolardır.  

AK Partisi’nin Karnesi Sıfıra Sıfır, Elde Var Sıfır

Şimdi g eldi, ne yaptılar biliyor musunuz? Geldiler, senin nüfus kağıdındaki İslam kelimesini çıkardılar. Haberiniz var mı? Bundan 10 gün evvel Trabzon'da Bağımsız Türkiye Partisi'nin binasına genç bir arkadaşım geliyor ve Sayın il başkanımızı, arıyor. “Efendim” diyor “ben Bağımsız Türkiye Partisi'ne katılmaya geldim”. “Neden?” diyor. “Ben” diyor “AK Partili idim. Sayın Hocamız anlatırdı, inanmazdım. Şu anda nüfus dairesinden geliyorum. Çocuğum oldu, yazdırmak istedim. Din hanesine ‘İslam’ dedim, memur efendi ‘yazamam’ dedi. ‘Çocuk akıl bari oluncaya kadar, 18 yaşına gelinceye kadar onu ben yazamam’ dedi. ‘Kendisi dinini kendisi belirleyecek’ dedi”. 
İşte Ortada, AK Partisi’nin faturası bu. Sevgili kardeşlerim, 28 Mart günü bunun da hesabını soracaksınız. Şayet sormazsanız, huzurullahta 20 tırnağı da yakanızda olanlar olacaktır. Bu hesabı vermek kolay değildir. 
Sevgili kardeşlerim aynı AKP, aynı dindar gözüken kadro şunu yaptılar; imar yasasının ilavesiyle, yani ibadethaneler yapılabilir ilavesi ile apartmanların alt katlarında kilise evlerinin açılmasına müsaade ettiler. 
Aa bir de o kadar müsamere yapıyorlar ki “E baksana filan yerde filancı kalktı, hodri meydan dedi, karşısına çıktı”. Hadi oradan be, tiyatro oynama. Sen Milli Güvenlik Kurulu’nun sekreterliğini askerden alıp sivile veren adam değil misin? Sen Milli Güvenlik Kurulunu yok ettin, imam hatiplerin açılışından korkuyorsun, kiliselerin açılışından korkmuyorsun; bahane arıyorsun, yalan konuşuyorsun. Evet, sana birisi müdahale etti. Kim müdahale etti biliyor musun? Seni oraya getiren irade.

Hedef Anadolu’yu Tartışılır Bir Coğrafya Haline Getirmektir

Kemalist Dergisi ve Tercüman Gazetesi’nde, Sayın Kabaklı Bey bunu kaleme alıyor. Adı geçen ifadeler aynı şöyle “Müslümanların, Müslüman Türklerin her şeyini tahrip ederek mahvettik. Dinleri, ahlakları, dine bağlılıkları ve insani duyguları mahvoldu. Onların milli ve manevi değerlerini, batı medeniyeti rotasında eriterek kendimize benzettik. İslam'dan uzaklaştırdık. İslam'ı öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı ve Kur'an-ı Kerim okumayı suç ve gericilik olarak göstermeyi başardık. Artık çoğu, hiçbir şeye tam olarak inanmıyor. Ehl-i sünnet itikadı, başta gelen düşmanımızdır. Düşmanımız olan bu itikadı, geçmişte sapık inançlara kanalize ettik. Son yıllarda ise Müslüman görünen bazı ilahiyatçılar ile 14 asırlık dinlerini, itikatlarını, ibadetlerini tartışılır hale getirdik. Derin bir boşluğa düşürdük. Bundan sonra siz misyonerlerin işi daha da kolaylaştı. Maaş bağlayarak, vize vaadinde bulunarak, yurt dışında iş imkânı sağlayarak hatta cinselliği kullanarak Müslümanları Hristiyan yapacaksınız”. 
Sevgili kardeşlerim bakınız bunlar bizim dünyamızda, ülkemizde oynandı ve aralarında da itiraf ediyorlar, “Biz, şu hale getirdik” diyorlar. Biz de onun için diyoruz ki; bir insanın o dinden, bu dinden olması beni ilgilendirmez. Zaten bizim inancımızda ‘lekum dinikum veliye din’, ‘senin dinin sana, benimki bana’. Ama burada olay; dini konudan girerek, dindarlıktan girerek kendi saflarına çekmek, ondan sonra da Anadolu'yu tartışılır bir coğrafya haline getirmektir. Yani ‘Ege Bölgesi benimdir, Akdeniz benimdir, Marmara benimdir, Karadeniz benimdir’ iddialarında ispat eder hale onları getirmektir asıl mesele. Bir Afrikalı yazar diyor ki “Avrupalı misyonerler ülkemize geldiği zaman bizim elimize İncil verdiler. Sora ‘Dua edin’ dediler. Gözlerimizi açtık, baktık ki elimizde İncil, ayaklarımızın altından topraklar kaymış gitmiş”. 
Şimdi sevgili kardeşlerim olay şu; olay, Hristiyanlık propagandası ile yani misyonerlik yoluyla bu güzel vatanımızdır. Onun için dikkat ederseniz Güneydoğu'da, Karadeniz'de, Ege’de, Marmara'da çok ciddi faaliyetleri vardır.
Evlenemeyen gençlerim, mutlaka evlilik kredisi alacaktır. Yuvası olmayan arkadaşlarım, mutlaka ev sahibi olacaktır. Şimdi bazıları diyor ki “Hocam, bol keseden atıyor”. Oğlum dikkat et. Ben burada beyin taşıyorum. Et taşısaydım, senin gibi konuşurdum. 

Madenlerimizin Tamamını Milletime Açacağım, Çalışacaksınız, Kazanacaksınız, Devletimizi Zengin Edeceksiniz 

Bunlar gibi elimizi Avrupa’ya açıp “Aman Avrupa, ne olur bizi al. Karnımız aç bak” diyecek değiliz. Biz şecaatli,  gururlu bir milletiz. Çalışkanız, çalışkanız ve yine çalışkanız. Bu milleti tembel tembel oturtanlar, yatıranlar; onlar sorumludur. 
Var mısınız?  Ben, bizim taşlarımızla yeminle konuşuyorum; 10 tane Avrupa bakar, 20 tane Türkiye bakar. Misal mi istiyorsunuz?
Arkadaş “Hocam bu Türkiye’nin, Afyon’un mermerleridir”. Allah Allah… Biz mi buraya bunu ihraç ettik? “Hayır” dedi. Kim? İtalyan firması bilmem kim? Medine-i Münevvere'ye geldik.
Kim sattı? Aynı şirket, İtalyan şirketi sattı. Bizden ham kütük olarak aldı,  İtalya'da işledi, onları oraya ihraç etti.
Sevgili kardeşlerim bizim sırtımızdan milyar dolarlar, bu iki mukaddes yerden İtalya kazandı. 

Sanki   boya fırçasını eline alıp onu yapıp karşına bir resim olara koydu. Allah o şekilde bunu yarattı.” Ama niçin işlemiyorsunuz”, dedim. “Bize müsaade etmiyorlar”. “O halde Bağımsız Türkiye iktidarını bekleyin”, dedim. İnşallah bütün bunların tamamını milletime açacağım. Çalışacaksınız, kazanacaksınız, milletimize kazandıracaksınız ve de devletimizi zengin edeceksiniz inşallah. Var mısınız? Var mısınız? 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Altın Rezervinde Dünya İkincisi Olan Devlettir

Sevgili Bursalılar, size çok enteresan daha olan bir kaynaktan bahsedeceğim. Bu kaynak da, belki de hepimizin yeni duyacak olduğu altın rezervlerimiz. Dünyada iki ülkenin altın kaynakları var, altın madeni var. Birisi Güney Afrika, dünyada birinci. İkincisi de kim biliyor musunuz? İkinci, dünyada ikinci olan devlet hangi devlet biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yani sizlersiniz. Bugüne kadar bu madenleri işletenleri duydunuz mu siz? Hep bunlar bakire olarak yerin altında bekliyor. Halbuki Avrupa yerin altını böyle didik didik inceledi, hiçbir şey bırakmadı. Hepsini üstüne çıkardı, işledi. Peki bizim madenlerimiz hala niçin yerin altında? Neden bunları bugüne kadar işlemedik? Bunlar bizim malımız değil mi? Bu teknik bizde yok mu? Var. Ama niçin biliyor musunuz? Gelin isterseniz biraz da buna temas edelim. 
Lozan Antlaşması esnasında müzakereler devam ederken Merhum İnönü'den Mustafa Kemal Atatürk'e bir telgraf geliyor “Sayın Paşam, Amerika Birleşik Devletleri heyeti bizim Güneydoğu sınırlarımızı kabul etmiyor. Kabul etmesi için Türkiye'nin yeraltı kaynaklarının işletmelerini bizden istiyorlar. Biz eğer bu kaynakları onlara tevzi eder, verir isek; bizim Güneydoğu sınırlarımızı kabul edecekler. Ne dersiniz? Ne ferman buyurursunuz?” manasına gelen telgrafı, merhum Mustafa Kemal Atatürk eline alıp okuyor, şöyle bir bakıyor, ondan sonra yırtıp atıyor. “Biz bağımsızlığımızı kanımızı dökerek, canımızı vererek elde ettik. Masa başında bunu veremeyiz” diyor. 

İktidar Olurken Milletten Yetki Alacaksın

Bunlar basit olaylar; işletilmesi çok basit. Ama dediğim gibi iktidar olurken milli iradeden yetki alacaksın, milletten yetki alacaksın; görünüşte değil, hakikatte milletle beraber olacaksın. Farklı yerlere, farklı kurumlara söz vermeyeceksin. Verirsen, işte hiçbir şey yapamazsın. Allah nasip ederse biz her şeyi yapmaya muktedir olarak iktidar olacağız ve beraber el ele bu memleketin zenginlik kaynaklarını işletip hep beraber zengin olacağız inşallah. Var mısınız? Var mısınız? 
Fakirliğe veda edeceksiniz. Yeminle konuşuyorum. Bak oğlum, iyi dinle beni. Ben konuşan adam, bugüne kadar bir tek sözüm ona tükürdüğümü yalamadım. Bunu iyi bil, kafana akıl koy. Prestij sahibi, şahsiyet sahibi bir ilim adamıyım. Benim tezim yüzünden Amerika Birleşik Devletleri'ne ekonomi dalında elimi öptürdüm, senin İngilizine elimi öptürdüm.  Neden anlamıyorsun? Ben bunları yaparım. Sevgili kardeşlerim “Hocam güzel, ne muazzam şeyler bunlar. Neden bu televizyonlar seni, bizi göstermez?”. Nasıl göstersin? Birinin 4,5 milyar dolar borcu, birinin 6,5 milyar dolar borcu, birinin 7 katrilyon zulası. Hepsi şu kadar para ediyor. Hoca geldi mi, bir tek kuruş alamayacaklar. Bunu çok iyi biliyorlar. Onun için Hoca’yı gündem edip gösterirler mi? Gösterirler mi, söyleyin. Onun için onların ekranlarından sakın bir şey beklemeyin. Ya yapacağınız çalışma? Yapacağınız çalışma, tırnaklarınızla yeri kazarcasına olacak. Bağımsız Türkiye Partisi'ni zafere taşıyacaksınız inşallah. 
Allah razı olsun teşrif ettiniz, şeref verdiniz. Şimdi kıymetli aday arkadaşlarımı sizlere emanet ediyorum. Sizleri de Yüce Mevla’ya emanet ediyorum. 28 Mart gününde zaferle, 29’da mazbatalarını vererek çok muazzam bir başarının altına hepimizin imza atmasını diliyor; saygı, sevgi, muhabbetlerimi arz ediyorum. Allah'a emanet olun, diyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun.

Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir