
Neler Okuyacaksınız
Prof. Dr. Haydar Baş ile Ölüm ve Hayat
Müminin asıl vatanı ölümden sonra vuku bulacak olan anavatanıdır, yani ahiret alemidir.
Biz her ne kadar dünya içerisinde kaldığımız sürede hayatta kazanmanın mücadelesini veriyor isek de bunun asıl sebebi, maksadı, sadece dünyada bunları bina etmek değil kazancımızı ahirete taşıyabilmek içindir.
Bu nedenle bu sebeple çok ciddi bir gayeyi çok ciddi bir neticeyi fevkalade bir hakikati televizyonunuzun gündem etmesi hakikaten hele bu günlerde gündem etmesi çok fevkalade takdire şayan bir husus olmuştur. Evvela tebrik ederim.
Ölüm ve hayat nedir?
Ölüm nedir, sorusunun cevabı Cenabı Hak Kur'an-ı Kerim'de ölümü de yarattım buyuruyor hayatı da yarattım.
Demek ki hayatın karşılığı ölüm nasıl bir hayat nereye ölüm diyoruz.
Hayat ruhun şu anatomi içerisinde yani vücudumuzda gözle görülen elle tutulan bu maddi kalıbımızın içerisinde ruh hakimiyetinin devam etmesidir hayat...
Ayette “ellezi halakal mevte vel hayate”(3) Cenabı Hak enteresandır burada önce ölümü yarattık diyor daha sonra hayatı yarattık.
Yani bizim mantığımızda ölüm yokluk gibi bir hissiyat olarak geliyor ve insanların algılaması da böyle ama Cenabı Hak bu o kadar mutlak bir gerçek öyle bir şey ki diyor “önce ben onu yarattım sonra da sizin içinde olduğunuz hayatı yarattım” buyuruyor.
Ben bunu belki bugüne kadar tefsir edilmeyen bir mantıkla ele almak ister ve derim ki “ölüm belki de ilk yaradılış anı yani Hz. Adem'in cennette bulunma anı. Hayat da oradan çıkarılmasıdır, uzaklaşmasıdır.”
Çünkü orada Allah'ın tecellileri hâkim ve bu hakimiyeti Hz. Âdem neslinden gelen bizler çok açık ve seçik yaşayacak idik.
Ancak bu deni aleme gelişimizden sonradır ki olan tecellileri artık idrak sayesinde ancak görüp yaşayabileceğiz.
Kısaca ölüm “bedensiz bir hayatın vücut anatomisi olmadan organizma olmadan hayatın devam etmesi halidir maddi alemden manevi aleme geçiş demektir.”
Hatta bazı büyükler ölüme “bedeni terk edip bir başka kapıdan çok mükemmel, mutantan, mütezeyyin, yani donatılmış süslenmiş fevkalâde mükemmel bir ülkeye aleme gidiştir” diye tarif ederler hakikat ölüm vuslattır, Allah'a kavuşmaktır.
Nitekim Cenabı Galibi Zül-Celal vel Kemal Hazretleri Kur’an-ı Kerim'in de ölümden bahsederken bunu biz yakınlarımız göçtüğü zaman rihlet ettiği zaman Allah'a yürüdüğü zaman tasavvuf da bir tabir vardır öldü denmez ne denir hakka yürüdü Allah'a yürümektir. Hakka yürümektir ölüm, bedeni terk edip geldiği ülkeye gitmektir.
Nereden çıkartıyorsun bunu yani bu durup dururken çıkmış sözler değil Kalu “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun”(4) şimdi bize Cenabı Hak beyan ediyor diyor ki “siz benden geldiniz ben size nefha ettim, üfledim” ruhların yaradılışından bahisle Cenabı Hak insanoğluna nefhayı ilahisiyle hayat veriyor. İşte ruhumuz odur.
Bu âleme gönderiyor bizi o nefhayı bu beden kalıbı içerisinde gizliyor.
Hakikatte o kalıbın içerisindeki ruh da kendisini o kalıp içerisine koyan Rabbimin özellikleri var onun hasletleri var onun sıfatları var bilmem anlatabiliyor muyum?
İşte bu kalıbı terk etme hadisesidir. “Benden geldiniz bana döneceksiniz” yani benden, siz varsınız.
Ölüm Allah’a Vuslattır
Ben sizi gönderdim tekrar kendime ne yapacağım “ileyhi raciun” bana döneceksiniz kime bir dönüştür kime dönüştür? Allah'a dönüştür.
Gelirken çok temiz geldik hiç kir pas yoktu. Şimdi bizi Yaradan ister ki nasıl onları bu aleme gönderdiysek bu şekilde dönüş, temiz gönderdi İnsanoğlu ona temiz dönsün bu şekilde istiyor.
Cenabı Hakka bizi dönüştür hakka kavuşma var ona vuslat etmedir girerken de mevzuya beyan buyurdunuz.
Bazılarına göre şeb-i aruz düğün gecesi Mevlâna’ya sormuşlar:
-Ya Hazret nedir ölüm?
-“Benim düğün gecemdir”
-Korkar mısın?
-“Bir delikanlının evleneceği geceden, sevgilisine maşukuna, buna kavuşacağı andan korkar mı? Hasretle bunu bekliyor, korkmaz.
Şimdi kuşu altın kafese de koysan “ah vatan” der. Ruh da vatan hasreti içerisinde geldiği ülke onun ülkesi, hep onu özlüyor.
Şimdi esasen bu dünya denilen sahnede bizi bırakmak isteyen güç kuvvet, bu dünya ile ilgisi olan organlarımızdır.
Dikkat edin, bakın vücudumuzda su vardır. Bu dünyaya aittir, et-kemik vardır, buna aittir.
Bunlar bizi bu tarafa çekiyor dünyaya çekiyor. İstiyor ki gitmesin buradan…
Şimdi onun hasletlerini ruhumuza aktardığımızda ölüm istemiyoruz, hoş gelmiyor bize ama ruhu ibadet ile tatla, yücelttiğimiz zaman, hafiflettiğimiz zaman, istiyor ki bir an evvel ona vuslat edeyim biri bir tarafa çekiyor, tabiri caizse diğeri öteki tarafa çekiyor.
Efendim nasıl olacak bu iş?
Eğer ruhu bedene hâkim kılarsak o zaman Hz. Mevlâna’nın buyurduğu gibi “o benim şeb-i aruzumdur, düğün gecemizdir” deriz.
Nitekim Yahudiler Allah'a yakın olduklarını iddia ederler ama hiçbir amelde de bulunmazlar, yalan konuşurlar, alimleri…
Cenab-ı Hak da Kur'an'da onlara “eğer siz sözünüzde sadıksanız ölümü temenni edin, doğru iseniz ölümü temenni edin bakalım” (1), temenni edemiyorlar. Niye çünkü her şeyleriyle dünyaya bağlı o tecelli ile ona vuslat etmekle ona yürümekle Onun tecellisini ruh tatsa, rahatlıkla ne demek isterim onu der ama ona yürümek suretiyle yani Cenab-ı Hakka giden yollar var, İnsanların kalbinde zikrullah işte budur.
Ölüm Zikrullah ilişkisi
“Fezküruni ez kürküm” Beni zikret seni zikredeyim. (2) Diyor cenab-ı hak Şimdi bak şimdi onu sinyallerini aldığınız zaman şimdi bir güç sizi ona yitiyor veya çekiyor diyelim o zaman korkmazsın yani gün gibi nasıl bir hakikati müşahede etmek var ise onu da o şekilde müşahede eder yaşarsınız ve de korkmasınız…
Allah bu halleri nasip eylesin ve insan o alemi ister yani özetleyelim herhalde uzattık.
Ölüm bedensiz hayata geçmiştir kısaca ruhun hürriyetidir.
Cenabı Hak “sizin eceliniz geldiği zaman onu ben bir nefes dahi geri bırakmam” (5) diyor.
Tedavinin maksadı nedir?
Tedavinin maksadı hayatı rahat geçirmektir. Geleceksin diye her gün cefa çekmesin ya hastalıklarda sıhhatli hayat sürmek yoksa bizim aldığımız nefesler sayılıdır hastalıkta ölüm getirmez. Büyük bir arif Mustafa Hayri (rahmetullahi aleyh) Hazretleri derdi ki “evlat hastalık ölüm getirmez ölümü getiren şey eceldir, alınan nefesin bitmesidir. Gün Biter nefesin biter, Allahaısmarladık der geçersin öteye…”
Bu bir o bakımdan rahat yaşamadır niçin rahat yaşamak istiyoruz rahat yaşamak şimdi hasta bir insanın ubudiyeti ile sağlam sıhhatli bir insanın ibadeti imkânı bir midir?
Şimdi düşün ki abdestini tutturamıyor bir insan muhafaza edemiyor bu insan elbette en azından gönülden rahat değildir.
İslam ona teyemmümle bu işi yap demiş olsa bile kalbi mutmain olmuyor insanın…
İbadetin devamı için sıhhatin de mükemmel olması lazım. İşte ibadetin mükemmelliği sıhhate bağlı değil mi?
İşte o kazancı elde edebilmek için de sıhhat şarttır yani ibadetle kazanç elde edeceğiz. Bu nedenle de hep devamlı tabibe gideriz ve cenabı Peygamber Efendimizin ümmetine tavsiyesidir, değil mi?
Ölüme hazırlık ibadetle olur
O bakımdandır, yoksa ömrü uzatmak kısaltmak bizim elimizde değil. Allah hayırlı, kendi rızası istikametinde ömür nasip eylesin ve kendi yolunda hayatımızı değerlendirmeyi son nefeste de kazançlı gitmeyi ihsan eylesin.
Bütün mesele budur, yani kazançlı gitmek; yapacağımız her şeyi mutlak suretle hesabını vereceğiz zerre kadar işlenilen şey hayırdır mutlaka sevabı vardır karşılığı vardır. Şerdir kötüdür mutlaka cezası vardır.
Rabbimiz Kur'an'ın da bunu beyan ediyor anlatabildik mi? İşte Müslüman her anını hayırla değerlendirmek ister ki istiyor ki ben kazançlı gideyim elim dolu gideyim.
Şimdi düşünebiliyor musunuz iki günlük bir hayat için her birimiz seferber oluyoruz. Sanayiydi, ticaretti, okumaktı, değil mi?
Bütün bunları niye yapıyoruz? 50 yıllık 60 yıllık bilemedin 90 yıllık bir hayat için bu şartlarda 90 sene yaşayan insanlar da parmakla gösterilecek kadar az, şimdi bu kadar hayat için bu kadar zahmet değer mi?
Kısa bir hayat için bu kadar zahmet çeken insanın ebedi hayat için ne yapması lazım işte ben diyorum ki bizim anlatmak istediğimizde bu zaten.
Diyoruz ki: Hayatımızın her sahnesini ibadet yapalım ki dünyada kaldığımız ve çalıştığımız müddetçe bu ahirette kazancımız olsun efendim.
Nasıl çalışıyorsunuz? Zenginsiniz zekâtını verebiliyor musunuz? Fakiri fukarayı doyurabiliyor musunuz? Sırtını giydirebilir misiniz? O yardıma muhtaç insanların Allah razı olsun ne kadar bir hayır ehli bu insan bunu söyletebiliyor musunuz?
Ama bütün bunları da bunlar densin diye değil Allah bunu istiyor diye yapabilirsek; daha, sanat, yol, çeşme, okul, su, her neyse bütün bunları yani amme diyoruz onun menfaatine maddi imkanlarımızı da takdim edebiliyor muyuz?
İşte bilesin ki o servet ahiret içinde büyük bir kazançtır. Artı şahsi mükellefiyetlerinin karşılığında ubudiyetinle elde edeceğin sevap yani kıldığın namaz, tuttuğun oruç, yaptığın hac, insanlar arasındaki münasebetlerin, insanlara yardım etmen, iki arası bozuk insanın arasını düzeltmen, milletine, vatanına hizmet etmen, Allah'ı zikretmen, Allah'ı sevmen, ondan korkman, onun ismi anıldığı zaman gönlünün ve tüylerinin bir an harekete geçmesi…
İşte bundan o kazançtır, o ibadet kazançtır. Böyle gittiğimiz zaman kazandık, hiç merak etmeyin. Her anda kazançlı.
Nasrettin Hoca'ya sormuşlar ki kıyamet ne zaman kopacak?
Buyurmuş ki; ben ölünce kopacak. Ne kadar güzel. Biz öldükten sonra kıyamet kopmuş kopmamış fark eden bir şey yok.
İnsanların ölümüne Küçük Kıyamet bütün tabiatın yok olmasına da Büyük Kıyamet denir, diyoruz.
Tabiatta hiçbir şey yok ki evren de hiçbir şey yok ki bunun sonu olmasın. Sadece Ezel ve Ebet olan Allah'ın zatıdır. Bunun dışında bütün mahlukat bir zaman içerisinde mukayyettir yani ömrümüz madde ve manada her şeyin ömrü mukayyettir kayıtlıdır.
Bunların bir başlangıcı ve de sonu olacaktır. Nasıl canlıların bir hayatı varsa bu tabiatın bu evreninde hayatı var düşünebiliyor musunuz?
Dünya da ölecek, son bulacak!
Bu tabiatta güneş sistemi gibi yüzbinlerce sistem var galaksilerde henüz daha bugün ilim bu tabiatın bu evrenin sonsuzluğunu hesap edemiyor mesela bilmem kaç ışık yılı senesinden başladığını hesabını yapamıyor.
Sonsuz bir kâinat sohbetimizde veya bir yerde bu yazımızda Ezel ve Ebet olan Cenâb-ı Hak başlangıcı ve sonu olmadığı için onun tecellisi sonsuzdur.
Bu nedenle de “bu alemin başlangıcı ve sonu yoktur” diye de bir ifademiz vardır hatırlarsanız
Yani bu alemin başlangıcı ve sonu yok. Bu sonsuz tabiatın bu sonsuz evrenin de aynen canlı varlıklar ve de mahluklar gibi sonu var. Yok olma, yani gitmeye bunlar da hayatını tebdil etmeye mahkumdur, mahkumuz.
Maddenin en küçük parçası atomdur, atom neden meydana gelmiştir içindeki proton ve elektrondan…
Elektronların devamlı çekirdek etrafında dönüşü maddeyi meydana getiriyor. Peki nedir bu elektronda hareket enerji ki bu kadar güçlü hareket yapabilsin?
Milyonlarca yıldan beri bu elektronlar madde dediğimiz kesafetin yoğunluğun içerisinde hareketini devam ettiriyor. Bu var, peki bu enerji bitmiyor mu? Değil mi? Bu enerjiyi nereden alıyor bu madde? Şimdi madde kanuna göre bu enerjinin er veya geç bir zaman sonra durması gerekiyor.
Daha doğrusu bitmesi gerekiyor bir misal verecek olursak “Siz bir taşı fırlatıyorsunuz herhangi bir güçle faraza 100 beygir gücü ile bir taşı fırlatıp, taş ne kadar gider. O beygir gücü bitene kadar gider, beygir gücünün taşa yaptığı baskı veya enerji bitene kadar o taşı gönderirsiniz. Kolunuzla savurun, kolunuzdaki güç kadar taşı gönderirsiniz ne kadar gider? Attığınız hız kadar yani ona sarf ettiğimiz güç kadar gider.
20 kilogramlık bir güçle mi savurduğunuz, 100 kilo neyse bu bir hesap ne kadar gider. İşte o kilogram hız kadar gider, bitti mi orada taş düşer.
Madde içerisindeki hareket de elektronları da birisi savurmuş öyle bir güçle savurmuş ki fırtına gibi fırıldak gibi dönüyor ne kadar gidecek bu güç ne kadar büyük ise o büyüklük nispetinde dönecek ama Mihaniki Fizik Kaidesine göre bu gücün bitmesi lazım değil mi bittiği zaman ne olacak hareket duracak hareket durduğunda ne oluyor madde diye varlık ortada kalmıyor. Şimdi elektron madde içerisinde atom içerisinde dönmediği zaman madde yok demek. Burasını bilmem anlatabildim mi?
Şimdi göklerdeki o kara delik olayı bu işte; koskocaman dünyanın 10 misli 100 misli büyüklüğünde yıldızlar var. Dedik ya yüzbinlerce Galaxy sistemi var, Semada.
Bugün ilim bunu tespit etmiş teleskoplarla beraber dünyadan misillerce büyük olan bu yıldız içerisinde netron çöküşü dediğimiz gerçekleşiyor, yani elektronların hareket enerjisi bitiyor.
Bitince ne oluyor? Hareket duruyor, içerisinde netron çöküyor öyle bir büzülme ile koskocaman yıldız içine doğru büzülüyor ki bir futbol topuna dönüyor yani küçücük bir top kadar.
Güneş kadar, büyük olan dünyadan yüzlerce defa büyük olan bu yıldız elimize alıp bir futbol topu da diyebiliriz buna bu hale geliyor çöküyor yani…
Ama Allah'ın tecellisine bak ki o halinde ilk çökmeden evvelki halindeki ağırlık neyse, hepsi o topun içerisinde sıkışıyor.
Çünkü ağırlığı taşıyan yoğunluklar o topa stok ediliyor iki, daha enteresan bir nokta onun kapladığı hacım ne kadar. O hacım kadar da çekim orası devamlı çekim gücüne malik tıpkı bir huni gibi.
Bende bir Amerikalı bilim adamının eserinde okudum bunu şekillerini çizmiş mantığın kabul ediyor ama tıpkı bu huni; İsrafil’in suruna benziyor.
Şimdi enteresandır ve madde dengesini kaybettiği için o çöküşte meydana gelen enerji yoğunluk daha doğrusu mevcut olan, efendime söyleyeyim o çekim gücü dönüşüyor, bir girdaba dönüşüyor, devamlı dönüyor siz su içerisinde bir girdap düşünün yok girdaba yakalanan cisim girdaba gider mi gitmez mi kurban olur değil mi çekilir kaybolur gider.
İşte o yıldızın yörüngesine giren yıldızlar veya onun yörüngesinde olan yıldızlar ona yaklaştığı zaman efendim o güç o girdap onu çekiyor, yutuyor, koskocaman yıldızı kendisi gibi küçültüyor. Sadece o delik büyüyor ama farkında değiliz kara delik büyüyor.
Eğer bir sistemde herhangi bir efendime söyleyeyim, Galaxy sisteminde böyle birkaç yıldız yörüngesinde bulunup da çekmişse tamamen hacim büyüyor.
Efendim o girdapta büyüyor derken o sistemin allak bullak olması yok olması söz konusudur. Nitekim biz hacdayken haber olarak da bu yayınlanmış. Semada teleskoplarla böyle bir kara delik tespit edildi diye dinlediniz gördünüz, bunlar var.
Her halde Allah kulunu uyarıyor
Bu ne demektir? “Ey insan sakın ha böbürlenme kafana akıl koy” Allah diyor ne buyuruyor “bu aleminde sonu var zaten onun sonuna gerek yok senin sonun her gün yüzlerce senin gibi hayat sahibi zişuur insan hayatını kaybediyor niçin hazırlanmıyorsun? Hazırlan demek istiyor.
Bazıları Müslümanı anlamak istemiyorlar. Mümin insan geniş ufuklu insandır hayata 50-60 veya 70 yıl gibi bir zaman içerisinde bakmaz, onun hayata bakış tarzı sonsuzdur.
Şimdi sonsuz hayatı gözleyen insan mülteci gerici olabilir mi? Sonsuz hayatı önüne getirip o şekilde hayatını yaşayan bir insan çok akıllı, çok zeki, feraset ehli; yaptığı hesapları çok iyi bilen ve tutturan insandır.
O bakımdan hesap adamı olmak, Bence sonsuz hesabı bilmeye bağlıdır. Bu hesabı bilmiyorsak bilelim ki çok yanlış yaparız yanlışlarımız çok olur, isabetimiz az olur, kısa mesafelerde hep kendi kendimizi kandırırız, aldatırız.
Zaten Cenabı Hak dünya hayatı için “legibun evlehum” buyuruyor. Oyun ve oyuncaktır. Dikkat edin hatta soruyorlar birbirine sureyi “amme yetesaelune anin nabail azim”(6) Ne zaman bu büyük gün gelecek ki herkes ihtilaf ediyorlar. Ne zaman ama mutlak var “ellezi hum fihi muhtelifun”(7) bu konuda zamanı hususunda ihtilafa düşüyorlar ve Cenab-ı Hak kıyamete yemin ediyor. “La uksimu bil yevmil kıyameh”(8) Kıyamet gününe yemin olsun ki bu mutlaka vardır insan en değerli şeyler üzerine yemin eder.
Allah da onun üzerine yemin ederim çok değerli ne için değerli çünkü Allah onunla gücünü ispat edecek bütün mahlukatı şimdi o vardır yoktur diyen o gün görecek Muazzam sonsuz Kâinat tabiat ayet-i kerimede Cenabı Hak insanoğluna
“EveIem yeraI insânü ennâ haIaknâhü min nutfetin feizâ hüve hasîmün mübîn”(9)
Sizi bir damla su pıhtısından meniden yaratan Rabbinizin bu gücünü görüp de hala mı Onu inkâr ediyorsunuz yani onun dirilteceğinden şüphe ediyorsunuz.
Biz aklımıza bir bakalım bir kokmuş su damlası değil mi? Şu damlanın harikalarına bak; düşünüyor, hayal kuruyor, görüyor işitiyor, vehmediyor, tutuyor, uyuyor, kalkıyor, koşuyor, icat ediyor, keşfediyor, yapıyor bir damla su…
Allah Allah ne muazzam kabiliyet bu insan bunu düşünmez mi peki bu kabiliyet nereden geliyor?
Bu insana insan sorar bunu kabiliyet nereden geliyor? Eğer tabiattan geliyor dersek tabiatta bu kabiliyet yok ki ne işitmesi var ne görmesi var.
Ne düşünmesi var ne hissetmesi var öyle ya bu kabiliyet onda olmuş olsa o zaman kendinin de çok daha mükemmel olması lazım ki belki bunlar bana aittir ben biraz daha azını vereyim sana ama insan bazen tabiatı da allak bullak ediyor, şekilden şekle sokuyor.
O halde bu güç bu kuvvet tabiatın değil tabiatı da bu hale bu vazifeyi veren verenin bu nedir? İşte Allah’tır. Niçin buraya geldik ki kısaca şunu anlatmak istiyoruz bu hâdise mutlaka gerçekleşecek er veya geç mümin insan bundan çekilmez ve de korkmaz
Kâmil Mümin ölümden korkmaz
O hesap gününe kendini hazırlar, korkusu nedir, eyvah demesinin hikmeti nedir? Neden ben kalın kafalılık yapıyorum da iyi hazırlanmıyorum demesidir hükmünün korkusu budur.
Yoksa Alem sonu gelecekmiş ölecekmiş e tabi ölecek. Ölmeyecek mi? Niçin kavuşmak istemesinin, sonra ölüm bir vuslat, sahibine kavuşmak ondan korkmaz. İleride gelir inşallah sorarsınız anlatırız bu konuda büyük bir Arif'in öğrencisiyle bir şeysi vardır Sure-i Yusuf’la ilgili bir kısası vardır gelir anlatırız.
Mümin bunlardan korkmaz çekilmez. Korkumuz ne? İyi hazırlanmamak, hazırlanalım işte her şeyimizi ona hazırlanmak için ayarlamamız lazım buna göre hayatımızı tayin ve tanzim edersek bilelim ki kazançlıyız.
Günümüzde dikkat edersek bütün suçlar ve başta bazen biz diyoruz ki Müslüman bir insan olarak yaşasak toplumda bu tip hallerin olması mümkün olmaz.
Neden olmaz Müslümanlıktaki hikmet nedir? İşte Müslümanlık, insanı ahirete hazırlıyor. İnanç ondaki en büyük unsur inanç hakimiyetidir.
Allah ona her şeyi soracak bunu biliyor. Müslüman hiç kimsenin bir kılına dahi zarar vermez, mümin incitemez, hiçbir insan incitmez, bunun hesabını verecek bastığı toprak altındaki karıncanın bile hesabını vereceğine inanan Müslüman nasıl olur da bir insanın hayatına son verebilir, malını çalabilir, ırzına namusuna tecavüz etme düşüncesinde bulunabilir?
O kendi dünyasında hayal dünyasında bile bunları düşünemez yani maddi hayatı tertemiz olduğu gibi manevi ufku da çok temizdir onun manevi ufkunda son derece mutantan mütedeyyin bir hayat vardır Hep onu kurmaya çalışır alemine de bunun akşam etmek istiyorum bunlar her şeye örnektir.
Şimdi biz bu tip örnekleri göremediğimiz için diyoruz ki herhalde bu insanlar ölümden sonrasına pek inanası gelmiyor ki bu kadar korkunç hadiseler zuhur ediyor.
Öyle ya hiç ölümden sonrasına inanan insan hırsızlık yapabilir mi, kötülük edebilir mi yalan konuşabilir mi başkasına zarar verebilir mi başkasını rahatsız edebilirim insanların arasına açabilirim bir canı incitebilir mi? Değil öldürmek…
Ama bunların biz bugün son derece revaçta olduğunu görüyoruz.
Tıpkı cahiliye döneminde olduğu gibi iffetli hayalidir namuslu fetanettir ahlaktır hukuktur hiçbir şey kalmadı sanki yani bir karamsarlık tablosu çizmek için bunu söylemek istemiyorum.
Gazetelere bakın haberleri dinleyin, bunlar her gün görürüz ha bunların için var oluyor demek ki biz bir şeye çok güçlü inanmıyoruz da onun için oda nedir ölümden sonra dirilme olaydır.
Eğer buna bir inanabilsek günümüzün bence asıl problemi de bu buna inanabilsek, adam öldürmeyi hüner haline getirmiş insanlar her şeye son verir, tövbe kapısı her tarafı açar. Allah'ın rahmeti sonsuzdur.
Yalan konuşmaz iftira etmez dedikodu yapmaz senin benim malıma gelip elini uzatmaz insanların arasını bulur huzur ve saadet içinde yaşamaları için onlara imkânlar hazırlamaya çalışır, bilir ki kazanç budur. Bunun ötesi yalan bunu demek anlatmak istemişiz ve kanaatim da budur.
Biz millet olarak çok büyük bir millet inancımız fevkalâde yerindedir ancak bunun frekansı bazen gidiyor bazen geliyor bunu her zaman yerinde tutmak gerekir zayıflatmayacağız.
Elmanın cinsine benziyor 5000 liraya aldığın da elma ve elma 50.000 liraya aldığın mükemmel elma da elma ama birisi kırışıktır buruşuktur yenmez acıdır. Dağdaki hüday-i nabit ama bir tanesi de Amasya elmasıdır, lezzetinden yenmez işte iman da böyle –sınıf-- hepsi imandır ama bunu mükemmel hale getirmemiz lazım.
Bunu yapacağız inşallah bunu anlatmak istemişizdir
Son nefese hazırlık
Son nefese hazırlık işte hayatı bu şekilde düşünüp değerlendirmektir. Yoksa muayyen zamanlarda değil hayatın tamamını bir imtihan olarak kabul etme halidir, kalbi Allah'a mekân yapma halidir son nefes hali, şimdi insanda çok ciddi bir güç var enerji var nefis var Allah imtihan dünyasında olmamız münasebetiyle bu gücü bize mekkuz kıldı.
İçimize gizledi verdi bunu yahu bunu niye verdi zaten bize bunu vermemiş olsaydı melek olurduk ama melek var o zaman insana ihtiyaç olmaz tamam onu verdi, öteki tarafı vermeseydi o zaman hayvan olurduk ama hayvan da var biz melekle hayvan arasında bir varlığız ikisinin hasleti derunumuzda meknuzdur.
İrade verdi hayvan da yok, akıl verdi onda yok ne melek de var ne hayvandan şimdi bu gücü bu kuvveti onun gösterdiği istikamette akıl ve irade ile değerlendiren insan, her anını Allah'la beraber yapar.
Günde sadece 5 defa Allah'ın huzuruna gitmek değil marifet her an Allah'ın huzurunda olmak asıl saadet asıl sevda asıl vuslat budur. “Arifler her an namazdadır” diyor Mevlana. Hz. Abdulkadir Geylani kaddesallahu sırrahul aziz “öyle ol ki diyor onsuz olma her an onunla beraber ol, ben seni hep ona çekmek istiyorum Onun huzuruna getirmek istiyorum Sense beni dinlemiyor bana isyan ediyorsun nedir bu halin Ben senin kavganı durdurmaya çalışıyorum sense kavgaya devam ediyorsun ve beni haksız görüyorsun. İtirazı bırak Beni dinle beni dinlersen onunla olursun”
Niye? Çünkü o bize içimizdeki engelleri gösteriyor. Şunları şunları yaptığın zaman aşıp ona gidemezsin, yapmazsan gidersin, Onunla beraber olursun bir zevki manevi buna tecelli Rabbani denir.
Allah kulunun kalbine tecelli ettiği zaman bir hazdır bir lezzettir. Buna da feyiz denir o muhabbeti kul aldı mı ah “ballar balını buldum kovanım yağma olsun” demeye başlar bir zevktir bir sevdadır bu hal.
Şimdi bu halde olan adam ölümden korkacak, haydi oradan be niye korksun ki bizim milletimizin temelinde bu inanç bu sevda bu haslet bu hayat olduğu için ölümden korkmaz o bakımdan
“Ölüm Sana vuslattır hakka kavuşmak için” değil mi?
Askerimiz Mehmet’imizde Onun için ölümden Korkmaz Allah Allah der ateş hattına girdiği zaman süngüsünü takar hiç ölüme seve seve gider.
Bilir ki yaşadığı ailemden çok daha mutlu çok daha mükemmel bir alem var bir şehadet alemi bir mükemmel alem var.
Bizim özümüzde bu var. Şimdi insanın iç tabiatına dedik ya hem melek-i sıfatlar var hem hayvan-i sıfatları var. Düşün ki hayatında bu hayvani sıfatları melek-i sıfatlarına esir etmiş onda melek-i sıfatlar hüküm kurmuş tam insan olmuş İnsan-ı Kâmil olmuş o insan ölecek sureti de insan, sireti de insan.
Ama düşün ki görünüşte insan hakikatte kin var nefret var. Bunlar kimin halidir? Hayvanın halidir; kin, deve kini derler, yılan gibi sokma derler.
Bu ahlak ahlak-ı zemime hayvanların halleridir şimdi bu da hâkim olur da bu hal üzere insan ölürse görünüşte yakışıklı bak şimdi delikanlı has bir adam meğer gitti hayvan suretinde.
Bunu tebdil etmemiz lazım hayatta kazanç budur işte insan olarak geldik insan olarak gidelim insan olarak Allah'a yürüyelim.
Maksat bu, o zaman nasıl ölüyorsak öyle dirileceğiz işte insan gibi ölelim insan gibi dirilelim.
Hadis Şerif'te Canab-ı Peygamber Efendimiz günde 17 defa ölümünü düşülen şehitlerle haşrolur buyuruyor. Neden çünkü ölümü düşünen insan ölümden sonrası Allah'la beraber olur. Allah'a hatırlar. Allah’ı hatırlayan insan yanlışlık yapamaz işte harama uzanamaz haram yemez haram konuşamaz dili gözü eli ayağı bağlanır onun yanlışlara. Hep doğruyu görür, hep hayırlı görür hayırlı işler yapar yanlış iş yapmaz birincisi dedik nedir bu Allah'ı zikretmek Allah zikrederse ikincisi namaz.
Peygamberimize üç şey sevimli kılınmıştır
Cenabı Peygamber Efendimizi üç şey sevdirilmiştir. Bunlardan bir tanesine de işte namazdır gözümün nuru diyor. Niye Gözünün Nuru? O göz nuru tertemizdir. Çünkü o namazda insana tecelli eden Cenabı Haktır.
Ne demektir tecelli? Kendini tanıtmasıdır “esselâtü Miracı müminin” Namaz kılın, namazda başını secdeye koyuyorsun ben yokum diyorsun. Bu ne demektir?
“Sübhane rabbiyel azim Sübhane rabbiyel ala rükuda ve secdelerde yüce olan Allah'ı tesbih ederim.” Diyorsun.
Ben de hiçbir şey yoktur demek istiyorsun. Ben yokum diyorsun. Ben yokum dediğin zaman var olan kimdir? Allah'tır.
O Allah'ın varlığı sana tecelli ettiğinde kalbinize tecelli ettiğinde kalbimize Allah o namazı nasip etsin işte asıl namaz bu” ariflerin namazı bu” diyor, Mevlana…
1 Zikrullah, 2 namaz, 3 nefsi tezkiye eden Oruç, nefisin de temizlenmesi lazım. Böyle her zaman ye iç ağzının damağının tadını al güzel ama işte hep ehli dünya olursun
Tulu Emel sahibi uzun düşünürsün sanki ölmeyecek misin? Öleceksin kardeşim ya hesabını yapsana insanda bir hırs var bir tamah var “insanoğlunun iki vadi altın olsa üç vadi altın olmasını arzu eder onun gözüne ancak bir avuç toprak doyurur” Cenab-ı Peygamber Efendimiz böyle buyurdu.
Bunlar işte bunları bu hallere aşacağız ki her zaman Cenabı Hakla beraber olalım. Ondan sonra bunların ardından ne gelir Allah'ın muhabbeti gelir.
Yaptıkça yürüyoruz, sen yürüdükçe o sana koşuyor. Ne diyor “bana yürüyerek gelirsen ben koşarak gelirim, sonra gören gözü işiten kulağı tutan eli konuşan dili yürüyen de ayağı olurum” diyor. Kim? Bunu buyuruyor, Allah buyuruyor yahu bir insan nasıl yarın öbür gün lan oğlum baksana bir insan Cenabı Hakk'ın nazarıyla baksa nereye görmez şimdi efendim o içimizdeki bize zemime tarafı ahlakımızla şeytan musallat oluyor, Şeytanın asıl sermayesi orasıdır tarlasıdır.
Son nefeste oraya gelir oturur. “Hasta etti seni, alacağını ondan mı alacaksın gel bana tamam ben güçlüyüm” O son nefes aman yarabbi tam bir cidalleşme anı mücadele o sana sen ona…
Hocam nasıl kazanacağız işte “son nefeste söylemezse bu diller Bütün cihan senin olsa ne fayda” diyoruz ya işte bu özü bu son nefeste ne diyecek? Ey Şeytan nefis dur bakalım. Hayır siz yalan konuşuyorsunuz asıl sevilen Allah'tır. Baki olan odur ona döneceğiz ondan geldik nasıl “eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enna Muhammeden abduhu ve resulühu”
Onun için haleti Nezir de diyoruz tabir bu olan insanların yanına gittiğimizde unutmayalım hiçbir şey bilmiyorsak bu kelime-i şehadeti kelime-i tevhidi kulaklarına duyacağı nispette okuyalım.
Evet okuyalım ki onlar da bunu güzelce söyleyerek testimi ruh etsinler ve Rablarından geldiği gibi ona güzelce gitsinler.
Eğer bunu yapmazsak, o zaman zararlı gideriz biz şimdi niye fazla Allah'ı zikredelim diyoruz niye fazla ibadet, bak Cenabı Hak Kur'an'da beni çok zikredin buyuruyor bunda bir incelik var bir sır var.
Son Nefes; Hadi Allah'a ısmarladık de demez
Nedir bu? Biz onu güzel çok zikredersek kalbimize o yerleşir azalarımıza yerleşir, elimiz ayağımız gözümüz kulağımız da Allah Der ne zannediyorsun sen, esasen esteizu billah “yusebbihu lillahi mafis semavati vema fil ard” Yerde ve gökte ne varsa hepsi Allah'ı zikreder.
Allah der, her şeyimiz Allah diyor.
Cenabı Hakk'ın istediği murat ettiği irademizde onu zikretmemiz dilimiz değil mi?
Onu zikretmemizi bunu istiyor bizden bunu yaparsak mesele tamamdır.
Ha şimdi bunu yapıp da kalbimize zikri indirdiğimiz zaman oraya yerleştiği zaman zikir orada mekân tuttuğu zaman o son andaki cedelleşmede, mücadelede, kavgada, hiç korkma şeytanı mağlup edersin. Niye? Eğer kalbinde o seni mağlup ederse dimağında şuurunda vardır O hayal, orada Allah dersin, orada la ilahe illallah dersin. Hayır, orada yok dilinde var dilinde dersin, elinde dersin onun için her tarafı yerleştirmek lazım, demi efendim…
O tek hasmımızı mağlup edeceğiz zaten o tek hasım mağlup olursa cemiyet meydanında da kötülük kalmaz. Herkes onu mağlup etmeye mükelleftir şu veya bu suretle ortaya çıkıyor bazen insan suretinde bil ki tasarruf eden hep odur bizim nefsimizle eğer onunla mücadeleye karar verirsek ne ortada şu kalır ne bu kalır.
Esasen Cenabı hak inanan kuluna son nefeste bir acı da verecek ıstırap da verecek onun kefaretidir.
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz hadis-i şeriflerinde öyle buyuruyor ve “müminin kefaretidir. Ne, ölüm” sıkıntısı o cefası değil mi Onu tertemiz Cenabı Hak istiyor o anda onu temizliyor öyle huzuruna alıyor”
Bir de bunun üstü bir hal var ki Allah onu hepimize nasip etsin böyle sevinerek koşarak eğlene eğlene gider.
Hadi Allah'a ısmarladık de demez. Lan öyle bir aleme gidiyorum ki buradan ne olur dercesine…
Yahya Kemal Beyatlı'nın Allah rahmet eylesin hep o şiir hatırıma gelir de tam okuyamam onu. Bundan çok hoşuma gider sanki o anı anlatıyor:
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol, sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli” diye devam ediyor.
Gene iyi bu kadar okuduk. Çok sevdiğim bir şeydir böyledir. Şimdi senin dediğine gelince Hz. Yusuf Aleyhisselam kadınlar meclisine girdiği zaman her peygamber de bil ki mucize vardır Allah'ın peygamberlerin de bir mucize vardır.
Yusuf Aleyhisselam ‘ın mucizesi güzelliği o kadar güzeldi ki Hz. Peygamberimiz buyuruyor ki “ben Miraç'ta kardeşim Yusuf'u gördüm” diyor “kainatın yarı güzelliğini Allah ona İhsan eylemiş”
Hz. Ayşe annemiz de buyuruyor ki “Kenan Diyarı'nın Yusuf'u görüp de parmaklarını kesen kadınlar Eğer Allah'ın sevgilisi Muhammed Mustafa'yı görsellerde hayatlarına kıyarlardı.”
Şimdi o kadar güzel, bak Resulullah’ın güzelliği ne kadarmış işte sure-i Yusuf'u okumasını bir mürşit müridine tavsiye ediyor sebep de Hazret diyor Kur'an-ı Kerim'de her şeyin olduğunu söylüyorsunuz ancak ben müminin ruhu yağdan kılı çekersin gibi çıkar hadisinin mealini Kur'an'da bulamadım.
O da buyuruyor “Oğlum sure-i Yusuf’u oku. Gidiyor okuyor bulamadım diyor o zaman gene oku diyor gidiyor gene bulamadım diyor en sonunda buldum Neyi diyor?
Hz. Yusuf'un güzelliğini müşahede edip de varlığından geçen kadınlar ellerini kestiği zaman farkına varmadılar. Demek ki insan ruhunu teslim ederken Allah'ın cemalini müşahede ederse onlarda ruhun bedenden çıkış ıstırabını duymazlar” hah bildin diyor, tam öğrendin okudun bu sefer.
Şimdi efendim insan eğer Rab’ına dünya hayatında vuslata karar verdi hep ona yürümek istiyor gidiyorsa artık bir perde kalmıştır. Ölüm dediğimiz anda o perde de can hulkuma geldiği zaman açılır, gideceği yer seyredilir.
Gideceği âlemde onun Rab ’binin mekânı Onun Rab’ının zatının sıfatının esma ilahisinin olduğu âlem olduğu için şimdi düşün ki insan en büyük gerçeği en büyük hakikati bir anda perdenin açılışı ile seyrediyor.
Daha Bir şey duyar mı ya? İşte kovanım yağma olsun der zaman. Evet doğrudur çok doğrudur. Allah o hali hepimize nasip eylesin böyle bir ölüm ihsan etsin Cenabı Hak benim rahmetim sonsuzdur diyor “tubu ilellahi tevbeten nasuha” günahınıza dönmeyecek şekilde tövbe edin ben sizi affedeyim; Cenabı hak “Vallahi gafururrahim” Yeminle ben affedecinin ta kendisiyim; Cenabı Hak kullarını affetmek için bahane arıyor.
Mesele onun kapısına dönmektir döndüğümüz zaman o bizi affeder. Onu istiyor zaten bizim evladımıza olan muhabbetimiz in en az yedi misli demiştir.
Onun en isyan etmiş kuluna düşün ki o kuluna rahmet etmesin onu affeder. Bu mümkün mü hatta ayet-i kerimede “la taknetu min rahmetillah”(10) Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.
Şimdi efendim bu o rahmeti biz anlatamayız o mümkün değil anlatmak hiç mümkün değil sonsuz bir kapıdır.
Hiç şu andan tezi yok oraya girelim sığınalım rahmeti zaten ne diyor eğer inkâr eden onun rahmetinin sonsuzluğunu bilseydi utanır inkâr etmezdi, rahmeti sonsuz ama mümin de neye sabredecek öyle ama bir de onun azameti kudreti var kuvveti var.
Onu düşünseydi oda ubudiyetten geri kalmaz.
Bu sohbeti video olarak izlemek için play butonuna basınız