
Neler Okuyacaksınız
İki Büyük İnsanı Anma Gecesi, Her Ne Kadar Bir Matem Gecesi Olmuş Olsa Da Aslı; Onların Maddi, Manevi Şefaatlerine Sığınma Programıdır
Sevgili İzmirli kardeşlerim, bu aslında iki büyük insanı anma gecesi, her ne kadar bir matem gecesi olmuş olsa da aslı; onların maddi, manevi şefaatlerine sığınma programıdır. Onun için hepimiz hakkında hayırlı olsun, diyorum.
Esasen benim konuşmam öyle dakikalara sığan bir konuşma olmayacağı için, bakalım ne kadar kendiniz tutabileceksiniz? Ama merak etmeyin konuşmamı kısa tutacağım. Şundan, çünkü bu kadar zaman, saat 4 civarından şu ana kadar hakikaten yoğun bir tempoyla çok güzel bir program geçirdik. Ben de televizyon ekranlarından takip ettim. Sadece 10 Kasım münasebetiyle büyük insan Mustafa Kemal Atatürk hakkında birkaç tespitten sonra Muharrem Ayı’nın 10. Günü akşamı ki bu çarşamba gününün akşamı oluyor -bugün 7. günü- televizyon, Meltem Televizyonu Müdürü ile konuştum. Bana program imkânı tanıdılar; televizyonda, 10 Muharrem gecesi Hz. Hüseyin’i anmak ve Muharrem Ayı hakkında bilgi vermek üzere… Şimdiden haber vererek Mustafa Kemal hakkında öz bir konuşma yapmayı düşünüyorum.
Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet
Kardeşlerim, Mustafa Kemal bildiğiniz gibi Selanik… 1881 tarihinde, Selanik doğumlu bir insandır. Aslı Anadolu, Yörük dediğimiz Türkmen Türklerindendir. Anne ve babası, burası çok mühim, Balkanlardaki insanları irşad etmek, Müslüman etmek için sülalesi çok önceden oraya hicret etmiş; bu irşad göreviyle, Bektaşi tarikatında görev almışlar ve oradaki insanları Müslüman etmişler, dergahlarda insanları eğitmişler, Allah’a kulluk yapmışlardır. Gerek Zübeyde, Molla Zübeyde Hanımefendi gerekse Ali Rıza Bey’in aile tarafı; her iki taraf da Bektaşi tarikatındandır.
Sevgili kardeşlerim, şimdi bunları niçin ortaya koyuyorum? Bir zamanlar biz Atatürk hakkında “O Kur’an’ı Kerim’i hatmetti, o Kur’an’ı Kerim’i hıfzetti” dediğimizde, “Ya o cumhuriyeti bunlar içki masasında kurdular” iddiasını çürütmek için bunları anlatmamız gerekiyordu. Bunun için anlatıyoruz.
Evet, Zübeyde Hanım çok temiz yaradılışa malik, dindar bir kişiliği olan… Bugün bazı eserleri okudum. Ne hikmetse o Molla Zübeyde’ye, ‘akıllı olduğu için Molla lakabı takıldı’ şeklinde ki yakıştırması çok yanlış. Molla Zübeyde, gerçekten Molla; Allah’ın sevgili bir dost kulu. Onun için ona Molla Zübeyde unvanı veriliyor. Rıfat Efendi Hazretleri’nin dergahında senelerce hizmet etmiş, dergâhta adeta saçlarını süpürge etmiştir. Böyle dini bütün bir insan, Allah şefaatinden ayırmasın. İşte bu kadınla Mustafa Kemal… Biliyorsunuz babasının adı Ali Rıza’dır, Ali Rıza Bey bir Bektaşi ailesinin evladıdır. İsminin Ali Rıza konmasının nedeni; biliyorsunuz Ehl-i Beyt’te 12 tane imam vardır. Bu imamlardan bir tanesinin adı da Ali Rıza’dır, İmam-ı Rıza. Bendeniz İmam-ı Rıza hakkında eser yazdım, mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Çünkü Atatürkümüz’ün dedesinin de manevi sülbünü öğrenmiş olacaksınız. İşte bu zat’a olan sevgisinden, İmam-ı Rıza’ya olan sevgisinden dolayı oğluna Ali Rıza ismi veriyor. Bu Ali Rıza ile sevgili arkadaşlar Zübeyde Hanım’ın bir araya gelmesinden ortaya Mustafa isminde, Peygamber Aleyhisselam Efendimiz’in mübarek adını taşıyan, nur topu gibi bir evlat geliyor. Zekâsı, feraseti, aklı münasebetiyle de hocası ona Kemal unvanı veriyor. Bundan sonraki adı da ‘Mustafa Kemal’ oluyor.
Mustafa Kemal Dindar Aileden Yetişmesi Münasebetiyle Dini Bütün Bir İnsandır
Sevgili kardeşlerim, Mustafa Kemal’i ne kadar biz anlatırsak azdır. Ama ben onun bugünkü iddialara karşı cevap verilmek üzere dini yönünden bahsetmek suretiyle ne kadar saçma bir iddianın günümüzde, geçmişte tezgahlandığını ortaya koymak istiyorum. Mustafa Kemal dindar aileden yetişmesi münasebetiyle dini bütün bir insandı. Yanından hiç ayırmadığı Hafız Yaşar Efendi ki devrin en büyük kurralarından birisiydi. Kur’an’ı Kerim’i Hafız Yaşar okuyor, Mustafa Kemal dinliyor; Mustafa Kemal Paşa Kur’an’ı okuyor, Hafız Yaşar Efendi dinliyor; yani mukabele ediyorlar, karşılıklı dinliyorlar.
Mustafa Kemal peki bu kadar Kur’an ilmini nerden almış? 7 yaşında Kur’an’ı öğrenmiş, 8 yaşında da Kur’an’ı hatmetmiştir; hafız-ı kelamdır. Mustafa Kemal hafızdır.
Sevgili kardeşlerim işte bu Mustafa, dini bütün de bir insan. Cumhuriyetin ilanına kadar, savaş yılları da dahil olmak üzere cuma namazlarını katiyen bırakmamış, birçok namazını da Hacı Bayram ve Leblebici Camii Şerif’inde kılmıştır. Ancak, cumhurbaşkanı olduğu dönemde kendisine bir ihbar gelir, o ihbarda da Mustafa Kemal’i kuşatarak öldürmek isteyenlerin ihbarı üzerine Paşa artık bundan sonra camileri değiştirerek ve de vakitleri farklı yerlere kaydırarak cuma namazlarında görülmez olmuştu. Bunun asıl nedeni de budur.
Mustafa Kemal Camilerde Defalarca Hutbe İrat Etmiş Bir İnsandır
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri hem Nasrullah Camii affedersiniz, Hacı Bayram Camii’nde hem Leblebici Camii’nde hem de Balıkesir Nasrullah Camii’nde defalarca hutbe irat etmiş bir insandır. Yani dini bütün olmakla birlikte, İslam’ı bilen bir insandır; öyle sıradan bir insan değil.
Sevgili kardeşlerim, bilhassa Nasrullah Camii’ndeki hutbesi tam 60 sayfadır. Ben şahsen bir din hocasıyım, alimiyim. Yani bu konuda da hayli gayret ettim; 10 yıl medresede, 7 yıl imam hatipte, 4 yıl onun üstünde, ondan sonra doktora tezi vs. Eğer bunları üst üste korsanız nerdeyse 30 yılım bu dini tahsille geçmiştir. Ama Mustafa Kemal’in bildiklerini biliyorum desem, doğru konuşmam. Yani bu derece İslam’dan haberdar bir insan. Bunu nereden anlıyorsun? İslam hakkında, Peygamber Aleyhisselam hakkında yaptığı hitabelerde verdiği hükümlerden anlıyoruz.
Mustafa Kemal Halkçı ve Milliyetçiydi
Bakınız Mustafa Kemal Paşa sevgili kardeşlerim, biliyorsunuz halkçı idi. Artı, aynı zamanda milliyetçiydi. Millet mefhumuna aşıktı. Halkçı demek, Türk milletini vücuda getiren... İşte kimdir bu? Çerkez’di. Kimdir bu? Kürt’tü, Türk’tü, Laz’dı, Boşnak’tı, kimlerse… Bütün bunların birey olarak adına yani etnik guruplara ‘halk’ diyor, bunların Müslüman olarak bir arada olmasına ‘Türk milleti’ unvanı veriyor.
Sevgili kardeşlerim, sosyolojiden anlayan bir insan olarak; Türk milleti tabirini bu kadar mükemmel yerinde değerlendiren Türkiye’de de ikinci bir insan çıkmamıştır. Neymiş Türk milleti? Bütün halkları içinde toplayan, Müslüman Türk kimliği. Ne var bunun içinde? Kürt var, Laz var, Çerkez var, Boşnak var; artık Anadolu’da kim varsa… Müslüman olanların tamamının adına Mustafa Kemal ‘Türk milleti’ diyor. O zaman Türk milleti eşittir, Müslüman Türk milleti demek.
Hatta Lozan’da, Lozan’da Kürtlerin azınlık hakkını tanıyalım dedikleri zaman merhumun enteresandır, -İnönü diyor “Efendim, böyle böyle bir soru geldi.”- telgrafla, böyle vicahi olarak konuşmak değil. “Söyle” diyor “onlar azınlık değil, milletin kendisinden Türkoğlu Türk’türler”.
Şimdi Türk milleti olmayanın adına ne deniyor? ‘Azınlık’ deniyor. Niye? Çünkü, Müslüman değil. Bu vatan üzerinde yaşayan her etnik gurup Müslüman olduğuna göre, bu milletin adına da Türk milleti denir. Türk milletinin kimliği de budur.
Mustafa Kemal’in Peygamberimiz ve İslam Hakkındaki Sözleri
Sevgili arkadaşlarım, Cenab-ı Peygamberimiz hakkında ve İslam hakkında hakikaten bizlerin düşünemeyeceği nispette çok müthiş hitabeleri ve sözleri vardır. Ben bunlardan birkaç tanesini ifade ederek Atatürk’ün yaptıkları hakkında bilgi vermek istiyorum. Bunlar günümüzde bilinmesi lazımdır. Neden? Çünkü biz bugün ezbere yaşayan, geçmişini unutan maalesef bir millet haline geldik. O günün şartlarında, “O gün Mustafa Kemal ne yaptı?” bunu bir düşünürsek; o zaman “Vay bizim başımıza” demekten başka bir çaremiz kalmayacak.
Bakınız Atatürk, sevgili Peygamberimiz ve İslam hakkında ne buyuruyor? “Bütün dünyanın Müslümanları, Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed’in gösterdiği yolu takip etmeli”. Dikkat edin “Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmelidir. Tüm Müslümanlar, Hz. Muhammed Aleyhisselam’ı örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmelidir”. Kim diyor bunu? Mustafa Kemal Atatürk. Hz. Muhammed’in bir avuç imanlı Müslümanlarla, mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir Meydan Muharebesi’nde kazandığı zafer; fani insanların karı değildir. Onun peygamberliğinin en kuvvetli nişanesi de budur; yani Bedir Zaferi’dir.
Bir başka ifadesinde, sene 1926 senesinde yaptığı bir konuşmada, Hz. Muhammed’in adının unutulmayacağını vurgulayarak şöyle buyuruyor “O Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinden bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonsuza kadar onun adı bakidir”. Fazla ileri gitmeyeyim, bu kadar kâfi.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kuruluş Kararı Hacı Bektaş Dergahında Alınıyor
Şimdi geliyorum Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşuna. İşte bu insan, bu insan cumhuriyet kurulmadan evvel Hacı Bektaş’a gidiyor. Şu anda ekranları başında mutlaka bizi seyreden kıymetli anamız, 84 yaşında, Arife anamız; bizi seyrediyor ve ben gitmenizi, Hacı Bektaşi Veli’ye ziyarete gitmenizi, tavsiye ediyorum. Bizzat kendinden dinlediğim “Merhum Mustafa Kemal Atatürk buraya geliyor” dergâhı bana gösterdi, “Cemalaettin Çelebi Hazretleri şu dergahtaydı; onu ziyaret etti, 3 gün bir arada kaldılar. Benim kayınpederim Cemalettin Efendi’nin oğlu. Beraberce 3 gün o dergâhta kaldı, onlara hizmet etti; hiç kimseyi dergâha almadılar. Cumhuriyetin kuruluşu hakkında görüş alış verişinde bulundular ve Mustafa Kemal annesinin ve kendisinin gördüğü rüyayı anlattı. Cemalettin Çelebi Hazretleri de ‘Evet Paşa’ dedi, ‘sen devleti kuracaksın, harp olacak, bundan da zaferle çıkacaksın’ ifadesiyle onun gönlüne su serpti”. Çıkarken sevgili arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti (Devleti’ne) Devleti’ni kurmaya karar vererek dergâhtan çıkıyor. Demek ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş kararı nerede alınıyor? Nerede alınıyor? Hacı Bektaş dergahında, Cemalettin Çelebi Efendi’yle beraber alınıyor ve Mustafa Kemal “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyor. Yani ben esir olmam, Türk milleti esir olmaz; Türk milleti ancak ve ancak bağımsız olabilir.
Bugün onu çeşitli entrikalarla, şu veya bu milletin kuyruğuna takmak isteyenler lütfen kendilerine gelsinler, bu milletin olması gerektiği safta yerlerini alsınlar. Türk milletinin yeri, kendi saflarıdır; başkasının safı falan değildir. Biz ne Avrupa’nın ne şunun ne bunun uşağı olma durumunda bir millet asla olamayız.
Mustafa Kemal Cumhuriyeti Kurduktan Sonra Neler Yaptı?
Sevgili kardeşlerim, şimdi Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyeti kurduktan sonra yaptıklarına şöyle bir göz atalım. Bakalım hakikaten ya Mustafa Kemal… Bir paşa gelmiş, zafer kazanmış, devlet kurmuş. Neler yapmış bu insan? Ben okumakla hayretler içerisinde kaldım. Bakalım siz ne içinde kalacaksınız?
Cumhuriyeti ilan etti, 29 Ekim 1923.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi, yani yeni bir öğretim kanunu, yılı 1924. Lozan Anlaşması hayata geçirildi, 1924. Gölcük’te ilk tersane kuruldu, 1924. Tersanede ne yapılıyor? Gemiler yapılıyor. Yani 1924’te, çöken imparatorlukta artık sanayinin temelleri atılmaya başlıyor. İstanbul- Ankara arasında ilk yolcu uçağı seferleri başlıyor, 1924. Türkiye İş Bankası, Tütüncüler Bankası kuruldu, yine 1924. Ankara ilk planlı şehir olarak tanzim edildi, 1924. Bursa’da Karacabey Harası kuruldu, hara, 1924.
Danıştay, Türk Hava Kurumu, Türkiye Liman İşletmeleri, İnhisar, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Anadolu Ajansı, 1925. Demek ki Anadolu Ajansı’nın kuruluş tarihi de çok eski, 1925’te. Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu kabul edildi. Şeker fabrikalarının ve demir çelik sanayinin kurulmasına ilişkin kanun yürürlüğe girdi, 1925. Eskişehir Cer Atölyesinde demiryolu malzemesi üretilecek birimler hizmete girdi, 1925. Adana Mensucat Fabrikası üretime girdi, 1925. Tayyare Cemiyeti’nin katkılarıyla Ankara’da Türk yapımı ilk planör uçuruldu, 1925. Bakın burada unutursam, unutabilirim, hafızam zayıftır; Atatürk bu yıllardan sonra uçak yapıyor, yaptığı uçakları da Avrupa ülkelerine ihraç ediyor.
1926’da Türk Telsiz Telefon Şirketi kuruldu. Eskişehir Uçak Bakım İşletmesi açıldı. İlk şeker fabrikası, Alpullu Şeker Fabrikası işletmeye açıldı. İstanbul’da inşaat demiri üreten ilk haddane açıldı. Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri kuruldu. Kayseri Uçak Motor Fabrikası, 1926’da açıldı. Evet arkadaşlar, 1926’da Türkiye Cumhuriyeti Devleti uçak sanayiini kurdu. Haberiniz var mı? Ve burada imal ettiği uçaklar, Avrupa’ya ihraç edildi. Adnan Menderes dönemi hükümetinde kapatılan… 112 savaş uçağı üretildi. Menderes döneminde kapatılan uçak fabrikası, 112 tane harp sanayi uçağı imal edildi. 1926’da Bakırköy Çimento Fabrikası kuruldu. Uşak Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
1927’de Teşvik Sanayi Kanunu kabul edildi. 1927’de Samsun Havza - Amasya Demiryolları açıldı. Bursa Dokumacılık Fabrikası açıldı. Eskişehir Bankası kuruldu. 1927’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk kâğıt parası tedavüle çıktı. Kaç yılında? 1927’de.
1928’de Kütahya Tavşanlı'da demiryolu açıldı. Ankara Çimento Fabrikası açıldı. Türk Vatandaşlığı Yasası kabul edildi, aynı yılda. Malatya Elektrik Santrali devreye girdi, bu aynı yıllarda olan. 1928’de Gaziantep’te Mensucat Fabrikası açıldı. Trabzon Visera’da hidroelektrik santrali hizmete girdi. Yani bakın, 1928'de Atatürk orada elektriği üretmeye başladı. Nerede? Trabzon’un Akçaabat kazasında, Visera denilen yerde.
1929’da Anadolu - Bağdat - Mersin - Tarsus Demiryolları, Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı. Deme bu demiryolları yabancıların elindeydi; şimdi biz yabancılara veriyoruz. Mustafa Kemal Atatürk bunları yabancıların elinden aldı, yerli malı yaptı. Ben ilkokulda okurken “Yerli malı, yurdun malı; her Türk onu kullanmalı” bunları söylerdik. Şimdi bunlar hayal oldu. İnşallah yaşayacağımız günler gelirler. Var mısınız bunu yaşamaya?
Bursa Mudanya Demiryolu yabancılardan satın alındı. Bu 1931'de. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası 1931 yılında kuruldu.
1932’de İzmir Rıhtım İşletmesi yabancılardan satın alındı. Demek ki bu Rıhtım İşletmesi de burada yabancıların elindeydi; Atatürk bunu da Türkiye Cumhuriyeti'ne mal ediyor ve 1932'de Türk Dil Kurumu’nu kurdu.
Samsun Çarşamba Demiryolu Hattı yabancılardan satın alındı. Demek burası da, bu demir yolu da yabancıların elindeydi; 33 yılında merhum bunu da satın aldı.
Bandırma - Menemen - Manisa Demiryolu Hattı yabancılardan alındı, 1934. Demek o tarihte demiryollarının hemen hemen tamamı yabancıların elindeydi; Mustafa Kemal Paşa bunları Türk devletine satın aldı. İzmir - Kasaba Demiryolu Hattı yabancılardan satın alındı, 34 yılında. Kayseri Uçak ve Motor Fabrikasındaki ilk uçağın deneme uçuşu yapıldı, 1934. Artı, İzmir Basmane - Afyon Demiryolu yabancılardan satın alındı. Bu da 34’te.
1935’te Aydın Demiryolu yabancılardan satın alındı. Metea, Eti Bank, Türk Şeker Fabrikaları kuruldu. İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan alındı. Paşabahçe Şişecam Fabrikası üretime başladı. Sümerbank Kayseri Dokuma Fabrikası açıldı.
1936’da motor Boğazlar Sözleşmesi kabul edildi. Montrö, affedersiniz, Boğazlar Sözleşmesi kabul edildi. İstanbul Boğazı'nda askerden arındırılmış bölgelere Türk askeri yerleştirildi. Seka’nın İzmit'teki fabrikasında İlk kâğıt üretildi.
1937’de Toprakkale - İskenderun Demiryolu yabancılardan satın alındı. Yani burada şunu görüyoruz; bütün demiryolları yabancılarda idi, Mustafa Kemal Paşa hazretleri bunların tamamını Türkiye Cumhuriyeti'nin malı yaptı. E tabi niçin yaptı bütün bunları? Şimdi ileride biz de satıp yiyelim, diye.
1938’de Divriği Demir Madenleri üretime başladı. Aynı yılda İstanbul Elektrik Şirketi yabancılardan satın alındı.
Birçok daha burada yapılmış; tarım kesimi %101 büyüdü, Mustafa Kemal Atatürk döneminde. Sanayi %48,8 gelişti.
1927’de tarım ticaret sanayiinde 65 bin işletme vardı sevgili arkadaşlar. Savaştan yeni çıkmış genç Cumhuriyet, hem tarım hamlesi hem de sanayi devrimini gerçekleştirdi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin döneminde.
Tarımımızı Dünyanın Yine Bir Numarası Haline Getireceğim
Şimdi geliyoruz günümüze, içimizde (tarımdan) tarımla ilgilenen arkadaş varsa elini kaldırsın bakayım. Çok azsınız. Niye az geldiniz? Anladınız ki Haydar Hoca fırça atacak bize.
Şimdi sevgili kardeşlerim bakınız, tarım. Ben size 2002 yılında, 2002 yılı seçimlerine girmeden ne demiştim? “Sakın bu adamlara oy vermeyin”. Öyle başınıza işler gelecek ki mamulleriniz, ürettikleriniz para etmeyecek; bu sefer geçiminiz için üzerinde oturduğunuz toprakları satmak mecburiyetinde kalacaksınız. Şimdi arkadaşlar ben tabi geziyorum, görüyorum ki tarım kesimindeki vatandaşların elindeki topraklarını bedava fiyatına satıyoruz, su fiyatına. Öyle mi, değil mi arkadaşlar? Aynen değil mi?
Şimdi bu toprakları geri almak istiyor musunuz? İstiyor musunuz? Şimdi öyle bir hareket başlatacaksınız ki… Bakın, ben bu işi bilen adamım dedim size, inanmadınız bana. Ya el alem bana inandı; batı dünyası bana inandı, Rusya, Türk dünyası Haydar Hoca'ya inandı. Siz inanmadınız. Şimdi bana inanıyor musunuz? İnanıyor musunuz bana?
Sevgili arkadaşlar, ben bu zilleti bitireceğim. Tarımımızı dünyanın yine bir numarası haline getireceğim. Hiç kuşkunuz olmasın. Benim dünya çapında dünya pazarlaması yapan arkadaşlarım, dostlarım var. Bu adamlar bu işi bilmezler. Allah var oğlum, onlar da bana muhtaç yanlış anlama.
Sevgili kardeşlerim, bizler inşallah bakınız iç piyasada bulamadık, iç piyasa şartlarını bulamadık. Yemin edersem inanacak mısınız? Vallahi de billahi de dünyanın bir numaralı ürünü haline getireceğim ve dünya pazarlarına malınızı sokacağım. Var mısınız buna? Var mısınız? Ya Hocam, sen gelecek hakkında kâhin misin ki biliyorsun? Kardeşim dün ya Haydar Hoca’ya muhtaç, sen nereden gidiyorsun ya. Öyle. Ne diyor merhum Mustafa Kemal Atatürk? “Bir Türk, dünyaya bedeldir”. İşin anahtarı bu.
Şimdi arkadaşlar, tarımla uğraşan kardeşlerim; sizlere arkadaşlarım gelecek.
Ben Ehl-i Beyt’in Şefaatini Madden, Manen Üzerinde Olduğunu Yaşayan, İnanan Bir İnsanım, Onun İçin Bu Kadar Güçlüyüm!
Daha beni yormayacaksınız ama. Bu adamların selamlarını dahi almayacaksınız. Selam verdikleri zaman bilin ki bir hile için dediler. ‘Allah’ derlerse inanırsınız. Çünkü Allah birdir. ‘Muhammed’ derse, bilin ki başkasından bahsediyorlar; Hz. Peygamber’den değil. Anlaşıldı mı? Sizi bu çileden ben kurtaracağım. Ben kurtaracağım, Allah'ın izniyle. Her şey Allah'ın elinde. Ben Ehl-i Beyt’i seven, ona gönül veren ve onların himmetinin, şefaatinin madden, manen üzerinde olduğunu yaşayan, inanan bir insanım. Onun için bu kadar güçlüyüm.
Muharrem’in 10. Gecesi ve İmam Hüseyin
Şimdi sevgili kardeşlerim, 10 Muharrem hakkında evet çok geniş bir bilgi vereceğim ama bu gece Muharrem'in 10. Gecesi’ni kabul ederek ihya etme programı olduğu için; yani İmam Hüseyin Efendimiz’in şehadetini anma programı olduğu için, birkaç cümle edeyim.
Merak etmeyin, bu konuyu biz Allah'ın izniyle çok iyi biliyoruz. Bakın benim eserlerim şurada. Onların babalarının boyunu geçer. Bir şey bilmez onlar, hiçbir şey bilmezler. Bu konuda bizler iddialıyız kardeşim.
İmam Hüseyin, Cenab-I Hak'ın Lütfuyla Adını Bizzat Allah'ımızın Koyduğu İnsandır
İmam Hüseyin, Cenab-ı Hak'ın lütfuyla adını bizzat Allah'ımızın koyduğu insandır. Hüseyin ismini kim koydu? Allah koydu. Hüseyin kimdir? Hz. Fatıma’nın evladı, Rasulullah'ın Ayet-i Kerime’de oğludur. Cenab-ı Peygamber Efendimiz’in oğludur. Cenab-ı Peygamber Efendimiz’in eti etindendir, kanı kanındandır. Öyle. Hocam nereden çıktı bu? Doğuyor, anne sütü almıyor. Allah'ın sevgilisine kızı Fatıma haber veriyor “Ey baba, Allah resulü, bu oğlan süt almıyor, emmiyor”. Gidiyor Allah'ın sevgilisi, mübarek parmağını ağzına koyuyor. Onu vıcık vıcık emmeye başlıyor ve o parmaktan besleniyor. Kim? Hz. Hüseyin. Dolayısıyla Peygamber Aleyhisselam buyuruyor ki “Eti etimden, kanı kanımdan, canı canımdandır Hüseyin'imin”. Allah şefaatinden ayırmasın. Bakınız Peygamber Efendimiz buyuruyor ki “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim”. Bunlar yanlış anlamayın Şii kaynakları değil, Sünni kaynakları. Yani bazıları gelip size diyebilir ki “Ya Hoca işte gitti Şiilerden bul de…”. Yok, Sünni kaynakları hepsi, burada bende var.
Hz. Hasan ile Hüseyin'e Buğuz Edenler Allah’a Buğuz Etmiş Olur
Yine Peygamber Aleyhisselam şöyle buyuruyor “Hasan ve Hüseyin cennet ehlinin iki gencidir”. Bu hadis Kütüb-i Sitte, sayfa 12/492’da. “Hasan ve Hüseyin'i seven beni sevmiştir; onlara buğz eden de bana buğz etmiştir”. Hz. Hasan ile Hüseyin'i sevdiniz mi, kimi seviyorsunuz? Hz. Muhammed Aleyhisselam’ı. Ona buğz ederseniz, kime buğz ediyorsunuz? Hz. Fahri Alem Efendimiz’e. Dolayısı ile Hz. Fahri Alem’e buğz eden, Allah'a buğz etmiş olur.
Şimdi Kerbela’da, İmam Hüseyin'e kılıç kaldıran ve buna talimatı verenler nedirler? Allah'ın hasımlarıdır. Yok o şu görüşten dolayı, bu bu görüşten dolayı… bir tane Hint fakiri demiş ki “Efendim” demiş “o iştiadında yanılsa bile bir sevabı vardır”. Hadi oradan be terbiyesiz, kıçını yıkamasından aciz herif seni. Sen kim, İslam kim? Terbiyesiz. Buna bu şekilde fetva verenlerin de yeminle konuşuyorum yatacak ahirette yeri yoktur. Sen kimsin ya? Sen nesin? Sen din alimi bile değilsin. Sen felsefeci bir adamsın. Feylesof cinsindendir, biliyor musunuz onu? Ya Keşmiri’nin talebesisin; Keşmiri felsefecidir, Hint felsefecilerinden. Din, felsefe yeri değildir oğlum. Git sen diril, dinini öğren.
Bir gün Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin güreşiyor. Cenab-ı Peygamber Efendimiz enteresandır, Hz. Hasan’ı tutuyor. Hz. Fatıma da diyor ki “Ya baba” diyor “adam” diyor “küçük evladı tutar. Sen büyüğünü tutuyorsun”. “Kızım” diyor “şu anda Cebrail, Hüseyin'le beraber. Onun için ben onu tutuyorum”.
Hamse-i Al-i Aba Nedir, Kimlerden Oluşur?
Hz. Fatıma… Malum annesi Hz. Fatıma, babası İmam-ı Ali, ağabeyi Hz. Hasan; Allah üçünün şefaatinden mahrum eylemesin. Bu üç insan, dördüncüsü Hz. Hüseyin hamse-i al-i aba denilen, Peygamber Efendimiz’in abası altında, Hz. Fatıma'nın evinde bir araya gelmiş; ümmeti Muhammed'i ahirette şefaati ile koruyacak, kurtaracak insanlardır. Birazdan ayetler okuyacağım birkaç tane, son vereceğim. Anlıyorum, diyorsunuz “Hocam, bıktık yahu. Yeter”.
Sevgili arkadaşlar Cenab-ı Peygamber Efendimiz, Hz. Fatıma'nın evine geliyor abasıyla birlikte; Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin abanın altına giriyor. Ümmü Seleme annemiz de o abanın altına girmek istiyor. Allah'ın sevgilisi eliyle onu itiyor “Sen hayır üzeresin, endişe etme” diyor “Ama bura farklı bir mekân”. Yani kâinata gelmiş geçmiş insanlığın zübdesi, özü bu 5 kişidir. 1. Allah'ın sevgilisi Hz. Muhammed Aleyhisselam, 2. Kızı, sevgili kızı Hz. Fatıma’tüz-Zehra, 3.İmam Ali, 4. Hz. Hasan. 5. Hz. Hüseyin. İşte hamse-i ala aba denilen insanlar bunlardır. Bunların o abasının üzerine, ta arştan oraya kadar nurdan bir direk iniyor.
Ehl-i Beyt’in İslam’daki Yeri Çok Büyüktür
Sevgili kardeşlerim, tabi bu insanların İslam'daki yeri çok büyük. Nereden bunu anlıyoruz? Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'inde bunlar hakkında bakın neler beyan ediyor? “Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt'ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister” (Ahzâb Suresi 33. Ayet), yani yapmıştır. Bu Allah'ın muradı, mutlaka yerine gelir. Yani burada ‘yuridune’ fiilindeki mana sadece geleceğe ait değildir; ‘geçmişte de gelecekte de sizi tertemiz yapmıştır’ manasıdır. Dolayısıyla sevgili kardeşlerim, Hz. Peygamber ne kadar temizse, kızı Fatıma o kadar temizdir. Hz. Fatıma ne kadar temizse, kocası İmam Ali o kadar temizdir. İmam Ali ne kadar temizse, Hz. Hasan o kadar temizdir. İmam Hasan ne kadar temizse, İmam Hüseyin de o kadar temizdir. Sade temiz de değil, tertemizdir.
Kardeşlerim onun için biz, işte şu görüş münasebetiyle filancının iştihadı, filancının görüşü diye fitne çıkartmak isteyenlerin adına bu Ayet-i Kerime’den dolayı sizler direkt ‘münafık’ diyebilirsiniz. Öyle mi Hocam? Niye? Onların hakkında Ayet-i Kerime var, ayet var. Sana Cenab-ı Hak demiyor ki yorum yap; “İnan” diyor. İnanmıyorsun. İnanmıyorsan, defolup gidersin. Yani bu hak sana verilmemiş. Şimdi biri gelir size “Ya şu mesele hakkında görüşünüz nedir?” diye sorarsa, görüşünüzü beyan edersiniz. Ama gelip de “Şu iş böyledir” derse, görüşünü beyan etme hakkın var mıdır? Yoktur. Sana bir hüküm veriyor. Bu ayette de Cenab-ı Hak bize bir hüküm verdi “Onlar tertemizdir”. Şimdi tertemiz olan insanda sen günah arıyorsun, noksan arıyorsun, vebal arıyorsun. Asıl hastalık senin ruhunda, senin kendinde.
2. De ki “Ben bu peygamberliğimi tebliğe karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum”, Ayet-i Kerime (Şûrâ Suresi 23. Ayet). Yani Cenab-ı Peygamber Efendimiz’in dilinden Allah öyle diliyor ki “Sadece vazifeniz onları sevmektir”. Anlaşıldı mı? Ama Hocam ya ben Alevi değilim, Sünniyim. E benim eşek oğlum; bunun Sünni’si, Alevi’si yok. Müslümansan, bu ayete göre sevmeye mecbursun. İmam-ı Şafii Hazretleri buyuruyor ki, İmam-ı Şafii Hazretleri buyuruyor ki “Ehl-i Beyt’i sevmek farz-ı ayındır”. Yani herkesin sevmesi şarttır.
Sevgili arkadaşlar, tabi bu sevgi o kadar enteresan bir olay ki... Dedik ya, nasıl onların temiz olduğunu kabul edeceksek aynı şekilde de onları sevmeye mecburuz. Ha sevmedin, o zaman senin atın topaldır; senin atın bu yolda yürümez. Bizde ‘aynalı at’ derler; dizleri üzerine düşmüş, hani kapaklandı, dizleri yara oldu. Bu attan bir şey olmaz. Sakın o atların yanına gitmeyin. Onlar ancak tepmeye yarar.
Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya girerse de ki “Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra da dua edelim de Allah'ın laneti yalancıların üzerine olsun” (Âl-i İmrân Suresi 61. Ayet). Bu, Mübahele Ayeti. Cenab-ı Peygamber Efendimiz, Necran Hristiyanlarına “Gelin Ey Necranlılar, Müslüman olun”. “Ya Muhammed yok. Niye biz Müslüman…. Biz zaten Müslümanız”. Peygamberimiz buyuruyor ki “Siz üç sebepten dolayı iman etmediniz”. Niye? “1. Domuz eti yiyorsunuz. 2.Haça tapıyorsunuz. 3.İsa’ya Allah’ın oğlu diyorsunuz. Bu üç sebep baki kaldığı müddetçe siz Müslüman olamazsınız”. Anlaşıldı mı?
Şimdi arkadaşlar, bu gelenek değişti mi? Değişti mi? Ne kadar korkaksınız ya. Ben konuşuyorum… Sevgili arkadaşlar bu gelenek değişmedi ve emr-i ilahi de “Sakın onlarla dost olmayın”. Efendim 21. asır değişmiştir, işte onun devri değil. İslam'a çalım atan kafasızlar. Sen kimsin ya? Sen nesin? Kaç paralık adamsın? Eğer dimdik yerinde durursan iyi bil ki, vallahi de billahi de tallahi de Allah onları sana muhtaç edecektir. Bunu böyle bilelim.
Şimdi Ehl-i Beyt’in orada kurucusu kim? Hacı Bektaşi Veli. Erkeksen muhtaç olma, hadi. Anadolu’yu İslamlaştıran kim? Hacı Bektaş. Eğer onun çaldığı mayayı kabul etmezsen, Allah senin kalbine Hristiyan'ın mayasını çalar. He vallahi öyle. Araştırın bakın. Eğer Hacı Bektaş’ı kabul etmiyorsan, sana öyle kendini kabul ettirir ki “Eyvah” dersin.
Bizim Nar Olayı vardır, onlara girmeyelim. Yani arkadaşlar bu yoldan giden insanlar hiçbir zaman yanlışa düşmezler ve de Cenab-ı Hak hiçbir zaman onları zeval noktasına düşürüp de başkasına muhtaç etmez. Bunu böyle bilelim.
Kerbela Olayı ve İmam Hüseyin’in Şehit Edilişi
Şimdi sevgili kardeşlerim, “Ama” diyeceksiniz ki “Hocam, İmam Hüseyin Kerbela'ya giderken mağdur edildi”. Doğru. Yezid'in askerleri, Ömer bin Sa’d gönderildi. Yezid ona affedersiniz İmam Hüseyin nasihat etti, onu ikna etti, yola getirdi. Arkasında gelenler efendime söyleyeyim ikna olmadı. Hz. Hüseyin Radıyallahu Anh Efendimiz, Hür’le savaşa giriyor; yani Hür, İmam-ı Hüseyin’e tabi oluyor. Sabah namazını arkasında kılıyor, nasihat ediyor ona. Hür, İmam-ı Hüseyin'e tabi oluyor ve savaşta şehit oluyor. Ömer bin Sa’d, Hz. Hüseyin'in üzerine geliyor. Küfe Valisi Ubeydullah bin Ziyad, emir veriyor ve onun emriyle cuma günü sabahı Hz. Hüseyin'e ok atılıyor. Derken o gün Hz. Hüseyin şehit oluyor. Çok enteresandır, Ubeydullah bin Ziyad da enteresandır, Muhtar’ın komutanı İbrahim El Eşter tarafından öldürülüyor. Şam'a getiriliyor. Şam'a geldiği zaman, yani emredip Hz. Hüseyin’i şehit eden Ubeydullah bin Ziyad, yere bırakıldığında affedersiniz burnundan bir yılan çıkıyor, ağzına giriyor; ağzından bir yılan çıkıp burnuna giriyor. Yani Allah insanı cezalandırdı mı böyle cezalandırıyor.
Şimdi ama İmam-ı Hüseyin o gün şehadet rütbesi ile birlikte Kâinatın Efendisi'nin ve bütün peygamberlerin sevip seçtiği bir makama, ulvi bir noktaya geliyor. Allah şefaatinden ayırmasın İmam Hüseyin Efendimizi. Dediğim gibi, çünkü burada çok dokümanlar var; onlara girersek içinden çıkamayız.
İmam Hüseyin Günde 1000 Rekât Namaz Kılardı
İmam-ı Zeynel Abidin, İmam Hüseyin'in oğlu sağ kalanlardan, Hz Fatıma'nın kızı Hz. Zeynep; bugün onlar Şam'dadır biliyorsunuz. İmam Hüseyin’in 4 yaşındaki oğlu Zeynel Abidin'e soruyorlar “Ya Hz. Hüseyin'in niye bu kadar az çocuğu oldu?”. “Babam” diyor “ibadetten vakit bulup da anama yaklaşamadı ki. Günde 1000 rekât namaz kılardı”. Kim? Hz. Hüseyin. İşte böyle bir ulvi, yüce bir şahsiyeti anıyoruz. Allah şefaatinden mahrum eylemesin.
Bu gece de hakikaten bizleri İhya ettiniz. Gönüllerimizi, ruhumuzu yücelttiniz. İnşallah bundan sonra hep beraber el ele, bilek bileğe, yürek yüreğe olarak bu güzel yolda yürümeye devam ederiz. Hep beraber yürüyeceğiz bu yolda değil, hep beraber uçacağız Ehl-i Beyt kollarında, diyorum. Saygılarımı, sevgilerimi, hürmetlerimi arz ediyorum. Allah'a emanet olun. Sağ olun, var olun.
Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız