info@profdrhaydarbasenstitusu.org

BTP Tanıtım ve Katılım Şöleni - Malatya Kapalı Spor Salonu / 16 Haziran 2002
23/12/2025 SİYASET 24

    Neler Okuyacaksınız

Muhterem Genel Başkanım, çok sevgili Kurucu Genel Başkanım, Battal Gazi'nin torunları, sevgili Malatyalılar; hoş geldiniz. Hepinizi saygı, sevgi ve de muhabbetlerimle selamlarım. Bu akşam bir düğün gecesi Şeb-i Aruz, Mevlâna “aşığın maşuğuna kavuştuğu” gece diye bunu vasf ediyor. Yani ölümünü o şekilde vasf ediyor. Bizim de milletle buluşmamızın ve milletle beraber olmamızın Şeb-i Aruz'unu yazıyoruz. Hepiniz hoş geldiniz. Hepimize hayırlı olsun, kutlu olsun.

Bu Milletin Devletsiz, Devletin de Milletsiz Yaşaması Mümkün Değildir

Sevgili kardeşlerim Türk milleti insanlık ailesinin tarih boyu, en şerefli, en güzide, en seçilmiş ailesidir. Japon sınırlarından, Viyana kapılarına kadar; Orta Asya'dan, Anadolu'ya kadar arzın her köşesinde vatan tutmuş büyük bir millettir, bu millet. Sahip olduğu coğrafya dâhil olmak üzere, gittiği vatan toprakları olmak üzere, sadece kendi neslinin, kendi milletinin değil; bütün insanlığın can emniyetini, mal emniyetini, namus emniyetini, din ve vicdan emniyetini, vatan emniyetini doya doya insanlığa yaşatmış şerefli bir ailedir. Hepimiz o büyük ailenin müntesipleriyiz, birer erleriyiz. Hepinize hayırlı olsun. 
Sevgili kardeşlerim, bu milleti, bu yüce milleti yüceleştirip yok etmek isteyenler, uzun zamandan beri çok ciddi hesaplarla üzerimize gelmekte ve bizi tarih sahnesinden silmek istemektedirler. Ama bu milletin basireti, bu milletin gayreti, çalışması hiçbir zaman buna imkân vermemiştir, bundan sonra da vermeyecektir. Bu yüce milletin bir ferdi olarak ebediyete kadar büyümeye, yürümeye var mısınız? O zaman iyi bilelim ki bu milleti koruyacak, kollayacak, yasamasını, yürütmesini, yargısını devam ettirecek bir kuruma; yani devlete ihtiyacı vardır. Türkiye Cumhuriyeti devletine ihtiyacı vardır. Bu devletsiz bu millet, bu milletsiz bu devletin olması hiç ama hiç mümkün değildir. Bu devleti yüceltmeye, korumaya, kollamaya aziz Malatyalım var mısınız? 
Sevgili kardeşlerim, sevgili kardeşlerim bu devletin de hayatını devam ettirebilmesi için, mutlak surette onun üzerinde bir şemsiyenin; bir güçlü iradenin, izzetini, iffetini, haysiyetini, şerefini kollayacak bir gücün, bir iradenin, bir silahlı kuvvetin olması şarttır ve de esastır. Böyle bir kuvveti, böyle bir gücü hayata geçirmeye onu sadece arzın değil, kâinatın tepesine dikmeye; yani Türk ordusunu, kâinatın en güçlü ordusu yapmaya var mısınız? O zaman, o zaman yolunuz açık olsun, kazanız mübarek olsun.

Tek Yürek, Tek Bilek Oldukça Bu Milletin Bileğini Kimse Bükemeyecek

Sevgili kardeşlerim, beni iyi dinleyin, iyi anlamaya çalışalım birbirimizi. Çok büyük oyunlar var. Öyle hendesi hesaplarla bizi birbirimize düşürmek istiyorlar ki, “ona dinsiz, buna imansız” şu veya bu şekilde iftira, dedikoduyla aramızı açmak istiyorlar. Birbirimize düşürmek istiyorlar. Böylece bu manzara içimizde fitneyi zuhur ettiriyor. Başkalarının yani dış güçlerin işine maalesef yaramaktan başka bir işe yaramıyor. Bu hale bizi getiriyorlar. Sevgili kardeşlerim, iyi bilesiniz ki biz bir oldukça, beraber oldukça, tek yürek, tek bilek oldukça arzda bu milletin bileğini bükecek ikinci bir millet, ikinci bir devlet ortaya çıkamayacaktır. O bakımdan bizler, o bakımdan bizler kardeşlerim şovenist değil, Türk milliyetçisiyiz. Bunu derken bizimle beraber asırlar boyu binlerce yıl bir arada yaşayan Kürt kardeşim, Laz kardeşim, Çerkez kardeşim, Arap kardeşim, Boşnak kardeşim var. Biz iç içe beraber olduk, bir bilek, bir yürek olduk. Örfümüz bir, âdetimiz bir, geleneğimiz bir, dinimiz bir, dilimiz bir olduk. Kardeşlerim bu bir bünyedir, bunu ayırmak mümkün değildir; etle kemiktir. Şimdi bu hainler, bu gafiller, etle kemiği birbirinden ayırıp düşman etmek istiyorlar. Var mısınız bunların hesaplarını boşa çıkarmaya? Var mısınız? Hayırlı olsun, uğurlu olsun. Kardeşlerim, kardeşlerim iyi bilin ki bizim tarihimiz, bizim örfümüz, bizim geleneğimiz, bizim adetlerimiz, bizim maneviyatımız ve bizim dinimiz bizleri vallahi de kardeş yapmıştır, billahi de kardeş yapmıştır. Bu millet kardeştir, bu milleti ayırmaya teşebbüs edenler namussuz ve de şerefsizim kalleştir. Türk milleti işte böyle azametli, görkemli bir millettir. O, kardeşlerim o, başı arşta, koskocaman kâinatı kuşatacak bir imana, bir maneviyata, bir sevdaya sahiptir.


Avrupa Birliğinin Asıl Amacı Bu Milleti ve Vatanı Parçalamaktır

Sevgili kardeşlerim, bakınız isterseniz şöyle Avrupa Birliği'ne bir nazar edelim. Nedir bu Avrupa Birliği? Avrupa Birliği bu güzel vatanı parçalamak, bölmek, yok etmektir. Bunu çok iyi bilelim, çok iyi görelim. Bazı kardeşlerimiz, “Avrupa'da çok dinlilik vardır, biz onun için Avrupa Birliği'ni istiyoruz” diyorlar. Soruyorum, lütfen cevap verelim. Avrupa Birliği'nde olan devlet; Almanya var mı? İngiltere var mı? Fransa var mı? İtalya var mı? Hollanda var mı? Var oğlu var. Şimdi ikinci sorum, Almanların dini nedir? Fransa'nın dini nedir? İngiliz'in dini nedir? Hollanda'nın dini nedir? O halde, o halde bize “çok dinlilik vardır” diyenler yalan konuşuyorlar, yalan konuşuyorlar. Avrupa barbar gibi, buz gibi, haçlıdır, Hristiyan’dır. Avrupa'ya gidecekmiş beyefendi Avrupa vatandaşı olacakmış, hürriyeti olacakmış, dinini yaşayacakmış. 
“Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
 Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.”
 Kardeşlerim, kardeşlerim Avrupa'da öyle hürriyet mürriyet yok. Sizi kandırıyorlar, vallahi de yalan konuşuyorlar, billahi de yalan konuşuyorlar. Benim çok hatıram var Avrupa'da, isterseniz 1-2 sini nakledeyim. 1976 senesinde Hollanda'da, Arnhem'deyim. Bir camiye, mescide girdik. Mescidin yarısı yerin altında, yarısı yerin üstünde. Dedim ki: “Buraya gelmişken bir ezan okuyayım, penceresini açayım, ezan sesini dışarıya verelim.” Meğer caminin yanında, mescidin yanında bir tane kilise var. Açtık mescidin penceresini, ezan okuduk. Bir de baktım ki kilise duvarı, “Elhamdülillah” dedim, kilisenin duvarı bugün iman etti. Ne görürsünüz sevgili kardeşlerim, ne görürsünüz. Hollanda, Hollanda hürriyetin, Arnhem hürriyetin yaşandığı, iddia edilen şehir. Namazı kıldık, dışarıya çıktık. Baktım ki bir ekip, polis ekibi geldi. Arkadaşla bir şeyler konuşuyor. “Ne konuşuyorsunuz” dedim. “Hocam siz ezan okudunuz ya…” “Evet” dedim. “Ha o dışarıya verildi o ses, ona müdahale ediyor. Niçin bu ezan sesini dışarıya verdiniz” diyor. “De ki” dedim, “bu arkadaş Türkiye'den misafir geldi, buranın hukukunu bilmiyor, kusura bakmasın” dedim. “Ben de onu söylüyorum” dedi. Şimdi benim bir ezanıma müsaade etmeyen, nasıl olur da dinime müsaade eder? 
Sevgili kardeşlerim, Malatyalım siz aziz insanlarsınız. Gönlü açık, bahtı açık insanlarsınız. ‘Leb’ demeden, ‘leblebi’yi anlarsınız. Vallahi de, billahi de doğruyu hem de çok doğruyu konuşuyorum. Avrupa'da dini hürriyeti yok. Giriyorlar lokallere, giriyorlar camilere. Konuşulan şey Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin aleyhinde olan sözler ve de kurumlarının aleyhinde olan sözlerdir. Çıkıyor dışarı diyor ki: “Bizde” diyor, “burada din hürriyeti var.” “Peki, ne konuştun?” Türk Devleti'nin aleyhinde konuştun. Türkiye'de bulunan kurumların aleyhinde konuştun. Hadi sana “erkek” diyorum. Almanya'da 5 dakika Almanya'nın aleyhinde konuş ciğerini sökerler senin. Yani orada olan hürriyet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin aleyhinde konuşmak, milletinin aleyhinde konuşmaktır. Vallahi de bu budur, billahi de budur. Bunu böyle bilesiniz.

Bir Bilek, Bir Yürek Olup Kale Gibi Olacağız

Bir cami açılışına gitmiştim. O kadar enteresan bir tabloyla karşılaştım ki, bakınız benim bayrağım öyle sıradan bayrak değil. Onun kırmızı rengi benim dedemin kanının rengidir. Onun üstündeki yıldız Peygamber ruhaniyetidir. Ve ondaki hilal, tevhidin temsilcisidir. Bu milletin bayrağı budur. İşte ben bu bayrağa, bu manayı taşıdığı için aşığım. Ve orada sordum, cami açılış merasiminde. Ben burada, “burası Türk cemaatinin bir yeri olmasına, camisi olmasına rağmen idare odanızda niçin bir bayrak yok? Acaba size müsaade etmiyorlar mı?” Cevaben denildi ki: “Hocam müsaade etmesine ediyorlar ama bir bayrak takarsak buranın istihbaratı gece gündüz bizim anamızı ağlar, anamızı… Manevi bir baskı kuruyorlar.” Şimdi bu baskının olduğu dünyada sen bana yutturacak ve diyeceksin ki: “Hürriyet var.” Hadi oradan be, yalan konuşuyorsun. Hürriyet benim dünyamda var, benim ülkemde var. Bak isterseniz onların bulunduğu bölgeye gidin. İstedikleri gibi, istedikleri zaman çanlarını istediği şekilde çalıyorlar. Hiç kimsede onlara müdahale etmiyorlar. Şimdi söyleyin Avrupa'da mı hürriyet var? Burada mı hürriyet var?
 Ve kardeşlerim ve kardeşlerim ikinci büyük iftira, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin müntesiplerine dil uzatıyorlar. “Dinsiz” diyorlar. Vallahi bu da yalan, bu da dolan, bu da büyük bir iftiradır. Edip Paşa'mızın sözüyle konuşuyorum. Onları müdafaa bana düşmedi ama bu vatanın bir evladı olarak doğruyu tespit edip, hakkı göstermek benim de vazifemdir. Bakınız ne söyledi, Yozgat da ne söyledi Edip Paşa'mız: “Ben Hacı İsmail Efendi'nin torunuyum. Ben dindarım, arkadaşlarım da dindardır. Türk Silahlı Kuvvetleri bu milletin başının örtüsüne kesinlikle karşı değildir.” “Ama, Ama, Ama başörtüsü gerekçesiyle birtakım kisvelere bürünüp, memleketi, milleti ve devleti zafiyete uğratanlara bu ordu karşıdır” dedi. Ben de karşıyım, siz de karşısınız. Onun için Bağımsız Türkiye Partisi'ne gönül veren kardeşlerim sonuna kadar dindarsınız. Merak etmeyin ve de korkmayın. 
İki, biz dindarız ama fundamentalist değiliz. Devletimizi, milletimizi, vatanımızı severiz. Gerekirse canımızı seve seve bu uğurda veririz. Sevgili kardeşlerim sevgili kardeşlerim milletin barışa ihtiyacı var. Sivil, asker; bir bilek, bir yürek olacak. Devlet, millet; bir bilek, bir yürek olacak. Millet, bir bilek, bir yürek olacak. Kale olacağız, kale. 

Vergisiz Bir Dünya Kuracağız, Çünkü Bu Devletin Adı “Devlet Babadır”

Şimdi, şimdi isterseniz size şu halledemedikleri ve etmesinin de mümkün olmadığı ekonomiden, iktisattan birkaç satır bahsedeyim. Bu hükümet kurulduğu zaman dediler ki: “Enflasyonu aşağı çekeceğiz.” Aydınlarımız, bürokratımız, profesörlerimiz yani akademisyenlerimiz hatta sendika müntesiplerimiz, “biz her türlü fedakârlığa varız ve mutlaka bu enflasyon bu programla aşağı düşecek” hatırlarsanız demişlerdi. Bir tek ses yükseldi. Programlarına baktım, baktım ki program para oyunlarıyla dolu. “Hayır” dedim. “Bu programla enflasyon aşağı düşmez.” Enflasyonu maalesef çok samimi olarak konuşuyorum, bu arkadaşlarımız bilmiyor. Şimdi ben size enflasyon nedir? Bunu anlatacağım. Göreceksiniz ki hakikaten bunlar enflasyon, menflasyon hepsi hava, hiçbir şey bildikleri yok. Neden? Enflasyonun aşağı düşmesi için bir defa Türkiye'deki enflasyon, ne enflasyonu bu? Talep enflasyonu mu? Maliyet enflasyonu mu? Eğer “talep enflasyonu” derseniz milletin başını belaya koyarsınız. İşte bunu yaptılar. “Talep enflasyonu” dediler. Milletin başı beladan kurtulmuyor. Her gün zam üstüne zam. Hâlbuki bugün ülkede olan enflasyon maliyetten kaynaklanan enflasyondur. Nedir buna sebep? Maliye vergileridir. İki, sigorta vergileridir. Üç, ham madde giderleridir. Dört, enerji giderleridir. Sevgili kardeşlerim eğer tacirimiz, üreticimiz kredi alıyorsa, faiz giderleridir. Bunları üst üste koyuyorsunuz ve malınızın üzerine yansıtıyorsunuz. Bütün bunlar pahalıya mal olduğu için maliyet de pahalıya mal oluyor. Böylece enflasyon aşağıya düşmesi mümkün olmayan bir ejderha olarak karşımıza çıkıyor. Kardeşlerim biz bunu dedik, anlattık. Bunun üzerine IMF heyeti geldi dedi ki: “Yahu” dedi, “biz bu enflasyonu yanlış söyledik. Bu talepten kaynaklanmıyor, maliyetten kaynaklanıyor.” Ama o gün nasıl talep enflasyonunu aşağı düşürmek için aldıkları tedbirler piyasadan parayı çekme üzerine bina etmiş ise; yani talebi azalmak üzerine bina etmek ise, o günden bugüne aynı tedbirlere, aynı yola devam ediyorlar. Bu gidişle bunlar ülkeyi batırmaktan başka işe yaramazlar. Yani IMF'nin yaptığı iş milletin damarlarındaki kanı çekip almaktır. Milletimizi ölüme mahkûm etmektir. Şimdi var mısınız bunlara toptan “hayır” demeye? Merak etmeyin o zaman. Yeminle konuşuyorum, enflasyon aşağıya düşecektir. Hem öyle düşecek ki bir daha kalkmaya imkân ve ihtimali olmayacaktır. “Peki, hocam ne yapacaksın? Ne yapacaksın?” Yüz milyarın altında geliri olan kardeşlerimizden vergi almayacağız. İşçi kardeşlerimizden vergi almayacağız. Memur kardeşlerimizden vergi almayacağız. Vergisiz bir dünya…  “Hocam işin içinden nasıl çıkacaksın?” Benim devletimin adı “devlet babadır.” Onların hayalleri buna ermezler. Kardeşlerim, kardeşlerim, iktisadi projelerimizi sizlere arz ettiğimizden bugüne kadar akademisyenlerini almışlar, onlarcasını, yüzlercesini. Yahu bakın bakalım bu adam ne diyor? Zor, şer güya bizde bir yanlış bir hata bulacaklar. Baktılar ki milimi milimine doğru. Ondan sonra başladılar kıyından, köşesinden, ortasından, aşağısından, yukarısından çalmaya. Ama çalıyorlar ama işin ruhunu bilmediği için yanlış üstüne yanlış yapıyorlar. Sevgili kardeşlerim bu proje bize ait. Ben bu projeyle onların elini öptüğü Avrupa'ya, onların elini öptüğü Amerika'ya, bu milletin elini öptüreceğim var mısınız? 

Bir Tek Kuruş Vergi de Faiz de Almayacağız

Sevgili kardeşlerim, sevgili kardeşlerim, bakınız “vergi” diyoruz. Bugün memur kardeşlerimiz hakikaten geçiminden aciz. Artık bundan sonra bir tek kuruş vergi yok. İşçiye vergi yok, esnafa vergi yok, çiftçiye vergi yok. Çiftçi kardeşlerim, tarımla uğraşan kardeşlerim iyi bilin ki bundan sonra üretiminizi devlet garantisiyle satacaksınız. Henüz daha bağınıza, bahçenize tohumunuzu atmadan devletin kapısını çalacaksın. “Devlet baba ben şu kadar üretim yapacağım. Bağımı, bahçemi ekmem biçmem için bana yirmi milyarlık kredi vereceksin. Bunun sonunda ben tohum alacağım, gübre alacağım, işçiye vereceğim ve elli milyarlık kazancım olacak. Ondan sonra da sana borcumu vereceğim” diyecek ve devlet baba da, “al evladım bu yirmi milyar sana avanstır.   Hayırlı kullan, tohumunu al, gübreni al, bağını bahçeni ek, biç, getir” diyecek. Bunu yapacak var mısınız? Ve bunu yaparken de, bu avansı verirken bir tek kuruş faiz almayacağız. Aynı zamanda vergi almayacağız. Kardeşimizin kazancı kat ve kat artacak. Yiyeceksiniz, içeceksiniz, giyeceksiniz, kuşanacaksınız ve de “Haydar hocam Allah senden razı olsun” diyeceksiniz. Kardeşlerim konuşacak çok şeyimiz var ama şimdi ben konferans serisi yapacağım, çıkacağım. O zaman sizlere bunu saatlerce anlatacağım. O bakımdan böyle satır başlarına dokunuyorum. 

Bu Milleti Vergi Yükünden Kurtaracağız

Bakın iktisadın bir kuralından size bahsedeceğim. Ne büyük oyunlar oynanıyor. Bu oyunları oynayan bu insanlara dua edin. Allah bunları hayırlı yola nasip etsin de bu milleti bu zilletten, bu felaketten kurtarsın. Sevgili kardeşlerim ekonomide esastır. Bir milletin milli gelirinin %30’u piyasada para olarak dolaşır. Buna eskilerin tabiriyle, tedavülde %30’u; yani milli gelirinin %30’u para olarak dolaşması lazım ki, o millet gelecek yıl aynı geliri elde edebilsin veya daha fazlasını elde edebilsin. Aksi takdirde bir yıl sonra geriye gider, daha geriye gider, daha geriye gider; dördüncü, beşinci yılda ekonomisi dibe vurur. İşte biz bu kaderi yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Sevgili kardeşlerim, bakınız bu gelir Almanya'da %30’dur. Yani milli gelirin %30’u piyasada para olarak dolaşır. İngiltere'de %30’u iç piyasada para olarak dolaşır. Fransa'da iç piyasada %30 para olarak dolaşır. İtalya'da %30 para olarak dolaşır. Amerika'da %30 para olarak dolaşır. Hatta milli gelirinin %100’ü dünyada para olarak dolaşır. Kimin? Amerika'nın. Yani Amerika'nın parası benim emeğimin, benim üretiminin karşılığı oluyor. Para ne demektir biliyor musunuz? Para emek ve üretimin karşılığı demektir. İşte sen parayı Türk parasını piyasadan çekersen, döviz onun yerine gider. Türk parasına “marş marş, geriye dön, git” dersin. Ve bugün bu yapılıyor maalesef. Şimdi kardeşlerim bizde bu milli gelirin yüzde kaçı piyasada dolaşıyor biliyor musunuz? %2’si dolaşıyor. %28 piyasanın paraya ihtiyacı var. O zaman sendikasyon kredileriyle biz bunu dış dünyadan alıyoruz bankalar kanalıyla. Ve bankalarda devlete bunu %8 faizle satıyor. Faizle satan bankalar şu andaki sistemden çok razıdır. Sayın Koç niçin razıdır biliyor musunuz? Çünkü %4’e, %3’e üçe aldığı parayı; %8’e devlete satıyor, 8’e. Neden Sabancı holding razıdır biliyor musunuz? %3’e aldığı, satın aldığı sendikasyon kredisini, %8’e devlete satıyor. Yani bir enayi buldular, sırtına bindiler, vurup vurup duruyorlar. Kardeşlerim elbette razı olurlar. Ama millete gelince millet fakru zaruret içerisinde. Bu açıkları kapatabilmek için devlet kimden para alacak? Senden alacak, benden alacak. İşte bu borçların verilmesi için vergi salınıyor. Her gün vergi üstüne vergi. Bu mantıkla vergiden milletin kurtulması mümkün değil. Şimdi var mısınız bu vergileri sıfıra indirmeye? Var mısınız? O zaman hiç korkmayın. Vallahi de bunu yaparız, billahi de yaparız. Bu ilmin anahtarı bende. Hiç merak etmeyin. Tekrar ediyorum; onların elini öptüğü Avrupa, elini öptüğü Amerika, benim emisyon görüşüme, benim dar bölge sanayi görüşüme, benim para görüşüme, altın madalyaları verdi, elimi öptü. Sizin de elinizi öptüreceğim. 
Sevgili kardeşlerim, dedik ya “âşık maşukuna kavuştu” öyle bir gece yaşıyoruz. Ama dilerseniz bunu konferansla devam ettirelim. Şimdilik buna son diyelim. Bağımsız Türkiye Partisi'ni iktidara taşımaya var mısınız? O halde bir söz istiyorum. Gece gündüz, 24 saat kapı kapı dolaşacağız, kardeşlerimizi Bağımsız Türkiye Partisi'ne üye edeceğiz. Var mısınız? İkinci şartım, ikinci şartım 24 saat ülkemizi kalkındırmak için gece ve gündüz uyumadan gayret edeceğiz. Bağımsız Türkiye Partisi döneminde çalışacağız, çalışacağız. Milletimizi yücelteceğiz. 2 yılda Avrupa'yı, 3 yılda Amerika Birleşik Devletleri'ni, 4 yılda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kâinatın doruk noktasına çekeceğiz. Var mısınız? Yolunuz açık olsun. Kazanız mübarek olsun. Geceniz hayırlı olsun. Allah'a emanet olun. 
 

Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir