Neler Okuyacaksınız
Şehit Kamil'in, Şahin Bey'in, Karayılan'ın on binlerce şühedanın evlatları Gaziantep'in gazi evlatları, hepiniz bu şölene hoş geldiniz. Bu gece hepimiz bir bayram yaşıyoruz. İktidar partisi olmanın müjdesini verdiniz. “Geliyorsunuz, iktidar olacaksınız, bundan kuşkunuz olmasın” diyorsunuz. Şimdi bu büyük müjde elbette ki bizleri bülbüller gibi öttürecek, sizler de o bülbülün nağmelerini , lahuti nağmelerini sabahın seher vaktinde o güzel sesleriyle beraber dinleyeceksiniz. Yeni gelenler, aileye Bağımsız Türkiye ailesine katılanlar hoş geldiniz. Rozetlerini taktıklarımız, takamadıklarımız hepiniz hoş geldiniz.
Asıl Mesele İnsan Meselesidir
Ülkemizin bugün içtimai, iktisadi, hukuki, ahlaki, siyasi ve sosyal birçok problemleri var. Bunun şuurunda ve de inancındayız. Ama ne yazık ki asıl mesele, asıl dava insan meselemiz. Maalesef insanımızı kaybetme durumuna geldik. Düşünebiliyor musun? Kendi memleketinde kendi öz vatanında “Hayır ben bu işi yapamam. Gelsin Amerika beni idare etsin. Gelsin Avrupa Birliği bana yardım etsin.” Kendi acizliğini, kendi adeta zilletini bütün dünyaya haykırıyor. Bu çöküş değil de nedir? Bu yok oluş değil de nedir? İşte Bağımsız Türkiye Partisi, Bağımsız Türkiye'nin neferi ve sesi olarak “Hayır, hayır; Biz büyük bir milletiz.” Hem öyle büyük bir milletiz ki tarihte, yeminle konuşuyorum, bu millet kadar büyük, adaletli, faziletli, iffetli ve haysiyetli bir nesil gelmemiştir. Gelmeye de muktedir olmayacaktır.
Muhterem kardeşlerim biz Japon sınırlarından, Viyana kapılarına kadar at koştururken, bütün insanlığın can emniyetini, mal emniyetini, namus emniyetini, din ve vicdan emniyetini, vatan emniyetini sonuna kadar insanlığa yaşatmış ve tattırmış büyük bir milletiz. Bugün şayet dünyada “can emniyeti yoksa, mal emniyeti yoksa, namus emniyeti yoksa, din ve vicdan emniyeti yoksa; Japon sınırlarından, Viyana kapılarına kadar at koşturan bu milletin silahlı kuvvetleri demek ki devre de yok” demektir. O bakımdan bizim silahlı kuvvetlerimiz, ordumuz dünyanın en güçlü ordusu olması lazım. Siz dünyanın en güçlü milleti değil misiniz? O halde güçlü devletinizin olması lazım. Güçlü devletinizin olabilmesi için de mutlaka güçlü bir ordunuzun olması lazım. Bu ordunun vücut bulması için çalışmaya, didinmeye Bağımsız Türkiye Partisi'ni iktidar etmeye hazır mısınız? O halde mesele yok, mesele yok. Bayram başladı. İla nihayet devam edecek. Bir gün, bir yıl, binlerce yıl devam edecek. Muhterem arkadaşlarım bakınız halimiz adeta nereye döndü? Merhum Atatürk 6 Mart 1922’de ne söylüyor? “Bu düşüşün çıkış noktası korku ile acz ile başlamıştır. Türkiye'nin fikir adamları adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki: “Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza da ihtimal yoktur.” Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe etmeyen Avrupalılara kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. Onlar bizi idare etsin” diyorlardı. 6 Mart 1922: Merhum Atatürk o günün aydınını, bürokratını, siyasisini anlatıyor. Allah aşkına söyleyin bugünkü aydınımız, bürokrasimiz, siyasetçimiz bu hale gelmedi mi? O halde onları uyandırmak, kendine getirmek vazifesi kimin? Mübarek olsun.
Biz Menfaatlerimize Aykırı Olduğu İçin Avrupa Birliği'ne Karşıyız
“İnsanımızı kaybettik” dedik, onu kendi yararına, milletinin yararına, devletinin yararına, insanlığının yararına kazanmak mecburiyetindeyiz. Ancak bundan sonradır ki onu mesleki bilgilerle donatacağız. Mesleki bilgileri ona yükleyeceğiz. Ondan sonra Bağımsız Türkiye'nin her kulvarda, her yönde ilerlemesini vücuda hep beraber getireceğiz. O bakımdan diyoruz ki: “Bağımsız Türkiye Partisi'nin iktidarı döneminde milli maarifimiz yani; eğitimimiz, kendisini bilen, kendisini tanıyan, kendisiyle çatışma halinde olmayan, kendine hürmet eden, mazisine yani tarihine sahip çıkan nesilleri yetiştirecek adımları atacak ve projeleri geliştirecektir.” Bunda kimsenin kuşkusu olmasın.
Sevgili kardeşlerim bize diyorlar ki: “Niçin Avrupa Birliği'ne karşısınız?” Biz hamasi duygular gereği olarak Avrupa Birliği'ne karşı değiliz. Kendi menfaatlerimize aykırı olduğu için Avrupa Birliği'ne karşıyız. Avrupa Birliği bir medeniyet birliğidir. Biz diyoruz ki: “Bu medeniyetin parçası kesinlikle Türk milleti olamaz. Zira onların medeniyeti teslis akidesinin üzerine bina edilmiş, bizim medeniyetimiz ise tevhit akidesinin üzerine bina edilmiştir.” Onun için dikkat edin bakın. Onun için ne diyorlar? Onun için ne diyorlar? “Sizi biz Avrupa Birliği'ne alırız ama bu günlerde üç beş gün oldu Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği sizin bu birliğe girebilmeniz için ya Ayasofya'yı açmanız lazım, kilise yapmanız lazım” diyor. “Fatih'in kemiklerini sızlatmanız lazım” diyor. Buna siz “evet” diyor musunuz? İşte ben, ben de bunun için “hayır, Avrupa Birliği'ne hayır” diyorum. Sevgili kardeşlerim daha bakın Avrupa Parlamentosu karar alıyor. Diyor ki: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti mazisine sahip çıkması lazım. Osmanlı 1914 yılından sonra Ermeni soykırımı yapmıştır. Bunu kabul etmesi lazım. Şayet bunu kabul ederseniz biz sizi Avrupa Birliği'ne alırız,” yani dayatıyor. Güya Türkler kalkmış Ermenileri soykırıma tabi tutmuş. Kardeşlerim bu yalan iddiayı siz kabul ediyor musunuz? Bu kadar koca yalanı kabul etmek için deli olmak lazım. Hem de öyle bir deli ki adeta Merih’te bir tımarhane olsa, ıslah olmak için insanı oraya sürmek gerekir. Tekrar ediyorum ve diyorum ki kardeşlerim biz dünyada hiçbir sınıfa, hiçbir zümreye, hiçbir millete zulmetmedik. Vallahi de etmedik, billahi de etmedik. Şahidimiz Balkanlar, gidip Balkanlara bakın. “Boşnak sen kimsin?” “Ben Türk'üm” diyor. Müslüman olmuş Sırp’a soruyorsun. “Sen kimsin?” “Ben Türk oğlu Türk'üm” diyor. Dünyada o topraklardan, olduğu topraklardan, coğrafyadan ayrıldıktan sonra “ben o milletlerim” diyen bir başka millet var mı? İşte ben de onun için “Türk oğlu Türk'üm” diyorum muhterem arkadaşlarım.
Bu Millet Kardeştir, Onu Bölmeye Teşebbüs Edenler Kalleştir!
Biz Antep'te, biz Antep'te Fransız işgaline karşı koyarken yanımda kim vardı biliyor musunuz? Kürt İsmail, Çerkez Osman, Türk Ahmet vardı, Arap Ali vardı, Arap Ali. Onunla ben bir milletim. Benim örfüm, benim âdetim, benim geleneğim; onun âdeti, onun örfü, onun geleneğidir. Ayrı gayrımız yok. Biz, muhterem kardeşlerim; zengin bir millet olarak, mozaiğimizin zengin olmasını bu kültür mirasının zenginliğine bağlıyoruz. Bunlar hiçbir zaman ayrılık unsuru olamaz. Her şeyimiz bir olan bu milleti bugün bölmeye, parçalamaya kalktılar. “Buna razı mısınız?” Biz de onun için bunlara karşı duruyoruz. Sevgili kardeşlerim bakın şu anda bir Kürt köyüne gidelim. Şu saatte bir Kürt kardeşimizin evine gidelim. Şurada kardeşlerimizin duygusu, düşüncesi, niyeti ve maksadı ne ise onun ki de aynıdır. Hiç fark yoktur. O bakımdan diyoruz ki: “Bu millet kardeştir, onu bölmeye teşebbüs edenler, kalleştir.” Evet, bizim kimliğimiz, Türk kültürü şemsiyedir. Bu şemsiyenin altında Laz'ı var, Boşnak’ı var, Arap’ı var, Çerkez’i var, Sırplısı var. Herkes var, var oğlu var. Ama o şemsiye bizim özümüz, aslımız değil mi? Muhterem kardeşlerim işte bu asıldan bizi ayırarak, paramparça etmek istiyorlar. Ondan sonra da lokma lokma yutarak yok etmeye çalışıyorlar. Hatırlar iseniz Hicaz bölgesinde bu oyunu oynadılar. Hicaz bölgesinde tasarruf eden dedelerimizi o mülkten, o beldeden çıkartmak için çok oyunlar oynadılar. On binlerce misyoner gönderdiler. Arap kardeşlerimizi aldattılar. Maalesef onlar da İngilizlerin ağzına baktı, bizi arkadan hançerlediler. Ve Hicaz bölgesi bizim tasarrufumuzdan çıktı. Bugün, o günden bu tarafa, o günden bu ana kadar o memleketlerin hiçbirinde huzur kalmamıştır, saadet kalmamıştır, mutluluk kalmamıştır. Irak'ın halini görüyor musunuz? Lübnan'ın halini görüyor musunuz? Filistin'in halini görüyor musunuz? Libya'nın halini görüyor musunuz? Bu kadar zengin kaynaklara sahip olmalarına rağmen ihanetlerinin bedeli olarak Allah iki yakalarını bir araya getirmiyor. Bunun manası budur, sevgili kardeşlerim. Bu millet, bu millet Hâdimü'l-Haremeyn’dir. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Şimdi şimdi şimdi kardeşlerim aynı oyunu aynı oyunu benim Güneydoğu’mda oynamak istiyorlar. Güneydoğulu kardeşim benim özüm, canım, ciğerim buna sen müsaade edecek misin? Allah sizden razı olsun.
Avrupa Birliği'nin Parasında Notre Dame Kilisesi'nin Kapıları Var
Sevgili kardeşlerim, sevgili kardeşlerim bakınız enteresandır bu Avrupa Birliği. Kalktı daha dün Fransa bir kanun çıkartıyor. Diyor ki: “Siz Ermenileri soykırıma tabi tuttunuz.” Ve bunu kanunlaştırıyor. Ellerinde hiçbir delil olmamasına rağmen ben size bir küçük hatıradan bahsedeyim. Rahmetlik anam, rahmetlik babam. Rus Trabzon bölgesini işgal ettiğinde maalesef o güne kadar bizimle kardeş gibi geçinen Ermeni kardeşlerimizi iğfal ettiler, aleyhimize geçirdiler. Oradaki, o bölgedeki insanların canına, malına, namusuna kıyar hale getirdiler. O bölgenin insanları maalesef o bölgeden batıya doğru hicret etmek mecburiyetinde kaldı. Benim anam, benim dedem benim sülalem o günün şartlarında o zulümden kurtulmak için Samsun'a kadar hicret etmiştir. Sevgili kardeşlerim vatan cüda olmuş bu millet yüzde bin haklı olduğu halde Fransa'nın Fransa'nın adalete sığmayan bu kanununa ne diyorsunuz? İşte bu ters kararlarıyla birlikte bizi tarih nezdinde suçlu çıkartabilmek için ortaya attıkları uydurma iddialarla, insanlık indinde mevkiimizi düşürmek ve de hakir görmek istiyorlar. Nasıl olur da bizi hakir görmek isteyen bu insanlarla biz bir ve beraber oluruz. Onun için biz de “hayır Avrupa Birliği'yle bu şartlar altında olmamız hiç ama hiç mümkün değildir” diyoruz.
Bir başka husus, kardeşlerim; bugün bakınız Avrupa Birliği parlamentosunu kurdu. Daha parasını ortaya koydu. Daha ordusunu kuruyor ordusunu. Şimdi siz bir ordu kuruyorsunuz. Türk silahlı kuvvetleri NATO'nun en güçlü ordusudur, en güçlü unsurudur. Böyle bir orduyu kurarken Türk silahlı kuvvetlerini aranızı almanız gerekmez mi? Ama bugün maalesef “Türk silahlı kuvvetlerine, değil seni, değil komuta mevkiindeki generallerini, bir erini dahi bu kurumun içerisine almam” diyor. Bunun manası nedir biliyor musunuz? Bunun manası “benim parama bak” diyor, “parama.” Parasında ne var biliyor musunuz? Avrupa Birliği'nin parasında Notre Dame kilisesinin kapıları, Saint Pierre kilisesinin kapıları var. Diyor ki: “Sen bu kapıdan içeri giremezsin. Senin akiden farklı. O bakımdan senin erin de benim erim olamaz. Zira benim benim kurduğum silahlı kuvvetleri, benim teşekkül ettirdiğim ordunun adı senin zannettiğin gibi sadece Avrupa Birliği ordusu değil, Haçlı ordusudur Haçlı.” Şimdi siz buna “evet” diyor musunuz? İşte ben de bunun için buna “hayır” diyorum.
Güneydoğu Havzamızın Altı Petrol Hazinesidir, Burasını Elimizden Almak İstiyorlar
Muhterem arkadaşlarım bakınız Ege, Ege Denizi'nin altı bir petrol hazinesidir. Petrol hazinesi kıta sahanlığı meselesi yüzünden Yunanistan'la hemen hemen her gün kavga eder durumdayız. Bunlar bahanedir. Asıl maksat o Ege Denizi'nin altındaki petrol hazinesini elde etmektir. “2004 yılına kadar” diyor Avrupa Birliği “siz Yunanistan'la Ege kıta sahanlık konusunu halletmeniz lazım. Şayet halletmezseniz onu ben Lahey Adalet Divanı'na götüreceğim. Orada bu meseleyi halledeceğiz.” Bugüne kadar Lahey Adalet Divanı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin lehine bir tek karar verdiğini duydunuz mu? O halde Ege meselesinde karar vereceğine inanıyor musunuz? Nasıl olur da %100 aleyhimizde olan bu kararı verecek olan dünyaya biz “evet” diyoruz. Dememiz mümkün müdür? Onun için ben de “hayır” diyorum. Sadece orası mı? Muhterem arkadaşlarım Güneydoğu'da oynanan oyunun temelinde de yatan yine petrol konusu. Güneydoğu havzamızın altı petrol hazinesidir. Şu veya bu yolla burasını elimizden almak istiyorlar. İşte o bölgede oturan insanları kışkırtmanın asıl sebebi petroldür. Orada oturan Türk de olsa onu kışkırtacaklar, kendine karşı. Çerkez de olsa kışkırtacaklar, Laz da olsa kışkırtacaklar. Vazifeleri kışkırtıp onun o hazineyi elde etmektir. Asıl maksat budur. O bakımdan, o bakımdan milletçe bir arada olmak, birbirimizi tutmak, birbirimizi sevmek, kucaklamak mecburiyetindeyiz. Birbirimizi itmeden, birbirimizi severek ve de kabul ederek bu oyunlara hep beraber Allah'ın izniyle son vermemiz lazım.
Gerek Avrupa Birliği Gerekse IMF ile Üzerimize Geliyorlar
Bakın Avrupa Birliği 12 -15 devleti veya 16 -17 devleti bir araya getirerek Avrupa Birliği'ni kuruyor, Avrupa Birliği'ni. Devletleri bir araya getirerek Avrupa Birliği'ni kuruyor. Bize de ne diyor? “Ege'yi ayır, Güneydoğu'yu ayır.” Benim devletimi parçalamaya niyeti olup, kendi devletleri bir araya getiren kendi devletlerini bir araya getiren zihniyet sahibi Avrupa bizim hakkımızda samimi olabilir mi? Evet işte biz de onun için Avrupa Birliği'ni “hayır” diyoruz. Daha birçok nedenler ve nitelikler var. Bakınız muhterem arkadaşlarım şu anda gerek Avrupa Birliği, gerekse İMF bazı dayatmalarla bizim üzerimize geliyorlar. Şeker yasasını, tütün yasasını, fındık ve çay üretimini, pamuk ve buğdayı, ay çiçeğini, mısır yasasını maalesef çıkarma durumunda, bazılarını yüzde seksenini bu kanunlarının çıkardılar. Şimdi kardeşim bu birlik sana diyor ki: “Şeker pancarı ekmeyeceksin.” E peki şeker pancarını eken kardeşimiz ne yiyecek? “E canım onun yemek yemesine gerek yok, toprak yesin” diyor. Buna siz doğru bir şey diyor musunuz? Ben de onun için “hayır” diyorum. Daha “buğday ekmeyeceksin” diyor. Tahdit kanunu çıkartıyor. Buğdaya sınırlama getiriyor. Kardeşlerim eee maksat “siz” diyor “buğdayı ucuza ithal edersiniz. Ben size bunu ucuza veririm, ucuza yer içersiniz.” Peki, kaç sene buna biz dayanabiliriz? Diyelim ki yarı yarıya noksan verdin. Üç sene, dört sene bana bunu ucuz fiyata verirsin. Beşinci, altıncı sene de yüzde beş yüz artırır, bana Yahudi oyunu oynarsın. Ben seni geçmişte çok iyi tanıyorum. Bazı efendim tüccarlar bir malı piyasadan çıkartmak için aynı taktiği oynarlar. “Gel kardeşim onu niye alıyorsun? Bunu al. Ben sana bunu daha ucuza vereyim” der. Verir arkasından da istediği oyunu oynar. Şimdi maksat şeker pancarını ve de kardeşlerin buğdayı, mısırı ektirmemektir. Bunu temin ettikten sonra, birkaç sene sonra; belki üç sene, belki dört sene sonra bugün verdikleri fiyatın en az üç misli, dört mislini vererek bizi batırma noktasına getireceklerdir. Bu oyunu bize oynayan dünyaya nasıl olur da biz “evet” diyebiliriz. O bakımdan ben batı dünyasıyla tümüyle beraber “hayır” diyorum.
Karadeniz’de Fındıkları Kesip Yerine Kızılağacı Dikeceklermiş
Kardeşlerim Karadeniz bölgesinde fındıkları artık koparmaya başladılar. E ne olacak? Yerine kızılağacı dikilecekmiş, kızılağacı. Herhalde siyasiler kızılağacının bir meyve ağacı olduğunu zannettiler. “Efendim” dediler demişler, “beş yıl içerisinde o verim verir, efendim siz de geçiminizi temin edersiniz.” Kardeşim ya biz de o adam olmayacak insana “kızılağacı gibi adam” derler ya. “Hiçbir şey olmaz ondan.” Affedersiniz affedersiniz hayvanların ahırlarının döşemesine sadece dayanma olur dayanma. Bunu bize yaptırmaya çalışıyorlar. İşte biz bu anlayışın tamamen karşısındayız. Kardeşlerim hastalıklar çok. Sizi çok fazla tutmak istemiyorum. Yalnız çok iyi bilesiniz ki iyi halimiz yok. Ama bütün bu haller sizi yeise düşürmesin. Biz Allah'ın izniyle her şeyi en mükemmel şekilde halledecek ve bu badireleri aşacak iktidara malikiz, yani biz muktediriz. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın. “Ama hocam” diyeceksiniz ki “ya bugün memleketin ekonomisi hakikaten battı.” Yüz elli milyar dolar bizim dış borcumuz var. Bir, efendimle söyleyeyim ona yakında iç borcumuz var. Batı Almanya, Doğu Almanya'yı yetmiş beş milyar dolara satın aldı, yetmiş beş milyara. Bizim iç ve dış borçlarımız üç tane Doğu Almanya satın alır. “Bu düzelir mi?” Hiç merak etmeyin. Biz bunu düzeltiriz. Nitekim Trabzon'da, Ankara'da ve İstanbul'da siyasilerimize söyledik. Bu ekonomik kriz başladığı gün ilk günlerde söyledik. Gelin sorun yirmi dört saatte bu badireleri aşalım. O günden bugüne bir Allah kulu gelip de “kardeşim yahu sen rüya mı gördün? Hayrola” deyip bunu bu teklifi yapmadı. Bu sefer millet, “hocam onlar seni dinlemiyor. Sen önümüze geç, biz seni dinleyeceğiz, memleketi hep beraber koruyalım ve kurtaralım” dediler. Şimdi şimdi yola düştük. İş başa düştü. Hiç merak etmeyin. Biz bu işleri en kısa zamanda yapacak ve bu badirelerden kurtaracak Allah'ın izniyle iktidara malikiz.
Borç Alma Mantığını Tamamen Terk Edeceğiz
Bakınız kardeşlerim piyasada para oyunlarıyla beraber bu noktaya gelinmiştir. Kırk milyar dolar bankalarda battı. Gümrük birliği nedeniyle elli milyar elimizden çıktı. Güneydoğu hadiseleriyle yüz milyar kaybımız oldu. Hülasa bunları ard arda topladığımız zaman hakikaten bir milletin ayakta durması zor belki de imkânsız diyebileceğimiz manzaraları yaşadık. Sevgili kardeşlerim işte biz diyoruz ki: “Bunların tamamından memleketimizi, milletimizi koruruz ve kurtarırız.” Bakınız Türkiye'nin milli geliri bugünkü parayla beraber yüz altmış katrilyon civarındadır. Yani yılda biz bu kadar gelirimiz var. Bakınız yüz elli, yüz altmış katrilyon olan bir devlette döner sermaye olarak en az elli beş katrilyon paranın piyasada dönmesi lazım. Bu iktisat kuralıdır. Kanundur bu kanun. Dünya ülkelerine baktığımız zaman dünya ülkelerinin kendi milli gelirlerinin %30, en az %30’u dolaşımdadır. Para olarak dolaşımdadır. Amerika'ya gidin bu böyledir. İngiltere'ye gidin böyledir. Almanya'ya gidin böyledir. Fransa'ya gidin böyledir. Bize gelince maalesef bizim milli gelirimizin sadece %2si dolaşımdadır, %2si. Peki, ne yapıyoruz? Biz bu boşluğu doldurmak için sendikasyon kredileri alıyoruz bankalara. Bankalarda tahvillerle beraber bunu devlete satıyor. Bankalar bunu %4 faizle alıyor, %6 faizle devlete satıyor. Böylece muhterem arkadaşlarım Türk Devleti'nin yılda aldığı borçlara mukabil, bu mantıkla verdiği faiz miktarı kırk beş katrilyondur. Yani biz Türkiye'de kırk beş katrilyon Türk lirası faize veriyoruz. Ne faizine? Borçlarımızın faizine veriyoruz. Böyle bir ülkenin kalkınması, ayakta durması hiç mümkün olabilir mi? İşte biz de bunun için diyoruz ki: “Bu faizlerle milleti oyalamaya, milleti tutmaya hiç gerek yok.” Ne yapacağız? Borç alma mantığını tamamen terk edeceğiz.
Global güçler, Global güçlere bunu dediğiniz zaman “hayır” diyor, “siz” diyor, “eğer borç almaz da emisyonu genişletirseniz o zaman enflasyonunuz artar.” Peki, beyefendi kırk beş katrilyon emisyonu genişlettiğin affedersiniz kırk beş katrilyon faiz verdiğin zaman enflasyon artmıyor mu? Yani kırk beş katrilyonluk yük Türk milletinin sırtına gelip biniyor. İşte ben de onu diyorum ki: “O kırk beş katrilyon Türk lirasını global güçleri sırtımızdan atacağız. Aziz Türk milletine de atacağız.” Yani yani çiftçisine vereceğiz, memuruna vereceğiz, işçisine vereceğiz. Ve muhterem arkadaşlarım sanayicisine vereceğiz. Bugün Sanayi dalında çalışanlar çok iyi bilirler. İstihdam tamamen sıfıra doğru gitti. İş yerleri kapandı. Yüz binlerce iş yerinin kapandığı bir ülke haline geldik. Biz bunu iki yıl evvel memlekette, “eğer bu projeleri devam ederse stagflasyon olacak ve iş yerleri kapanacak. İş yerleri kapandıktan sonra da maalesef bu gelir kaynaklarımız başkalarına ucuz fiyatlarla peşkeş çekilecek” dedik. Maalesef yaşadığımız durumda bugün budur. Ne yapılması gerekiyor, muhterem arkadaşlarım? İşte “KOBİ’ler” dediğimiz esnaflara, “sanayici” dediğimiz kardeşlerimize faizsiz krediyi Bağımsız Türkiye Partisi verecektir. Nasıl? Sanayici projesini hazırlayacak. İş sahibi esnaf kardeşimiz projelerini hazırlayacak, gelecek, takdim edecek devlete bu projeye mukabil genişleyen enflasyon mukabili kredi verilecektir. Bir tek kuruş faiz almadan o takdirde yapılan üretimler, emekler memlekette gül olmaya, gülistan olmaya vesile olacaktır. Daha çiftçimize henüz daha bağındayken, henüz daha ekim safhasındayken devletten “avans” adı altında kredi alacaktır. Hem öyle bir teminatla krediyi alacaktır ki, muhterem arkadaşlarım ben iktisat risalemde bunu yazdım, bunları yazdım. Dağıtıyorsunuz. Mutlaka dağıtın. Bunları okuyun muhterem arkadaşlarım.
Hepsinin formülünü Allah'ın izniyle biz tek tek burada yazdık. Ve altı ay evvel altı ay evvel üretici yani tarım üreten, tarım üreticisi olan kardeşlerimiz altı ay evvel malının satma garantisini alacak devletten. Avans adı altından, sıfır faizle beraber malını satma garantisi alacaktır. Böyle bir Türkiye'ye “evet” diyor musunuz, demiyor musunuz? Sevgili kardeşlerim sevgili kardeşlerim bütün bu krizlerin sona ermesine hep beraber hazırsak Bağımsız Türkiye Partisi için yola düşmeliyiz. Yarından tezi yok. Kapı kapı dolaşacağız. Açlığa, sefaletliğe, perişanlığa, “hayır” diyeceğiz ve Bağımsız Türkiye Partisi'nin saflarına Antepli kardeşlerimizi dahledeceğiz. Söz veriyor musunuz? Ben saat 23:00’a kadar alınan müsaadenin olduğunu biliyorum. Bilahare Allah nasip ederse iktisadi görüşlerimizin detaylarıyla birlikte anlatmak üzere siz muhterem Antepli kardeşlerimize söz veriyor, hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Sağ olun, var olun.
Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız
