info@profdrhaydarbasenstitusu.org

Ahiret İnancı ve Namaz
04/04/2025 DİNİ YAŞAM 201

    Neler Okuyacaksınız

Ahiret inancı nedir? Nasıl olmalıdır?

Biliyorsunuz imanın esaslarının bir tanesi de, müminin öldükten sonra dirilmeye iman etmiş olmasıdır. Esasen günümüzde kanaat-i şahsiyem o ki; aklı başında insanların da dahi unuttuğumuz tek şey, “ölüm ve ondan sonra devam edecek olan ahiret hayatıdır.” Akıllı insan odur ki; “ölümden sonrasının da hazırlığını yapar ve bu hazırlıkta karlı çıkar.”

Şimdi siz öyle bir dünya görüşüne maliksiniz ki, bu yaşadığınız inancın içerisinde yaşadığınız hayatın içerisinde ölüm diye bir realite, bir vaka yok. Ve bunun adı İslam da olsa siz dünyaperestsiniz. Bugün biz İslam’ı anlatırken, dikkat ederseniz maalesef bu çukurun içerisine düşüyor, asıl olan ahirete hazırlanmak olmasına rağmen; bunu belki de hiç ama hiç gündem etmiyoruz. Tabii dinin birçok yönü olduğu gibi, insanı ahirete hazırlayan yönü olduğu gibi, dünya hayatını da çok fevkalade tarzda tanzim eden, insanların menfaatine süren, onlara takdim eden bir tarafı da var. Biz farkında iseniz; hep dine bu mantıkla bakıyor; efendim dünya hayatımız şöyle olsun, böyle olsun diye anlatmaya gayret ediyoruz.

Halbuki Kur’an’ın mantığı, dünya bir geçit yeri. Aşık Veysel’in dediği gibi;

“iki kapılı bir handa gidiyoruz gece gündüz; gündüz gece, gündüz gece.”

Şimdi bir kapıdan girdik. Ama mutlaka bunun bir çıkışı var. İşte İslam’ın koyduğu mantık bu. Sen bir yolculuktasın, bir dehlizdesin, dünya dehlizindesin, dünya hanındasın. Eninde sonunda bu handan çıkacaksın. O handan çıkış tarzına göre, kendini hazırla. Veya Allah aşağı yukarı bütün ayeti kerimelerin ruhunda bu tenbihatı yapıyor uyarıyor bizi. Onun için ahirete iman belki de Allah'a imanın anahtarı olmuş oluyor. Öldükten sonra dirilmenin insan tarafından kabullenilişi esasen Allah'ın varlığını kabul etmekle eş anlamlıdır. Siz Allah’ı kabul etmeniz için böyle bir iradenin böyle bir gücün varlığını kabul ettiğinizi ifade edebilmeniz için mutlak surette ahirete de inancınız tam olması lazım.  Yani demek istedimki “ben Allah'a inandım” diyen hakikatte bir mümin-i kamil mutlaka ahirete de çok mükemmel inanmıştır. Ahiret inancı zayıf olan bir insan 5 vakit namaz da kılsa o insanın ne amelinden ne imanından hiçbir fayda gelmez. Esas insanın ukbaya hazırlanmasıdır, ahirete hazırlanmasıdır. O bakımdan dikkat ederseniz Kur'an-ı Kerim'de  -efendim- iman edenler, ahirete inananlar, ahirete inananlar, iman edenler hep bu ayetler ard ardadır, birçok yerde gelir. Kıyametin vukuundan, mutlaka zuhur edeceğinden, hem de çok yakında olacağından ve insanların ölümünden bahisle, o an geldiğinde bir nefes alacak kadar dahi insan hayatının gecikmeyeceğinden.

“veley yü'eḫḫira-llâhü nefsen iẕâ câe ecelühâ” (Münafikun Suresi 11. Ayet)

Bir insanın ömrü bitti mi; “Bir nefes dahi geri bırakmayız onu.” buyuruyor Cenab-ı Hakk.

Ahirete kimler inanır?

Şimdi böyle mahdut sınırlar içinde yaşadığımız bir hayat var. Ve bunun mutlaka bir sonu var. O sonu düşünerek insanın hayatını tazim ve tanzim etmesi (gerekir). Onun için Allah kullarına devamlı ikazla ahirete inanın, ahirete inanın dercesine ayetlerini böyle açık ve seçik olarak bizim dimağımıza nakşediyor.

estaizübillah

“...ve bil ahireti hum yukınun.” (Bakara Süresi 4. Ayet)

“Onlar ahirete inanıyor.”

Kim?

“Hakikatte kurtulmuş olan kullar, Allah’ın sevdiği ve seçtiği kulları.”

Kimmiş o? İşte ahirete inanıyor.

Ahirete inanç olmadı mı -evet efendim- sizden hiçbir şey olmaz.

“Ulaike ala huden min rabbihim ve ulaike humul muflihun.” (Bakara Süresi 5. Ayet)

Yani “sizin kurtuluşa ermeniz ancak ahireti inanmanızdan sonradır.”

“Ulaike” “o kimseler ki”

“ala huden min rabbihim”  “Rablarının hidayeti üzeredirler.”

Ama kim?

“ve bil ahireti hum yukınun.”  “Ahirete inanan, onu hayatımı geçiren, onu hesaba alan insandır.”

Anlatabildim mi?

Şimdi nefsin en fazla itiraz ettiği konu da ölümden sonra dirilmektir. “Aman canım ya işte yaşıyoruz, öleceğiz, yok olacağız.” Aslından ölümden sonra dirilmeyi kabul etmek insanın menfaatine. 

Dirileceksin kardeşim daha ne arıyorsun. Fakat nefis o kadar enteresan bir yokluğa mahkumki bu vadide. Şeytanla işbirliği yaptığı zaman “canım, nasıl dirileceksin ki?” gibi soruları devamlı sorar, sorar, sorar...

Nitekim Sure-i Yasin’de  Cenab-ı Hakk bir olaydan bahsediyor:

İnkarcıya Yasin Suresindeki cevap

“Bir gün Hz. Fahr-i Alem Efendimizin huzuruna müşriklerin bir tanesi geliyor, yerden bir kemiği alıyor, ufalıyor.

“Ya Muhammed! Deki, söyle bakalım. Şu mu, şu ufalmış kemik, un haline gelmiş bu parçalar mı yarın dirilecek, bunu mu demek istiyorsun?”

Sure-i Yasin’de ben çıkartamazsam bana yardım edin. Enteresandır, Allah o kadar enteresan bir mana yüklüyor, ayetle “tak” diye cevap veriyor. O inkara öyle cevap veriyor ki;

“Ellezi ceale lekum mineş şeceril ahdarinaren fe iza entum minhu tukıdun.” Yasin Suresi 80. ayet

Ayetin asıl nüktesi bu.

Ateşle odunu bir arada tutan, -şimdi kerestenin, odunun bünyesinde ateş de var su da var- bu ikisini bir arada tutan güç. Bak yaktığın zaman ondaki su yanmasına mani olmuyor. Ama durduğu zaman da onu yakmıyor. Anlatabildim mi? Bu iki zıt kutbu bir araya toplayan Rabb'imin mi seni öldükten sonra diriltmeye gücü yetmeyecek! Yani mantığa bunu havale ediyor.

Aman, aman, aman, ne muazzam bir hakikat! Değil mi? Öyle zıt kuvvetleri Allah bir araya getiriyor ki; bu zıt kuvvetlere baktığımız zaman pes dememek mümkün değil. Bu iradeye, “Sen benim Rabbimsin.” dememek mümkün değil. İnsan böyle tefekkür edip; tefekkürünü tahayyül ettiği zaman Cenab-ı Hakk’ın iradesine teslim olmaması mümkün değil.

“Şu devenin yaratılışına baksana” Gaşiye Süresi 17.Ayet

“E fe la yanzurune ilel ibili keyfe hulikat”  (Gaşiye Süresi 17.Ayet)

“Şu devenin yaratılışına baksana” diyor Cenab-ı Hakk. Allah, Allah! Ne var be devedeki? Çok enteresandır. Devenin ayaklarına bakın. Hakikaten şimdi bir ineği, o çöl şartlarında yürütemezsin. Devenin ayakları öyle enteresan tarzda halk edilmiş ki; kuma bastığı zaman batmaz. Koskoca bir hayvan. Allah onu şamar gibi yapmış. Ama ineğinki öyle değil.  Aynı tarzda inek -efendime söyleyeyim- ayaklara malik olmuş olsaydı ayağı dikenler içerisinde kalırdı, kan içinde kalırdı. Şu nükteye bak! Yani o şartlarda o hayvana nasıl bir ayak lazımsa Allah bunu ona verdi.

Sırtındaki neydi? Hörgüç. Şimdi öyle bir feraset ikram etti Allah ona ki. Bir hafta yol yürüyecek. O yolda su yok, gıdasını ve suyunu o hörgüce stok eder. Bir hafta boyunca o yolda onu kullanır. Şimdi bütün bunlar, yani bir deveden hareketle konuşuyoruz. Bir tesadüfün neticesi olabilir mi?

Yani bu tesadüflerin tevafuk olması hiç ama hiç mümkün değil. Anlatabiliyor muyum? Bunu yapan bir irade ve bu iradenin de bir hesabı var. Ölecek ve de dirileceksiniz.

Ahirete iman toplum hayatının teminatıdır

“...ve'l yevmi'l-âhıri ve bi'l-kaderi, hayrihî ve şerrihi mina'llâhi teâlâ ...” ( Amentü duası)

Ahiret gününe inanacak Müslüman. Anlatabildik mi? Yani bu imanı taşıyacak ki; Müslümanın imanı iman olabilsin. Sonra imanın insan üzerinde, ahirete imanın insan üzerinde, insan psikolojisine, insan karakterine korkunç bir etkisi var.

Düşün ki; sizin yapacağınız her işten siz hesaba çekileceğini kabul ediyorsunuz. Yürüdüğünüz toprak üzerinde bir karıncayı bile incitmek istemezsiniz.

Öyle de düşünün ki; yaptığınız hiçbir şeyin hesabını vermeyeceksiniz. İşlemeyeceğiniz cinayet, yapmayacağınız gasp, suç kalmaz. Yani ahirete iman aynı zamanda toplum hayatının teminatıdır. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Siz bunu kaybettiğiniz zaman toplumdaki ahenk, toplumdaki düzen, nizam da kaybolur. Efendim, sadece biz topluma ahirete imanı nakşedebilsek, bunu gönlüne verebilsek, insanımızın Allah'a olan aşkı çok daha ihya olacak, güçlü olacak. Ölümden sonrasına hazırlanma babında hayatını da istikamet üzerin talim ve tanzim edeceğinden dolayı yanlış yapmayacak, hayrını çoğaltacak. İfade buyurduğumuz gibi şer işlerden, kötülüklerden kaçacak, güzelliklere talip olacak. İnsanların arasını bulacak, insanlara hayır edecek,  yanlışlardan uzaklaşacak. Kısaca olması gerekeni yapacak, olmaması gerekenden uzaklaşacak. Yani ahiret inancının dünyaya yansıma tarzında da gerek fert olarak, gerek aile olarak, gerekse çevre, cemiyet ve millet hatta devlet olarak korkunç bir fayda vardır.

Ne hikmetse insanlar kendi lehlerine olan çok şeyleri terk eder de aleyhinde olan yanlışların ardından koşarlar. Tarih boyu böyle olmuş. Allah bize nasip etsin ayıkalım, doğrunun, gerçeğin, hakkın, hakikatın peşinde koşalım, diyorum Efendim.

Namaz kılmak ahirete imanın ispatıdır

Ahirete iman ile namaz birbirini tamamlayan iki ana ameldir

Şimdi Efendim, ahiret ile namaz aşağı yukarı gece ile gündüz gibi birbirini tamamlayan iki ana ameldir.

Zaten ayetlerde Cenab-ı Vacibül Vücud, ahirete imandan sonra “hemen namazı kılınız, namazı ikame ediniz.” emri ile bize beyanda bulunuyor.

“Ellezine yu'minune bil gaybi ve yukimunes salah...”    ( Bakara Suresi 3. Ayet)

Şimdi Müslümanı Allah tarif ediyor. Kim O?

 “Ellezine yu'minune bil gaybi”  “Gaybe inanıyor.” 

Nereye? Gayba. “bil gaybi” 

“ve yukimunes salah” “Namazı kılıyor, eda ediyor.”

Şimdi dikkat ederseniz, hemen gayba inanmanın, ardından namazı ikame etmek geliyor. Bu nedir? İnandığının ispatı, benim inancımın ispatı namazdır da onun için Allah sana “bu ispatı yap” diyor. “İnanıyorum”, ne güzel bu bir iddia. Bir tez koydun ortaya. Bu tez ne? Tez “inanma tezi.” “İnandım.” Çok güzel bir şey. Peki, ne ile bunu ispat edeceksin?

“yukimunes salah” “Namazı kılmakla, ikame etmekle.”

Onun için müminin kıldığı namaz aynı zamanda inancının, imanının gereği, ispatı, işareti, alametidir. Kaldı ki; bu alameti beyandan sonra çok ama çok faydaları da vardır.  Namazın İslam'ın hakikati, direği olmasını, bir hadisle müsaadenizle beyan ettikten sonra o vadiye dilerseniz o kulvara geçelim.

İslamın şartları

Kale Resûlullah

“Buniyel islamu hamsi şehadeti en ilahe illallah  ve enne muhammedurrasullah ve ikamussalati ve itaizzekati vel haccı ve savmu Ramazan”

Bakın, “İslam” diyor, Cenab-ı Peygamber Efendimiz, “ala hamsin” “ beş şey üzerine bina edildi, oturdu. Bir tanesi nedir bunun?

“Ve ikamis salati” “Namaz kılmak, namazı ikame etmek.”

“Ve itaiz zekah” “Zekatını vermek, dağıtmak.”

“Ve haccül beyt” “Hacca gitmek.”

Ve ramazan orucunu tutmak, şahadet getirmek.

Beş temel esas olmadan da insan, “inandım” dediği şeyin ispatını yapamıyor. Onunla beraber ancak insan imanının, inancının ispatını yapabilsin. Anlata bildik mi?

Böyle yaptığı takdirde ne olur? O namaz onun dininin direği olur. Allah’ın sevgilisi bu sebeple “Essalatü imadüddin – Namaz dinin direğidir” diyor.

Namaz huşu içinde nasıl kılınır?

“Essalatü miracül mü´minin”

Namaz da Müslümanın da miracı. Yani bir insanın Allah ile görüşmesidir, Allah'la sohbetidir, Allah'la dostluğudur, arkadaşlığıdır. Namazda bir kul Rabb'i ile görüşür, sohbet eder. Bütün Peygamberler namazı kılarken vecd hali istiğrak haline girerler. Hz. Ali Efendimiz –ala rivayet- sapsarı olurmuş, rengi solarmış.  Hz. Davut Aleyhisselam'ın kalp atışlarının sesi, Onun etrafındaki insanlar tarafından namaz esnasında duyulurmuş.

Neden biliyor musun?

Şimdi burada hatırıma gelmişken onu da beyan edeyim.

Dikkat ederseniz; namaz o atmosfere girildiği zaman hatırınıza olur olmaz şeyler çok gelir. Neden?

Namaz çünkü Müslümanın banyo odasıdır. Fotoğrafı çekiyorsunuz, makineye alıyorsunuz. Makine ile beraber -resimlerin banyo yapıldığı, fotoğrafların banyo yapıldığı yer vardır- oraya girdiğiniz zaman önünüze ne çıkıyor? Fotoğraf makinesine aldığınız resimler çıkıyor. Değil mi?

Şimdi namazın dışında insan gözleri kulakları, dili, eli, ayağı, yani duyu organlarıyla resmediyor. Kalbine bütün eşyayı, insanları mahlûkatı, hakikati nakşediyor. O banyoya girdiği zamanda ne çıkıyor ortaya? Banyo mesabesinde namaza siz durduğunuz zaman, kalbinize koyduğunuz, resmettiğiniz şeyler çıkıyor. Dedikoduydu, fitneydi, kavgaydı, gürültüydü, karıyla, çocukla, şununla, bununla yapığınız bütün işler önünüze çıkıyor. O halde burada tavsiyem olacak bizi takip edenlere.

Eğer namazda kavga etmek istemiyorsak, ne bileyim şunu yapayım, bunu yapayım, bunu yapmayayım, yapayım, bunu demek istemiyor ve de tam Allah'ın huzurunda “O Rab”mış gibi durmak istiyorsak, namazdan evvel o kalbi “Rab” ile dolduralım, Rabb'in tecellileri ile.

Ne ile olur bu?

- Allah zikirle.  Siz Cenab-ı Hakk’ı çokça zikrettiğiniz zaman o kalbi boşaltırsınız. Allah'ın sevgisi, Allah'ın dostluğu, Allah'ın arkadaşlığı, sevdası sizin kalbinize yerleşir. Bu seferde namaza durdunuz mu o kalbinizde olan zuhur ettiği için de huşu içerisinde olursunuz. Eğer kalbinizde o zikrin işaretleri, böyle alametleri yoksa, tabii o huşu, o lezzeti alamazsın. O zaman kıldığın namaz sanki senin sırtında bir yükmüş gibi, bir yük taşıyorsun. “Allahu ekber!” dersin ama,  ohooo öyle bir dünyadasın ki; dünyanın içinde, hiç kopmamışsın sen dünyadan. Halbuki,  “Allahu ekber” demek suretiyle elinin tersi ile dikkat edersen, “bütün alemi arkaya attım” diyorsun. Ya Rabbi bir sen bir de ben varım. Şimdi Kainatın, Mahlukatın Padişahının huzurunda gerekli olan tazim ortaya çıkıyor. Şimdi sen onunla beraber olursan, o kalbin halini bir düşün bakalım. Ve fakat biz “Allahu ekber” derken elimizin tersiyle dünyayı atmıyoruz. Sadece bu işin şekille fonksiyonunu icra ediyoruz. O dünya yine bizim kalbimizde. Kalbimizde olduğu halde cesedimiz Allah'ın huzurunda ve fakat ruhumuz başka âlemde. Ben onun için derim ki “vuslatın başka alem, sen bir ömre bedelsin.” Yani bu şarkıyı söylüyoruz. Yani adeta bizim halimiz buna dönüyor namazda. Bu değil.

Allah'a sevdalanmak, Allah ile olmak. Tabii bu tecelli, bu vech, bu istiğrak hali öyle bir haldir ki; Allah hepimize nasip eylesin. Namazdaki huşu çok başka bir âlem, çok tatlı bir âlem.

Efendim bu konuda söylenecek çok söz var ama bu kadar kafi zannederim.

Namazın faydaları nelerdir?

Şimdi Efendim, namaz eda edilirken;

Estaizübillah

“Utlu ma uhıye ileyke minel kitabi ve ekımıs salat, innes salate tenha anil fahşai vel munker, ve le zikrullahi ekber, vallahu ya'lemu ma tasneun” (Ankebut suresi 45. Ayet)

“Namaz” diyor Cenab-ı Hakk “insanı kötülükten, fuhuşiyattan” ne yapar? “men eder, uzaklaştırır.” Ama hakiki namaz. Yunus'un dediği gibi;

“Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil”

Demek ki; Müslüman kimse odur ki; hiçbir gönlü incitmez, hiçbir eli incitmez, hiçbir insanı incitmez, onunla hakikatte dost olur. Ve de o insanda artık kötü tabiat, kötü huy, ahlaki zemime rafa kalkar. Bakın bir hadiste “Gökten ateş yağdığı zaman dahi olsa kurtulan ancak namaz kılandır.” Enteresandır. Belki tam net bunu söyleyemedim ama bu meale geliyor. Gökten ateş yağsa kim kurtulacak dediğimiz zaman o ateşten? “Ancak namaz kılan.” Hadis, sahih hadis. Değil mi? Namaz kılan insanlar kurtulacak. Sen şimdi gel de “bunda fayda yoktur” de. Öyle şey mi olur? Değil mi Efendim?  

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Sizin evinizin önünden bir nehir aksa” diyor “siz günde 5 defa o nehirden yıkansanız, temizlenseniz nasıl olursunuz? İşte namaz sizi böyle yapar.” Hem de nehir. Bir teneke, iki teneke, bir bidon, iki bidon su değil, nehir. Yani o feyz-i ilahi, o muhabbet-i ilahi sizin kalbinizi öyle pak, öyle temiz ediyor ki; tertemiz oluyorsunuz.

“simahum fi vucuhihim min eseris sucud” (Fetih Süresi 29. Ayet)

“Onların yüzünde secde eseri vardır.”

Doğru. Gerçekten namaza devam edersek, ettiğimiz zaman yüzümüzde bir dikkat, yumuşaklık, bir hafiflik, bir tatlılık olur. Namaz kıldığınız zaman bu hoşluğu, bu güzelliği hepimiz görürüz. Onun için dikkat ederseniz iman eden müminlerin yaşlıları daha da güzelleşir. Gençken o kadar güzel değildir. Ama yaşlandıkça güzelleşir, yaşlandıkça güzelleşir. Niye? Allah'ın nuru o namazda, o abdestte her gün ona tecelli ediyor. Değil mi?

“Görünen kendi zâtıdır değildir sanma gayrullah”

“Salatullah Selamullah Aleyke Ya Resulallah”

Yani gün geçtikçe Müslümanda Allah'ın nuru tecelli ettiğinden namaz münasebetiyle, o güzellikler, Allah'ın güzellikleri, cismani olarak da kulun suretine zuhur ediyor. Anlatabildim mi? Ve o güzellik cismani güzellikten biraz daha da farklıdır. Cezbeder, insanı çeker kendisine. Değil mi? Allah bu güzelliği nasip etsin. BU güzelliği hepimize ikram eylesin.

Namaz insanın kalbinde Allah’la -nasıl bir ifadede bulunsak- kuracağı hattı, telefon hattını temin eder. Namaz böyle bir şey. Bir hattır Allah ile kul arasında.

Efendim, çok güzel ifade buyurdunuz. Secdede kul - o da çok acayip bir alem- “ben yokum Ya Rabbi, sen varsın” (der). Baş gövdenin en yüksek kısmıdır. Secdede budur. “Senin huzurunda Ya Rabbi bak yokum ben” demek istiyorsun. O Allah seni sevmez mi? “Bu kulum baksana ne güzel yaptı. Benim huzurumda eğildi.”

Allah'ın sevmediği iş dik kafalılıktır, böbürlenmektir, kibirlenmektir. Böbürlenen, kibirlenen hiçbir insanı sevmez. Çünkü mağrur olmak Onun sıfatı. Sen kime karşı nasıl mağrur, gururlu, kibirli oluyorsun ki! Değil mi? Allah en büyüktür. Büyüklük Ona has. Anlatabildim mi? Binaenaleyh, namaz insanı mütevazi bir tarzda eğitir aynı zamanda. Ona öyle bir hale kor ki; melek gibi olur, insan.

“Hocam bizde bu yok.” veya “bende bu yok.” Demek bizim kıldığımız, Yunus’un dediği gibi, namaz değil. O namazı kılmaya çalışalım. Allah hepimize aşk, feyz, muhabbet ikram etsin diyorum, efendim.

Namazda kıbleye neden yöneliyoruz?

Şimdi efendim, isterseniz buraya gelmişken, olaya farklı bir vadiden girelim. O vadi de şu. Evvela namaz ibadeti emrolunduğu zaman biz Mescid-i Haram’a dönmemiştik. Şu anda Mescid-i Aksa dediğimiz mabede dönmüş idik. Ama o günün şartlarında yahudiler bunu bir üstünlük vesilesi olarak kabul etmişler, Müslümanlara karşı bu iddiada bulunmuşlardı. Yani biz sizden üstünüz, bizim Peygamberimiz de sizden üstündür gibi bir iddiada bulunmuşlardı. Şu anda Medine-i Münevvere’de “Kıbleteyn” diye bir mescid vardır. Hacca gidince inşallah ziyaret edip göreceksiniz. Resulallah Mescid-i Aksa'ya kıblesi var iken ayet geliyor.

Estaizübillah

“fe velli vecheke şatral mescidil haram” (Bakara Süresi 144. Ayet)

“Yüzünü Muhammedim Mescid-i Haram'a dön!”

Yani Beytullah. Şu anda kıblemiz olan “Beytullah’a dön.” Allah'ın Sevgilisi oradan Beytullah’a dönüyor. Şimdi burada çok ciddi espriler var.

Demek ki; bir kulun gerek Mescid-i Aksa'ya dönmesi gerek Mescid-i Haram'a dönmesi arasında aslında bizim zannettiğimiz kadar büyük farklar yok. Ama bir incelik var. Bu incelik nedir?

Mescid-i Aksa'ya döndüğün zaman da döndüğün Allah'tır, Mescid-i Haram’a döndüğün zaman da dönüp secde ettiğin Allah’tır. Değil mi? Bizim bu nükteyi yakalamamız lazım. Beytullah'ın etrafına hep beraber gidiyoruz veya gitmiyoruz, şimdiden “Allahu Ekber” diyerek kıbleye dönüyoruz. Namazın şartlarından, 12 şartından bir tanesi nedir? “İstikbali kıble.” Yani “kıbleye yönelmek.” Kıbleye yönelmeden kıldığın namaz sahih değildir. Niye? On iki şarttan biri “namaz için kıbleye yönelmektir” de ondan. 

Nereye secde ediyoruz?

“Allahu Ekber” diyoruz, namaza dönüyoruz. Düşünün ki bir anda kainatta ne kadar insan var -alemde- hepimiz kıbleye dönüyoruz. Şöyle daire şeklinde dünyanın dört bir bucağında insan olduğuna göre, Müslüman olduğuna göre, Beytullah'a döndük, bütün âlem bir anda secde ediyor. Faraza diyerek yola çıktık. Şimdi efendim, bu halde biz gidelim Beytullah’ı kaldıralım. Beytullah kalktı, herkes secdede. Mümkün olsa da -o kadar belki manzarayı gözümüzün önüne getiremiyoruz- Beytullah'a biraz daha genişlettik, milyarların oraya sığabileceği bir saha haline getirdik. Beytullah ortada, bütün insanlar böyle etrafını daire şeklinde dönmüşler, ona secde ettiler ve bir güçlü kuvvet geldi Beytullah'ı kaldırdı. Kim kime secde ediyor? Yani Beytullah’a karşı secde eden sen ben bu sefer, Beytullah ortada olmayınca kim kime secde ediyor? Söyle! Gördüğün manzara ne?

İnsan insana secde ediyor. Görünüşte o değil mi? Ama hakikatte değil. Hakikatte insan Beytullah'a da secde etmiyor. Yani siz taşa duvara da secde etmiyorsunuz. Allah Allah! Nereye secde ediyoruz?

“Ben aleme sığmam” Geliyoruz işin nüktesine. Nereye sığarım? “Mümin kulumun gönlüne, kalbine sığarım.”

Şimdi sende ve bende asıl Beytullah burada. Ve biz başımızı secdeye koyduğumuz zaman, bütün âlemdeki müminler başını secdeye koyduğu zaman, döndüğü o taşa duvara secde etmiyor. İnsanlar birbirine de secde etmiyor. Ya? “Bütün aleme sığmayıp mümin kulun kalbine sığan, kalbine tecelli eden Allah’a secde ediyor.” Sen ve ben kalbimizdeki Allah’a secde ediyoruz. Yani asıl mihrap sende, asıl mihrap bende. Asıl Beytullah sende. Asıl Beytullah bende. Oradan hep Allah’a miraç ediyoruz. Yani biz dıştan koşmuyoruz ki; içimizden, kalbimizden Hakk’a doğru ne yapıyoruz? Vuslat ediyoruz. Onun için o tecelli, o muhabbet, o vech, o aşk, o istiğrak seni alıyor, kalp aleminden çok ama çok ötelere taşıyor. Ve o yolda seyrederken, eğer kalp gözün de açıksa, aman aman aman aman... İşte aşk orada! Vuslat Orada! Sevda orada! Konuşmak orada! İste isteyebildiğin kadar.

Öyle tabii canım. Namazda bu halleri Allah nasip etsin. Ama kılmaya çalışırsak bu halleri elbette yaşayacağız. Bunu kılmaya çalışalım ki; bu halleri yaşayalım. Namaz başka.

Rahmetli Necip Fazıl’ın güzel bir sözü vardı. Bu hal olmasa ne olur?

“Tahsildara vergi verir gibi namaz kılarsın.”

İşte bu halle namaz kılmaya gayret edelim. “Allah'ın sevdiği kul, seçtiği insan” olalım diyorum Efendim.

Namaz diriliştir 

Eee tabii zaten, canım öyle bir diriliş bu ki; bu belki de sarhoşların olduğu dünyadır. Yani, burada tabii sarhoş derken; Mevlana’nın dediği gibi “Benim sarhoşluğum üzüm sarhoşluğu değildir” diyor. Değil mi? Hakiki sarhoşlukta o. Kevser sarhoşluğu. Bunu talep edelim. Din zaten işte bu kulvarda yaşanan sevdanın da adıdır. Yol budur. Bunu biz bilmiyoruz. Bütün insanlık buna muhtaç. Bu sevgiye, bu huzura, bu dostluğa buna muhtacız. Allah ile bütünleşmek, Allah ile beraber olmak, -haşa bunu derken ceset olarak olmaz elbette- insan ilahi gücün, kuvvetin, iradenin kendisine hakimiyetini düşündükçe aman, aman, aman... Değil mi? Müslüman onun için çok güçlüdür, çok kuvvetlidir.

Evet buyur.

Namaz kainatın zikrinin cem olmuş halidir

Şimdi efendim, esasen bütün kainat zikrediyor. Bu benim duygusal olarak bir sözüm değil.

Estaizübillah

“Yusebbihu lillahi ma fis semavati ve ma fil ard”   (Cuma süresi 1. Ayet)

“Yerde ve gökte ne varsa hepsi Allah’ı zikreder.”

Hatırlarsanız Mevlid-i Şerifte Süleyman Çelebi Resulullah'ın miracından bahisle;

“Kimi kıyamda kimi kılmış rükû

Kimi Hakka secde kılmış ba huşû

Kimisini aşk-ı Hak almış durur

Valehü hayran´ü mest kalmış durur

Hep gök ehli cümle karşı geldiler

Mustafaya izzet ikram kıldılar”

Oradan sonra devam ediyor. Bu arası, “Resulullah'ın miraçta” diyor “öyle bir aleme rastladı ki; baktı nur alemde bütün melekler kıyamda Allah'ı zikrediyorlar, kimisi rükuda Allah’ı zikrediyor, kimi secdede Allah'ı zikrediyor.” Yani kainatın tamamında gerek kıyamda, gerek rükuda, gerek secdede Allah'ı zikreden bir tayfa var. Kim bunlar? Melekler.

Bu da yetmiyor. Hamidullah Hoca Efendi'nin bir konferansında dinlemiştik. Benim çok hoşuma gitmişti.

Mahlukatın tamamı Allah'ı zikreder

Nasıl?

• Hayvanlar ruku halinde Allah'ı zikrederler.

• Dağlar kıyam halinde Allah'ı zikrederler.

• Bitkiler secde halinde kökleriyle Allah'ı zikrederler.

Şimdi düşünebiliyor musunuz bütün mahlukatın yaptığı bu ibadeti müslüman namazda tek başına (yapıyor). Yani sizin namazınız kainatın yaptığı ibadete tek. Onun için namaz çok büyük bir ibadet.

Siz namazda namaza durduğunuz zaman bütün kainatın yaptığını yapıyorsunuz. Kâinatın yaptığını yapan kulu da Allah sevmez mi? Zikr-i azam oluşunun esprisi, sebebi bu. Değil mi Efendim.

Hz. Ali’nin ayağına ok saplanması

Hz. Ali'nin bir gün ok isabet etmiş ayağına. Şimdi o zikr-i azam, büyük zikir, o halde. Nasıl çıkaracak oku hekimler, ne yapsak ne etsek diye düşünürken buyurmuş ki; “Ben namaza durayım, namaza durduğum halde siz onu çıkartın.”  Ve namaza duruyor, selam verdiği zaman sadece sorma soruyor: “Çıkardınız mı?

Oku çıkarmışlar bu ameliyede, Onun haberi bile olmamış. Çok tatlı, yani namazı bu manada kılmak, bu manada eda etmek -efendim- asıl hüner. Değil mi?

Nafile namaz ne demek?

Şimdi nafile namaz derken fuzuli namaz manasında değil. Namaz öyle bir alışveriş ki Allah’la. Bir kuluna emrettiği Allah’ın; bunu yaptıktan sonra kulunun kalbi artık fethediliyor, özellikle peygamberlerinin. Bu sefer Peygamberler o farizanın dışında, farz olmamasına rağmen o güzelliğin devamı, o aşkın, o seyrin, o sülukun devamı için fazlalık olarak yapıyor. Buna da sünnet diyoruz, peygamberlerin sünneti. Anlatabiliyor muyum? O zaman farzın uzantısı oluyor. Ben şimdi namazda şu sünnet, şu son sünnet, şu farz demiyorum. Bunların hepsi Allah’a -değil mi- eda edilecek. Allah'la neyi tasnif ediyorsun sen ya! Cenab-ı Hakk senin neyine muhtaç? Yani böyle tasnif heyeti gibi şu vitir namazı, şu... Öyle değil. Bu bir sevdadır, bir başlar. Ben öyle insanlar tanırım ki onların secdesi, onların namazı, gerçekten secde, gerçekten namaz, hem vallahi hem billahi. Bir büyük zat tanıdım hayatımda beni en fazla etkileyen de o zattır. Allah gani gani rahmet eylesin. Mustafa Hayri Öğüt. Onun nefesi misk gibi kokardı, misk-i amberdi. Ama bir secdeye gittiği zaman en az yarım saat. He vallahi böyle. En az yarım saat. Allah Allah! O gözyaşları. Bir gün hiç unutmam Sandıklı’dayız, kaplıcalarda. Ben de hizmet edeyim dedim, yanındayım. Yunus'tan, Yunus’un divanını okuyoruz. Baktım öyle güzel, öyle tatlı bir koku ki; aman. O nefes başka bir âlem. Dedim, “ne güzel bir koku” dedim, “ne güzel nefes” dedim. Dedi, “Evlat” dedi “âşık odur ki nefesini Hakk’tan Hakk’a verir.”

Şimdi hakikaten insanlar görünüşte bir mekandadır, ama hakikatte çok farklı âlemdedir. Şimdi biz niye geldik bu vadiye bilmiyorum. Namaz bir sevda, Sen bu anı yaşayacaksın da - efendime söyleyeyim- ikimiş, dörtmüş, bunun hesabını (yapacaksın).

Bazen şimdi arkadaşları dinliyoruz. Veya dinliyorlar, anlatıyorlar bana.  İşte Cuma namazı şudur, ikindi namazı budur şudur. Bu hatırıma şunu getirdi.

Farabi'nin döneminde – felsefecidir Farabi biliyorsun- demiş “Ben Allah'ın varlığını bin bir delille ispat edeceğim.”

Neyse “Farabi, Alah’ın varlığını bin bir delille ispat edecek” diye de biri çıkmış insanları davet ediyor. Yaşlı bir nineye rastlamışlar, “Haydi bakalım Farabi böyle böyle dedi, sen de gel dinle.”

Nine “Bak delinin zoruna bak” demiş, “bir de bak Allah’tan bin bir defa şüphe ediyor.”

Şimdi namaz kılarken, Allah ile sen neyin pazarlığını yapıyorsun ki? Onu söyle bana. Yok, geçmişte yanılmış da beyefendi yanılmamış. Bu kadar ulema, bir İmam Azam ki; yatsının abdesti ile 40 yıl sabahlara kadar ibadet etmiş. Ben çok açık ve net konuşuyorum. Kendi yakınlarımdan da -İmam Azam gibi değilse de- en az ibadetten bu kadar zevk alan, ondan sevdalanan insanlar tanıyorum. Yani bu bir sevdadır, bunun üçüne beşine bakılmaz, devamlı kılınır. Allah o kılanlardan, o feyzi, muhabbeti alanlardan ve de o yolda olanlardan eylesin, diyor, bizi seyreden, takip eden kıymetli kardeşlerimize hayırlar niyaz ediyorum, Allah'a emanet olsunlar diyorum Efendim

Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir