
Neler Okuyacaksınız
İsterseniz önce Cenab-ı Peygamber Efendimiz hakkında üç beş cümle ifade ettikten sonra fitnenin tarifine geçelim.
Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Bütün Mahlûkatın En Şereflisidir
Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz sadece peygamberin değil bütün mahlûkatın en şereflisidir. Bir Kutsi Hadiste “Lev lake levlak le ma halaktül Eflak” “Seni yaratmamış olsaydım ben bu eflaki felekleri âlemi yaratmazdım” buyuruyor, Cenab-ı Hak. Bu derece yüce bir insan.
Malumunuz Peygamber Aleyhisselam Efendimizin taşıdığı özelliklerden bir tanesi de O’nun Ruzu Mahşerde Şefaat sahibi olmasıdır. Ancak diğer peygamberlerin de böyle bir hakkı vardır. Bu hakka onların kavuşabilmesi veya bu hakkı tasarruf edebilmeleri için dahi Cenab-ı Peygamber Efendimizin Onların üzerinde Allah'ın tasarruf imkânı verdiğini görüyoruz.
Zira her peygamber kendi devirlerinde karşılaştıkları münasebetler, insanlarla yaptığı münasebetlerden dolayı zorluklar münasebetiyle; peygamberde olması gerekenin sınırlarına kadar zorlamışlar. Ve bu münasebetle de Cenab-ı Haktan Şefi olma hakkını talepte adeta sıkılmışlardır. Öyle bir duruma gelecekler. İşte bu ar perdesinin sır perdesinin de devreye girmesini Ruzi Mahşerde temin edecek olan Cenab-ı Peygamber Efendimizdir. Evvela peygamberler hakkında Cenab-ı Hak’tan şefaat niyaz ederek onu kabul ettirecek, bilahare de ümmetinden salih ve saliha ümmetine şefaati kabul ettirecek olan yüce bir insandır.
Resulûllah’ın hayatına baktığımız zaman O’nun nasıl bir şahsiyet olduğunu hadiseler içerisinde çok rahat görebiliyoruz. Evvela Peygamber Efendimizin gelmeden evvelki devri saadetlerine baktığımızda bir Arabistan var, bir dünya var. Adalet yok, huzur yok, saadet yok, mutluluk yok. Cinayet var, hırsızlık var, rüşvet var, yalan var, zina var. Can emniyeti yok, mal emniyeti yok, namus emniyeti yok, din ve vicdan emniyeti yok. Yani emniyetlerin tamamen dumura uğradığı, böyle bir dünyada seçilmiş insan olarak Cenab-ı Hakk'ın lütfuyla Peygamber olarak gönderiliyor. Ve O adaleti, iffeti, hayayı, namusu, fetaneti, şerefi, izzeti bütün insanlığa yaşatma imkânını getirdikten sonra insanlarda esas olan can emniyetine, mal emniyetine, namus emniyetine, din ve vicdan emniyetine azami derecede dikkat edilmiş; doruk noktada bütün insanlık O’nun Devri Saadet’inde bunları yaşamıştır. O bakımdan da O’nun asrına Devri Saadet Asrı, Saadet Asrı denir, Nur asrı denir. Öyle bir dönem insanlık tarihi yaşadı. Böyle bir dönemin, devrin yaşanması da katiyetle mümkün değildir.
İşte biz böyle bir yüce zatın ümmetiyiz, böyle bir yüce zatın ümmeti olmak kadar büyük bir şerefin de olmadığı muhakkaktır. “Benim ümmetimin uleması Ben-i İsrail'in Peygamberlerine denktir” diyor. Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz. Yani o derece yüce bir şerefe malik ki değil O’nun, O’nun ümmetinin dahi ulamasının Cenab-ı Hak indinde ne derece büyük bir yeri olduğu beyan ediliyor.
Şimdi bu ifadeden sonra fitne nedir sorusuna müsaadenizle geçelim.
Fitne Çok Büyük Bir Beladır, Musibettir
Fitne kelime manası itibarıyla bir imtihan demektir, deneme. Gerçekten de Cenab-ı Hak bizi deneyecek. Niçin göndermiş bu âleme? Yani mallarımız, canlarımız, evlad-ı iyalimiz sahip olduğumuz mevkimiz, rütbemiz neyimiz, her şeyimiz; bütün bunlar denemek için denenmek için insanlara verilmiştir.
Yani bu insanlara 50 yıllık, 60 yıllık, bilemedin 80 yılık hayat içerisinde bize emanet ediliyor. Servettir, emanet ediliyor. Sıhhattir, emanet ediliyor. Şöhrettir, emanet ediliyor. Bunlar emanettir yani. Evlattır, çocuklardır, emanet ediliyor. Bunları siz nasıl kullanıyorsunuz? Şimdi insan “Eyahsebul´insan en yutreke sude”(Kıyamet Suresi/36) “Başıboş yaratıldığını mı zannediyor insan?” buyuruyor Cenab-ı Hak. İmtihana geldik. İmtihana geldik ama nasıl imtihan olacağımızı da bilmemiz için bir kılavuz gönderiyor bize Cenab-ı Hak.
O kılavuz, o rehber, az evvel ifade etmeye çalıştığımız Peygamber Efendimizdir. O’nun sayesinde biz bu imtihanı nasıl vereceğiz? Evvela kendisinin imtihanda olduğunu beyan etmiş. Sahabesinin imtihanda olduğunu beyan etmiş. Ümmetin ve bütün insanlığın imtihanda, denemede olduğunu beyan etmiş ve bunların şekillerini, vasıflarını bize tek tek göstermiştir.
“Şimdi biz bu imtihanı nasıl vereceğiz?” sorusunun cevabı; yine O’nun Hadis-i Şeriflerinde, hayatında, bunlarda gizli. Bunları ortaya koyduğumuz zaman demek ki biz şu şu şekillere riayet edersek, hususlara dikkat edersek; imtihanı kazanırız. Nedir bunlar?
Güzel amellerdir. Zannederim biraz sonra bunlara gireceğiz. Bu kelime manası itibariyle fitnenin taşıdığı bir mana. Ama kastedilen Resulûllah’ın kastettiği fitneden Hadis-i Şerifte kastettiği fitneden mana bu olmakla beraber bir de daha geniş tarzı var.
Istılahı manası var. Yani kelime manasının ötesinde bir de kullandığımız dillerdeki anlatmak istediğimiz bir meram var. Bu meramdaki fitnenin maksadı, manası nedir? Bakınız burda da fitne karışıklık, kargaşa, bozgunculuk manasına geliyor. Bu manada fitne ölümden daha kötüdür. “El fitnetü eşeddü minel katl” (Bakara/191)
Neden? Şimdi fitneyle, -katletmekle bir insanı öldürürsün- ama bir fitneyle bir toplumu, belki de bir milleti, bütün belki de bütün dünyayı yok edersin. O bakımdan fitne çok büyük bir beladır, musibettir. Şimdi İslam tarihine baktığımız zaman mesela Sahabe-i Kiram Efendilerimizin devrisaadetlerinde fevkalade bir huzur mutluluk devam ederken; bir de bakıyorsunuz bir fitne bir taraftan çıkıyor. Hayda binlerce insan hayatını kaybediyor.
O sahabeler arasında dahi cennetle müjdelenmiş mübarek zevat arasında dahi öyle bir söz taşıyan, insanları birbirine katan, fitne unsurları zuhur etmiş ki; huzuru, saadeti, mutluluğu, tamamen bozmuş atmış. O bakımdan büyük bir beladır. Bu belanın insanlara duçar olması mümkünattandır ve de olmuştur.
Şimdi bunlardan nasıl korunacağız, nasıl kendimizi sağlama alacağız, bunlardan nasıl emin olacağız? Yine dediğim gibi Kur'an'a ve O Kur'an'ı hayatına geçiren Cenab-ı Peygamber Efendimizin şahsına bakmamız lazım. O’na baktığımızda hiç korkmayalım. Bütün bunlardan emin vaziyette hayatımıza devam ederiz, edebiliriz diyorum efendim.
Fitneden Korunmak İçin Güçlü İman, Milli ve Manevi Duygulara Sahip Olmak Gerekir
Esasen Hak ile batılın gerek fikri gerekse duygu bazında çatışması yeni değildir. Bu dediğimiz hususlar, Cenab-ı Peygamber Efendimizin Devri Saadetlerinde de vardı. Ve Resûlullah’a ümmet olduğunu kabul ettiğimiz insanlar dahi asıl işte o fitne onların esiri olarak Resulullah'ın dahi karşısına geçmişlerdir. Kaldı ki O’nun vefatından şu kadar zaman sonra, şahsiyeti hayatta olmamasına rağmen O’nunla bütünleşen, O’nun sünneti ile O’nun yoluyla bütünleşen insanlar elbette milyonlar, milyarlar vardır, ama gaflet itibarıyla da karşısında olanlar elbette olacaktır. Yani ümmetinin içindeyim diyenlerden de bu fitne tarafı olanlar da olacak, ümmeti olmadığı halde onu inkâr edenler de bu fitneyi körükleyenler de olacaktır.
Şimdi dünya çok enteresan bir dönemi yaşıyor. Bu dönem tamamen materyalizmin hâkim olduğu bir dönemdir. Bu dönemde madde öne çıkartılmış, ne varsa madde üzerine her şey bina edilmiştir. Bir takım globalist güçler bunu eline almış, adeta insanlığın her şeyiyle oynama durumundadır. İstedikleri yere ve yöne insanları sürüklemektedirler.
Bir bakıyorsun sadece bir toplumu değil, bunların elinde öyle güç imkân var ki; bu imkânı bir yöne menfi bir tarzda yönlendirdiği zaman devletlerin düzeni altüst oluyor. Devletler birbirine giriyor. Anlatabiliyor muyum? İktisadi düzenine elini uzattığı zaman bir de bakıyorsun ki orasını kurutuyor. Hani Ebu Cehil'in gelip de afedersiniz Müseylemetül Kezzab’ın bir tane kadın gelmiş gözü âmâ “madem sen peygambersin âmâ olan gözümü aç!” Gitmiş öteki gözünü de kör etmiş.
Şimdi bu bunların mahareti var. Var ama nerede? Gözleri kör etmede. Böyle bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyada yaşayan insanın senin benim sahip olduğumuz iman, milli ve manevi duygular, çok güçlü ve de kuvvetli olacak ki ancak onlara karşı durabilesin. Gerek kendi nefsini gerek kendi milletini gerek kendi devletini, vatanını koruyabilme haysiyetine, şerefine, izzetine nail olabilesin. Yani bu bir benlik olayıdır. “Ben” diyebilme olayıdır. Bunu dediğin zaman Vatanı da Milleti de Devleti de her şeyi koruyabilme, kollayabilme hassasiyetine sahip olabilesin. Bu direnç sende olur, ama bunu diyeceksin. Bunu diyemediğin takdirde buradan gelen o fitne işte o korku, o bela, o musibet seni korkutur. “Canım kardeşim işte sen onunla beraber olmazsan yok olursun, mahvolursun erirsin gidersin.” Bilmem anlatabiliyor muyum?
Hemen gidiyor adam o tarafa ram oluyor. Hâlbuki bu çok yanlış bir anlayış, çok yanlış bir yorum, çok yanlış bir duruş. Zira sen ona da tepki koymuyorsun ki, “ben buyum” diyorsun. Yani “ben böyle hayatıma devam edeceğim. Benim inancım bu. Benim milliyetim bu. Benim anlayışım bu. Örfüm bu. Âdetim bu. Geleneğim bu. Ben bir Türk'üm bununla beraber ila nihayet hayatım devam edecek. Bu anlayışla devam edecek; ben can emniyetine, mal emniyetine her şeye insanlığın ihtiyacı olduğu nispetle riayet eden, sonra geçmişi olan güçlü bir milletim.” Buna inanacaksın ki ancak o gücün karşısında şahsiyetinle duracaksın. İşte bu zafiyet olunca kimlik zafiyeti olunca gidersin teslim olursun.
Müsaade buyurursan orada aklıma geldi. O kadar enterasan ki bunların asıl maksatları kendi menfaatleri istikametinde devamlı sömürebilecekleri bir tek insan modeli. Yani bunların kafasındaki model de bu. Hürriyet mi? Bunların hepsi hava, kendi sömürebileceği insan tipini istediği yere koyabilmek. Ona talimat verecek düğmeye basarsın gibi onu istediği şekilde yönlendirecek. Neden? Çünkü o yönlendiği istikamette menfaati var da ondan. Olayın özü de bu.
İman Etmenin İspatı İnsanın Amelleridir
Cenab-ı Peygamber Efendimize geliyorlar. “Biz daha fazla İbrahim’iyiz, siz daha ….” diyorlar. Yani Museviler diyor ki “hayır siz değil biz”, Hristiyanlar diyor “hayır siz değil biz.” Resûlullah’a geliyorlar hakem olarak “sizin hiçbiriniz İbrahim'i değilsin” diyor ve kovuyor onları. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Yani O gün de bu fitne vardı bugün de bu fitne var. Şimdi peki bu nedir? Bunun karşısında bizim nasıl durmamız lazım?
Kur'an-ı Kerim'de Cenabı Hak “Vel asr; İnnel insane le fi husr; İllellezıne amenu ve amilus salihati ve tevasav bil hakkı ve tevasav bis sabr.” (Asr suresi/1-3) Müslümanım diyor. Müslümanım diyoruz. Elhamdülillah. İşte Müslümanlık burda önümüze rehber oluyor. Peki, biz bu düşünceler, bu olaylar karşısında nasıl bir tavır takınalım ki hiç zarara uğramadan bu depremin içinden zararsız çıkalım.
Allah buyuruyor ki Kur'an'da insanlar hüsrandadır. “innel insane lefi husr” muhakkak hüsranda. Kim hüsrandadır? Yani kim zararlı? Yani kim fitnenin içinde değil? Bir başka manası kimdir? “illellezine amenu” İnanacak. Birinci şık budur. Kime inanacaksın? Amentüye inanacak. “Amentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve resulihi.” Hepimiz bunu millet olarak biliyoruz. Bu 6 esasa inandıktan sonra ve “amilus salihati.” Salih güzel ameller işleyecek. Dediği şeyi ispat edecek. İman bir iddiadır.
Ben inandım diyorsunuz. İnandım diyen insan bir iddia ortaya koyuyor. O iddianın ispatı lazım. İman etmenin ispatı da insanın amelleridir. Nedir bu? Namazdır. Nedir bu? Allah'ı zikretmektir. Nedir bu? Oruçtur. Nedir bu? Zekâttır, insanlara yardım etmektir. Düşenin elinden tutmaktır, komşusu ile iyi geçinmektir, fakire fukaraya yardım etmektir. Memleketine milletine, her şeyine yardım etmek. Okulunu yapmak, köprüsünü yapmak, hastanesini yapmaktır. Bunlar bir amelden birer nüshadır. Bunların tamamını kişinin iktidarına göre yapabilmesidir; güzel amel.
Bazı insan vardır ki çok güçlüdür hem madden hem manen hem nefsini ait taat ibadette ileri gidiyor; namazını kılıyor, Allah'ını zikrediyor, zekâtını veriyor v.s.
Bir de var ki hakikaten milyarder ağabeyimiz. O bütün bunların yanında ilaveten ne yapıyor? Okul yaptırıyor, yol yaptırıyor, ne bileyim hastanelere yardım ediyor. Fakire fukaraya yardım ediyor. Bu güzel ameller. Bunu yapanlar “Ve tevasav bil hakkı ve tevasav bis sabr” Buradaki enteresandır. Bütün bunları da yapmakta da kalmayacak. Yapacaksın ama sadece senin kurtuluşun esas değil. Yaa! Herkes kurtulacak, hepimiz kurtulacağız. Kurtulmak için ne yapmamız lazım?
Benim bildiğim doğrunun anlatılması lazım. Tebliğ deniliyor buna dinde. Tebliğ edeceğiz. O insanları irşat edeceğiz, ikaz edeceğiz. “Kardeşim bak böyle güzel bir yol var. Şu asır fitne asrı, biz bu fitneden korunabilmemiz için işte Rabbimizi tanıyacağız, O’na kul olacağız, O’nun yolunda gideceğiz. Düşkünlere yardım edeceğiz. Milletimizle devletimizle bir ve beraber olacağız.” Bunu diyeceğiz, onu ayıktıracağız.
Sen bunu ayıktırmadın mı? Bir başka fitne gelir gider ona kaburgasından, alır götürür Allah korusun. Nereye düşman eder? Dinine düşman eder, Allah'ına düşman eder, Milletine düşman eder, Devletine düşman eder, Bayrağına düşman eder, askerine düşman eder. Sen kaldın belaya. Ondan sonra yahu dün bu adam tertemizdi bugün ne oldu? Bugün mahvoldu gitti. Niçin mahvoldu gitti?
Yanı başında sen duruyorsun hiçbir şey söylemedin. Sen güzeli, doğruyu, hayrı biliyorsun ama buna hiçbir şey söylemedin. Geldi bir mikrop onu istila etti yok etti gitti.
İşte onun için Kur'an'da Cenab-ı Hak ne buyuyor “Hayri tavsiye edeceksin, Hakkı tavsiye edeceksin “vetava sabbil hak” Bunu yaptın. Bütün bunları yaptıktan sonra kader-i ilahi Allah kullarını hem hayırla hem de şerle deniyor. Yani illa seni güzellikle denemez Cenab- Hakk. Belada verir sana onunla da dener. Bütün bunları yapıyorsun yaptıktan sonra ne kadar ciddi şeyler gelirse gelsin; musibetler vesair ona da sabredeceksin.
İşte bunu yaptığımız zaman bu fitne asrında, fitne zamanında, Elhamdülillah hem manevi hayatımızı hem de maddi hayatımızı korumuş olacağız. Bunda kesinlikle kimsenin şüphesi olmasın diyorum.
Amel-i Salih'ten Maksat Allah'ın Razı Olduğu İşlerdir
Amel-i Salih'ten maksat, Allah'ın razı olduğu işlerdir. Yani bir insan bir iş yapacak, “Bundan Allah razı mıdır?” sorusunu sorduğunda “evet” cevabını alırsa yaptığı her iş güzel ameldir. Her iş güzel ama tabii bunun nevileri vardır. Bir, yapmakla mükellef olduğumuz ameli sâlihler var. Nedir bu? Farz olan ibadetlerimiz. Ameli Salih'in birinci sınıfı. O dünya barışı da var ama bunlar mubah kısmında. O da bunun içerisinde dairenin en son noktası. Şimdi oraya gelene kadar bütün bu sıralamadan geçmemiz lazım.
Sen kendi nefsine ait olan vazifeyi evvela yerine getirmen gerekiyor. Allah'la hukukunu iyi tutman gerekiyor. O nedir? Namazdır. Seni yaradan bunu senden istiyor. “Kılacaksın” diyor, emrediyor. “Oruç tutacaksın” diyor, emrediyor. Varsa malın “zekâtını vereceksin” diyor, emrediyor. Daha! Eğer gücün yerindeyse “hacca gideceksin”, emrediyor. Kısaca Ameli Salih'in birinci sınıfı bunlar. Sen bunu atladın mı? “Ben ötekileri yaptım.” Yaptın sen.
Şimdi bir çocuk gider, öğretmeni imtihan eder onu. Orada bir not alır. Kabul edelim ki efendim barem olarak not yükseği 5 numara. 2 numara veya 1 numara zayıf 2 numara orta neyse. Yazılıda almış çocuk 1, yani imtihanda 1 almış. Gelmiş ödev yapmış, ödevden de 5 almış. İşin inceliğini bilmem anlatabiliyor muyum? Bu o çocuğun notuna etse etse ancak 1 numara etki eder. Ama imtihandan 4 alsa ödevden 1 alsa ancak 3 verebilir ama hoca, 2 veremez. Anlatabildim mi?
Şimdi dünya barışı, -şu bunlar da hava yani bunlar hep propaganda- adı altında yapılan hiçbir şey yok. Yapılan sömürüdür. Dikkat edin bakın. Burda Allah'la kendi aramızdaki hukuku düzeltmemiz lazım. Bu işin ölçüsünü koyan O. Sen bu ölçüye uyuyacaksın. Buna uyuduğun zaman işin takır takır yolunda gider. Onu yerine getir. Ne diyor? Zekâtını ver.
Bak hemen seni etrafa yardıma davet ediyor. Yardıma teşvik ediyor. Etrafında kim var? Senin akrabaların var, komşuların var, dostların var. Tanımadıkların var, tanıdıkların var. Etrafını da onunla kendine bağlayacaksın.
Ondan sonra yardım edeceksin. Karz-ı Hasen. Yardım edeceksin. Bak o da işte nafile sınıfı. Dünya barışı dediğimiz olay da bu. Şimdi bunları kademe kademe kademe yapacağız. Bunu yapmadın. Buradan aşağı hiçbirini yapmadın sadece geldin en sondan bir tanesini yaptın. “Hocam benim yaptığım olmadı mı?” “Oldu. Oldu ama oğlum işte bir ödev gibi sınıfı geçirmez sana.” Ama öğretmene şunu söyletir; “Ah bu keşke bu çocuk sene başında da böyle biraz daha çalışsaydı da adam olsaydı” bunu söyletir.
Onun merhametine onun şefkatine onu şey eder. Şimdi amel-i salih Allah'ın rızası olduğu işlerdir. Peki, hangi iştir bu?
Dediğim gibi az evvel saydıklarım ve bunun dışında aldığımız nefesten verdiğimiz nefese kadar. Şunu düşündüğümüz zaman, “bu benim yaptığım işten Allah razıdır. Razı olması için ben bunu yapıyorum.” Buna samimiyetle inandığınızda aldığınız nefes de ameli salihtir, verdiğiniz nefes de ameli salihtir. Ama dediğim gibi kendi arasında da bunun puanlaması vardır. Olayın özü de budur.
Bunun dışında Cenab-ı Hak seni affeder. Sana büyük rütbe verir. O bizim işimiz değildir. O O’nun işidir. Onun için bize düşen bizim hukukumuz burada O’nun dediklerini ifa etmek, icra etmek, ikame etmektir. Ama O, sen bir yaptın O sana 50 bin verdi. O beni ilgilendirmez. O, O’nun işi. Sen hiç yapmadın gene sana verdi. O dediğim gibi O Rahman’dır, O Rahim’dir, O Gafur’dur, O Kerim’dir, O Kadir’dir, O Muktedirdir. O beni ilgilendirmez. O Hâkim’i mutlaktır, O Allah'tır yahu. Bana ne ya!
Benim ona karşı olan vazifem ne? Şimdi adam kalkıyor, onu tarif ediyor. “Oğlum sen kulsun. Sen kendi üzerine düşeni yap! O, Onu yapar.” Dediğimi anlatabildim mi? Sanki adam Allah'ın vazifelerini O’na hatırlatıyor. Haşa! “Sen bir defa kul olarak vazifeni hatırla!” Toplanıyor, işte, “O onu yapar, bunu yapar, şeyler.”
Sonra İslam akaidinde enteresan bir incelik var. Kur'an-i hükümler, hükümlerin zıddına bütün kâinat bir araya gelse “içtihat” adı altında safsatalarla büyük birtakım kararlar verseler; onun bir kelimesini değiştiremezler. Onlar ancak kendilerini değiştirirler. Anlatabildik mi?
Bizim Milletimiz Çok Ariftir
Bizim milletimiz çok ariftir. Türk milleti özel, hakikaten özel bir millet. Böyle onun içine girdiğin zaman, konuşmasından, oturmasından, kalkmasından. İnsanlık tarihinde üzerinde bu kadar oyun oynanmasını rağmen çelik gibi ayakta duran tek irade de bu millettir. Elhamdülillah.
Kardeşlerimiz her zaman ifade etmeye çalıştığım, zerre kadar akaidimizden taviz vermeyelim. İleri geri konuşanları kesinlikle dinlemeyelim. O analarından, babalarından kalma o sağlam güzel inançları var ya o mis kokan, miski amber gibi olan manevi yönüyle, ondan zerre kadar taviz vermesinler. Bir ve beraber olsunlar. Birbirimizi çekelim, birbirimize tahammül edelim. Vatanımıza, milletimize, bayrağımıza, sancağımıza, askerimize, sivilimize, polisimize, çöpçümüze, çiftçimize sahip çıkalım. Hiç çekinmeyelim. Dünyanın en güçlü en yüce milletiyiz. Allah milletimizden razı olsun. Payidar etsin diyorum, saygılar sunuyorum.
Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız