Denilenler başka yapılanlar başka
Davos Ekonomi Forumu'na katılacağı açıklanan Başbakan Davutoğlu'nun bu kararı, 6 sene önce yaşanan 'One Minute' çıkışının aslında İsrail'e karşı gerçek Türk yaklaşımı olmadığını gösterdi. Zira Batı medyası da özellikle AKP döneminde denilenler ile icraata geçenlerin birbirinin tam tersi olduğunu defaatle haber yapmıştır. Batı ülkelerinde kişilere veya partilere göre değişmeyen, kalıplaşmış iç siyaset çizgisi, milli menfaatlere göre şekillenmiş dış siyaset anlayışı yüzyıllardır devam etmektedir. Mesela, yazılı bir anayasası dahi olmayan İngiltere'de Başbakan değiştiğinde bir öncekinden farklı bir politika izlendiğine bugüne kadar kimse şahit olmamıştır. Yüzyıllar önceki İngiliz siyaseti ne ise, bugün de aynı gayeye hizmet eder. Diğer Batı ülkeleri ve İsrail için de durum böyledir. Türkiye'ye gelindiğinde ise genç cumhuriyetin tarihinde dikkat çekici bir eksen kayması görülmektedir. Bu kayma, milli duruşu bir kenara bırakın, maalesef insani değerleri de zorlamaktadır. Acı olan bu kayma, bazı sahalarda siyasilerin cehaleti ve aymazlığından olsa da, bazı örneklerde dış güçlerin baskılarına karşı koyamama şeklinde tezahür etmektedir. Mesela, 'One Minute' denilerek bir daha katılımın olmayacağı ilan edilen Davos, bu tavrın üstünden sadece 6 sene geçtikten sonra bir Türk başbakanı ağırlayacak. "Haram yiyen kardeşimiz de olsa kolunu kırarım" demişlerdi, çok değil bu beyandan iki hafta sonra konunun muhatabı 4 eski bakan hakkındaki Yüce Divan süreci reddedildi, hatta konuşma 'tape'lerinin dahi imhası kararlaştırıldı. Suriye'de 'katil Esad gitsin' diye 4 yıldır talep edenler, 'ıslak tülbent kuruyana kadar ilişkileri düzeltiriz' der oldular. Suriyeli muhalifleri 'eğit-donat' programında eğitmek için 'Esad gitsin' şartındaki ısrar, ABD'yi hedef konusunda ikna edemeyince bir anda IŞİD'e karşı savaşa dönüştürüldü. Bizler, "Libya'da NATO'nun ne işi var?" seslenişinden bir hafta sonra ülkemizden kalkan NATO uçaklarının Libya'yı bombaladığını seyretmedik mi? Helali, haramı, hesap gününü, ahireti en az bizler kadar iyi bilenler, bir taraftan "Bu gelir uçurumunun hesap gününde o Yüce Mahkemede izah yolu yoktur" derken, öte yandan asgari ücreti açlık sınırının altında vermeyi kendilerine yediriyorlar. Yine bu zihniyet, "Bizler birkaç hurmayla açlığını bastıran Peygamber'in ümmetiyiz" diye seslenmişlerdi, 1000 odalı sarayda oturmayı tercih ederken? 'Dünyanın hiçbir yerinde basın Türkiye'deki kadar özgür değil' dedikleri Türkiye'ye bel bağladıkları AB'den, ABD'den bile 'basın özgürlüğü yok' ikazları geliyor. Akıllara, Türk milletine denilenler ile bazılarına verilen sözler birbirini tutmuyor gibi geliyor. Zira millete duymak istedikleri söylenirken, aslında yapmak istediklerini hayata geçiriyorlar.
Editörün Seçtikleri