
Neler Okuyacaksınız
Afiyet olsun. Allah tekrarını nasip eylesin.
Bağımsız Türkiye Partisi kurulduğundan bu tarafa ilk defa Zeytinburnu Bölgemize geliyoruz. Ve ilk gelişimiz de çok bereketli oldu. Bir iftar sofrasında hep beraber oluyoruz. Allah bu beraberliğimizi ilanihaye sürmesini nasip eylesin. Ve yaptığımız çalışmalarda başarılar ihsan etsin.
Sevgili arkadaşlar,olayın neresinden başlayacağımı şahsen ben de bilemiyorum. Ülkenin durumu o kadar karışık ki; o kadar içler acısı ki!
BTP niçin kuruldu?
Düğün değil bayram değil birden ortaya siyaset yapalım diye çıktık. Elbette ki bunu çok düşündünüz. Ama ben siz merakta kalmayın diye niçin siyasete atıldığımızı, niye böyle bir karar verdiğimizi, hemen hemen bütün konuşmalarımda, bilhassa Kuvayi Milliye programlarında ifade etmeye çalıştık. Ve dedik ki; "göreceksiniz Türkiye'de Kıbrıs tartışma konusu olacak, Güneydoğu’muz tartışma konusu olacak, Ege’miz tartışma konusu olacak, İstanbul'umuz tartışma konusu olacak."
Şimdi aradan 1 yıl geçti. Sevgili arkadaşlar bu dediklerimiz tartışmalar oluyor mu olmuyor mu? Demek ki bizim gördüklerimiz doğru, o halde kararımız da doğrudur. Takdir edip tasvip ediyor musunuz?
O halde üzerimize ciddi vazifeler düşüyor.
Mevcut İktidarın Faaliyetleri ile Kıbrıs Tartışma Konusu Oldu
Sevgili arkadaşlar, bakınız Kıbrıs öyle bir nazik noktaya sürüklendi ki; hatırlarsanız seçimden önce iktidar partisine mensup olan seçmen sınıfı“Canım verelim kurtulalım” demek suretiyle işi tamamen hafife almışlardı. Şimdi geldikleri nokta; "şayet biz kendi elimizle Kıbrıs'a teslim edersek vatandaş bize tavrını kor, iflasımıza vesile olur" diye ne yapıyorlar? "Kıbrıs'ı biz teslim etmiyoruz" görüntüsü ile el altından destekledikleri Kıbrıs muhalefetine destek vermek suretiyle Kıbrıslılara yaptırmak istiyorlar.Yani "biz yapmadık." Kim yaptı? "Kıbrıs'ın sahibi Kıbrıslılar yaptı."
Hâlbuki sevgili arkadaşlar, Kıbrıs'ın sahibi sadece Kıbrıs'taki Kıbrıs Türkleri değildir. Ya! Türkiye bir defa oranın hem sahibi, hem de 60 anlaşmasına göre garantörüdür. Yani bunu aşmaları mümkün değil. Şimdi ne diyecekler “canım işte gördünüz biz müdahale etmedik, müdahil olmadık.” Peki, senin garantörlük hakkın nerede beyefendi? Sana bu sorulmayacak mı? Yani bu millet sana bunun hesabını sormayacak mı? Sandıkta sormayacak mı? Tarih sormayacak mı? Sevgili arkadaşlar, bu bir tarafa.
Türkiye’yi belli noktalara sürüklemek istiyorlar
Kilise’de İftar
Şimdi ikinci bir oyun düzenleniyor. Türkiye’yi belli noktalara sürüklemek istiyorlar. Bazı güçler ülkemizde söz sahibi güçler, kurumlar, kuruluşlar bugüne kadar zannediyorlardı ki; Avrupa biz yanlarına gitsek onlardan olsak, kendi düşüncelerimizi terk etsek, kendi inancımızı terk etsek, onlar gibi olmaya karar versek, onlar da bunu görseler, "bize kucaklarını açacaklar, evet diyecekler" zannettiler. Evet, her şeylerinden fedakârlık yapan bu siyasi irade -buna din de dâhildir- sevgili arkadaşlar. İsterseniz fazla ilerlemeden unutabilirim diye; dini konudaki misali örnek olarak vermek istiyorum. Neden din de dâhil?
Daha dün Mersin'de bir iftar organize ediliyor. İlk defa -hani rüyamda görsem hayrola dedirten bir olay- Kilise’de bir iftar veriliyor. Sizin yaşınızın kaç olduğunu bilmem, ama benimki 56. 56 senede ilk defa Kilise’de iftar verildiğini gördüm. Sözüm ona ilahiyat tahsili yapmış da bir kardeşiniz olarak; ne kitapta böyle bir manzara okudum, ne bir rivayet duydum. İçinizde bilen varsa gelsin beriye. Böyle bir şey duydunuz mu?
Kilise’de iftar, neymiş. Ve papaza dua ettiriliyor. En büyük cinayet. Ondan sonra sevgili arkadaşlar, Sayın Müftü gerile gerile "Efendim biz buradan da öteye geçtik. Yani kardeşliğimiz o kadar ileri gitti ki!" Ne yaptınız? "Biz kız alışverişi de yaptık. Onların oğullarını kızlarımıza, kızlarımızı oğullarına verdik."
Şimdi şunu demek istiyorum: Yani inandığımız diye ifade ettiğimiz inançlardan da bu derece taviz vermemize, hatta hasıraltı etmemize rağmen Avrupalı dedi ki bize; "oğlum yok sen benden değilsin." Hadi bakalım. Niye sen benden değilsin? "Çünkü "senin içinde bağımsız düşünce adı altında Bağımsız Türkiye Partisi bir kadro var ki; bunlar hiçbir şeyinden ölseler taviz vermiyorlar."
Avrupa Birliği "Sen Benden Değilsin" Diyor
"Ben seni şimdi kabul ettim. Ama bunlar tohum; senin Milletinin tohumu, Devletinin tohumu. Yarın ben seni kabul ettiğim zaman bu tohum toprak altında çatlar, üstüne çıkarsa ben bunlardan çekeceğimin hesabını bilemiyorum. Kusura bakma seni alamayacağım" diyor ve tavrını kesin koyuyor.
Böylece bizdeki kurumlar şunu çok iyi gördüler. Avrupa'dan bize yar olmuyor olamaz.
İki; Amerika Birleşik Devletleri'nden yar olacağını zannettiler. Bir de ne görsünler? Bizim kırmızı çizgilerimizi siyah çizgi haline çevirdiler,çizgi diye bir şey bırakmadılar. Başımıza çuvalı geçirdiler, talim ettirdiler bize. Hem de öyle bir talim ki;Türk milletinin tarihinde böyle bir zillet yaşadığını hiç kimse iddia edemez. 5.000 yıllık Türk milletinin tarihi böyle acı bir manzarayla karşılaşmadı.
Şimdi buradan şuraya gelmek istiyorum. Ha! Amerika dostumuz olmadı. "Çok dostumuzdur" dedik. Avrupa’da dostumuz olmadı. Ona da "bizim çok büyük dostumuzdur,"dedik. Şimdi "ne İsa’ya yaranabildik demiş, ne Musa’ya yaranabildik" demiş. İki arada bir derede kaldık. İki arada bir derede kalmak durumunda olan bu büyük millet, ki; biz imparatorluk varisi bir milletiz. Bazıları şimdi bizi yönlendirmek istiyor. Onların maalesef Türkiye'nin içinde de adamları var. Zaten dış mihrakların birçoğu da bunu istiyor. ABD ve Avrupa Birliği de bunu istiyor. İstiyor ki; öyle bir hale düşsün, öyle bir rezil olsun ki, bir avuç bir milletin kuyruğu mesafesine gelsin. Şimdi şu anda oynanan oyun, bu oyundur sevgili arkadaşlar.
Olaylarda fail, bu hadiseden istifade edenler arasında aranmalıdır
Bakınız, o sinagog olayı. Bir tane bomba, arabanın içerisine bombalar yerleştirilmiş, patlatılmış. Şimdi hemen ortaya; "Yahudilere şöyle oldu, Yahudilere böyle oldu." Ben bir insanın -yeminle konuşuyorum, iftar sofrasındayız- değil ölümüne, burnunun kanamasına razı değilim ve lanetliyorum bunu yapanları. Amma, kardeşim 300 tane insan orada yaralandı, 20 küsur öldü. Bunlardan 3 tanesi ordan. Sen bu kadar insanı terk ediyorsun. Olayı gelip 1-2 insanın üzerine mebni kılarak hadiseyi bir millete, bir devlete mal ediyorsun. Ve suçlu da kimi yapıyorsun? Af edersiniz donunu bağlamasından aciz 2 Arabı yapıyorsun, Müslüman Arabı. Yazıklar olsun sana!
"Efendim bu işi kim yaptı? Kim yaptı bu işi?" El Cezire televizyonuna El Kaide örgütünden bir yetkili mesaj göndermiş, demiş ki!
Cezire televizyonunun sen ne olduğunu bana mı yutturuyorsun be! Dünyadaki en şerli kulübün en şerli üyesidir be! Bunun iftira etmesinden daha tabi ne olabilir. Dünyadaki bütün şerleri işleri işleyen kulübün en asil üyesidir o El Cezire. Haberiniz olsun! Ondan gelen bütün rivayetler yalandır. Anlaşıldı mı? Bir bakarsın El Cezireden bir tanesi konuşur, güya. Bir de bakarsın CNN'den konuşur. Allah Allah! Yahu dünyada başka haber kanalı mı yok? Niye Meltem'i açıp da haber vermiyorlar. Söyler misiniz? Çünkü böyle bir olay yok. Fail ortada yok ki! Bir senaryo var.
Şimdi arkadaşlar olayı yapanlar, olayı belli bir noktaya sürükleyen iradedir. Geçen akşam hatırlarsanız televizyon programında bunu ifade ettim. Canavarla parçalarlar, gelip oturup ağlarlar. Şimdi kim öne çıkıyor? Kim bu hadiseden istifade ediyor arkadaşlar? Kimin adı öne çıkıyor? Söyler misiniz? O halde faili sözü geçenlerde, adı geçenlerde aramalısınız. Anlaşıldı mı? Anlaşıldı mı?
Kimse uyumasın, kimse uyumasın! Bir Başbakan geliyor, bilmem neyin başını ziyaret ediyor. Etmesine etsin! Ama, oğlum seni oraya sokacaklar, presleyecekler, o kulvarda yani seni kuyruk yapacaklar. Haberin olsun!
Ülke, Millet, Devlet, Din Pazarlık Konusu Yapılıyor
Sevgili arkadaşlar bu dedikodu faslını bir tarafa atalım. Ama benim size diyeceğim birkaç cümlem var. Siz neden 3 Kasım seçimlerinde çalışmadınız. Söyler misiniz bana? Ben size bu adamlar hiçbir şey yapamayacak, bunlar bu işi bilmez, beceremez demedim mi? Söyledim mi, söylemedim mi?
Niye çalışmadık arkadaşlar? Bakınız vallahi vebal altındasınız. Ülke pazarlık konusudur. Millet pazarlık konusudur. Devlet pazarlık konusudur. Din pazarlık konusudur. Haberiniz olsun. Bunları kaybedenlerden hiçbir şey olmaz. Bu değerlerini kaybedenden, dinini kaybedenden, milletini kaybedenden, devletini kaybedenden, vatanını kaybedenden hiçbir şey olmaz. Ne vatanınız olur, ne milletiniz olur, ne devletiniz olur, ne dininiz olur. Böyle bir akıbetten Allah hepimizi muhafaza eylesin.
Amma sadece âmin demekle kalmayacağız. Hemen burdan çıktıktan sonra dükkan dükkan gezeceğiz, kapı kapı gezeceğiz. Bağımsız Türkiye Partisinin Zeytinburnu teşkilatına gidip üye olacağız. Ve arkadaşlarımızı getirip üye yapacağız. Gece gündüz çalışacağız. 24 saat çalışacağız.
30 Sene de Bekleseler Bu Arkadaşlarımızın Yapacağı Hiçbir Şey Yok
Bir yıl geçti hükümet kurulduktan 3 ay sonra ben bir yerde konferans verdim. Birkaç yerde verdim de. Zannım o ki bu konferans verdiğim yerlerden biri de Ankara idi. Arkadaşlara dedim "ne yapıyorsunuz, ne diyorsunuz?" "Hocam halk böyle bir şey beklemiyordu, ama diyorlar ki; çok erken." "Şimdi" dedim, "bu kardeşlerime gidin ve şunu söyleyin; “3 ay değil 30 ay da bekleseler, 30 sene de bekleseler. Bu arkadaşlarımızın yapacağı hiçbir şey yok.”" 6 ay içinde Konya’ya gittim orada bir program yaptım. Konyalılara -orda çok büyük bir destek gördüler- "Siz dedim 6 ay beklediniz, 60 ay da bekleseniz siz hiçbir hizmet göremeyeceksiniz."
Enflasyon falan düşmez
Bırakın bu arkadaşları, ben de başbakan olsam, ben de hiçbir şey yapamam. Niye? Bu sistem yanlış, bu batıl bir sistem. Bununla beraber gittikçe batacaksınız, çıkamazsınız, batmaya mahkumsunuz. Sevgili arkadaşlar 1 yıl geçti, üç ay evveliyle, 6 ay sonrasıyla, 12 ay sonrasıyla fark eden bir şey oldu mu? Evet, sevgili arkadaşlar, yani 3 ay evveli ile 6 ay evveliyle fark eden bir şey oldu mu? Söyler misiniz bana, oldu mu? Memlekette ucuzluk oldu mu? Enflasyon düşmüş, hadi ordan be. Kimi kandırıyorsun? Hadi zeytin fiyatına gidelim bakalım. Et fiyatına gidelim bakalım. Pirinç fiyatına gidelim bakalım. Kimi kandırıyorsun be? Yalancı! Senden ancak yalancı olur, başka bir şey olmaz. Enflasyon falan düşmez. Bunu ben teferruatıyla iktisat konferansında anlatıyorum.
Devlet Bizim Soyulmamıza Sebep Oluyor
Sevgili kardeşlerim bakınız öyle bir yolda gidiyoruz ki; devletin elindeki bütün kârlı kurumlar maalesef özelleştirme adı altında peşkeş çekiliyor. Bazı insanlara veriliyor. Bu insanlar göbeği şişkin zengin insanlar, bunların hiçbir şeye ihtiyacı yok. Ama gözleri aç, doymak bilmiyor. Ve devletin elinde olan bu kârlı yatırımlar, bunların eline geçince devlet artık yatırımdan da mağdur oluyor. Yapması gerektiği vazifesini yaptığı zaman, vergi salarak vatandaşın sırtından bunu alma durumunda kalıyor. Vergi üstüne vergi, vergi üstüne vergi bundan oluyor. Şimdi bugünkü yapılan özelleştirmelerin tamamı devleti soyup soğana çevirmektir. Bunun haberini iyi alın, yani devleti zayıflatmaktır. Devleti batırmaktır. Devleti bir avuç insanın kulu ve kölesi haline getirmektir. Ne yapıyor devlet bu sefer. Yapması gereken yatırımlarını yapamıyor. O zaman elini açıyor, iç borç adı altında geliyor bu adamlardan para dileniyor. Elindeki kârlı kurumları zamanında bedava olarak veriyor onlara, ondan sonra gidiyor "bana para verin" diyor, "borç para." Borç verdiği paraya da yılda kaç yılda kaç faiz veriyor biliyor musunuz? Bugünkü parayla 100 katrilyon. 100 katrilyon gibi iç ve dış mihraklar bizim devletimizden borcunu değil, faizini alıyor, verdiği paranın faizini. Bizim zaten gelirimiz aşağı yukarı bu kadar. Yani vergiyle beraber devletin topladığı paranın tamamına bakarsan, bu kadar bile değil. Yani bizden alınan vergiler kimin cebine giriyor? Dün devletin elindeki kurumları bedava fiyatına özelleştirme yoluyla alan adamların eline, cebine gidiyor. Yani devlet bizim soyulmamıza maalesef sebep oluyor. Var mısınız bunu durdurmaya?
Bunu durdurmaya mecburuz sevgili arkadaşlar. Hayır, o bir tarafa.
Bunlar İslamcı! Ne Yapıyorlar Şimdi? Kilise Açıyorlar!
Bakınız, dediğim gibi çocuklarımızın artık inançları da kaybolmuş. Onları tek tek papazlar bloke ediyor, hareketlerini önlüyorlar. Ceplerine harçlık koyuyorlar. Kiliselere getiriyorlar. Diyeceksin ki; "Ya Hocam yani bir insan dinini anlatmasın mı? Dinini yaşamasın mı?"
Geçenlerde sohbet ediyoruz, Akçaabat’ta. Bizim Orta Mahallede Kilise açılıyor. Bilmem kaç yüz sene önce burada kilise varmış, Pontus döneminden. Kalktılar bu kiliseyi onardılar. Kızlar Manastırını Trabzon’da onardılar. Bunu yapanlar da göğüslerini geriyorlar. Bir zamanlar bunlar İslamcıydı. İslamı Türkiye’ye getirmek için en büyük tehlike görülen adamlar, bunları yapıyorlar. He vallahi! Bunlar İslamcı! Ne yapıyorlar şimdi? Kilise açıyorlar. Din olsun da ne olursa olsun! Hizmet ediyorlar.
Sevgili arkadaşlar kısaca onların da iç yüzü ortaya çıktı. Meğer bunlar, Hristiyan akaidini gündem etmek için bu kadar çile çekmişler. Ve maksatlarına da maalesef nail oldular.
Sevgili arkadaşlar kilise açıldı. Dedim ki; "bizim Orta mahallede Hristiyan var mı?" "Hocam," dediler "hayrola nerden çıktı bu soru?" "Soruyorum," dedim. Dediler "yok." "Niçin bu kiliseyi açtılar? Kime açtılar bunu?" dedim. Bu kiliseyi kime açtılar o zaman? Bu kadar masraf edildi. Kiliseyi de yapan, Avrupa’nın bilmem ne teşkilatı, belediyle iş birliği yapmış, burayı açmışlar. Niye açtılar burayı söyler misiniz bana? "Ara sıra turist gelecekmiş de turist için bunu açtılar." Yalan! Sonra hakikati öğrendik. Ne yapıyorlar? Ayda yılda bir defa papaz efendi geliyor, mahallenin çocuklarını topluyor, fakir garibanların cebine harçlık koyuyor, ellerine hediyeler veriyor. Ondan sonra Kilise’ye toplayıp, bir kişiyle iki kişiyle göstermelik bir ayin yapıyorlar. Maksatları senin çocuğunu, benim çocuğumu dininden edip, vatan ve millet düşmanı yapmak oluyor arkadaşlar. Bunu çok iyi görelim. Ve şimdi bizim o bölgede "ben Pontus’um, ben Helen kültürünün devamıyım" diyen bir sürü insan, maalesef ortaya çıktı.
Şimdi diyeceğim nokta şu; biz kimsenin dinine karşı değiliz. Herkes dinini yaşayabilir. Ama benim evladımın da müsaade et; imanını, dinini, milliyetini, örfünü, âdetini, geleneğini korumak da benim vazifem olsun. Evet, sevgili arkadaşlar bunu yapacaksınız, bunu yapacağız.
Bu güzel akşamda, aslında bizim maksadımız sizinle bir iftar sofrası yapıp selamlaşmaktı. Ama selamlaşmak da biraz uzun oldu, kusura bakmayın. Hepinize teşekkürler ediyor, tekrar afiyet olsun diyor, Allaha emanet ediyorum. Sağ olun var olun.
Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız