
Neler Okuyacaksınız
Toplumun her kurumu ve her dalı Cumhuriyetten uzaklaştı
Bu aslında Türk milletinin ve Devleti'nin en başta gelen problemi olması lazım. Farkında iseniz uzun zamandan beri Milletimizin unuttuğu bir gerçek var Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi Atatürk'ten uzaklaştı, Cumhuriyetten uzaklaştı. Yani ben Sayın Genel Başkanının, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının Atatürk'le alakalı, devlet hakkında, millet hakkında, rejim hakkında bir söz söylediğini şahit değilim. Cumhuriyetle ilgili bir açıklama yaptığına da şahit değilim.
Tabii ki buna bağlı olarak toplumun her kurumu ve her dalı Cumhuriyetten uzaklaştı. Yaşantısını özler hale geldi. Ama neyi özlediğini de bilmez bir durumda. Böyle bir vaziyette, bendeniz bilhassa 2002 yılından bu tarafa arkadaşlarıma özelde "Cumhuriyet Bayramlarının iyi kutlanmasını ve bizi saltanattan özellikle ayıran sistemin bu olduğunu" ifade ediyordum.
Ama son defa geldiğimiz noktada, hakikaten uçurum denecek noktalara gelindiği için de bizzat teşkilatlarımıza talimat verdik; “Cumhuriyet Bayramını yurdumuzun her köşesinde, beldesinde, mahallesinde, köyünde, ilçesinde, vilayetlerinde şanlı bir şekilde kutlayın” talimatını verdik.
Ve de tabii bunu, Merkez Karar olarak, Yönetim olarak da karar altına aldık. Bu şekilde güzel de bir kutlama yapıldı. Bütün milletimin tekrar bendeniz şu anda geçmiş bayramını da tebrik ediyorum. Cenab-ı Hak bir daha bizleri Cumhuriyeti özleyecek ortamı yaşatmamasını niyaz ediyorum. Milletimize tekrar Cumhuriyetimiz hayırlı olsun diyorum.
Türk halkı, her yönüyle çok mağdur
Efendim bizim görebildiğimiz kadarıyla Türk halkı, her yönüyle çok mağdur. Bu yeni değil, öteden beri böyle. Ancak bunun mağduriyetini giderebilecek herhangi bir formül, siyasi partiler tarafından vatandaşlarımıza aktarılmadı. Veya aktaranlar olduysa da pek duyulmadı.
Biz siyasete çıktığımız günden bugüne, 2002 yılından bu tarafa vatandaşların mağduriyetini ön plana alarak programlar hazırladık. Mesela bu nedir?
Vatandaşımız yokluğu, açlığı, kıtlığı, hastalığı teşvik eden siyasi partilere oylarını verdiler
Şimdi asgari ücret bizim siyasete başladığımız gün 300 küsur liraydı. Yani 300 lira öyle bir insanın evini geçindirmesi, ailesini bakması, çocuğunu okutması mümkün değil.
Ben o gün 2.000 Türk lirası asgari ücret alınması gerektiğini ifade ettim. Ve bunun nasıl, hangi kaynaklardan vereceğimizi de tek tek ortaya koydum. Ama o kadar enteresan ki; vatandaşımız alayı valaya gösterişler peşinde olan, hiçbir şey olmayanların arkasına gittiler. Sıfıra sıfır elde var sıfır noktasında; yokluğu, açlığı, kıtlığı, hastalığı teşvik eden adeta siyasi partilere oylarını verdiler. Buna bir şey diyecek de halimiz yok. Neticede bu demokratik bir seçim.
Şimdi geldiğimiz bugünkü noktada; bakıyorum; yine hiçbir partinin çözümü yok. 2002 yılında bendeniz parti programına yapılması gereken sistemimizin gereği konuları aldım. Mesela asgari ücreti aldım. Mesela vatandaşlık maaşını aldım. Mesela efendim ev hanımlarına maaşı aldım. Mesela efendim ne bileyim çocuk maaşını aldım. Hülasa yediden yetmişe olması gereken bütün konularda açılımımızı yaptık, milletimizin önüne çıktık. O günün şartlarında kaynaklarımızı gösterdik. İnanırmısınız bendeniz yeraltı kaynaklarını söylediğim zaman bütün partiler sanki ağzı dikilmiş, mühürlenmiş şekilde bir tek kelime söylemediler.
Önce "Böyle bir kaynak yok" dediler, Sonra "Lozan'da gizli madde var" dediler
Şimdi bu kaynakları, siz devreye koymadan Türkiye’yi bir sanayi ülkesi yapmadan, hiçbir şey veremezsiniz. Bakın bütün dünyada - hangi ülkeye giderseniz gidin- sanayisini devreye koyan ülkeler, vatandaşını memnun etmiştir, karnını doymuştur, sırtını giydirmiştir. Ha bunu yapamayan hiçbir şey yapamamıştır. İşte şimdi biz bunu gördüğümüz için sanayiyi devreye koymamızın gerektiğini, yeraltı kaynaklarımızın yer üstüne çıkarılmasının lüzumunu ve bunu işlenmemiş halde değil, işledikten sonra ihracat konusu yapmamız gerektiğini anlatmaya çalıştık ve de izah ettik.
Ve bize o gün sanki yeraltı kaynağı yoktur, yani maden yok. Batılıların bize verdiği bilgiye göre tam 3 katrilyon dolarlık yeraltı servetimiz var. Ya konuşuyoruz, mesela Cumhuriyet Halk Partisi, mesela AK Partisi, mesela Saadet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi; hiçbiri buna sahip çıkmıyor ve inkâr ediyor, "Böyle bir kaynak yok" diye. Israrla biz tabii üzerinde durduk kaynakları söyleyerek, isim vererek. Hangi vilayette hangi kaynağımız vardır, bunları adlandırarak üzerine düştük. Şu geldiğimiz noktada bir de baktık onlarda bu kaynakları kabul ettiler. "İyi" dedik ve kaynakları kabul ettiler ama, bu seferde tek bir engel koydular.
Hatırlarsanız 7 Haziran seçimine giderken bendeniz "yeraltı kaynaklarımızın Türkiye'yi, Türkiye'nin 10 misli nüfusunu, fazlası ile bakabileceğini" iddia ettim. Ve bu gerçekten de böyledir. "Hayır" dediler. "Siz bu yeraltı kaynaklarını 2023 yılına kadar kullanamazsınız."
Niye?
Ya "Lozan'da gizli bir madde varmış." Yalanın bu kadarı da pes doğrusu.
Tabii stantlarımıza kimliği belli olmayan insanlar geliyor. Yabancılar yani yabancı uyruklu insanlar geliyor, kullanamazsınız. Hatta Sabiha Hanım'la beraber turist benzeri bir vatandaş geliyor konuşuyorlar. Sevr’in anlaşmasını, Lozan Antlaşması diye okuyor. O da ona "niçin böyle iki yüzlülük yapıyorsunuz, bu konuştuğun senin Sevr maddeleridir, Lozan'ın maddeleri değil." Lozan Sevr'i ortadan kaldırmıştır.
Kısaca şunu demek istiyorum. Şimdi kalktılar Lozan'ın da meşru olduğunu iddia etmeye başladılar, iş işten geçtikten sonra. Ama vatandaşlarım seçimlerde onları dinliyor, bizi dinlemiyor mağdur oluyor.
Mevcut bütçe ile olması gereken asgari ücreti vermek asla mümkün değil
Ben "5.000 Türk Lirası asgari ücret vereceğim" diyorum. Beni dinlemiyor. O gün bu verilemez diyenler şimdi 1.300 lira, 1.400 lira, 1.500 lira, 1.800 lira sırayla vermeye başladılar. Eee be kardeşim! Bu verilemiyor da şimdi sen nasıl bunu veriyorsun? Kaldı ki bu bütçeden bunu vermek asla mümkün değil.
Bütçe şu anda 22 milyar Türk lirası açık veriyor. 22 milyar. Eee peki senin dış ticaret açığın var, 84 milyar; cari açığın var, 40 küsur milyar. Bütün bunlar varken sen bu bütçeyle vatandaşa hiçbir şey veremezsin.
Ha verirsin nasıl? Zam üstüne zam yaparsın, vergi üstüne vergi yaparsın, cezaları çoğaltırsın, verirsin. Yani alırsın bir parçasını verirsin, bir noktasını. Böyle bir gelire "evet" diyorsan tamam alırsın. Ama buna kimsenin evet demesi mümkün değil. Zaten şu andaki vergileri vatandaşın ödeme zorluğu var, bunu yapamıyor,altından çıkamıyor.
Ceza, en basit trafik cezaları, vatandaş bunların tamamından şikayetçi. Kısaca demek istediğim şu; bütün bunları yapabilmek için bizim özel kaynaklarımızın olması lazım. Türkiye bugüne kadar "Milli Parasını kullanamaz" durumda. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olarak elimizde gezdirdiğimiz cebimize koyduğumuz para, Türk parası değil. Bunun adı Türk parası, aslında yabancı sendikasyon kredisi ile aldığımız yabancıların parasının tercümesidir. Ya böyle bir devlette kalkınmanın mümkün olması düşünülebilir mi? Yani böyle bir ülke kalkınabilir mi?
Bağımsız Türkiye Partisi olarak evvela "Milli paramızı" devreye koyacağız
Sen kendi paranı başkasının parası olarak kullanıyorsun. Ondan sonra benim gelirim şudur budur diye caka satıyorsun. Senin bir gelirin yok. Niye? Senin milli falan yok ya. Biz Bağımsız Türkiye Partisi olarak evvela "Milli paramızı" devreye koyacağız. Buda nedir? Bizim alnımızın teridir.
Yıllık kazancımız 2 trilyon Türk lirası, verdikleri bilgiye göre. Allah şahit eğer Bağımsız Türkiye Partisi iktidar olursa bu 10 trilyonun altına düşmez bu gayrisafi milli hasıla. Ne demek ya? 2 trilyon nedir? Bir tüccarın kazanacağı para! Böyle bir devlet olabilir mi? Biz bunu buraya çıkartabiliriz. İki, az evvel söylediğim gibi yeraltı kaynaklarımız 3 katrilyon dolayında. Artı yetmedi bizim senyoraj hakkımız var. Bugüne kadar Türk devleti senyoraj hakkını kullanmadı, kullanamıyor. Niye? Okyanusun ötesi müsaade etmiyor. Sen bağımsız değilsin ki.
Şimdi bağımsız olmayan ülkelerin halkın cebine para koyması, sırtını giydirmesi, karnını doyurması asla mümkün değildir. Türkiye bugün bu kaderi istesek de istemesek de yaşıyor.
Kaynaklarımızla 8 trilyon 750 milyar civarında yıllık gelirimiz olacak
Her basılan para enflasyon doğurur mu?
Şimdi yıllık şu andaki rakamlara göre 8 trilyon 750 milyar civarında bir kaynak yıllık gelirimiz olarak düşünüyoruz. 2 trilyonu zaten gayri safi milli, yani gelirimiz olan, kârımız olan paranın piyasaya sürülmesidir. Bugüne kadar Türkiye bunu yapmadı. Öyle bir devlet olabilir mi? Yani aslında bugüne kadar Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra siyaset yapanların tamamı hesaba çekilmesi lazım. Ya sen bu kimin parasını kime veriyorsun. Kimin hakkını gizliyorsun? Böyle bir hakkın yok senin. Bu benim hakkım, vatandaşın hakkı. Ama vatandaş da bunu talep etmedi, istemedi. Şimdi biz bunu ortaya koyuyoruz; 2 trilyonu para olarak vatandaşın cebine koyacağız. Bu yok olan para değil. Ne dedi Amerika, global firmalar, şirketler, devletler?
"Karşılıksız para ile basılan para enflasyon doğurur."
Neymiş karşılıksız para?
"Senin senyoraj hakkını kullanman."
Terbiyesiz seni, benim 2 trilyon kârım var. Ahmet'in, Mehmet'in, Hasan'ın, Hüseyin'in, Ayşe Hanım'ın dükkânında raflarında bunlar. Bak, git vergi dairesine herkes vergi veriyor. Nereye karşılık? Kazancına karşılık. Yani o kazandığımızın karşılığında vergi veriyor vatandaş. Bugünkü parayla bu 2 trilyon. Sen peki bunun karşılığında bir tek kuruş para piyasaya sürüyor musun? El cevap hayır.
Peki, neyin sen insanısın, kime hizmet ediyorsun?
Peki, bunun karşılığında ne yaparak piyasada genişliği temin ediyorsunuz? Ha gayri safi milli hasılanın karşılığında yurt dışından sendikasyon adıyla kredi alıyorsunuz, faizli krediler, getirip hazinenize koyuyorsunuz. Onun karşılığında üç beş kuruşu da piyasaya sürüyorsunuz. Ve biz bu parayla piyasada geçinmeye çalışıyoruz.
Yani 2 trilyon paranın karşılığında parayı borç alarak değil bir kısmını borç alarak. Mesela 50 milyar dolar civarında bir parayı borç olarak getirip hazinemize koyuyoruz ve bunun karşılığında, o da tamamını değil, 15 milyarını 20 milyarını paraya çeviriyoruz. Bu parayla da piyasayı döndürmeye çalışıyoruz. Böyle piyasa dönmez. Bu dilenciliktir. Bize ait bir ekonomi sistemi asla olamaz.
Şimdi biz ne yapacağız? Biz kendi gelirimiz olan 2 trilyonun karşılığında parayı evvela 2 trilyonun basılması gereken piyasaya sürülmesi gereken paranın mahkemece kararını alacağız. Affedersiniz madenlerimizin kararını çıkartacağız. Türkiye'de kaç trilyon maden var? Atıyorum 3 katrilyon dolarlık. Biz sadece 50 trilyon dolarlık kısmının, atıyorum 15 vilayette 20 vilayette neyse tek tek madenlerin ismini sayarak orada tespit davası açacağız.
Bu tespit davasında bilirkişi raporları ile mahkeme kararını çıkartacağız. "Türkiye Cumhuriyeti şu vilayetlerinde şu şuşuşu madenler 50 trilyon dolar değerindedir" hükmünü verecek hâkim. Bunu biz hazineye koyacağız. Bu kararı Merkez Bankası'na bildireceğiz.Her yıl da 50 Trilyon doların, 2 trilyon dolarını Türk parasına çevireceğiz. Bugün atıyorum (dolar) 3 lira. 6 trilyon Türk lirasını piyasaya sokacağız. 2 trilyon da bizim yıllık kazancımız var. Etti 8 trilyon. 500 milyar da vatandaştan vergi alacağız. Vatandaşı vergi ile boğmayacağız. 500 milyar. Yani o günün şartlarında bizim 500 milyarımız vatandaşın ağzında bir sakız gibi çiğnenir, hiç bir şey değildir.
Artı rüzgâr enerjisinden, güneş enerjisinden, dalga enerjisinden, bu enerji kaynaklarından da 225 milyar Türk Lirası karşısında gelir temin edeceğiz. Böylece 8 Trilyon 725 Milyar değerinde bir girdiğimiz olacak.
Bunun karşılığında vereceğimiz para nedir? Vatandaşlık maaşı. Kaç paraydı? 5 bin Türk Lirası. Affedersiniz asgari ücret. Tabii kafamız ona şartlandığı için; asgari ücret 5.000 Türk lirası.
"Vay bunu nasıl vereceksin"
Vay ayağa kalktılar. Sen bunu nasıl vereceksin? Ne demek bunu ben nasıl vereceğim? Yani dünyada sanki bunu ilk defa biz vereceğiz. Ya! Batıda 5.000 Türk lirasının altında bir işçi yok ki, bir memur yok ki! Sen bunu nasıl veriyorsun bunun altında? 1.000 lira bile olmayan bir asgari ücret veriyor. Bununla ev geçindirilir mi? Kira verilir mi? Çocuk okutulur mu? Hasta bakılır mı?
Bunu düşüneceği yerde, "vay bunu nasıl vereceksin." Çalacak verecek değilsin ortada kaynakların var, sayıyoruz. Dün bunu inkâr edenler bugün bakıyorum; "Vay bu verilmez" diyenler 1.300 lira biz vereceğiz diyorlar, 1.400 lira vereceğiz, 1.500 vereceğiz, 1.800 lira vereceğiz.
Demek biz evvela bu partileri yetiştirmemiz eğitmemiz lazım. Ondan sonra da halka bunu mal etmemiz lazım. Vatandaşlarımız bunu iyi görsünler. Bu bir şey bilmeyen insanların peşinden gitmesinler.
Şimdi ben açık olarak net konuşuyorum. Hangi parti iktidar edersek edelim. Bu AK Partisi olsun, Cumhuriyet Halk Partisi olsun, Milliyetçi Hareket olsun, hangi parti olursa olsun. Bu partili arkadaşlarımıza değil 350 tane, 550 tane vekil verelim. Tek başına Türkiye'de iktidar olsunlar. Şerefime namusuma hiçbir şey yapamazlar.
Niye? Ellerinde bir program yok ki; bir proje yok ki. Benden çalacaklar yapacaklar. Ya taşıma su ile değirmen dönmez. 2002 deki parti programımı bugün Cumhuriyet Halk Partisi aldı konuşuyor.Kılıçdaroğlu’na sesleniyorum; senin hangi kaynağın var? Hangi kaynakla bunları vereceksin? Haydar Hoca bunları dedi ama, kaynağını ortaya koyarak dedi. Ha sen bunu yapman mümkün değil. Binaenaleyh şunu demek istiyorum: “Partilerimiz, mesela CHP yapabilir mi? Yapamaz. AK Parti 13 senedir yapabildi mi? Yapamadı. Milliyetçi Hareket Partisi zaten ilk 3 ayında bilemedin, 6 ayında lütfen gelin erken seçime gidelim diyecek.
Nereden çıkartıyorsun bunu? Hatırlarsanız 2001 yılında 1,5 yıl var seçim tarihine. Dedi "ya erken seçime gidelim." Şu andaki AK partisini başımıza getiren de Milliyetçi Hareket partisidir. Erken seçime gidildi. Türkiye bu noktaya geldi. Şimdi demek istediğim biz bunları veririz, ama diğer partiler asla da veremezler. Bu kaynakları zaten bilmiyorlar, hayata geçirmesi nasıl olacak? Haberleri yok. E şimdi biz bunlara 6 ay bir kurs verirsek, ders verirsek, yetişirler diyoruz.O zaman da bizim iktidar olmamız, bunlarda muhalefette bizi takip etmeleri lazım ki; öğrensinler. Dışarıdan da dinleyerek bu kuru sıkıyla olmaz, diyorum.
Her Türk vatandaşı Vatandaşlık Maaşı Alacak
Her Türk vatandaşı, zengini fakiri, ne bileyim okumuşu okumamışı, herkes alacak. Vatandaşların 80 milyon vatandaş, 1.000 Türk lirası karşılığında parasını alacak. Tabii çocuklar bunu 250 Türk lirası civarında, 18 yaşını aşmış insanlar da 1.000 Türk Lirası alacak.
Her Ev Hanımı Emekli Maaşı Alacak
Ayrıca biz ev hanımlarını özel bir statüde görüyoruz. Bunlar evinin işçisidir. Bu insanlarda işçi statüsüne kavuşturacağız, 1.500 Türk lirası maaş hak edecek noktaya getireceğiz, emekliye ayrılacağız, her ay 1.500 Türk lirası emekli maaşı alacak, her ev hanımı. Bir de asgari ücret olarak da 5 bin Türk lirası diyoruz.
Asıl Açılım Güneydoğu'da İş ve Aş İsteyen İnsanlara Bu İmkanları Sunmaktır
Şimdi bunların açılım dediği şey aslında keşmekeş bir ortamın Türkiye'ye mal edilmesi olmuştur. Açılım derken yani bağımsızlık, imtiyaz vereceğiz mânâsına gelen bir durum ortaya çıktı. Ve Güneydoğulu aslında vatandaş değil, Güneydoğu'nun rantı üzerinde hesabı olanlar “tamam" dediler, "biz iktidarın bu nimetlerinden istifade edelim.” demek suretiyle işin içine girdiler.
Biz hatırlarsanız o zaman açılım süreci hikayedir. Türkiye'de zaten terör diye bir problem yok. Yani Kürt vatandaşlarımızın isteyip de almadığı iddiasıyla ortaya koyduğu problem yok. Evet doğru, Güneydoğu'da çok ciddi mağduriyet var. Ama sadece oraya mahsus değil. Karadeniz’de de aynısı var. Ben Karadenizliyim. Karadeniz'in dağlarına git, köylerine git. Hala su gitmeyen, elektrik gitmeyin köyler var. Şimdi oradaki insanlar ne kadar mağdursa, Güneydoğulu da o kadar mağdurdur. Biz bunu derken bunların tamamının ihtiyaçlarına cevap verilmesinin tarafındayız. Kalkıp da bunu emsal tutarak yani bunu bahane ederek, önüne koyarak, toplumu karıştırmanın imtiyaz hakları vermenin hiçbir manası yok.
İktidar partisi bu imtiyazları vermeyi taahhüt etti, ortaya çıktı. Ve, "ben anaların gözyaşını dindireceğim, terörü durduracağım." Vatandaş da "yapabilirsen yap" dedi. Ve yaptı. Sonunda öyle bir durum oldu ki; beklediği oyları Güneydoğu bölgesinden alamadı. Güneydoğu'dan Kürt Partisi olan HADEP 80 tane vekil aldı, yüzde 13'le beraber. Milliyetçi Hareket Partisi de Türk milliyetçiliğini temsilen 80 tane vekil aldı. Şimdi gerek AK Partisi, gerekçe Milliyetçi Hareket Partisi gerildiler. Niye? Ya Kürt partisi nasıl olur da Kürtleri temsil eden parti 80 tane alır. Türkleri temsil eden 80 tane vekil alır.
Demek ki Türkiye'de Kürt ve Türk oranında eşitmiş, halk olarak. Bunun manası da budur. Allah'ın adaleti. Niye buna razı olmuyorsun? "Vay benim hakkım bundan fazlasıdır" bir curcuna. Bir de baktık Suruç’ta bir patlama. Çok enteresandır, HADEP’in Genel Başkanı dedi ki; "bu patlamayı kim yaptı?" araştıralım bulalım. Milliyetçi Hareket Partisi ayağa kalktı "yok ben seninle bu işte yokum." Ya bu "seninle bir hareket yapalım, bir parti organizasyonunda müşterek bir faaliyet yapalım" demiyor, "bu fail kimdir, bunu bulalım." "Ben yokum." İktidar partisi "ben de yokum" dedi. Ve soruşturma önergesi soruşturma yapmadan geri döndü. Ne oldu? O gün Suruç'ta ölen 32 vatandaşımızın katili bulunamadı. Buna sebep kim oldu? AK Partisi oldu, Milliyetçi Hareket Partisi oldu.
Ondan sonra sorumlu HADEP'i tutuyorlar. HADEP’in ne günahı var ya? "Ben" dedi, "bu failin bulunmasının yanındayım." Sen ne dedin? "Ben seninle iş yapmam."
"Ya seninle gel şu köprüyü yapalım, şu yolu yapalım, şu fabrikayı kuralım" demedi ki bu! " Şu olayı kim yaptı bunu bulalım, tek tek araştıralım bulalım." Bunu kabul etmedi.
Şimdi ben soruyorum, vatandaşlarıma soruyorum. Peki, bu olayı kim yaptı? Bunu HADEP’in yapması mümkün değil. Niye? Çünkü HADEP'in yapması için mağdur olması lazım. HADEP mağdur değil. 80 tane vekil çıkarmış, Kürt gençleri bu olayı tebrik etmek, kutlamak için de Suruç’ta toplandı. Kırka yakın Kürt genci toplandı 32 Kürt genci de orada maalesef öldürüldü; olayın sonucu bu.
Şimdi bunu HADEP’in yapması hiç mümkün değil, PKK'nın yapması hiç mümkün değil. Yani adam kendi kolunu keser mi?
Peki bunu kim yaptı? Bence Milliyetçi Hareket Partisi "evet" deyip işin içine girseydi faili bulsalardı; o zaman belki bugün Milliyetçi Hareket Partisi doruk noktada birinci parti olarak halk tarafından tensip görürdü. AK Partisi de öyle.
Bana sorarsan vicdani olarak "Soruşturma niçin istenmedi?" sorusunu sorarım, o şekilde failleri ararım. Bunu diyorum.
İki, dahası var. Geliyorsun Ankara'da yine bir patlama oluyor. Ölen de yine Kürt vatandaşları, yüzde sekseni. Bunun niye failini bulmuyorsunuz? "İşte bulduk" diyor, "şuradan bomba taşıyan kadın gelmiş. Şu gelmiş bu gelmiş."
Ya hikâyeyi bırak. Sen bu hadiseye niye mani olmadın? Sen bir araştırmacı ilim adamı değilsin ki; hadiseyi inceliyorsunuz, sonradan diyorsun ki; "bu böyle oldu, bu böyle oldu." Sen siyasetçisin, idarecisin, idare eden adam hadiseler ortaya çıkmadan faillerini tek tek bulur, olaya mani olur. Sen buna mani olamadın.
Kısaca demek istiyorum, ortada suiistimal edilen duygular var. Kullanılan insanlar var. Bugün bu insanlar kullanılmamalı, insanlar kendisini kullandırmamalı. Ve de herkes dosdoğru emredildiği gibi olmalı. Olursa, benim görebildiğim kadarıyla bu olayların önüne geçilebilir.
Ama her şeyden evvel bunu istemesi gereken Türk halkıdır. Türk halkı çok enteresan bir duyguya sahip; takım tutuyor. "Ben" diyor "Fenerbahçeliyim," "ben Galatasaraylıyım, ben Trabzonsporluyum." Tamam da milli takım var ortada bir tane bu milli takımı yok tutmaz. Ortada Fenerbahçe var, Galatasaray var, bu hale geldi halk. Halkın bu gidişatı, bu anlayışı felaketten başka bir şey doğurmaz.
Türk halkı takım tutar gibi siyasi parti destekliyor
Hatırlarsanız 7 Haziran seçimin hemen ardından Türkiye çok ciddi bir karanlık döneme girdi; ondan sonra da ikinci konuşmamda Zifiri Karanlık bir döneme girdi. Hayal görmüyoruz ki; olanları yaşıyoruz ve anlatıyoruz. Sana ben ne dediysem; beni dinlemedin. E şimdi neye göre icraatta bulunuyorsun, neye göre kararda bulanacaksın? Vatandaşlarım eğer bizi tekrar dinlemezse, tekrar kendi bildiğini okursa; Vallahi akıbetlerinin ben hayır olacağını zannetmiyorum. Ve burda iddialıyım. Benim iddialı olduğum konularda 2 çarpı 2 eşittir 4 ettiği gibi hakikattir.
Ben nefsim adına değil, milletim adına konuşuyorum
Ben nefsim adına değil, milletim adına konuşuyorum. Eğer biz bu iktidarı siyaseti böyle herhangi bir servete atılır gibi talep etseydik; 95 yılında bize bunu getirenleri elimizin tersiyle yitmezdik. Biz dedik milletin iradesiyle olsun, ha millet seçmedi, istemedi kendi bilir. Burada faydası olacak olan millettir. Ben hizmet edeceğim için kazanacağım.
Yanlış anlama ben bundan bir ikbal beklemiyorum, bir istikbal beklemiyorum. Biz hizmet edersek kazanırız, bunun için buradayız. Ha vermedi Vallahi “lekümdinikumveliyedin” (Kafirun /6) “Senin dinin sana benimki bana”
Hiç beni ırgalamaz. Sonunda kendisi mağdur olacak. Ama ben şimdi milletime buradan sesleniyorum:
“Sakın ha yanlış yapma! Seni kurtaracak olan bir irade var, bu işi bilen tek adam var. Ya dünya beni dinliyor, benim dediklerimi yapıyor. Türk milleti bana sırtını dönüyor. Dönersen dön, sen bilirsin. Hayır,yok hocam beraberiz. Vallahi de ben seni taşırım billahi de. Birliği temin ederiz, beraberliği temin ederiz. Cebine asgari 5.000 Türk Lirası korum. Ev hanımlarına 1.500 Türk lirası maaş veririm. Her vatandaşıma 1.000 Türk Lirası maaş veririm. Bir elin yağda, bir elin balda hayat sürersin. İstiyorsan gel el ele verelim bu işi bitirelim diyorum. Daha ne diyebilirim ben.
Biz hizmet eden bir devlet anlayışına geçeceğiz
Bizim siyasilerimiz o kadar bencil insanlar ki; bunları anlamak hiç mümkün değil. Yani tek haneli sayıları yazmakta zorluk çeken kafaya malik olan adamlar; Türkiye'nin siyasetini yönetiyor.
Hiçbir problemi halledebilecek bir kabiliyetleri ve de güçleri maalesef yok. Türkiye batıyor, gelip demiyor; “Ya Hocam gel şu işi bize anlat.”
Bunu ben Türk milleti için yazdım. Rusya için Hindistan için Çin için yazmadım. Türk milleti için yazdım. Milletim için yazdım. Milletimin hayır duasını almak için yazdım. Millet bizi tercih etmiyor. E tabii onların seçtikleri hiç tercih etmiyor. Bunun ben size nesini anlatayım. Yani iki eli taş altına konulmuş bir insanın hareket kabiliyeti olabilir mi? Bize bugün Türkiye vatandaşlarının yaptığı iş bu; kendisi bilir.
Güneydoğu’da bir işsiz insan bırakmayacağım
Ama ben bu işi yaparım; Allah şahit, vallahi de yaparım, billahi de yaparım. Barışı elbette temin ederim. Barış, barış demekle olmaz. Nasıl mı?
İzah edeyim; şimdi Güneydoğu'daki vatandaşların dağa çıkmasının nedeni nedir? Karınları aç, işi yok, hasta oluyor gidiyor bakımı yok. Okuyacak eğitim imkânı yok. Ya bu adamın dağa çıkmaktan başka çaresi yok ki!
Ama başlangıçta böyle değil değildi, doğru. Yabancı güçler tahrik ettiler, devreye girdiler. Ama bugün gelinen nokta öyle değil. Bugün gelinen nokta hakikaten bir mağduriyet var. Ben ne yapacağım da onları ikna edeceğim?
Ben asgari ücret 5.000 Türk Lirası vereceğim. Ve bir işsiz insan Güneydoğu’da bırakmayacağım. Kadınına, erkeğine, gencine iş bulacağım. Okuma çağında olan herkesi okutacağım. Üniversitenin kapılarını ardına kadar açacağım. Hastalandı, onun sağlık hizmetlerini ayağına getireceğim. Veya sağlık hizmetlerine onu ben getireceğim. Tabii bu hizmet de ücretsiz olacak. Şimdi böyle bir hizmeti veriyorsun, karnını doyuruyorsun, sırtını giydiriyorsun. 5.000 lira ücret veriyorsun.
Şimdi bir babanın işi 5.000 lira, Anne 1.500 lira ev hanımı maaşı. Ne etti? 6.500 lira. O kardeşlerin bir tanesi de diyelim ki; küçüktür, 250 lira da o alıyor; 6. 750 lira.
7.750 lira bir ailenin evine para girecek; Güneydoğulu vatandaş dağa çıkar mı ya? O ana, o baba ona hakkını helal etmez. Neticede bunlar da insandır. O zaman ne diyecekler “bu devlet bizim babamız.”Biz Devleti baba olarak tanıyan bir gelenekten geliyoruz. Devlet baba olacak. Devamlı; askerliğe geldi, gel vatandaş; vergiye geldi, gel vatandaş; bir iş yapılacak, gel vatandaş; hizmete geldi, git devlet. Böyle bir şey olabilir mi ya? Bu anlayışı biz kaldıracağız.
Biz hizmet eden bir devlet anlayışına geçeceğiz. Ve her vatandaşımızın işi olacak, aşı olacak. Ve Allah'ın izniyle de bağımsız hür bir şekilde yaşama imkânına kavuşacak diyorum.
Diğer partilerin bu işi yapması mümkün değil
Bakın çok açık ve net konuşuyorum. AK Partisinin zaten bu işi yapması mümkün değil. Cumhuriyet Halk Partisi hiç mümkün değil. Az evvel söyledim. Ya Cumhuriyet Halk Partisi Atatürk'ü tanımıyor; Cumhuriyeti unutmuş. Seni beni tanır mı? Sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin şimdi ben onlara millet önünde ihtar ediyorum. "Diasporanın etkisinden çıksınlar; Milletin egemenliğe talip olsunlar." Atatürk'ün davası budur.
Artı Milliyetçi Hareket Partisi; Milliyetçi Hareket Partili kardeşlerim, ancak ve ancak Haydar Hocalarının yanında olurlarsa, milliyetlerini, görüşlerini ortaya koyabilirler ve Allah'ın izniyle istedikleri noktaya varabilirler.
Ne kaldı? Saadet Partisi. Saadet Partisi, temelden beri bir ayağı sakat olan bir partidir. Ben uygulamada bulunan yönetici arkadaşlara bir şey demiyorum. Ama bu sakatlığın giderilmesi için onların da Bağımsız Türkiye Partisi kadroları ile beraber olmaları, ne yapacaklarsa; gelip bize onu tamir ettirmeleri lazım, diyorum ve vatandaşlarımın tamamını Bağımsız Türkiye Partisi'ne oy vermek üzere, yarın sandık başına gitmelerini rica ediyorum.
Ha, yapmadılar. Tekrar ediyorum, yapmadılar; Türkiye'nin geleceği karanlık değil çok karanlık olacak; Allah muhafaza etsin. Allah milletimizi, devletimizi, geleceğimizi kötülüklerden muhafaza etsin. Geleceğimizi hayreylesin diyorum.
Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız