info@profdrhaydarbasenstitusu.org

Ekoanaliz Programı - Trabzon / 5 Şubat 2011
04/04/2025 SİYASET 49

    Neler Okuyacaksınız


Teşekkür ediyorum. Efendim hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Ekranları başında bizi takip eden yüce milletime de saygılarımı arz ediyorum.

Vatandaşa Vaat Ettiklerimizi Ben Yaparım  

Bu ana kadar benim sosyal devlet projelerine itiraz edenler hep şunu söylerdi. Ya nereden bulacaksın, nasıl yapacaksın, nasıl vereceksin, böyle şey olur mu? Yani bunun olması mümkün değil. Bir hatıramı naklederek hem de sizi dinlendireyim böyle, tabii isterseniz. İlk seçim sonrası Trabzon'dan Ankara'ya mı gidiyorduk, İstanbul 'a mı? Ankara'ya gidiyoruz. Manisa milletvekillerinden, partisinin adını söylememize gerek yok, üç tane milletvekili. Ben ikinci sırada oturuyorum. Vekil arkadaşlardan bir tanesi benim önümde birinci sırada oturuyor. Diğer ikincisi benim hizamda ikinci sırada oturuyor. Öteki arkadaş da yine benim arkamda üçüncü sırada oturuyor. Böyle yani bir üçgen şeklinde ben bu arkadaşların arasında yalnız uçağa girdiklerinde birden beni gördüler, açık konuşayım. Bir yüzlerinde de bir sevgi izi, bir muhabbet gönüllerinden hissettim. Aa hocam da buradaymış dediler. Fakat delikanlılar da ondan altına hakikaten milletin vekili sağ olsunlar. 
Şimdi yolculuk bitti. Bu kadar yakın, bana davranan arkadaşlara ben de indik, yere indik, geçmiş olsun diyeyim dedim. Arkadakinden başlamak üzere işte geçmiş olsun. “Hocam” dedi “ben bir şey soracağım”, “buyur” dedim. “Ya sen gerçekten verebilecek miydin?” Şimdi ben neyi dediğimi de anlamadım. Birden kendimi toparladım ha verebilecek miydim? Demek bizim vatandaşa söylediğimiz, vaat ettiğimiz bir şey var. Onu soruyorlar. Dedim “sen benim tezimi okumadın mı” dedim. “Kitabı okumadın mı” dedim. Hemen öndeki cevap verdi. “Evet” dedi, “verebilir” dedi. “Ha kaynağı var mı” dedi bu arkadaş. “Sen kimsin” dedim. Dedi “ben” dedi, “Manisa milletvekili filanca.” Öndeki dedi “yok” dedi, “verir” dedi. “Hocamın” dedi, “kaynağı var” dedi. “Verir” dedi, yürümeye başladı. Tam uçaktan çıkarken, ben de onu, ona yetiştim. 
“Hocam” dedi, “sen verirsin ama” dedi, “sana bunu yaptırmazlar.” E “O zaman dedim senin mensup olduğun partinin “M” kelimesini atmamız lazım.” Jeton düştü. Yani sen bu vatanın evladı olacaksın, ee? Birisi gelecek sana bunu yaptırmayacak. E niye oradasın baba? “Ben bu işi yapamıyorum” de çık! Ha “bu işi ben yaparım” dedim. Bunu bana yaptırmayacak olan insan da anasından doğmadı. Bunu kafanıza koyun. 
Tabii bu kardeşlerimin de gittiği efendim siyasi partinin temeli benim gönül dostlarımdır. Bunu da burada ilan edeyim. Hepsiyle, daha doğrusu çoğuyla hukuki, manevi, maddi bağlantılarım vardır. Saygım, sevgim de sonsuzdur. Ancak bu anlayışlar, bu kafadaki yorumlar ülkenin meselelerinin çözülmesine asla müsaade etmez. 

Kangren Olmuş Bütün Yaraları Ortaya Koyduk, Merhem Olmaya Çalıştık

Bakınız sevgili kardeşlerim, ben siyasete atıldığım gün nereden başladım yola çıktım? Annelerden başladım, ev hanımlarından başladım. Delikanlıların evliliğinden başladım. Genç kızlarımın evliliğinden başladım. Çocuklarımın okumasından başladım. Herkesin işinin aşının olmasından başladım. Tarım kesiminin problemlerinin halinden başladım. Yani, kısaca kangren olmuş bütün yaraları ortaya koyduk, merhem olmaya çalıştık ve bunları biz yaparken de arkadaşlar, sosyal devlet projeleri adı altında bir çalışmayla, benim ekibim Türkiye'de yok, bunu kafanıza koyun. Ben bunu yani her vilayette ben Türkiye'yi idare edecek kabine kurarım. Vallahi de kurarım, billahi de kurarım.

Sinsi ve Gizli Faaliyetler ile “Kazanamaz ki” Diyerek Bize Engel Oldular 

Yanlış anlamayın. Ama insanımız bizi anlamadı değil, insanımız anladı. Fakat öyle bir sinsi, öyle bir gizli faaliyetler yürütülüyor ki sanki dünyanın Haydar Hoca'dan haberi yok, dünya Haydar Hoca'yı tanımıyor, yetmedi, Türkiye de tanımıyor. Bu hava ile beraber “canım güzel çok doğru konuşuyor, hakikaten dedikleri çok doğru ama kazanamaz ki!” Sanki atıyorum hangi gündü seçim? 
12 Haziran seçimine sabahı olduğu zaman seçim sandığına giderken AK Parti'sinin oyu 10 milyondu, 12 milyondu. AK Parti'sinin oyu da sıfırdı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin de oyu da sıfırdı. Bağımsız Türkiye Partisi'nin de oyu sıfırdı. Sıfırla hep beraber yola çıktık ama ne dediler? “Haydar Hoca kazanamaz.” Yani manen bir ip gerdiler, vatandaşın bunu atlamasına müsaade etmediler. 
Arkadaşlar dikkat edin. “Kazanamaz” diyenler “neden” sorusuna cevap veremezler. “Kazanamaz ki!” “Niçin?” “Sen kabul ediyor musun?” “Evet.” Sen “evet”. Sen “evet”. “O ne demek?” Peki seçim sabahı hangi partinin kaç tane oyu var? O halde niye demiyorsun ki? “Elbette kazanacak. Bu benim partimdir, benim adamımdır.” Var mısınız? 
Sevgili arkadaşlar, bir hareket zaten aradan 12 yıl geçmedikten sonra da atış noktasına gelmez. Yani öyle bir anda fırlayıp depara kalkmaz. Ha ben bu işte yola çıktım. Ben bu işi başaracağım. Neden başaracağım? Çünkü Türkiye'min ihtiyacı bu fakire var. Ve çünkü bu fakirin de bu milletin duasına ihtiyacı var. Olay bu. Onun için iki okyanus buluşacak, çatlayıp diğerleri de patlayacak. İş bu kadar basit. 
Hep benden çalıyorlar. Benden çalıyorlar, kaynak da göstermiyorlar. E şimdi tabi benim adım Kemal olursa ben de öyle yaparım. Nereden vereceksin? “Nereden vereceksin? Yahu” diyorum, “benim adım Kemaldir” diyor. Kemal oldu. Eğer “Mustafa Kemal” olsaydı bir şey demeyecektim. Şimdi şimdi o zaman adına bir Mustafa ilave etsin de kurtarsın. 
Sevgili arkadaşlar ama Mustafa Kemal olmak da öyle kolay değil!

Türkiye'de Etnik Grupların Değil, Çıkar Peşinde Olanlar ve Satın Aldıkları Ajanların Mücadelesi Var

Ben unutursam arkadaşlarım izah ettiler. Üniter yapımız hakkında size çok güzel bir bilgi vereceğim. Türkiye o kadar güzel kaynaştı ki Türkiye'de artık etnik grupların mücadelesi yoktur. Yanlış anlamayın. Türkiye'de kimin mücadelesi var? Çıkar kavgası ve peşinde olanların mücadelesi var ve satın aldıkları ajanların mücadelesi var. Ajanlar satın alınmış. Şu bölgede kaç tane etnik grup olduğunu biliyor musunuz siz? Otursak, bir muhasebe yapsak bir sürü çıkartırız. Ama ve o bir sürü şu bizim salonda da var. Ama bu salonda bir bilek bir yürek oldu, Allah'ın izniyle! Birazdan onu da izah edeceğim neden oldu diye. Ve bu millet de böyleydi yanlış anlamayın. Şimdi arkadaşlarım çok güzel izah ettiler. 
Bu bütünü parçalamaya çalışıyorlar. Federatif yapıyla parçalayacaklar. E bana sen devlet olma hakkı verdin. Eyalet bir manada devlettir. Kendi parlamentosu var, kendi hukuki müeyyideleri var, kuralları var. Efendim, bunu istediği gibi yapacak, hayata geçirecek. Hadi bir sene seni dinledi. Federasyonu dinledi, başkanı dinledi, iki sene dinledi, üç sene dinledi. Dördüncü sene demeyecek mi ki “lan sen kim oluyorsun?” Ha söyler misin bana demez mi arkadaşlar? Türkiye'yi sen bu yapıya getirdin mi? Beşinci sene bir sille de sana atar. Ondan sonra hadi erkeksen geç işin önüne geçebilirsen. Federatif yapı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve milletimin paramparça olması demektir arkadaşlar. Şimdi geldiğimiz nokta bu. Ha inanmayan oy verir görür sonucu. İnanan da bu tehdidi bu tehlikenin önünde her şeyiyle beraber durur ve mutlak suretle bunda muvaffak olur. 

Vatandaşlık Maaşını Güneydoğu'daki Problemlerin Önüne Geçmek İçin Düşünmüştüm   

Sevgili arkadaşlar, bak biz onu dedik. Dedik ki; vatandaşlık maaşı vereceğiz, kadınlara vereceğiz, erkeklere vereceğiz. Bir de hanımlara, ev hanımı olduğu için işçi statüsüne kavuşturacağız. Kaç yaşında olursa olsun onu emekli edeceğiz ve hukuktan istifade ile beş yüz Türk lirası da kadınlar ayrıca maaş alacaklar. Bir vatandaş olduğu için, iki ev hanımı old uğu için. Böylece bir kadının aldığı maaş ayda bin Türk  lirası olacak. Bunu ben aslında Güneydoğu'daki problemlerin önüne geçmek için düşünmüştüm arkadaşlar. Güneydoğu'da nasıl terörün önüne geçeriz? Düşündüm taşındım. Kadının işi yok, kocasının işi yok, oğlunun işi yok, gelinin işi yok, hiç kimsenin işi yok. Yani adamlar aç susuz biçare diyorlar ki diğer taraftan Kuzey Irak bölgesinden petrol maaşı verecekler. Ee nasıl bunu alırız? O bölgede olan arkadaşların bize taşıdığı bilgi bu. Şimdi Kuzey Irak bölgesinde petrol olduğu için geçimini düşünen vatandaşıma ben orayı düşündürmemem lazım. 
Bu devlet mademki büyüktür, büyüklüğünü göstermesi gerekir. Neyle? Can emniyetini, mal emniyetini, namus emniyetini, din emniyetini, geçimini temin ettiği takdirde. O devlet, onun için baba devlet olur diye düşündüm. Onun için işte bu sosyal devlet projelerini evvela o bölgenin insanına uygulamak üzere yola çıktık. Sonra dedik ki arkadaşlar bunları biz nasıl karşılayacağız? Heyetimden birçoğu buradadır. Dediler ki “Hocam sizin koyduğunuz kaynaklar da o bunun en az on misli olur.” Birazdan ben size izah edeceğim benim söylediğim kaynakları. Arkadaşlar dedik ki “o zaman biz yahu bir tarafa bunu tatbik eder, diğer tarafa tatbik etmezsek standart olur, çifte standart olur, bu da bizim kimliğimize yakışmaz”. 
“Haydar Hoca babaysa bu milletin babasıdır,” dedik. Hepsine vereceğiz. Ben bunu düşünüp deklare ettikten hemen sonra şimdi birçoklarını da ürkütmeyeyim. Çünkü şu anda bakarsın yav sen bizim aleyhimizde konuştun, seninle biz ittifak etmeyiz derler. İttifakın da önünü kesmeyelim. Ama siz benim arkamda durursanız ohoo ben bunlar gibi bin tanesini vallahi cebimden çıkartırım. 

Beş Milyon Adet Noter Tasdikli Taahhütname Dağıttık

Şimdi arkadaşlar, dediler “yahu nasıl vereceksin kadınlara maaş vereceksin, gençlere maaş vereceksin, efendim yüksekokullardan bursları, affedersiniz, harçları kaldıracaksın, onlara burs vereceksin, olmaz böyle şey! nereden bulacaksın? Atıyorsun.” “İyi dedik”, biz anlatalım millet de bunu dinlesin.
Ben de farkındaysanız ikinci seçimde bunları konuşmadan kalktım, noterden tasdik edilmiş taahhütname çıkardım. Hatırlıyor musunuz? Niye rey vermediniz? Onun için bakın beni darıltan ceza çekmeye müstahaktır. Yanlış anlamayın. Ben sizin için yola çıktım ya. Vallahi öyle, billahi öyle, tallahi öyle ya. Yeminle konuşuyorum. Allah bu kabiliyeti bu fakire ihsan etti. Biz dedik milletimize hizmet edelim, duasını alalım ama ben taahhütname dağıttığım halde yanılmıyorsam tam beş milyon adet taahhütname dağıttık, beş milyon adet. Ne dedik orada?
Asgari olarak beş yüz Türk  lirası vatandaşlık maaşı vereceğiz, Beş yüz Türk lirası, ev hanımlarına ev hanımı olduğu için maaş vereceğiz, kadınlara bin Türk lirası, erkek lere beş yüz lira, gençlere on sekiz yaş altına iki yüz elli Türk lirası, vesaire. Efendim, taahhüt ediyorum, imza Profesör Doktor Haydar Baş, bilmem İstanbul kaçıncı noter şehadetinde, mühründe, öyle mi? Elinize geçti mi? 
Şimdi arkadaşlar, tabi bu toplumda insanlar arasında konuşulmaya başladı. Şimdi ben size deyip de şayet bu taahhüdümden uygulama safhasında vazgeçmiş olsaydım, bana iki şekilde dava açacaktınız. Bu davanın bir tanesi tazminat davası, diğeri de ceza davası. Niye? Ben bunun karşılığında oyu sizden istedim. Bunu vereceğim dedim. Hem noter tasdikli, tam bir senet. Bütün mahkemeler vallahi hukukçularla konuşun. Burada bir sürü hukukçu var. Vallahi de billahi bütün davaları ben kaybedecektim. Bana dava açan arkadaşlarım, dostlarım kazanacaktı. Ha, ben bunu bile bile taahhüt ederek yola çıktım. Ben o kadar aptal mıyım arkadaşlar? Yapamayacağım bir işin altına elimi koyacağım? Bana bakıyorsunuz bu kadar enayi gözü var mı bende? Peki, niye bu kadar yanıldınız siz? Söyleyin bana bunu. Siz bana hesap soracaksınız, ben de size şimdi hesap soracağım. Bu böyle karşılık. Bunun adı demokrasi. 

Biz Bu Milletin Sığınacak Rıhtımıyız

Ha arkadaşlar bunu baktılar ki bu adam tam ısrar ediyor, sökecek bu işi. Dediler ki o zaman biz de bunu verelim. İşte A Partisi B partisi sağ olsun şu anda hepsi yarışa girdiler. Ya bir tanesi demiyor ki “biz bunu Haydar Hoca'dan aldık.” Hepsi beni gizlemeye çalışıyor. Ha, bir de şu hatırıma geldi ama şunu da “hocam seni niçin Kanal D vermiyor?” Oğlum ben suç istesem verecek beni. “Hocam seni niçin TRT vermiyor?” Oğlum ben hırsızlık yapsam beni verecek. Nereden bunu anladın? 
Arkadaşlar bunu bana derken işte hocam seni filan kanallar niye vermiyorlar? Anlatıyorum, anlamıyorlar. Bir olay her şeyi anlattı mı? Anlattı mı? 
Ha, ama göreceksiniz. Onlar bana öyle yağdanlık yapacaklar ki; göreceksiniz bunu. Ben ne yapacağım biliyor musunuz? Söyleyin evet, onları da biz inşallah adam edeceğiz. Bizim görevimiz bu zaten. Biz bu milletin arkadaşlar; biz bu milletin delisine, akıllısına, sarhoşuna, zenginine, fakirine, çöpçüsüne, çiftçisine, hatırınıza kim geliyorsa, hepsine sahip çıkmaya memuruz ve buna da mecburuz ve bunun için biz yoldayız. Kimse bunun inkarını yapamaz. Yaparsa, bakın burada huzurunuzda söylüyorum, Allah huzurunda bunun hesabını veremezler. Biz bu milletin sığınacak rıhtımıyız. Ha hocam sana senin aleyhinde konuştu, hatta arkandan kurşun dağıttı. Doğru olabilir. Bu asırda zaten adamlar düşünemiyor, ya bu kadar mükemmel bir şahsiyet olabilir mi? Hayret ettikleri nokta bu. He vallahi böyle. 

Siyasilerin Giyeceği Elbise Şefkat, Merhamet, Adalet Elbisesi Olması Lazım 

Fakat insanların sevgili arkadaşlar misyonu onların giydiği elbiseyledir. Nasıl bir elbise? Bir elbise giyersin ki senin hareket tarzını o elbise yönlendirir. Ben asker olsam, mesela paşa olsam, o giydiğim elbiseye göre hareket ederim. Niye? Çünkü o elbisenin, efendim, bana verdiği karakter neyse onu yerine getireceğim. Bu milletin evladı olup buna yol göstermek isteyen siyasilerin de giyeceği elbise şefkat elbisesi, merhamet elbisesi, adalet elbisesi olması lazım. İntikam değil. Onun için diyorum ki millete hesap sormaya çalışanlar, dolaylı yoldan ne vaat ederse etsin, bunlar sahtekarlardır. Bunları çok iyi tanıyın. 

Türkiye'de Şu Anda Uygulanan Para Politikası, Müstemleke Politikasıdır 

Evet, şimdi ben bu dediklerimi vereceğim ve bunlar benim vereceğimin asgari hattı. Ben nasıl vereceğim? Onlar niçin veremeyecekler? 
Arkadaşlar Türkiye'de şu anda uygulanan para politikası müstemleke politikasıdır. Esir bir devlet politikasıdır. Türkiye'nin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin parası kendi alnımızın teri mukabili olan para değildir. Bakınız para nedir biliyor musunuz? Üretimdir, emektir. Şu bardak nedir? Paradır. Şu gözlük nedir? Paradır. Paran olursa bunları alırsın. Şimdi bunları ürettiğin zaman bunun karşılığında senin paran var demektir. 
Devletlerin yıllık muhasebesi vardır. Bu yıllık muhasebede, devletlerin kazancının adına Gayrisafi milli hasıla denir, yani yıllık kazancı denir. Türkiye'nin aşağı yukarı birkaç yıldan beri kazandığı servet bir trilyon ve onun üzerinde bir serveti var. Bir trilyon para kazanıyoruz, servet kazanıyoruz ama bu kazandığımız servet elimizde nakit para değil, emtia mal. Mesela bir dükkânı ele alalım. Dükkânı işleten kardeşimiz yıl sonunda sayım yapar karı zararı mevcut malı, kasadaki efendim parası, hepsini koyar. İşte benim der, atıyorum bu yıl karım 50 bin lira olmuştur. Geçen yıldan 350 bin lira aktardık. Bu yılki sermayemiz 400 bin liradır. Bu 400 bin lira belki bunun elinde sadece 5 bin lira nakit vardır, diğer 395 bin lira emtiadır, maldır. Anlatabildim mi? Devletin karı da budur. Anlaşıldı mı? 

Devlet Olarak Yıllık Gelirimizin % 35’inin Türk Lirası Olarak Piyasaya Sirküle Edilmesi Lazım

Devlet kâr ediyor bir trilyon ama bu para değil, emtia, mal. İşte devletler bunun karşılığında, bağımsız olan devletler bu gelirin karşılığında yıl sonunda para basma hakkını elde ederler. Bu kazandığı paranın servetin %35’ ini, en az ekonomi kurallarına göre basmaya hak kazanırlar. Ama öyle devletler vardır ki der ben senyoraj hakkımı, yani para basma hakkımı daha fazla kullanacağım, onu piyasada değerlendireceğim, kâra kâr katacağım. %30, %35, %50 olur, %60 olur, %70 olur, parasını basar. Neye karşılık? O bir yıllık kârına karşılık. Arkadaşlar, Amerika gibi devletler bunu yüzde yüz nispetinde basar, yüzde üç yüz basar. Ne kazandı? 10 trilyon, 20 trilyon para basar. Hiç kimse de kalkıp niye sen bunu bastın, bu parayı diyemez. Anladık mı burasını? Şimdi Amerika'nın bu çapta para basmasının nedeni, o para basmayan devletler kendi gelirinin karşılığında para basmayan devletlerin karını kendi kârı gibi görür. Onların karşılığında işte o fazlalık olan parasını basar. Atıyorum bundan Türkiye 50 milyar dolar, 70 milyar dolar neyse ne kadar isterse Türkiye verir. Türkiye bunu kasasına koyar, hazinesine koyar. Ne var hazinede? 70 milyar dolar. Bu kadar para basma hakkına sahip olur. Kim Türkiye? Halbuki bizim kazancımız neydi? 1 trilyon Türk lirasıydı. Bu sene zannıma göre 1 trilyon 100 milyar Türk lirası civarında bir kâr var. Bu kadar kârımız var. Ne kadar asgari basmamız lazım? Üç yüz elli milyar Türk lirası parayı basıp piyasaya sirküle etmemiz lazım, sürmemiz lazım ama biz bunu basmıyoruz. 

Türkiye Bağımsız Değil! 

O zaman soruyoruz. Türkiye bağımsız mı? Cevap verin. E niye o zaman kendi kendinizi seçim sandığında kandırıyorsunuz? Türkiye bağımsız değil. İşte bu kurala göre Türkiye'de yönetime talip olanlar, bütün partiler, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti, vallahi de billahi de tallahi de yabancının verdiği parayı kasasına, hazinesine koyup bunun karşılığında parasını basma politikasına evet diyen partilerdir. 
Atıyorum, biz bunun karşılığında şayet yüz milyar para basarsak bu kadar serveti kasaya koyacağız doları, kasaya koyacağız, onun karşılığında parayı basacağız. Bu ne demektir? Adam bizim emeğimize, üretimimize karşılık bize borç verdi. Biz kasamıza koyduk. Bu kadar serveti de ona bedava verdik. Onun karına karşılık servetimizi verdik. Onun için Türkiye'nin kalkınması mümkün değil. Sen her sene kazandığını bedava ikram ediyorsun. Var mısınız bu oyunu bozmaya arkadaşlar? 
Bendeniz bunu 2005 yılında gündeme getirdiğim zaman Amerika iktidarın kulağını çekti. Dedi ki “bizim aleyhimizde konuşan adamlar var, Türkiye’de” Halbuki ben bunu o iktisat kongresinde ya 15 dakikaya 20 dakika anlattım. Benim dışımda sol her gün ana avrat küfrediyor. Onu duymadı, ama benim bu sırrı çözdüğümü çok iyi gördü ve hemen duydu beni şikâyet etti. Ondan bu tarafa da sağ olsun iktidar bizi preslemeye çalışıyor. Başarabilecek mi? Niye? Niye başaramayacak? Çünkü biz hak yoldayız, biz doğrudayız, biz yanlış yapmayız. Kanunun dışına çıkmayız.  
Sevgili arkadaşlar, Orhan Bey'e teşekkür ettim mi ben? Bu salonu bize hakikaten hizmete açan başkan bak biz iyilere de hemen gönlümüzü açıyor, tebrikimizi… Ama bakarsın deriz de adama da şey derler “Haydar Hoca adamı” Hiçbir… Bir defa gördüm Orhan'ı havaalanında. Tebrik ediyorum, çok güzel bir salon yaptı, dışarısı, içerisi, üstü. Hayırlı olsun. Trabzon için hayırlı hizmetlere vesile olsun. 

Biz Senyoraj Hakkını Devreye Koyup Alnımızın Terini Paraya Çevireceğiz 

Sevgili arkadaşlar, bu yolda Türkiye'nin bir adım ileriye gitmesi asla mümkün değildir. Kim ne derse desin, gidemez. Peki biz ne yapıyoruz? Biz diyoruz ki bizim yıl sonunda elde ettiğimiz karın mukabili bu günkü parayla 350 milyar Türk lirası hazinemize koyduğumuz zaman, yani senyoraj hakkını hukuken devreye koyup alnımızın terini paraya çevirdiğimiz zamanki bu 350 milyar Türk lirasıdır. 
Şimdi geliyorum, soruyorum. Ben kadınlara dediğim maaşı verebilir miyim? Erkeklere verebilir miyim? Gençlere verebilir miyim? Dediklerimin hepsini yapabilir miyim? Daha benim daha çok kaynaklarım var. Anlatayım mı bunları size? Onların niçin yapamayacağını anlatıyorum. Onlar yapamazlar. Şayet onlar da benim dediğimi yapmaya kalkarlarsa o kadar borçlanacak. Mesela 350 milyar bastığını, 350 milyar mukabili hazinede dövizin olması gerekiyor. O kadar parayı basacak, o kadar borçlanacak. Ne kadar para basarsa o kadar fazla borçlanacak. Yani onların para politikası, bu girdap diyoruz ya, onun gibi bir şey. Kara delik. Onunla Türkiye'nin bir noktaya varması, ayağa kalkması bizim insanım için asla mümkün değildir. Biz bunu Allah'ın izniyle hayat hayata geçireceğiz. Çocuğumuzdan ihtiyarımıza kadar, özürlü kardeşlerimizden kafası çalışan şehadet rütbesine ermiş, oğlumuzun anasının, babasının hayatını teminat alınmasına kadar hatırınıza ne geliyorsa yediden yetmişe biz bu milletin derdinin devası olacağız.

Kaynaklar Türk Milletinin Emrine Amade Edilmemiş

İkinci bir husus sevgili arkadaşlar, ikinci bir husus Türkiye'de öyle  muazzam kaynaklar var ki; maalesef bu kaynaklar Türk milletinin emrine amade edilmemiş. Biz bunu söylediğimiz zaman nerede böyle şey mi olur? Mesela sık sık Gümüşhane'yi misal veriyorum. Diğer vilayetlerimiz Gümüşhane'den geri değil. Gümüşhane'de teknik adam olarak maden işinde çalışan bir mühendisle sohbetim oldu, vallahi billahi. Artvin'le Gümüşhane arasında yeni bir altın damarı bulmuş. Burada çıkan altının bir tonda, altının 1250 gram miktarında olduğunu bana söyledi. Ben hayretler içerisinde kaldım. Genelinde Gümüşhane'nin 127 gram, bir tonda altın çıkıyor topraktan, 127 gram arkadaşlar. Şimdi vergi veriyorlar. Verdikleri vergiye bakıyorsun, işte 2 milyon, 3 milyon, 4 milyon vergi veriyorlar, dolar. Bakın 127 gram hesabı üzere yaparsak, bunların beyannamelerinde 1 ton toprakta çıkan altın miktarı 10 gramdır. Beyanname bu. Hepimizin elinde var bunlar. Hangi şirket ne kadar verdi hepsini biliyoruz. Şimdi arkadaşlar dediğinin eğer 1250 gram olursa onda biri değil ne oluyor? Tam yüzde biri oluyor. O takdirde kazandığı servet, yirmiyi yüzle çarparsan ne eder? 200 milyon. 200 milyon dolar vergi vermesi gereken kaç para vermiş? 
2 milyon vermiş ve bu yüzde ikinin karşılığı, peki 200 milyon doları siz yüzde ikinin karşılığı olarak hesap ederseniz, kaç milyar dolarlık servet kazanıldı ki bu kazanabildi? 10 milyar dolar kazandı, iki milyonu bahşiş olarak bize verdi. Ne diyorsunuz buna? Şimdi bunların adamları işte beni susturup konuşturmamak istiyorlar. Onun için böyle zavallı çocukları buluyorlar. 

Benim Hayatım Peygamber Aleyhisselam Efendimizin Hayatını Dava Etmek Yolunda Geçmiştir 

Efendim ki benim hayatım Allah 'a şükürler olsun, beni iyi tanıyorsunuz, bilhassa Trabzon. Peygamber Aleyhisselam Efendimizin hayatını dava etmek yolunda geçmiştir. Hadisler inkâr edildi, ben karşı çıktım. Sünnet inkâr edildi, ben karşı çıktım. Peygamber Aleyhisselam inkâr edildi, biz karşı çıktık. Öyle değil mi arkadaşlar? Bir tane iki tane program değil, artı Hazreti Fahri Alem efendimizin ehlibeyti inkâr edildi, biz karşı çıktık. Bugün elhamdülillah ehli beyt bütün Türkiye'nin gündemine geldi. Allah 'a şükürler olsun. Dört tane eser yazdım. Bakın iki tanesi yolda geliyor. Birisi İmam Ali Zeynel Abidin, diğeri İmamı Cafer efendimiz. 
Şimdi adam kalkıyor diyor, bana ki sen peygambere saygısızlık yaptın. Şimdi bu adam bana ne derse desin, kafir desin, dinsiz desin, Ben bunu aldırış etmem. Niye etmem? Ya bende böyle bir şey yok ki Allah 'a şükürler olsun. Bu çocuk ne kadar? Bu çocuk ne kadar aldatılmış, vallahi ben ona acıdım. Yanımda şahit, dedim “oğlum” dedim, “onu buraya gönderenler onu provoke ettiler, Allah korusun öldürebilirler de. Git onu mutlaka koruyun,” öyle mi? Sevgili arkadaşlar.
Sonra sevgili arkadaşlar öyle bir yoldan giriyorlar bize ki, bunun halkın da kabul etmesi mümkün değil, mümkün mü? Kısaca nereye geleceğim? Ha biz veririz, hiç bunda endişeniz olmasın. 

Türkiye'nin 3 Katrilyon Dolarlık Serveti Var

Türkiye'nin 3 katrilyon dolarlık serveti var. Milyar filan değil, 3 katrilyon dolar serveti var. Arkadaşlar bu servet nedir biliyor musunuz? Bu servet bu millet otursa, bir eli yağda, bir eli balda, vallahi de billahi de kıyamet sabahına kadar bizi bakar, kıyamet sabahına. Bırakın beni ben size bir yılda bunun ispatını yapayım ya, 1 yıldan fazla değil. Hadi erkekseler gelsinler. 1 yıllık. Öyle öyle korkunç imkanlar var ki sen yani bir insan ancak bu kadar kör olabilir bu kadar serveti görmemek, bunu inkâr etmek için. 
Sevgili arkadaşlar, bu 3 katrilyon dolar servet, 350 tane ecnebi firmanın bugün tasallutuna uğradı, 350 ecnebi firma. Bunlar hesap ettiler, dediler ki, biz Türkiye'nin yeraltı kaynaklarını yüzyılda 30 trilyon dolar olarak elde edersek 3 katrilyonluk serveti 100 senede Türkiye'den koparırız. 1 yılda 30 trilyon dolarlık servet dinliyor musunuz beni? Ne dediğimi anlıyor musunuz? Ne anlıyor musunuz? Yani 1 yılda 45 milyar, 45 trilyon servet alacaklar. Türk lirası 45 trilyonluk serveti alıp gidecekler. Hesap bu. 100 senede biz bunu diyor kuşa çeviririz, Türkiye'yi bitiririz. Ben de senelerden beri bağırıp çağırdığım bu. Ey millet uyan bu servet senin, senin ya. 

Bana Bu Vatanın Evladı Karşı Değil

Ha, bana şimdi kim karşı? O ecnebi firmasıyla ortak olanlar karşı. Çocuğunu çoluğunu onlarla alttan bağlayanlar karşı, onlarla birlikte hayal dünyasında Avrupa'da, Amerika'da yatıp kalkanlar karşı, bana Türk oğlu Türk karşı değil. Bu vatanın evladı karşı değil. Ta okyanusun ötesinde papazla oturup papazla kalkanlar karşı. Milletin milli servetini, menfaatini papazlarını egemenliğine terk etmek isteyenler karşı. Ama inanın bu milletin merhameti bunları da yola getirecek. 
Hatırıma Sevgili Peygamberimizin Taif Seferi geldi. Orada, Taif'te taşlıyorlar Onu, hurmalığa çekiliyor, ayakları yara kan içerisinde Hazreti Cebrail geliyor. “Ya Muhammed, dile Rabbim şu iki dağı buluştursun, Taif halkını helak eylesin.” Hazreti Fahri Âlem Efendimiz, “ne yapıyorsun Cebrail, kendine gel, ben rahmet peygamberiyim.” 
Öyle papazda oturup ağlayanlar rahmet adamı olamaz. Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil'âlemîn(e). (Enbiya Suresi, 107. Ayet) “Alemlere rahmet olarak gönderildim ben”. Elini açıyor ve “Allahümmehdi kavmi fe innehüm la yalemün”, “Ya Rabbi bu kavim seni ve beni tanımıyor. Onun için isyan ediyorlar. Onlara hidayet nasip eyle”. 
Bizim duamız bu sevgili arkadaşlar. Evet, bu servet, evet, diyorlar, biz bunu yüz senede kemale erdirip bitireceğiz, ama Türk milletinin kazancı bu topraklar şehitlerin kanlarıyla sulandığı için onların gırtlaklarında zehir olup kalır. Allah onlara onu helal etmez. 
Şimdi ne olur gelin el ele verelim, bu işi bitirelim. Var mısınız buna? Peki ne yapacaksınız? Madem varsınız, ne yapacaksınız arkadaşlar? 
Daha uyumak yok. Şurada 4 ay kaldı. Gece gündüz çalışacaksınız, onlara ispat edeceksiniz. Trabzon sağ olsun benim bugüne kadar arkamda durmadı. Sağımda durmadı, solumda durmadı. Şimdi bakalım nerede duracak? Nerede duracak Trabzon? Nerede duracak? Evet. 
Evet sevgili arkadaşlar, burada Kilis benim her şeyim yanımda durdu. Diyarbakır Kürt benim yanımda durdu, ben orada üçüncüyüm. Tunceli bakın Alevi benimle beraber oldu. Urfa, Allah hepsinden razı olsun. Ben Trabzon'u bekliyorum, burada yetiştim. Var mısınız? 
Şimdi hayır beni öyle deseniz ki ya bunda iş çok, kafası çalışan, hakikaten Türkiye devlet meselesini bilen dünya çapında adamımız olsa da onlara beni harcasanız diyeceğim, attılar. Siz tatmin oldunuz mu arkadaşlar?

Benim Milli Ekonomi Modelim, Bütün Dünyayı Kurtaracak!

Bütün dünyayı kurtaracak olan benim milli ekonomi modelimdir. Burada bunu deklare edelim. Başka da olmaz. 
Şimdi şimdi adil paylaşım diye bir terim vardır. Maalesef dünya bunu unuttu. Şimdi bir tarafta 1 tanesi milyar kazanıyor, 1 tanesi 1 dolara talim ediyor. Günlük kazancı 1 dolar, 2 dolar, aylığı 50 dolar, 60 dolar. Git uzak doğu ülkelerinde bu var, Afrika ülkelerinde bu var, efendim Türk dünyasında bu var, yani bunlar içler acısı. Ha, Avrupa'ya gidiyorsun, bunları biraz daha ayakta alıyorlar ama öyle bir dağılım dengesizliği var ki bu dengesizlik insanları tahrik ediyor, tahrik noktasına sürüklemiş. 
Bir de her insanın talebi vardır, arkadaşlar isteği vardır. Mutlaka az çok her birimiz bir şeye talip oluruz. Eğer bunu verme makamında olan devletse, mutlak surette bunu vermesi lazım. Ha devlet bunu 1 yıl geciktirir, 2 yıl geciktirir, 10 yıl geciktirir ama bu talepler gittikçe artar, fakat baskı rejimlerinde bunlar örtülür. Yani atıyorum, krallık rejiminde bunlar örtülür, demokratik krallık rejiminde bunlar örtülür. Fakat bunlar örtüldükçe… 

Vatandaşın Sorunlarına Cevap Verilemezse Toplum Patlama Noktasına Gelebilir 

Eskiden Kemeraltı'nda ben, bizim dükkânı biliyor musunuz? Ha orası rahmetli babamın; Trabzon'un, Doğu'nun da en büyük dükkanıdır. Bir metrekare var mı orası? Evet arkadaşlar, kışın rahmetli bir mangal alırdı. Mangalın içerisine sabahleyin hamama giderdiler, köz alırdılar. Bu közün üzerini de külle beraber örterdiler. Yavaş yavaş açar akşama kadar o efendim, yanar ve ısıtır orasını. Rahmetli babam da kucağında Mushaf, böyle okurdu. Müşteri gelirdi “Hasan Ağa gına ver”, alırdı oradan verirdi, o da koyardı parayı. İşte “çivit ver”, biliyor musunuz? Çok ses geldi. Evet, şimdi, şimdi onun onu akşama kadar ısıtan o mangalın üzerindeki kül var ya, aslında alttaki koru örtüyor ve onu yok etmiyor. Aksine muhafaza ediyor. İnsanların içindeki problemler sindirile sindirile külleniyor ama yok olmuyorlar. O talep cevap bulamayınca işte Tunus'ta olduğu gibi patlama noktasına geliyor. Mısır'da olduğu gibi patlama noktasına geliyor. Ha, Avrupa'da da mı böyle olacak? Yanlış anlama, eğer Türkiye'de bu taleplere cevap verilmezse burada da böyle olacak. Ama Türkiye’nin çok ciddi imkanları var, Türkiye asla böyle olma sadedinde olmaya layık bir ülke değildir. 
Yani bizim bilhassa iktisadi açıdan müthiş kaynaklarımız var. 

Başbakana Açık İlan: “Getirsin, ekonomisini düzeltirim”

Buradan ben Sayın Başbakanı da ilan ediyor ve ifade ediyorum. Getirsin, ekonomisini düzeltirim. Vallahi düzeltirim.
Vallahi düzeltirim ama o değil beni oraya getirmek, benimle konuşmaya öyle korkar. Niye? Türkiye öyle bir denge devleti oldu ki biri birinin adamı, kimseyi itham etmek istemem. Diğeri de bir başkasının adamı. Ha bu milletin adamı değil mi? Evet, doğrudur. Bir parantezi aç kapat. Hukuki bakımdan doğru, uygulama açısından noksan. Evet, peki bu milletin hakiki adamı kim? Hem hakiki manada, kim? 

ABD Piyasaya Arz Ettiği Parayı Vatandaşa Doğrudan Vermiş Olsaydı Mortgage Krizini Atlatacaktı

Dünya maalesef, saydığın batı ülkeleri, bu dengesizliği en doruk noktada yaşayan ülkeler, bu taksimatı doruk noktada. İşte o mortgage krizinde aslında Amerika uyanamadı. Çok yanlış bir kulvarda yine kapitalist mantıkla işi çözmeye çalıştı, çözmesi mümkün değil. Ne yaptı? Para bastı, halka dağıtalım dedi. Dağıtalım dedi ama ne yoluyla? Banka yoluyla. Yahu zaten işin bereketini götüren bunlar, sülük gibi hemen bunlar. E sen bunlara veriyorsun, yine millet soyuluyor, öyle değil. 
Direkt olarak eğer o piyasaya arz ettikleri meblağı vatandaşa doğrudan devlet vermiş olsaydı, vallahi de billahi Amerika %50 bunalımını atlatacaktı. Şimdi %70 geriye gitti. Hepsi iktisatçı, sen kim iktisat kim ya, kafasız deriz biz. İzah edeceğim, benim konuştuklarımın tamamı doğru, ben izah edeceğim. 

Ekonomi Bireylerin Omuzunda Yükselir

Ekonomi bireylerin omuzlarında yükselen ekonomidir. Birey olmayan ekonomiden ekonomi olmaz. A birisi imparator olmuş lan oğlum öteki çöp gibi kalmış aşağıda. Kapitalist bir adam, işte var, 10 bin tane, 20 bin tane ama 200 milyon burası, 10 bin, 20 bin, 100 bin kurtarmıyor. Ne kurtaracak? O 200 yüz milyon insanın eşit şartlara sahip olarak, sahip olduğu mali imkanlar onları kurtaracak. Amerika'yı bu kurtarır. Avrupa'yı bu kurtarır. Uzak doğuyu kurtarır. Bizim Orta doğumuzu bu kurtarır. İslam ülkelerini bu kurtarır. 

Başbakan’ a Düşen, Obama ile Görüşme Yerine Ortadoğu İçin Çözüm Projeleri Sunmaktır 

Şimdi deniliyor ki -ben bunları dinliyorum basında yayında- acaba Büyük Ortadoğu Projesi'nden burada bir şey var mı? Yani hakikaten Büyük Ortadoğu Projesi burada uygulandığı için mi bu netice vücuda geldi? 
Benim görebildiğim kadarıyla olay büyük Ortadoğu projelerini uygulaması sonucu ortaya çıkmış bir hastalık değil. Bu isteklerden, bu ihtiyaçlardan yıllarca baskı gören bu anlayıştan halk artık bıktık dedi ya öleceksek bir defa ölelim. 
Şimdi ortaya öyle bir manzara çıktı ki, bu Büyük Ortadoğu Projesi sahibi olan devletin bir projesi var. Önce kaos. Yani vatandaş istemeden o kaosu yaşar duruma geldi. Dolayısıyla mikroplarını ekebilecek bir zemin hazırlandı. Şimdi Sayın Başbakan Büyük Orta Doğu Projesi'nin eş başkanı olarak, oraya mikrop salmak yerine proje sunması lazım. Efendim “Mübarek’e çek git!” demek kolay!” Öyle mi? Ya. O mikrop ordusunun adamını oraya getirmemektir mesele. Senin buna karşı hangi tedbirin var? Onu söyle bakalım. Sayın Başbakana bu düşer. Niye? 
Biz 22 İslam ülkesine baş olmuş büyük bir milletiz ve devletiz. Bu sana düşer. Ne Amerika'ya düşer ne şuna ne buna. Obama ile görüşmene gerek yok. Haydar Hocayla görüş kâfi. Anlaşıldı mı? Ha desinler, Allah'ın izniyle onları da kurtarırız, ne demek yani. Otururuz, gece gündüz çalışırız, ciddi projeler ortaya koyarız. Mısırda kaynak yok mu? Tunus'ta kaynak yok mu? Lübnan'da kaynak yok mu? Ne orası? Yemen'de kaynak yok mu arkadaşlar? Yemen Devlet Başkanı da topun ağzında, o da Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanı. Biliyor muydunuz? Daha fazla konuşmamıza gerek var mı? Şimdi bütün çözümler Türkiye'yi bekliyor arkadaşlar. Türkiye'de bir hareketi bekliyor. O da Bağımsız Türkiye Partisi Harekâtı. 
Bu işi biz yaparız, hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Bu işte, bu işi biz vallahi yaparız, billahi yaparız, ya bu kadar yemin olmaz, beni tanıyorsunuz ve ben imza atarım, 1 yılda öyle bir noktaya getiririm ki 2. yılda istifa ederim. Ama hocam olur mu? Hayır, kaçmak değil. Yani bizim gözümüz burada değil, milletin refahı, saadeti, mutluluğu, huzuru, birliği beraberliği biz geriden hocalık yaparız ona. Bizim zaten misyonumuz bu, öyle değil mi? Beni ne olarak tanıyorsunuz? Ne olarak tanıyorsunuz? Ne dediler? Noksan söylediler. Hoca Atatürk olarak tanıyorsunuz değil mi? 

Atatürk’ün Lozan Anlaşmasındaki Müthiş Formülü

Şimdi gelelim, gelelim hocalarımın, arkadaşlarımın izah ettiği üniter yapı meselesine. Mustafa Kemal neden mükemmel büyük bir adam? Mustafa Kemal'e ne diyorlar? “Bu adam dinsiz.” Öyle mi?
Öyle korkak konuşuyorlar ki; ben varım ya! Şimdi gelin Mustafa Kemal dinsiz mi değil mi burada bir kapı açacağım size. Öyle bir tövbe edeceksiniz ki bu sözü söyleyenler, vay be, aman ne kadar yanılmışız. 
Merhum İnönü Lozan'a gidiyor. İnönü Murahhas azaların başı, Atatürk'le konuşuyor. Girmeyeceğim ama demeden de duramayacağım. Türkiye'de, yani Osmanlı'da 1850’den sonra İngilizler bir hareket başlattılar. Bu hareketin başına da bir adam tayin ettiler. Bugün bizim Güneydoğu illerimizde bu adamın düşünceleri büyük bela olmuştur. Anladınız? İleri gitmeme gerek yok, yani nifak çıkmaması için. 
Merhum Mustafa Kemal Atatürk bunları adım adım gözlüyor, gözetliyor. Onlar düşmanla cephede mücadele veriyor, onlar arkadan “eşkıya çetesi bunlar, sakın bunlara tabi olmayın. İstanbul hükumetinden ayrılmayın” diyor. 
Arkadaşlar işte böyle bir durumda işte zafer kazanılıyor, Mîsâk-ı Millî hudutları içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluyor. Bunun tapusu lazım. Atatürk, Lozan'da bu tapunun alınması için, evet biz diyoruz tamam bize ait ama dünyanın da bizi kabul etmesi gerekiyor. Bir heyetle Merhum İnönü'yü Lozan'a gönderiyor. Diyor ki; “Kürt meselesi açılınca, onlara onlar Müslümandır, gayrimüslim değildir. Bu milletin öz evladıdır diyeceksin.” 
İyi duyuyor musunuz? Kurulan bir devlet var. Bu devletin içinde yetmiş iki millet var. Batı, sanki bu yetmiş iki milletin hakkını vermek için Lozan'da havlamaya başlıyor, taarruza başlıyor. Müthiş bir formül. “Bu dediklerimizin tamamı Müslümandır ve hepsi Türk'tür.” Dakika bir gol bir. Öyle bir boşluğa düşüyorlar ki, ardından hangisini dile getirirlerse getirsinler ve bunların dini ne? İslam. Onun için bunlar Türk'tür. Kim bu formülü buldu?
Merhum Mustafa Kemal Atatürk.

“Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”

Sevgili arkadaşlar yani biz bir şeye sahip çıkarken Allah'a hesap vereceğimiz tarzda sahip çıkarız. Yanlış anlamayın birilerini memnun etmek için değil. Anlaşıldı mı? Ve arkasından ilan ediyor dikkat edin. Çok ciddi bir incelik var. “Ne mutlu Türk'üm diyene!” 
Türk neydi? Müslüman. Şimdi Türk kelimesini kaldır; “Ne mutlu Müslümanım diyene!” Mustafa Kemal'in ifadesidir bu. Şimdi hortlayanlar çatlayanlar buna karşı bunu parçalamaya karşı! 72 milleti bir araya getirip kardeş yapan bir Mustafa Kemal dinsiz (!) bu milleti paramparça etmek isteyenler Müslüman (!) 
Hayır! Sizin ihanetinizi, sizin ihanetinizi dünyadaki şeytanlar toplansa vallahi yapamaz billahi yapamaz. Var mısınız? 
Yok, sen efendim Ne mutlu Türk'üm diyene dersen o da şunu der: Dilini eşek arısı soksun! Onun altında yatan manaya baksana sen. Git Avrupa'ya ne diyor? “Bunlar Türk”, hayır Müslüman! Öyle değil mi? Ben Bosna'ya gittim buna şahit oldum, Avrupa'ya gittim buna şahit oldum. Namaz kılarken gördü beni, “Türk” dedi. Arap’ı görüyor, “Türk” diyor. Niye? Müslüman işte. Bütün dünyanın manzarası haçlının önünde Müslümansan adın Türk'tür. 
Bu ruhu bu millete vermedikten, bu milleti kardeş yapmadıktan sonra vallahi de billahi de bütün yapılan işlerin tamamı oyundur. Bunu bozmaya var mısınız? 
Ben ekonomiden bahsetmeyeceğim. Ben bu işin kitabını yazdım yahu. Ben bunu dünyaya kabul ettirdim. Ey millet! neredeyiz? Gelin beraber olalım.  
Fazla da sizi tutmayayım. Allah hepinizden razı olsun.

Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir