info@profdrhaydarbasenstitusu.org

Ramazan ve Oruç
04/04/2025 DİNİ YAŞAM 322

    Neler Okuyacaksınız

Ramazan ve Oruçla İlgili Ayetler

Efendim, hatırlarsanız dün akşam konuşmamızın son bölümlerinde Ramazan-ı Şerif'in mahiyetinin manasını üstünlüğünü kılan ana sebeplerden en önemlisi Kur'an-ı Azimüşşan’ın bu ayda nazil olması inmeye başlamasıdır. Kur'an-ı Kerim'in Ramazan'da inmesi, Ramazan'a çok ciddi bir değer katmaktadır, kazandırmaktadır. Binaenaleyh bu ayda orucun farz kılınması da oruçlu olarak ümmeti Muhammed'in günlerini değerlendirmesine farklı bir işin boyutudur.

Allah c.c. orucu Kur'an'da; 

Estaizübillah, “Ya eyyuhellezine amenu kutibe aleykumus sıyamu kema kutibe alellezine min kablikum leallekum tettekun.” (Bakara Süresi, 183. Ayet) 

Bakara suresinin yanılmıyorsam 183 ayeti kerimesidir bu.

“Ey iman edenler oruç sizden evvelkilerin üzerine farz kılındığı gibi sizin üzerinize de farz kılınmıştır.” Yani sadece Hz. Fahri Alem Efendimizin şeriatında oruç farz değil. Ya Ondan önce gelmiş geçmiş peygamberlerin şeriatında da orucun yeri vardır. Tabii Peygamber Aleyhisselam Efendimizin Devr-i Saadet’lerinde orucun hukuku ile ondan evvelki peygamberlerin tuttuğu orucun hukuku mahiyet itibariyle farklıdır. Biz gerekirse bu konuda işin detaylarına inebilmek için iyi bir hazırlık yapar, onları ve günümüzün orucunu mukayese ederiz. Ama şu anda konumuz bu değil. Yani oruç geçmiş peygamberler döneminde de vardı,  bizim Peygamberimizin döneminde de var ve farzdır, farz-ı ayndır. Farz-ı ayn ne demek? Biliyorsunuz farzlar iki kısımdır.

1. Farz-ı ayın,

2. Farz-ı kifâye.

Farz-ı ayn demek her kulun mükellefi yerine getirmekle mükellef olduğu ibadettir. Yani bir başkasının yapması ile ondan sakıt olmaz. Buna farz-ı ayn denir. Her birimiz orucu tutmaya mecburuz, namazı kılmaya mecburuz, iktidarımız yerindeyse Hacca gitmeye mecburuz, aynı şekilde zekat vermeye mecburuz. Bunlar farz-ı ayın olan ibadetler.

Birde farz-ı kifâye olan ibadetler var ki; bundan bir kısmın, bir kısım Müslümanın yapması ile diğerlerinin üzerinden bu farz sakıt olur. Mesela cenaze namazı bunlardan biridir. Anlatabildim mi? Ama oruç öyle bir farz ki her birimizin mutlaka ifa etme mükellefiyetinde olduğumuz, farz-ı ayın sınıfından bir farzdır. Mutlaka hepimiz bu ibadeti eda edeceğiz. İşte ayet-i kerimede Cenab-ı Hak sadece bizim Peygamberimize değil geçmiş ümmetlere de insanlara da orucu farz kalmış.

Diğer yandan yine Bakara suresinin 185. ayeti kerimesinde “Ramazan ayıdır ki Kur'an onda, yani Kadir Gecesi'nde levh-i mahfuzdan dünyanın semasına indirilmiştir.”

Levh-i Mahfuz, Allah'ın indinden. Nereye? Dünya semasına inmiştir ve Kur'an ki, insanlara hidayettir. Neymiş? Kur'an insanlık için büyük bir Hidayet. Daha. Doğru yolun ve hak ile batılı ayırt eden hükümlerin, nice açık delilleridir. Bir hak var bir batıl var. İşte, bu hak mıdır batıl mıdır? Bu çizgi ortaya koyup, kulun, yanlışlardan, kerihatlardan, haramdan sakınması için Allah onu Kur'an'da bunu gösteriyor. Yani bu hem hayrı gösteriyor, hem şerri gösteriyor. İşte bunu gösteren bir ilahi kelamdır Kur'an. Yine ayeti kerime. “Öyle ise içinizden kim o aya erişirse, yani kim ramazana ulaşırsa onu tutsun.” Neyi? Orucu tutsun. “Kimdi hasta olur, yahut bir sefer üzerinde bulunursa, o halde başka günlerde oruç tutmadığı günler sayısınca orucunu kaza etsin.”

Hastasın Ramazan'ı Şerif geldi, bünyen müsait değil, orucunu tutamıyorsun. Sana orucu bilahare, iyi olduğunda tutmak üzere Cenab-ı Hak tutmama imkânını veriyor. Bir ruhsat bu. İki. Bir de yola çıktın, sefere. Sefer esnasında da zorluklar olduğu için bilahare tutmak üzere Allah sana orada da tutmaya bilirsin diyor. Bu ruhsatı da Allah kuluna burada veriyor.

Burada önemli olan husus şu. Yani hasta iken buna kim karar verir? Sizin oruç tutmanızın, sağlığınıza çok daha ciddi zararı olacak ve bundan siz çok zararlı çıkacaksınız kararını kim verir? Elbette, bu işle iştigal eden hekimler yani doktorlar verir. Şimdi burada doktorun inancı ve zihniyeti de çok mühim. Bir doktora gidersin, o sana kesinlikle tutma der. Aynı meselede bir başka doktora gidersin, bundan senin sağlığına zarar gelmez, orucunu tutabilirsin der. İşte, sizin doktora giderken yaptığınız, yapacağınız ibadet hususunda bir kültüre bir inanca sahip olan bir insan olmalı ki. Burada sizin yapacağınız bu ibadete yap veya yapma deme ruhsatı onda olabilsin. Anlatabildim mi?  Yani adam hiç oruçtan ibadetten haberi yok, Allah'tan Peygamberden haberi yok. Gittim ben doktora. Doktor bana oruç tutma dedi. Dedi, ama. Bu adam kim? Bunun hayat felsefesi ne? İdeolojisi ne? Görüşü ne? Nasıl yaşıyor? Bunları gözünüzün önüne getirerek, işte, öyle bir doktor olacak ki hem dünyayı tanıyacak, hem ahireti bilen bir kültür neticesinde sana yön verebilecek bir insan olacak. Ama sağlığına da zararı olmayacak. Böyle mi doktora gittiğiniz takdirde, O doktorun dediği ile amel edeceksiniz, orucunuzu tutmayabilirsiniz. Tutmayacaksınız, sağlığınıza zararlıdır, dediğinde tutmayabilirsiniz. İyi olduğunuzda ramazandan sonra ramazan-ı şeriften sonra onu kaza edeceksiniz, ayetin gereği.

Sefer de böyle, yolculuk da böyle. Yolculuğa çıktığınızda orucunuzu kaza edebilirsiniz. Anlatabildim mi? Burada yolculuktan, seferden murat, eski tabirlerle 90 kilometreyi geçmeniz halinde. Ki şimdi bazı arkadaşlar da günümüzü şartlarında, “Efendim kaç kilometre giderseniz gidin, yol şartları düzelmiştir. Binaenaleyh; -Efendim- orucu tutmanız gereklidir.” şeklinde, her ne kadar görüş beyan ediyorlarsa da; Cenab-ı Hak bu ruhsatı kuluna verdiği için Allah'ın verdiği ruhsat gerekçesiyle, o kardeşimiz de orucunu, kaza etmek şartıyla orucunu tutmayabilir. Kaza edecek.

Yine ayet devam ediyor. “Allah size kolaylık diler, size güçlük istemez.” Cenab-ı Hak her meselede kulların kolaylıkla hayat yaşamasını istiyor. Zor duruma düşmesin, sıkıntı çekmesin, cefa içinde olmasın. Yani Allah aslında bizi bizden çok daha fazla düşünüyor ve bahane arıyor ki; “kulumu Ben affedeyim.” Cenab-ı Hakk'ın böyle de bir tarafı var. Bu kolaylığı istemesi, o sayıyı ikmal etmeniz, Allah'ı sizi muvaffak buyurduğu şeyden dolayı da büyük tanımanız içindir. Cenab-ı Hak size bu imkanları veriyor. Neden? Onu siz büyük tanıyacaksınız. Bizim amirimiz bize bu imkanı tanıdı, dercesine sayacaksınız. Anlatabildim mi? Yani bunun nüktesi de burada bu. Olur ki şükredersiniz. Size verdiği bu imkândan dolayı da teşekkür edersiniz. Ya Rabbi bana bu ruhsatı verdin, aslında ben orucumu tutmam gerekiyordu. Ama bana bahsettiğin bu ruhsat var, sana çok şükürler olsun, demek suretiyle bilahare; Efendim orucunuzu kaza eder ve o gün de sefere çıktığınızdan dolayı doğru sözü tutmamış olabilirsiniz diyor. Kim? Cenab-ı Vacibü’l Vücud, Bakara suresinin 185. ayeti kerimesinde.

Bu kadar kanaatime göre ayeti kerime, bu hususta kâfidir.

Makbul Oruç Nasıl Tutulur?

Doğru ya. Oruç, sadece aç durmaktan ibaret bir ibadet tarzı da değil. Yani insanın, -hani derler ya- bütün uzuvlarına, organlarına, duygularına oruç tutturması lazım. Ki, beklenilen sonuç elde edilebilsin. Nitekim Cenab-ı Peygamber Efendimiz, “Ne kadar oruç tutan vardır ki, oruçtan kendisi için açlıktan başka fayda yoktur.” Yani öyle insan var ki, oruç tutuyor, ama kazancı bunun açlık. Birazdan izah edeceğim. “İbadet için ne kadar ayakta duranlar vardır ki,  -ibadet için ayakta duruyor- ayakta kalmasından kendisi için uykusuzluktan başka bir faydası da yoktur.” Şimdi, ibadetin mantığına göre, orucun mantığına göre; eğer ibadetini yapmaz orucunu tutmazsan, onlar senin sırtında bir yükten başka da bir şey olmaz. Onun için bizi dinleyen ve takip eden arkadaşlarımız şu hususu çok iyi görmesi lazım. Nedir bu?

Benim orucumun mutlaka kabul olması gerekiyor. Ben Allah rızası için niyet ettim. Oruca imsak vaktinden sonra başladım, akşamın güneşinin grubu vaktine kadar, bir müddet sonra iftar ettim, orucumu açtım. Bu iki vakit arası ne yapmam lazım? İşte, bunu çok iyi değerlendirmesi, hareketlerini, tavrını, düşüncesini, kanaatini, inancını, o şekilde şekillendirmesi ve yaşaması lazım. Diline oruç tutturması gerekir. Artı ayaklarına oruç tutturması gerekir, gözüne oruç tutturması gerekir, kalbine oruç tutturması gerekir. E canım ya şimdi; elimize, dilimize, gözümüze, kulağımıza, kalbimize nasıl bu orucu tutturalım ki?

Ha! Kalbin orucu, kalpte Allah'a ait bir mekan kalp. Orasını Cenabı Hakk'ın tecelli edeceği bir mekan olarak bilir de, çokça zikrederse, yani kalp Allah'la meşgul olursa, elimiz dilimiz işimiz de olur ama kalbimiz, Allah'la bir bağ, bir irtibat halinde olursa; bu oruç, birinci derecede muvaffak olmuş bir oruçtur.

İki. Dilimize oruç tutturacağız. Yalan konuşmayacağız, hiç kimseye iftira etmeyeceğiz, malayani şeylerle meşgul olmayacağız ve fitne grupları ile beraber oturup dedikodu yapmayacağız. Ya, konuştuğumuz zaman doğruyu konuşacağız, milletimize, memleketimize, devletimize, İslam alemine, nefsimize ait çok faydalı meseleleri gündem edeceğiz. Tabii bu ay ramazan ayı olduğu için de, özellikle dini konuları gündem eden sohbetlere katılıp, oradan bizde bilebildiğimizi söyleyip dilimizi orada ortak edeceğiz. Bunu yaptığımız zaman, yani dille biz haramı işlemezsek, o zaman dil de bu oruçtan istifade etmiş olur.

Daha, göz. Şimdi size Cenab-ı Hakk'ın tabiatı seyreden, -Efendim- görme makamında bir organı vermiş. Bu öyle bir –Efendim- kabiliyete sahip ki, en yakından bilmem kaç metre uzağına kadar olan cismi ayırt edebiliyor, görebiliyor ve sizin kalbinize, gönlünüze, dimağınıza taşıyacağı fikirlerle muhakeme yapıyorsunuz. O, helal olan bir görme tarzıyla, kendine ait olmayana bakmamak suretiyle, beyni kalbi meşgul etmeyecek, taşıdığı haberlerle güzel hayrı görecek. Hayrı gönle, akla verecek, bunu bildirecek. Burada, bu konunun anlaşılması için hatırıma bir hikaye geldi.

Alimin bir tanesi çocuklarını İstanbul'a gönderir. Anadolu şehirlerinde yaşıyor bu delikanlılar. Gelirler, babası gönderdiği iki çocuğunu huzura alır, sorar birine “Oğlum İstanbul'da ne gördün?” Çocuk: “Baba İstanbul o kadar güzel bir şehir ki, hanları var, hamamları var, camileri var, medreseleri var, tekkeleri var, zaviyeleri var. Ahhh! O kadar caddeleri var, çok güzel manzarası var, Baba!” O da: “Aferin güzel.” der gider.

Öteki kardeşini çağırır. Öteki kardeşi de; “Oğlum İstanbul'da sen ne gördün?”

“Baba! Ben de, hiç sorma? Helalı insanlar terk etmiş, herkes haramla meşgul oluyor, sapıtanlar çoğalmış, –Efendim- kimse Allah'ı ve Peygamber'i dinlemiyor.” O da bu taraftan. Ona da “güzel” der.

Hanımı, “Yahu Efendi” der. “İki çocuğa da güzel dedin, nedir bunun hikmeti?”

“Hikmet şu” demiş. “Biri güzel bir dünya aradı kendine göre. O, onun güzellik dünyası. Camilerdi, medreselerdi hanlardı, hamamlardı, kervansaraylardı, Allah'ı zikreden topluluklardı, onu aradı, onu buldu orada. Onun için ona güzel dedim. Ötekinin de anladığı” dedi. “İşte o kusurlardı, yanlışlardı, O da onu aradı. Ona da güzel dedim”

Yani, herkes kendi dünyasını buluyor. Şimdi, biz kendi dünyamızda neyi arıyoruz? Evvela, buna güzel bir karar vermemiz lazım. İyi bir noktaya kendi nefsimizi taşımamız lazım. Bunu taşıdığımız zaman; eğer güzellikleri, bu tabiatta, bu evrende, sosyal hayatımızda ararsak; biz devamlı iyiliğin, güzelliğin bir parçası halinde, her noksanın tamamlayıcısı oluruz. Tabi, bu bir tek kişiyle de olacak iş değil. Toplum, bu kültürde bu terbiyede, bu anlayışta, bu medeniyette yetişmesi lazım. Binaenaleyh; demek istediğim; yani kalbi oruç tutturmanın manası, hakkı olmayan, yanlış kulvarlarda beslemek değil, Hakkı bulabilecek kulvarlarda eğitmek, o yolda bir arayış içinde bulundurmak, onunda orucu bu. Yanlışı, batılı, dedikoduyu, fitneyi oraya sokmayan. Allah'tan gayrisinden uzak olan.

Daha –Efendim- ayağımızın orucu. Elin, ayağın orucu, haram olana gitmeyecek, haram olanı tutmayacak, rızık diye onu kendine seçmeyecek.

Kısaca, bu anlayışla beraber, bu eğitim, bu duygu ile beraber tutacağımız oruçlar. Tabii gün içinde de mukabeleler vardır. Camilerde, evlerde –Efendim- bunlara dahil olacağız. Akşamları teravihler vardır. Onlara gideceğiz. Bunun dışında, çok güzel, bu eski zamandan beri vardır, ev sohbetleri vardır, dini sohbetler vardır. Gayet güzel lokallerde vaazu nasihatler vardır. İşte, bütün bunlar, organlarımızın, uzuvlarımız, duygularımızın, -Efendim- ihyası ve de terbiyesi manasında, oruç tutmuş demek olur. Ki, işte; böyle bir oruç, hakikatte manası itibarıyla sevabı hak etmiş olan bir oruç olur diyorum efendim.

Ramazan ve Oruçla İlgili Hadis-i Şerifler

Tabii hadis-i şerifler, bu oruç dalında çok var. Ama ben ulaşabildiklerimden bazılarına, burada ifade edeyim.

Kale Resulullah, “Her şeyin bir zekatı vardır. Vücudun temizliği de oruçtadır. Oruç sabrın yarısıdır.” Demek ki, her şeyin bir zekatı var, vücudunda da zekâtı ne? Oruçtur. Devam ediyor, oruç da sabrın yarısıdır. Hakikaten, öyle mübarek bir şey ki. Oruçlusun, dünyanın en, ne bileyim leziz taamları, yemekleri önünde. Erkeksen hadi ye bakalım! Yani orada işte, pehlivan o ki; nefsinin isteğini yerine getirmiyor, onu mağlup ediyor. Pehlivan budur. Yoksa gelip, işte Ahmet’e, Mehmet’e tokat atan, ne bileyim, ağzını gözünü dağıtan, bu manada pehlivan değil. Nefsinin ihtiraslarına, isteğine gem vurup, Allah'ın dediklerini yerine getirebilen, iradesini o kulvarda değerlendiren, işte bu pehlivan. Hadis, işte,”oruç sabrın yarısıdır”dan maksat bu. Her şeyi yapabilme durumun var. Ama Allah'ın orada koyduğu bir hudut var. O hududa inandığın için aşmıyorsun. İşte o pehlivanlık bu. Ona sabretme.

Yine, Cenab-ı Fahri Alem Efendimiz, “Ramazan geldiği zaman cennet kapıları açılır.” Şu anda cennetin kapıları açıldı. “Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar sıkıca bağlanır.” Burada et-Tergîb ve't-terhîb cilt 2 sayfa 97’de. Ama diyeceksin ki, “Hocam, yine insanlar, bazı insanlar hiç yerinde durmuyor.” Demek öyle insanlar var ki, onların kalp dünyası cehennem olmuş. Yani onun kendisi işgal edilmiş, kendi iç dünyası işgal edilmiş. Allah, yoksa, onun için de bu imkanı tanıdı, ama eğer onun işgal edilmiş dünyasına da müdahil olsa, o zaman da iradenin bir kıymeti kalmaz. İç tabiatı bozulmuş insana düşen vazife, o halden kendini kurtarma cehtine, gayretine girmesidir. İşte o yola O girdiğinde Allah da ona yardımcı olur.

Yine bir başka hadis-i şerifte, “Kim inanarak ve sevabını umarak, ramazanda oruç tutarsa, geçmiş günahları affedilir.” Yani, inanmak çok mühim. Allah benim günahımı affedecek, ben O’na kul olacağım, oruç tutmam lazımdır. Bu gerekçeyle Allah her şeye layıktır, O yaratandır, yoktan beni var edendir, bu kadar rızkı verendir. O’na benim bir teşekkür etmem lazım. Gerçi bu oruçta benim nefsimin de çok faydası var, ama evvela O benim Rabb'im olduğu için, bana bunu emretti, O’nun emrini yerine getirmem lazım. Emrini zaten yerine getirirsen benim nefsim için de çok maddi manevi faydalar ortaya çıkacak. İşte, bu manada oruç tutan arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin, mümin dostlarımızın Allah günahlarını bu ay münasebetiyle affediyor. Bu hadisin de manası bu.

Bakınız bu da çok enteresan. “Oruç kulun ateşten gizleneceği bir kalkandır.” Yani oruç ateşten kulu koruyor. “Oruç benim içindir.” Yani oruç Allah içindir. “Onun mükafatını ben vereceğim.” Şimdi, oruç Allah için oruç tutulur. Mükafatını da kim verecek? Allah verecek. Allah için olduğundan dolayı. Ha bir insan hiç kimsenin görmediği bir yerde rahatlıkla orucunu açabilir. Gelir sana bana ben de oruç tutuyorum diyebilir. Ama onu Allah için tuttuğundan, Allah'ın da olmadığı bir yer olmadığını bildiğinden -Allah her yerde hazır nazır- O gizlide, aşikarda, nerede olursa olsun, O beni görüyor, murakabe ediyor, bana nazar ediyor. Korkuyor, her yer O’nun için musavi. İnsanların arasında da, yalnız olduğu zaman da orucunu açmıyor. İşte bu manada Allah için tutulan oruçlar, kulu Cenab-ı Hakk’a vasıl eder. Nefsini temizler, nefsini tezkiye eder. “Ben böyle orucun mükafatını bizzat veririm.” diyor. Anlaşıldı mı?

Bak şimdi organlarımıza orucumuzu tutturduk, şimdi bir yola çıktık. Yol ne kadar güzel rahatladı. Kime kavuşuyoruz bunun sonucunda? Bizi yaratan Yüce Rabbimize. Zaten biz ondan geldik ona dönmeye mecbur değil miyiz?

“Kalu inna lillahi ve inna ileyhi raciun.”

“Siz Allah'tan geldiniz, O’na döneceksiniz”

Yani Allah'tan başka bir insanın döneceği mekan yok. Hiç mümkün değil. Niye?

Çünkü Ondan geldik, dönüşümüz mutlaka O’nadır. Onun için kimse kendi kendine hava atmasın, böbürlenmesin, kibirlenmesin kafa tutmasın, boynu eğik olsun. Haaa! Bu saltanatın bir sonu var. Senin geldiğin Yüce Rabbine mutlaka tekrar döneceksin. O halde ayağını denk al! Kul, bu muhasebe içinde olması lazım.

Daha! Böyle bir kul başkası için tehdit unsuru olmaz. Onun için rahmet vesilesidir. O, öyle bir insan, bir insanın can emniyetine, onun namus emniyetine, din emniyetine emniyet supabıdır, güvencesidir. Çok güzel. İşte, hepsi bu dün akşam bahsettiğimiz, niyetle alakalı olan konulardır ki; -Efendim- bu manada tuttuğumuz oruç bize kalkan oluyor, ateşten bizi koruyor. Niye? Böyle bir niyetimiz var.

Evet, ademoğlunun her işi kendisi içindir, ancak oruç bunun dışındadır. “O benim içindir onun mükafatını ben vereceğim” diyor. Bak! Az evvel ne dedik? Orucu biz Allah için tutuyoruz. Bunun ispatını ne? Biz yalnız kaldığımız zaman yiyebiliriz, yemediğimize göre biz bunu nefsimiz için değil Allah için tutuyoruz. İşte, “Ben böyle tutulan orucun da mükafatını bizzat ben vereceğim.” diyor Cenab-ı Hakk.

Yine, diğer bir hadis-i şerifte Fahri Alem Efendimiz, “Ne kadar oruç tutan vardır ki, kendisi için açlıktan başka faydası yok.” Az evvel bunun mahiyetini izah etmiştim. Niye? Dili yalandadır, eli haramdadır, gözü yanlıştadır, haramdadır. Haaa! Böyle bir orucun da hiç kimseye faydası yoktur. Kalbi fitne içindedir.

Yine Cenabı Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte “Bizim orucumuz ile ehli kitap orucu arasındaki fark sahur yemektir.” Evet, sahura kalkmak da sünnet. Efendim, bu çizgiye de çok iyi dikkat etmemiz lazım. Sahura kalkacağız. Haaa belki, yemek yemek istemeyebilirsin. Ama bir bardak su içeceksin, kalkıp burada su içmek de sünnet, yemek hükmündedir. Anlaşıldı mı? Bizi takip eden kardeşlerim, bilhassa buna iyi dikkat etsinler.

“Biriniz iftar ettiğinde hurma ile orucunu bozsun, şayet bunu bulamaz ise su ile iftar etsin. Çünkü su temizdir.” Şimdi tatlı ile beraber –Efendim- orucun açılmasında fazilet var. Ben bilhassa bu şeker rahatsızlığı münasebetiyle doktor arkadaşlarımla yaptığım değerlendirmede, kan şekeri düşüyor, vücut hakikaten yorgun oluyor. Ama hurma aldığımda, mübarek bir enerji deposu gibi seni harekete geçiriyor. Bak bunu da Fahri Alem Efendimiz tavsiye ediyor. Sünnet budur diyor.

Yine hadislere devam edelim bu konuda. Tabii bizi takip eden arkadaşlar inşallah yorulmamıştır. Ebu Hureyre’den rivayetle, “Ademoğlunun her ameli katlanır. Zira Cenab-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur. Hayır ameller en az 10 misli yazılır.” Yani bir hayır yapıyorsun, Cenab-ı Hakk bunun 10 mislini yazıyor. “Bu 700 misline kadar da çıkar.” Ondan başlar az olarak, 700'e kadar çıkar, bir hayır iş.

Bir kuds-i hadiste; “Oruçlu bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir. Ben de onu dilediğim gibi mükafatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti.” Az evvel izah etmeye çalıştığımız. Haaa, bunun öyle bir sonsuz sevabı var ki; öyle yüz misli, on misli, bin misli filan değil. Allah'ın verdiği karşılığı düşün şimdi. Allah diyor ki benim için nefsine hakim oldu, aç durdu. “Ona ben vereceğimi bilirim.” Naim cennetini verir, kevserin başında onu sözcü yapar. Kadınsa Hz. Fatıma ile dost eder, arkadaş eder. Erkekse İmam Ali'nin ehlibeyti ile onu haşreder. Haaa bak, bir oruçta neler gizli. Bilmem anlatabiliyor muyum?

“Oruçlu için iki sevinç vardır. Biri orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir.” Şimdi hakikaten orucu açarken –Efendim- dünyanın en güzel yemeklerini önünde sanki görüyorsun, başlıyorsun. Normal zamanda o kadar sana lezzet vermiyor. Allah'a kavuştuğun zamanda böyle.

Evet! “Oruçlunun ağzından çıkan koku, Allah'ın indinde misk kokusundan daha hoştur.”

Bir rivayette peygamberimiz “Oruç perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa, kötü söz sarf etmesin, bağırıp çağırmasın, birisi kendine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa, ben oruçluyum desin.” Diyor. Yani oruç sabrın yarısıydı ya. Yani sabretsin.

Yine, Ebu Hureyre’den. Buyruldu ki; “Kim Allahu Teala yolunda bir gün oruç tutarsa, Allah onunla ateş arasına genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.” Şimdi Allah için oruç tuttumu genişliği sema ile arz arası. Allah Allah! Öyle bir hendek ki! Erkekse cehennem oraya gitsin, gidemez.

Kısaca bu manada çok daha hadisler var. Bilmiyorum bunlar kafi mi? Bu hadislerden anladığımız özet olarak, ramazan ayında tutulan oruç çok farklı fazileti ve de sevabı olan bir ibadettir. Allah hakkıyla eda eden kullarının sınıfına bizi dahil eylesin diyorum, Efendim.

Orucu Bozmayan Durumlar Nelerdir?

Efendim! Oruçlu iken insanın yaptığı halde orucunu bozmayan bir takım haller vardır. Mesela bunlardan bir tanesi. Oturursunuz, unuttunuz. Kahvaltı yaparsınız, yersiniz içersiniz, tıka basa doyarsınız. Unutarak bu eylemi, fiili yaptığınız için orucunuz bozulmaz. Dün akşam onu söylemiştik, orucunuzu bozmayacaksınız. Allah demek ki; size acımış, bir daha yedirmiş. Yani bir sahurda yaptırdı, gündüzün.

Bir de ihtilam olmak. Halk arasında buna  rüyalanmak denir. Bu da orucu bozmaz. Vücudunuzda herhangi bir yere tentürdiyot sürmek –Efendim- ve gözünüze karşınıza -Efendim- sürme çekmek. Bu da orucu bozmaz.

İstemeyerek kusmak, ağız dolusu kusmak, istemediğiniz halde. Bu da orucunuzu bozmaz. İsteyerek zorla kusarsanız az kusarsanız bu da orucunuzu bozmaz. Ama fazla miktarda kusarsanız orucunuzu bozar.

Kulağınıza suyun kaçması, bu da orucu bozmaz.

Oksijen gazı tüpü ile suni hava verilmek, bunlar da orucu bozmaz. Ancak gazın içine ilaç filan konmuşsa bunlar orucu bozar.

Başkalarının içtiği sigara dumanı ortamında bulunursanız –Efendim- istemeden bu havayı teneffüs edersiniz, bu da orucunuzu bozmaz.

Ağzınızı imsaktan sonra yıkıyorsunuz. Ağzınızda kalan yaşlı tükürüğü yutarsanız, bu da orucunuzu bozmaz.

Gözünüze ilaç dökmek, bu da orucu bozmaz.

Diş çukuruna ilaç koymak, bu da orucu bozmaz. Dişimizde bazı –Efendim- çürükler olur. Buralara oruç –affedersiniz- ilaç konulduğu takdirde, bu da orucu bozmaz.

Yutmadan yemeğin tadına bakmak, bu da orucu bozmaz.

Çiçek koklamak, kolonya koklamak bunlarda orucu bozmaz. Ama bu kokladığımız şeyleri içine insan çekmek suretiyle yaparsa bu orucu bozar. Burada dikkatli olmak lazım. Aslında güzel kokular sürünmek doğru değildir, ramazan-ı şerifte doğru değildir, gündüz vakti. Akşamları olabilir.

Dişleri arasına sahur vaktinde kalan, nohuttan küçük bir şey yutması, o da orucu bozmaz, sahur vaktinde kalmış. Buna nohut diyorlar, ama daha küçük, mesela pirincin yarısı kadar. Nohut büyük. Evet!

Gelen kusuntunun geriye gitmesi. Buna ne diyoruz? Reflü mü deniliyor? Bunun geriye gitmesi. Bu da çok kötü bir şey, bayağı yakıyor. Yani bu da orucu bozmuyor.

Orucu bozmaya niyet edip de bozmamak. Niyet ediyorsun orucumu bozacağım, ama bozmuyorsun. Bu da orucunu bozmuyor.

Diş çektirmek. Ancak dişi çektirirken morfin gibi bir şeyler vurulursa bu orucu bozar.

Diş çektirince gelen kanı tükürmek yahut tükürdükten sonra az bir şey kalırsa, tükürüyorsun, ama çok az bir şey kalıyor, şayet bunu yutarsan, bu da orucunu bozmuyor.

Bir de arının kendiliğinden bizi sokması bu da orucumuzu bozmuyor.

Benim, bunları ilmihal eserlerinden derledim. Efendim bizi takip eden kardeşlerimize aktardık. Kendilerine hayırlı iftarlar diliyor, saygılarımızı hürmetlerimizi, muhabbetlerimizi bildiriyoruz. Bu güzel mevsimi gündüzleri Kur'an'la ve oruçla, geceleri namazla yine ibadetle salat-ü selam, kelime-i tevhit, ismi Celali okumakla geçirmeye dikkat etsinler. Bugünler hakikaten çok kazancı bol, feyzi bol, bereketi bol günlerdir. Akıllı tüccar, hasat zamanı işini bilerek yapan adamdır. Biz de akıllı mümin olarak bu hasat mevsiminden karlı çıkalım diyor, saygılarımı sunuyorum efendim. 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir